Murat Sevinç
Son yazıda laiklik kavramının gelişimini özetlemeye çalıştım. Sıra laikliğin Osmanlı-Türk anayasacalığı deneyimindeki macerasında.
Usanmadan kavramlar arasındaki düzey farklılıklarından ve düzeyler birbirine karıştırıldığında konuşmanın olanaksızlığından söz ediyorum. Bu nedenle her durumda ilk soru: Ne üzerine konuşuyoruz?
Eğer konu ‘anayasal düzen’ ise, o zaman yalnızca metinlerle ve bir metnin diğerleriyle karşılaştırılmasıyla yapılacak yorumlarla yetinmek yerine, anayasal düzenin tüm nitelikleri, toplumun sınıfsal yapısı, hâkim inanç ya da inançlar, ekonomik ve kültürel gelişmişlik düzeyi, yerleşik gelenekler ve düşünme biçimleri göz önünde bulundurulmalı. Aksi halde ‘ne üzerine konuşuyoruz’ ve ‘neden demokratikleşemiyoruz’ soruları üzerine düşünmek güçleşiyor.
Bu yaklaşımın, yani disiplinler arası bağ kurma gerekliliğinin hakkını bir iki yazı ile vermek mümkün olmadığı gibi, benim boyumu posumu aşan bir donanım, bir başka deyişle ‘ortak düşünme ve okuma’ gerektiriyor. Haliyle bu satırları bir öneri olarak görmenizi rica ediyorum.
Laikliğin bir topraktaki gelişimi, o toprağın türlü birikimini göz önünde bulundurmakla anlaşılabilir. Nasıl ki bir meyve doğal yolla her iklimde yetişmiyorsa, kavram ve olgular da uygun iklime, toprağa, gübreye gereksinim duyar. Türkiye laikliği, kaçınılmaz biçimde Türkiye toprağının özgüllüğü içinde yeşerip serpilmiştir. Çağdaşı olan demokrasilerle arasındaki ayrımlar ve tabii o demokrasilerin her birinin diğerlerinden farkı, yine aynı gerekçeyle, tarihler arasındaki başkalıklardan doğmuştur.
Eğer ‘din’ adı verilen bir olgu varsa ki var, eğer ‘inançlı’ insan varsa ki var, devletler toplumlarından kopuk değillerse ki değiller, devletlerin din ya da dinlerle karşılaşmama ihtimali de yok. Tüm devletler ile toplumlarının inançları arasında bir ilişki var.
İlişkinin şekli şemaili farklı. Çünkü tarihleri farklı! O tarihi yapan oyuncular ve kurumlar farklı. Birinde kilise var, diğerinde yok. Birinde ruhban sınıfı var, diğerinde yok. Birinde aristokrasi var, diğerinde yok. Birinde tarihi değiştiren sınıf burjuvazi serpilmiş, diğerinde doğmamış ya da doğum sancısını aynı biçimde çekmemiş. Biri din ile arasına aşılmaz mesafe koymuş, diğeri asgari ilişkiyi korumuş. Birinde demokrasinin gelişimi yüzyıllara yayılmış ve dini düşünce etkisini yavaş yavaş kaybetmiş, diğerinin laikliği kabulü daha sert ve keskin olmuş…
Fakat sonunda, laikliğin (burada bir önceki yazıda söz ettiğim ‘farkları’ görmezden geliyor ve seküler-laik ayrımı yapmıyorum) bazı ortak noktaları belirmiş ve bunlar demokrasilerin vazgeçilmez niteliği kabul edilmiş. Biri, devletlerin örgütlenirken inançlar ile aralarına mesafe koyması. İkincisi, devletin yurttaşla ilişkisinde benimsediği kural ve ilkelerin içeriği. Yani bugün ‘insan hakları’, ‘temel hak ve özgürlükler’ ya da ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ derken kastedilen ikili bir niteliği var.
Toprağımızda laikliğin gelişimi meselesi de, ne Osmanlı-Türk geleneğindeki ‘devlet’ düşüncesi, ne Batı ile Osmanlı modernleşmeleri arasındaki farklar, ne de dinler arasındaki ayrımlar gözardı edilerek anlaşılabilir. Laik düşünce, bir önceki yazıda anlatmaya çalıştığım gibi Batı’da ortaya çıktı. Bugüne varana dek verilen yüzlerce yıllık mücadelenin ürünü. Hristiyan dininin temsilcileri ile giderek hâkim olan burjuvazi arasındaki mücadelede uç verdi. Laiklik, kilisenin ve temsil ettiği değerlerin gözden düşmesi demekti.
Osmanlı Devleti ise aynı yüzyıllarda bambaşka gelişmelere sahne oldu. Çünkü devlet yapısı, kuruluşu, işleyişi, ekonomik örgütlenmesi, ideolojisi farklıydı. Birkaç yüzyıl boyunca giderek güçlenmesine ve yayılmasına yol veren o devlet yapısı ve ideoloji, belli bir tarihten sonra zayıflığın gerekçesi haline geldi. Osmanlı, bir tarihte trenin kaçmakta olduğunu fark edip yakalamak için çaba harcamaya başladığında, bu kez yine iç ve dünya koşulları nedeniyle, modernleşirken yarı sömürgeleşip 19. yüzyılın sonuna doğru borcunu ödeyemez hale geldi.
