Tuncer KÖSEOĞLU
Hayatların uluorta yaşanmadığı, herkesin ‘’Benim hayatım bu, bugün bunu yaptım, şuraya gittim, şununla oldum’’ diye kendini ifşa etmediği zamanlarda gazeteci olmak zordu. Polis muhabirleri ise o gazetecilerin zencileri olduğu için daha da zordu.
Uzak ya da yakın tanıdıklarla tesadüfen karşılaşınca bir sokakta, kahvede, çarşıda muhabbetin “Aa şuraya gitmişsin, şunu yapmışsın. Ne güzel fotoğraf o, Face’e fotoğrafını koyduğun yemeğin tarifini de yazsan ben de yapayım’’la başlayan ayaküstü sohbetlerin giderek sıradanlaşması tuhafımıza gitmiyor artık. Herkesin birbirine dokunmadan uzak yaşadığı, ama birbirinin hayatındaki her şeyi bildiği, teknolojik canavarlara dönüşmeden önceki yıllarda vesikalık, sadece resmi dairede kullanmak için çekilen bir fotoğraf değildi. O vesikalıktan bir tanesi büyütülür, evdeki hiyerarşiyi belirlerdi. Evin reisi duvara, seninki aynanın kenarına…
Gazetecilik mesleğine 80’li yılların ortalarında Bulvar Gazetesi’nde Taksim İlk Yardım Hastanesi gece muhabiri olarak başladım. Gazete, cinayet haberlerini büyük veren, ne kadar kanlı olursa o kadar iyi diyerek manşete çeken bir gazeteydi. Çalışmaya başladığımın ikinci gecesi bir bar kavgasında yaralanalar geldi hastaneye, fotoğraflarını çektim. İçlerinden biri ameliyatta öldü… Sabah otobüse binip gazeteye gittim. Haberi yazdım, filmler banyodan çıktı aydıngere yapıştırıp şefe uzattım. Şef haberi okudu, sonra hafifçe başını kaldırdı yüzüme bakmadan “Nerde bunun vesikalık resmi”dedi. Anlamamıştım. Şefe bön bön bakarken kesin talimat geldi: “Bu haber eksik, ölenin sağlık resmi yok. Bul, çek gel…”
Eve gitmeden tekrar yola koyuldum. Vesikalık nerden bulunur bilmeden, hastanenin yolunu tuttum. Sonradan iyi bir dost olacağım, hastane polisinde çalışan bekçi Topçu abiye yalvaran gözlerle bakarak ölenin vesikalık fotoğrafı olup olmadığını sordum. Topçu abi çekmeceden ölen gencin nüfus cüzdanını çıkarıp, önüme koydu. Fotoğrafı çekip tekrar gazeteye geldim. Filmin yıkanmasını bekledim. Şefe uzattım. Gülerek, “Hah, şimdi haber tamam oldu” diyerek yazıişlerine yöneldi. O gün anladım vesikalığın ne demek olduğunu…
Şairin, “Bir yangın ormanında püskürmüş genç fidanlardı / Güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı” dediği zamanlardan geçerken giderek ustalaştım sağlık resmi bulma işinde… Vesikalık bulmayı aşmış, ölenin daha önceki zamanlarda çekilmiş fotoğraflarının peşine düşüyorduk. Bunu yapmak için de genelde kendimizi ‘polis’ olarak tanıtıyorduk ölenlerin yakınlarına. Eğer bir olay mahalline ilk giden bizsek, fotoğrafı aldıktan sonra -ki evde ne kadar fotoğraf varsa almak racondandı- uyarıyorduk yakınlarını: “Gazeteciler gelip polisiz diye fotoğraf isterler, sakın vermeyin!” Bazen baltayı taşa vurduğumuz, sahtecilikten gözaltına alındığımız da oldu. Buna meslek kazası der, geçerdik…
Hiç unutmam. Bir keresinde Kulaksız’da bir cinayet işlenmişti. Günaydın Gazetesi’nden bir arkadaşla olay yerine gittik. Cinayet yerine polisler gelmiş, nöbetçi savcı “Sabah gelip, bakarım” deyince kapıyı mühürleyip gitmişlerdi. İki katlı evin balkon kapısı açıktı. Balkon demirlerinden tırmanıp, eve girdik… Kavga çıkmıştı belli, masa devrilmiş, salonda kırık tabak ve bardaklar, orta yaşlı bir adam boylu boyunca yatıyordu. Göğsünde bir bıçakla. Işıkları yakmadan el feneri yardımıyla yerde yatan adamı ve olay yerini çektik… Arkadaşım diğer odalarda sağlık fotoğrafı bakarken, ben de salonda bulunan çek yatın konsolunda fotoğraf arıyordum… Birden ya da bana öyle geldi. Feneri yerde yatan adama tuttum, hırladığını hissettim, gözleri açılmıştı… “Eşhedüüüü…” dedim, kanım çekildi o an.
