Ümit KARDAŞ
Türkiye’nin kördüğüm haline gelmiş olan tüm sorunlarının çözümsüzlüklerinin temelinde devletin ve ideolojik aygıtlarının ve sivil uzantılarının linç, imha ve tenkil etme kültürü üzerinden kurdukları rejimin yarattığı demokrasi ve hukuk krizi bulunmakta. Bu rejimin en önemli aparatlarından biri kuşkusuz şiddeti meşrulaştırıp, kışkırtan medya.
Genç Cumhuriyet rejimi, İmparatorluğun son döneminde ( 1913-1915 ) gerçekleştirilen etnik-dinsel homojenleştirme politikalarını tevarüs ederek tekçi-otoriter bir rejim kurdu ve çok etnik kimlikli, çok dilli, çok kültürlü, çok dinli, çok mezhepli olan toplumu kucaklayamadı. Tekçi ideolojik katılık demokrasiye evrilmeyi engelledi.
Dünyadaki etnik-dinsel kimlik üzerinden ulus-devlet inşa etme süreciyle birlikte dağılan imparatorluğun mirasçısı olup iktidarı ele geçirenler tek bir etnik-dinsel kimlik üzerinden bir devlet-ulus inşa etmeye çalıştılar.
Bu süreç devletin kendisine tek bir kimlik üzerinden etnik arındırma ve asimilasyon yoluyla ulus yaratma şeklinde cereyan ettiğinden devlet-ulus kavramını kullanmaktayım.
İmparatorluğun son dönemi olan 20.yüzyılın başlarında İttihat ve Terakki’nin etnisite mühendisliği uygulamasıyla etnik sınırlar çizildi.
Kıyıların Rumlardan, Anadolu’nun Ermenilerden arındırılması linç, imha ve tenkil politikalarının uygulanmasıyla sağlandı. Makedonya kökenli İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidarı 1913 darbesiyle ele alarak ülke kaderinde belirleyici olacağı bir dönemi başlattı. (Fuat Dündar- Modern Türkiye’nin Şifresi)
Gayrimüslimlere karşı yapılan etnik operasyonlardan sonra İttihatçıların Kürtlere yönelik projesi asimilasyon oldu. Kürtlerin Müslüman olması asimilasyon fikrini güçlendirdi. İttihatçılar Türkleştirme politikalarını gayrimüslimlerin imhası ve tehciri, Kürtlerin ise asimilasyonu üzerinden projelendirdiler.
Bu ittihatçı siyasi proje Cumhuriyetin bir projesi olarak bugüne kadar uygulandı. Temel düşünce ve uygulama Müslüman sayılan unsurları hangi etnik kimlikten olursa olsun tek bir Türk kimliği altında toplamak, çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanlığı denetim altına alarak Türk kimliğinin tamamlayıcı unsuru yapmak oldu.
Bu politikanın sonucu Aleviliğin yaşadığı altyapıyı sona erdirerek Alevileri de asimilasyon yoluyla bu tek kimliğin destekleyicisi durumuna getirmek amaç edinildi.
Önemli ölçüde ekonomik hayatta etkili olan ve kimliğini gizlemeyen gayrimüslimlere ise sermaye ve malları ellerinden alınması ve sahanın dışına çıkarılması gereken yabancı unsurlar olarak bakıldı ve uygulamalar ekonomik piyasanın Türkleştirilmesi yönünde gelişti.
1934 tarihli İskân Kanunu sadece Kürtlere uygulanmadı, İç Anadolu’da yaşayan Ermeniler ile Trakya’da yaşayan Yahudiler de zorla göç ettirildi. Kanunun amacı 11. maddeden anlaşıldığı gibi asimilasyondu.
'Vatandaş Türkçe konuş' kampanyaları ile gayrimüslimler sindirilir, asimile olmaya zorlanırken,1934’te Trakya Yahudilerine CHP’nin yerel teşkilatları eliyle pogrom uygulandı. İnsanlar linçe kışkırtılmış kitlelerce öldürüldü, tecavüze uğradı, kiliseler, dükkânlar yakılıp yağmalandı.
Gayrimüslimlerin bir kısmının yaşamsal nedenlerle zor ve baskı karşısında kimliklerini gizlemek zorunda kaldıkları bunun sonucu trajik yaşamlar sürdükleri bilinmekte.