Fransız Devrimi’nin ithal ettiği milliyetçilik ile yeni bir dünya düzeni kurulurken, yaklaşık bir yüz yılda topraklarını büyük ölçüde yitirdi. Laiklikleşme, Osmanlı-Türk modernleşme sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Batı’dan farklı koşullarda, farklı bir terminolojiyle, farklı kesimlerin gündeme getirmesiyle. Büyük ölçüde, kapitalizme eklemlenme çabasının sonucu olarak.
Osmanlı’dan günümüze değişmeyen bir şey varsa, o da muhtemelen ‘devlet bekası’ düşünce ve kaygısıdır. Önemli olan her zaman devlet ve onun ayakta kalmasıydı. Her kurum, her yönetici, her eylem devletin var olabilmesi için bir araçtan ibaret bu tarihte. İnanç dahil! Osmanlı bir teokrasi. Buna mukabil, tümüyle İslam hukukunun kaynaklarıyla yönetildiği filan yok. Diğer yanda kanunnameler, önceki devletlerden devralınan bazı gelenekler, eyaletlerin kendilerine özgü idare kural ve üslupları, örfi hukuk adı verilen hukuk…
Bir tarihten sonra nakledilen Hilafet de siyasetin aracı. Doğru, alınan kararlar devlet yönetiminde önemli yeri olan şeyhülislamın ‘onayından’ geçiyor, ancak onu atayan da azleden de, sultan. Şeyhülislam da ‘devlet bekasını’ gözetmek durumunda. İslami hukukla örfi hukuk el ele tutuşmuş halde Osmanlı’da (din-u devlet) ve tabii örfi hukuk da meşruiyet için İslami terminolojiye ihtiyaç duyuyor. (Söylemeye gerek yok belki ama Halil İnalcık’ın konuya ilişkin metinlerini öneririm.)
Aynı kaygıyı/amacı, Osmanlı modernleşmesinin yüzyılında görmek mümkün. Kuşkusuz öncesinde de gelişmeler yaşanmış ve Batı ile çeşitli düzeylerde ilişki kurulmaya çalışılmış olsa da, konu bakımından daha önemli olan belgeler 19. yüzyılın ürünü ve II. Mahmut’un âyanlarla yaptığı seneti (1808-Sened-i İttifak) dönüm noktası kabul edebiliriz. Tabii bu Sened’in öncüllerinden kabul edilebilecek çok ilginç bir başka senet de var (1807 hücceti) ve Sinan Birdal’ın, Osmanlı tarihçisi Ali Yaycıoğlu’nun çalışmasından hareketle yazdığı yazıların (elbette tümünü) sonuncusunu özellikle okumanızı rica ediyorum.
Modern devletin iskeleti olan bürokrasiyi kurmaya girişen sultan ise II. Mahmut. Ömrü vefa etmiyor ve Tanzimat Fermanı (1839) Abdülmecid saltanatında ilan ediliyor. Ardından, en önemlisi Islahat Fermanı (1856) olan başkaca metinler. Sonunda ilk anayasa Kanun-u Esasi (1876). Bütün bir yüzyıl boyunca, devletin ayağa kaldırılması ve bu yönde harcanan çabanın (modernleşme-laikleşme) İslami terminolojinin yardımıyla hayata geçirilme çabası söz konusu.
Laiklik öyle pek kullanılan bir kavram değil kuşkusuz; bu nedenle ‘laikleşme süreci’ ifadesini tercih ediyorum.
II. Mahmut diyor ki, “Ben tebaamın Müslüman’ını camide, Hristiyan’ını kilisede, Musevi’sini havrada fark ederim. Aralarında başka türlü bir fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim kavidir ve hepsi hakiki evladımdır.” İlk bütünlüklü anayasal belge olan Tanzimat Fermanı ise, ‘gerilemeyi’ ikinci Viyana kuşatmasından başlatırken gerekçe olarak ‘Şeriat’a uyulmamasını’ gösterir. Buna mukabil sonrasına bakıldığında bunun bir ‘ikna çabasının’ ürünü olduğu fark edilir. Çünkü önerdiği çare ‘yeni yasaların yapılmasıdır’. Din ayrımı olmaksızın tüm uyruklara güvenceler tanınması, aynı ‘eklemlenme’, ‘modernleşme’, ‘laikleşme’ sürecinin gereği ve kocaman tohumu. Benzer bir ‘Osmanlı tebası’ tanımı Kanun-u Esasi’de de var.
İslam terminolojisi, hem toplumun geleneksel normları hem de araçsallaştırmanın sonucu olarak modernleşmenin irili ufaklı duraklarında kullanılırken, dönem okumuşları, düşünce insanları bakımından da yönlendirici oldu. 19. yüzyılda gerek bürokraside gerekse yazın hayatında önemli bir canlanma var. Entelijansiyanın da başat sorunu devlet bekası. Ne yapıp ederiz de Osmanlı’yı düze çıkarırız.
