Oya BAYDAR
Yazının başlığını “Sola Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği” olarak düşünmüştüm ama geçen haftaki “Türk Solu” yazısına bir okurdan gelen yorum rotamı biraz değiştirdi. “Sol geçmişte kalmadı mı? Boşuna tartışıp duruyorsunuz” diyordu yorumcu. Ben şöyle söylemeyi tercih ediyorum: “Türkiye solu, kendi zaaflarının, doğuş koşullarının ürünü olan bünyesel hastalıklarının, teorik boşluğumuzun, kadim biat kültürümüzün, sağ-sol cepheleşmesindeki mevzilenme hatalarının ve de en temel ilkeleri unutmamızın etkisiyle kendi antitezine evrilerek kendini tüketti. Geçmişte kalan; solun/ sosyalizmin deforme edilmiş, tükenmiş şeklidir; bazı eski arkadaşların iddia ettiği gibi bizatihi kendisi değil.
Terimlere, kavramlara takılmak; hele de düşünceleri, ideolojileri, kişileri ve de geçmişi (kendi geçmişim bile olsa) dokunulmazlaştırmak, kutsallaştırmak gibi bir derdim yok. Galiba inanç genim eksik, hiçbir konuda mümin olamadım; ama herkes gibi, en azından hayatıma bir anlam kazandırmak için doğru gördüğüm birşeylerin peşinden gittim. Bazen yanıldım, yanıldığımı anladığımda da nerede yanıldığımı yeni verilerle sorgulamaktan çekinmedim. Beni yanılttılar diye dövünmedim, yürüdüğüm yollardan hiç pişmanlık duymadım. O yolların güzergâhı, zemin kaplaması, yol işaretleri ve benim yürüyüş tarzım, hızım varmak istediğim hedefe götürmüyormuş demek ki diye düşündüm. Her şeyden kuşkuya düşsem de hedeften kuşkulanmadım. Kısacası, bu yazının maksadı sol güzellemesi yapmak değil; “sol/sosyalizm öldü mü, ölmediyse öldürülmeli mi?” sorusu üzerine düşünmek.
Peki sol nedir? Daha da daraltalım, sosyalizm nedir? Teorik, ideolojik, politik, tarihsel, vb. tanımlara, yorumlara, tartışmalara girmeden: şu yaşadığımız dünyanın ahvalinden, insanların çektikleri türlü türlü acıdan, zulümden- zalimden, şu kurulu düzenden memnun muyum, sorusuna verilen HAYIR cevabıdır sosyalizm. Bu dünyanın değişmesi gereği ve başka bir dünyanın mümkün olabileceği umududur. İnsanın doğayla ve kendisiyle barışık olarak her türlü baskıdan ve sömürüden kurtulmuş, özgür yaşayacağı eşitlikçi, adil, barışçı bir dünya özlemidir. İnsanlığın, eski çağlardan beri süren; dinlerin yeryüzünden gökyüzüne taşıyıp yaşamdan ölüm sonrasına ertelediği büyük ütopyasının bu dünyada gerçekleştirilebilmesi çabasıdır. Bu düşünce ve çabanın tarihin belli bir kesitinde, 19. yüzyılda aldığı, günümüze kadar da süren adıdır. Ne bir fetiştir, ne de bir ayet. 1789 Fransız burjuva devriminden sonra kurulan Konvansiyon meclisinde (1791- 92) salonun sol üst sıralarında oturan Jakoben kulüpleri üyesi radikal devrimcilere atıfla sıkı devrimci, radikal değişimci anlamında kullanılan bir nitelemeden ibarettir.
Günümüzde, kapitalist sisteme temelde itirazı olmayan, mevcut düzenin muhafazasından yana, yani değiştirmeyi değil sürdürmeyi amaçlayan sağın karşısındaki siyasal çizgiyi belirtmek için kullanılır. Bu yüzden de, hele de sağın solun epeyce karıştığı Türkiye’de “Hangi sol?” sorusu haklı bir sorudur. Geçen haftaki yazıda, ırkçı faşist bir yayın örneğinden hareketle sol kavramının çarpıtılmasına işaret etmeye çalışmıştım. Tekrarlamadan; ve anlamı epeyce bulanmış sol yerine sosyalizm diyerek “Sol geçmişte kalmadı mı?” sorusuna kendi cevabımı vermeyi deneyeyim.
Eğer şu yaşadığımız dünyadan memnunsanız, Voltaire’in Candide’i gibi “Yaşanacak dünyaların en iyisinde her şey iyiye gidiyor” düşüncesindeyseniz, ya da “Bana ne, ben keyfime bakarım” diyorsanız, sosyalizmle bir işiniz yok demektir. Rahatsınız, ne iyi!.. Bir eski arkadaşımın, katılmadığım ama önemli bulduğum bir yazısında ileri sürdüğü gibi “Artık sosyalist olmaya gerek yok, çünkü kapitalizmin alternatifi kendi bağrında yeşeriyor, demokrasinin gelişmesi için çalışmak yeter” diye düşünüyorsanız, evet sosyalizme de, sosyalizmi tartışmaya da gerek yok. Bu da bir görüş, bu da iyi...Yine de bu düşüncenin, tam da unutmaya ve unutturulmaya çalışılan Marksizmin ana fikirlerinden biri olduğunu, her üretim tarzının kendinden sonra gelecek olanın tohumlarını içinde taşıdığı tezinin sosyalizmle çelişmek bir yana onu güçlendirdiğini geçerken hatırlatmadan edemeyeceğim. Temel sorumuza gelecek olursak...