1 Kasım 1942’de yürürlüğe konulan Varlık Vergisi Kanunu ile Rum, Ermeni, Yahudi tüccar ve esnafın servetlerine el konularak ekonomik olarak yok edilmeleri yoluna gidildi.
Vergileri ödeyemeyenler Aşkale’deki toplama kampına gönderildi. Özel savaş tekniği olarak uygulanan azınlıkları ekonomik olarak imha etme politikası ırkçı bir kampanya eşliğinde yürütüldü ve Alman Nazi yönetimiyle yürütülen yakın ilişkiler operasyonun yapılmasını kolaylaştırdı.
Basına kapalı olarak yapılan CHP grup toplantısında Başbakan Saraçoğlu’nun vurguladığı gerekçe bugüne kadar gelen zihniyeti göstermekte. “Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz.”
Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin bombalandığı haberinin Ekspres Gazetesi’nce kışkırtıcı bir şekilde duyurulması üzerine 1955 yılının 6-7 Eylül’ünde özellikle Rum yurttaşların yoğun olarak yaşadığı semtlerde linçe kışkırtılan kitleler azınlıklara yönelik öldürme, yaralama, tecavüz, tahrip ve yağma fiillerini işlediler. Daha sonra Selanik’teki bombalama olayının devletin bir tertibi olduğu anlaşıldı.
Ölüm, yaralama ve tecavüz olaylarının yanı sıra 73 kilise, bir havra, üç manastır, azınlıklara ait binlerce dükkân ve ev tahrip ve yağma edildi. Olayların sonunda 70 bin Rum yurttaş ülkeyi terk etti. Böylece ekonomik piyasanın Gayrimüslimlerden arındırılıp Türkleştirilmesi politikasında bir adım daha atılmış oldu. (Suat Parlar- Osmanlı’dan Günümüze Gizli Devlet)
Bu boşluğun yaratılmasından suç ortaklığı yaparak ahlaken sorumlu olan ticaret burjuvazisi durumu değerlendirerek oluşan boşluğu doldurduğu gibi Rumlardan kalan gayrimenkullere de el koydu.
1964 yılında ise İnönü hükümeti Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki gerginlik artınca misilleme amacıyla 1930 tarihli İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Anlaşması’nı tek taraflı olarak feshederek tüm Yunan uyruklu Rumları ülkeden sınır dışı etti.
Rumların Türk bankalarındaki paralarına ve gayrimenkullerine el konuldu, sürülen Yunan uyruklu Rumların yanlarına sadece bir bavul ve 200 lira almalarına müsaade edildi.
Yaşlılar, engelliler ve hastalar da sürgün edildi. Ancak sürgün edilenlerle akrabalık bağı olan Türk uyruklu Rumlar da ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar.
Yine azınlık vakıflarına ait gayrimenkuller hukuk dışı bir içtihatla gayrimüslimlerin elinden alındı. 8.5.1974 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının gerekçesinde: "Görülüyor ki Türk olmayanların meydana getirdikleri tüzel kişiliklerin taşınmaz mal edinmeleri yasaklanmıştır" denildi.
Gayrimüslim yurttaşlarını "Türk olmayanlar" olarak değerlendiren Yargıtay böylece bir bölüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşını yabancı sayarak etnik temele dayalı ayrımcılık yaratırken, ayrıca sembolik anlamda linçe tabi tutmuş oldu.
Kürtler açısından ise 1921’de Koçgiri’de başlayan süreç 1925 Şeyh Sait Ayaklanması, 1930 Ağrı Ayaklanması’yla devam etti,1937-1938 Dersim katliamıyla zirveye ulaştı. Şiddete ve baskıya dayalı asimilasyon politikaları hem Sünni hem Alevi Kürtlere uygulandı.
Linç, inkar, tenkil ve imha yöntemleri 1980’den itibaren şiddetlenerek uygulandı. Aramalarda, gözaltı merkezlerinde ve Diyarbakır Cezaevi’nde yapılan ağır işkenceler, dil yasakları, yargısız infazlar, köy boşaltmalar ve yakmalar bu politikanın örnekleri.