Arkadaşıma ‘’Zafer’’ diye bağırdım. Zafer, koşturdu “Ne oldu, yakalandık mı” diye sordu. “Yok, adam canlandı” deyince Zafer, feneri adama tuttu. “Manyak mısın oğlum, ne canlanması” derken, oradan kanım çekilmiş bir şekilde aşağıya indik. Bugün bile emin değilim nefes alıp almadığından…
90’lı yılların başında Sabah Gazetesi’nin Kadıköy Büro Şefliği yapıyordum. Büroda yeni başlayan genç gazetecilere bana ilk şefimin yaptığını yapıyor, haber eksikse tam olarak toplayıncaya kadar onları koşturuyordum. Bu eksiklikte olay cinayetse, sağlık fotoğrafını bulmak önemli bir yer kaplıyordu haliyle…
Gecelerden bir gece, Bağdat Caddesi’nde bir cinayet işlendi. Motor kullanan zengin çocuklarının karıştığı kavgada taraflardan biri silahıyla 20 yaşındaki bir genci öldürdü. Cinayetin nedeni ise genç bir kızdı. Bağdat Caddesi’nde kapıcılık yapan bir babanın kızı, iki zengin delikanlının arasında kalmış, sonu cinayetle biten bir aşk üçgeninin kahramanı olmuştu. Ertesi gün bütün büro bu işe seferber oldu. Kızla cinayeti işleyen erkeği cinayet büro gözaltına almış, asayiş şubesine götürmüştü…
Haberde bir eksik vardı. Tanıklarca çok güzel olduğu söylenen kızın fotoğrafı yoktu, bütün gün ulaşamadık o fotoğrafa. Haber müdürümüz Ahmet Vardar telsizden her üç dakikada bir anons ediyor, “Nerde kaldı bu kızın fotoğrafı” diye bağırıyordu. Muhabirler kızın evine uğramış, kapıyı kimse açmamıştı. Yıllar sonra bir iş dönüşü kazada hayatını kaybeden beraber çalıştığım arkadaşım Ahmet’e “Hadi kalk kızın evine gidiyoruz” dedim. Yanıma kapıyı kırmak için bir tornavida ve çekiç aldım. Bağdat Caddesi’nde bir apartmanın bodrum katındaki ışıksız kapıcı dairesine geldik. Zili birkaç kez çaldık açan olmadı. Kapıya kulağımızı dayadık, içerden çıt çıkmıyordu. Kapı, kasaya iliştirilmiş basit bir kapıydı. Tekmeyi vurmamla kapının açılıp içeri girmem bir oldu. Kafamı kaldırdım. Çekyatın üzerine oturmuş bir kadın ve ona sıkı sıkı sarılmış iki çocuk gördüm. Kadın, korku dolu gözlerle bana bakıyordu, çocuklar nefes bile almadan titriyorlardı. Donakaldım öylece, zaman durdu benim için. Ahmet kolumdan çekip, dışarı çıkardı beni… Ve işte o an benim bittiğim andı. Bir daha asla gazeteci kimliğimin dışında başka bir kimlikle hiçbir olay mahalline gitmedim.
Ne zaman gazetelerde bir cinayetin geçmişte çekilen fotoğrafını görürsem o an yeniden canlanır gözümde. Utanırım…
*Bu yazım Ekim sayısıyla yayın hayatına başlayan Cins dergisinde yayımlandı. Aylık Kültür Dergisi Cins’in edebiyat, kültür dünyasına katkıda bulunarak uzun soluklu olmasını diliyorum.
Kısa not.
Ankara, bomba, ölüm ve içimizdeki katil…
Cumartesi günü Ankara’da yaşanan katliamla ilgili ne söylersem söyleyeyim içimdeki acıyı anlatacağını sanmıyorum. Öfkeyi de… Bombanın patlamasıyla birlikte acının da önüne geçen olaylar yaşandı. Tam da bombayı oraya gönderenlerin istediği gibi… Herkes ‘içindeki katili’ortaya dökerek, bu alçakça saldırıyı gerçekleştiren katilleri adeta ‘masum’ hale getirdi. Başka kendim olmak üzere herkesin kendine şu soruyu sorması gerekir: “ Terörün esir aldığı, onun istediği doğrultuda kapı komşumuzdan bile nefret eder hale gelen insanlar olarak mı yaşayacağız, ya da kök saldığımız bu topraklarda ortak barışı mı inşa edeceğiz.” Bir adım geriye çekilip öncelikle kendimize bakma zamanı çoktan geldi. Bir süre susmalı belki de. Bu dünyada aldığımız zaten ‘bir nefes’ o nefesi derin çekip susmalı ve kendimizi dinlemeliyiz…
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Hasat zamanı!
14.12.2023 - Sopa havucu yendi
20.05.2023 - İktidarın savaştan çıkardığı ganimet, zeytinlikler
7.03.2022 - Savaş…
1.03.2022 - Karadeniz yolculuğu…
14.02.2022 - Buzlar çözülmeden…
28.01.2022 - Kesilen kuzular ve kutsallar…
24.01.2022 - Çözüm Süreci’nden Semra Güzel’e
12.01.2022 - Pitbull’lar, Türkler (beyaz) ve sokak hayvanları…
29.12.2021 - Kişisel bir ‘kur’ hikâyesi
20.12.2021
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları









































































































Hrac Madooglu
4 bakani aklamaya mecburdular. Bu 4unun yaptiklari yolsuzluklar, aldiklari rusvetler olan bitenin binde biri bile degil. Onlari Yuce divana gonderseler, AK Partili diger bakan ve milletvekillerinin %80i de birgun ayni akibete ugrayacakti. Dahasi su anda sarayda yasayan hirsizlarin en buyugune de Yuce Divan yolu gozukebilirdi.