Henüz 18.yüzyılın sonunda bir anayasa yazan Velestinli Rigas’ın da, yıllar sonra Ali Suavi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi Tanzimat aydınlarının/bürokratlarının da, modernlik ve İslam’ı kaynaştırma derdindeki Genç Osmanlılar’ın da, İttihat ve Terakki’ye (1895) dönüşecek İttihad-i Osmani (1889) üyelerinin de başlıca kaygısı bu. Biri daha İslamcı, biri daha modernist, biri meşrutiyet yanlısı vs.
Bu tarihe bakıldığında, baktığınız yerle ilişkili olarak, örneğin, Niyazi Berkes (Türkiye’de Çağdaşlaşma) gibi ‘ilerlemeciler ile dinin egemenliğinden yana olanlar’ arasında yapılan keskin ayrımı da görebilirsiniz, her iki kesimin aslında tümüyle bir örnek olmadığını da. Kişisel olarak her yönden ‘okumadan’ haberdar olmaktan yanayım. Değişimi destekleyenler bunu nasıl ki dini düşünceyi ihmal etmeden yapmaya çalışıyorsa, karşı çıkanların dinin ilkelerine başvurmaları da yalnızca ‘inanç’ saikiyle olmayabilir.
Dinsel tepkilerin altında, başta ilmiye olmak üzere kurumların geleneksel konumlarının/çıkarlarının zedelenmesi de yatıyor. Çünkü merkezileşme ve modernleşme tüm geleneksel ‘sosyal-ekonomik’ rollerin de yeniden tanımlanmasını gerektiriyor.
Çatışmaların ve direncin tek nedeni ‘inanç’ ve ‘manevi değer’ farklılıkları değil. Bu nedenle yukarıda ‘kapitalizm nüvesini ve eklemlenme çabasını’ hatırlattım. Mülkiyet ilişkilerini dönüştürmeye yönelik 1858 tarihli ‘Arazi Kanunnamesi’ başka türlü nasıl değerlendirilebilir! Bizde Batı’daki gibi kilise ile hükümdara yasalanan burjuvazi arasındaki çatışmadan değil, kapitalizmle tanışmaya çabalanan koşullarda ‘geleneksel’ ile ‘modern’ yönetici-okumuş seçkinlerin mücadelesinden söz edilebilir.
Burada bizim açımızdan önemli olan, giderek modern okullardan yetişen zümredeki, ‘devletin düze çıkarılması ve bu amaçla dinin araçsallaştırılması’ konularının düşünce yaşamına vurduğu damga. Dindar Namık Kemal’den, pozitivist Ahmet Rıza’ya (Meşveret Dergisi), hatta Anglosakson hayranı Abdullah Cevdet’e. Bugün İslamcı cenahın hiç hazzetmediği Abdullah Cevdet (İçtihad Dergisi) dahi, modern düşüncelerin İslami terimlerle desteklenmesi gerektiği kanısında. Yıllar sonra Cumhuriyet’i kuracak olanların din yorumunda olduğu gibi, ‘hurafelerden’ arınmış ve özel alana çekilmiş, bilim ile çelişmeyen bir din düşüncesini savunuyor. (Bu kısımda son olarak Umut Azak’ın güzel çalışması ‘Türkiye’de Laiklik ve İslam’ kitabını öneririm. İletişim, 2010)
Yazı uzadığı için II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemini on altıncı yazıya bırakıyorum…
Mesele şu ki, içinde ‘insan/yurttaş’ olmayan ‘devlet bekası’ ve çoğunluğu dindar olan bir toplumda, inancın hedefe varılacak yolda ‘uygun’ biçimde yorumlanma isteği yeni değil. Hep vardı; kişiler, niyetler, araçlar ve hedefler değişti. Hal böyleyken, Osmanlı’da laikleşme/modernleşme ve Cumhuriyet tarihinde laikliğin kabulü ile yıllar içinde dönüşen yorumunu, ne kapitalizmin yerli uygulamalarından, ne de düşünce yaşamına egemen olan ‘devlet bekası’ kaygısından ayrı düşünmek mümkün.
Yazı burada bitti aslında. Ancak şu örnek üzerinde düşünmeye davet etmeden son vermek istemiyorum:
Bildiğiniz gibi İçişleri Bakanlığı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında soruşturma başlattı. Konu gündeme gelince bir açıklama yayınladı. O absürt açıklamanın her satırı üzerine ayrıca yazılabilir kuşkusuz, ancak beni bu makale bağlamında ilgilendiren tek bir kavram var: ‘Devlet Projesi’. Türkiye Cumhuriyeti mevzuatında böyle bir ‘kavram-ilke-norm’ yok. Peki o metni kaleme alanlar, neden devlet projesi deme ihtiyacı hissetmiş olabilir. Devlet sözcüğünü görür görmez yaşanan ‘duraksamadan’ olmasın! O ‘duraksamanın’ nedeni? Bakanlık metninde tercih edilen bu ifadede, koskoca bir tarih var…
Yazı önerisi: Değerli Çiğdem Toker’in ‘Devlet Projesine’ dair son derece açıklayıcı yazısını buraya bırakıyorum.
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları






























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025