'Bıktık şu eski solcuların!...'
Dört-beş yıl önceydi. Bir 1 Mayıs gösterisinde polisin göstericilere gerçekten hunharca, düşmanca saldırısı sırasında ağır yaralananlar olmuştu. Genç kuşaklar benim gibi değil, sürekli on-line durumdalar anlaşılan ki, izlemekte olduğum Barış Girişimi mail grubuna, olaylar bütün hızıyla devam ederken, “Taksim taraflarında sağlıkçı, hekim arkadaşlar yok mu? Acilen müdahale etmeleri gerekiyor” gibisinden “acil” kodlu bir ileti gelmişti. Birkaç dakika sonra ekrana cevabi bir ileti düştü: “Bıktık bu eski solcuların yaygarasından!” Her iki iletinin sahiplerini de ismen tanıyordum. Acil yardım isteyen de, ona kızıp tepki veren de gencecik, pırıl pırıl çocuklardı. Biri, “eski” olmak bir yana sosyalizmle de ilgisi olmayan, insancıl, barışçı, ezilenden, mağdurdan yana, özgürlükçü, demokrat bir genç kadın; ona tepki veren de vesayete, darbeciliğe karşı etkili mücadele yürüten Genç Siviller topluluğu üyesi bir genç.
E-posta adresinden ulaşıp, ablaca, teyzece bir e- mektup yazdım eski solcuların yaygarasından bıkan genç arkadaşıma. İçten ve saygılı bir cevap aldım. Çocukluğunda göğsünde Özal yazılı ve Anavatan amblemli tişörtlerle dolaştığını, ailesinin ANAP’lı olduğunu, çocukluk ve gençlik yıllarında çevresindeki sol düşmanlığını anlatıyor, “İnsan kolay kolay değişemiyor, içindeki tortuları atamıyor” diyordu. Doğrudur, hele de çocukluğumuzda gençliğimizde kafamıza yüreğimize kazınanlardan kurtulmak güçtür. Nitekim sonraki yıllarda, kendisi olmasa da aynı çizgideki yakınlarının, arkadaşlarının yazılarına, yorumlarına rastlıyorum ara sıra. Kürt meselesinden futbola, dış politika sorunlarından antidemokratik uygulamalara, her konuda sola, sosyalistlere dokundurmak, “çakmak” üzerine kurulu hırslı, intikamcı, yer yer saldırganlaşan sol düşmanlığı sürüyor. Sürüyor, çünkü o ve benzerleri solu, sosyalizmi olduğu veya olması gerektiğinden çok farklı bir surette görüp tanıdılar. Bunda sosyalist sistemin çöküşünün, zamanın ruhunun, yıkıcı propagandaların, dezenformasyonun, kısır siyasal tarafgirliğin payı var kuşkusuz, ama solun hiç payı yok mu?
Geçen haftaki yazıyı hatırlatarak sol ve sosyalistler gerçekten sol ve sosyalist olamadıkları için, olamadığımız için bunu hak ediyoruz demekten çekinmeyeceğim. Sen darbeciliği, vesayeti, statükoculuğu, Dersim’leri, 1915’leri, ulusalcılık adı altında milliyetçiliği; kültürel, etnik, dinsel ayrımcılığı devrim adına, sol adına savun, ya da hoşgör; sen farklı yaşam tarzlarına, farklı inançlara sahipler diye, örtünüyorlar, açılıyorlar diye halkın bir bölümünü ikinci sınıf vatandaş say; neredeyse yüz yıldır kendini “şu hep yanlış yapan, cahil, medenileşememiş” halkın çobanı ilan et, sonra da kendine sol de, devrimciliği, hatta sosyalistliği yakıştır. Alemin kendine liberal diyen, demokrat diyen Özalcı çocuğu da “Bıktık bu eski solculardan” diyiverir, darılmaca yok!...
Ya da sosyalist solun göbeğinden çıkmış birileri de, eski solun kendinin de ortak olduğu hatalarını solla, sosyalizmle özdeşleştirir. “Başka bir dünya” imkânını ve sosyalizmin bu imkânın gerçekleştirilmesi çabası olduğunu unutup umutları tarihin çöplüğüne gönderir. Üzülmek yok!...
Aslında ben de bıktım sosyalizmin özünü çarpıtan, anlamını boşaltan, hataların üzerinde tepinip, ezberlere sığınıp insanlığın ütopyası ve umudu olan bir düşünceyi, bir özlemi, bir gelecek vizyonunu tahrip eden bu “eski solcu” zihniyetten. Sosyalizm bu zihniyetin tekelinden kurtulamadıkça, eski ezberlerin tekrarıyla yetinip 21. yüzyılı, yeniyi, değişeni kavrayamadıkça; devrimci ütopyasını koruyarak gereğinde adından yöntemlerine kadar kendini yenilemeyi göze almadıkça “Sol geçmişte kalmadı mı?” ya da “Neden artık sosyalist olunsun ki?” soruları haklı görünecek.
Dünyayı açıklamak yetmez değiştirmek gerekir diyen 11. tez, şu dünyanın haline bakınca bir kez daha önem kazanıyor. Değiştirmenin yolu yordamı; değiştiriyoruz sanırken atılan yıkıcı, yanlış adımlar ayrı bir konu. Değiştirebilir miyiz? sorusu da büsbütün ayrı bir soru. Ama, Hacca gitmek üzere yola düzülen karınca misali, “yolunda bulunmak” bile önemli.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları




































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024