Bugün gelinen noktada önemli sayıda seçmen tabanı olan HDP’nin eski eşbaşkanları Demirtaş ve Yüksekdağ başta olmak üzere Kürt siyasetçiler tutuklanarak siyasetin dışına itildi. Bölge halkı PKK ile devlet güçleri arasında kalarak mağdur oldu. Kürt annelerin hak arayışlarındaki talepleri şiddet kullanılarak bastırılmakta.
Aleviler de tek din, tek mezhep anlayışına dayalı tekçi ideoloji karşısında aynı şekilde asimilasyona uğratıldılar.30 Kasım 1925’te çıkarılan kanunla tekke, zaviyeler ve türbeler kapatıldı, dinsel unvanlar yasaklandı. Cumhuriyetin ilanından ve Halifeliğin kaldırılmasından memnun olan Aleviler bu yasaklardan en çok etkilenen kesim oldu.
Alevi tekkeleri kapatıldı, Alevi dedeliği yasaklandı. Alevi dergâhlarının en eskisi olan Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı da bu kanunun kabulünden sonra kapatıldı,1964 yılında müze statüsünde açıldı ancak bu dergâh Alevilere geri verilmedi.
Tek din ve tek mezhep anlayışından hareketle Müslüman-Sünni inancını resmileştirecek olan Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu, Alevilerin inançlarını yaşama alanları sınırlandırılarak bu kurum üzerinden Sünnileştirilmeleri yönünde asimilasyon politikaları uygulandı. Kürt Aleviler ise ikili bir asimilasyona uğradılar.
Her ne kadar Sünnilerin camileri açık tutulup, harcamaları devlet tarafından karşılanmış olsa da Sünni çoğunluğun inanç alanı daima devletin denetim ve kontrolü altında oldu. Sünniler devletin kendilerine sağladığı bu ayrıcalığı dini inancın devletin denetim ve yönlendirmesinin yaratacağı zararlardan daha üstün tuttular.
Bu nedenle de Alevilerin, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşu içinde yer almalarına devletin inanç alanında yarattığı rantı paylaşmamak için karşı çıktılar ve Alevilerin Sünnileştirilmeleri politikalarına ses çıkarmadılar.
Böylece rejim tekçi ideolojisini Sünni ve Alevileri bölerek ve birbirlerine karşı kullanarak sürdürdü İmparatorluktaki dinin devletin kontrolü altında tutulması ve devletin çıkarları doğrultusunda kullanılması anlayışı ve uygulaması cumhuriyette devletin laiklik adına dini kontrol altına almasıyla devam etmiş oldu.
Kuşkusuz çoklu bir toplumsal yapı üzerine oturtulan, ideolojisi tekçi bir anlayışa dayalı bir rejimin uygulamaları da tıpkı İttihatçı anlayış ve uygulamada olduğu gibi linç, tenkil, inkâr, imha, baskı ve şiddete dayalı politikalar olacaktı.
Komitacılık, devletin çeteler oluşturarak gizli şiddet uygulaması, tehlikeli sayılan azınlıkların tasfiyesi gibi yöntemleri kullanan Teşkilat-ı Mahsusa-İttihatçı geleneği aynen Cumhuriyete intikal ederek bugün karşımıza dikilmiş durumda.
Bu çizginin tarihsel akışının böyle cereyan etmesi ve ister istemez faşizan bir model oluşturması kaçınılmazdı. Bu çizginin çoğulcu bir siyasi-hukuki yapıya, gerçek bir demokrasiye ve hukuk devletine kapı açması beklenemezdi.
Rejim siyasi linç girişimlerini yazarlarına ve entelektüellerine de uyguladı. Sabahattin Ali’den Nazım Hikmet’e, Kemal Tahir’den Orhan Kemal’e, Muammer Aksoy’dan Uğur Mumcu’ya, Çetin Emeç’ten Musa Anter’e, Hrant Dink’ten Tahir Elçi’ye sonuçları farklı mağduriyetler yaşatıldı.
Nitekim yakın tarihimizde sayamayacağımız kadar linç girişimiyle karşılaştık.1980 askeri darbesi öncesi özellikle Milliyetçi Cephe hükümetleri döneminde çok sayıda katliam yaşandı.
1 Mayıs 1977’de Taksim’de toplananlara açılan ateş sonucu meydana gelen ölümler, 9 Ekim 1978’de TİP üyesi yedi gencin vahşice öldürülmesi, Alevilere yönelik linç amaçlı 1978 Maraş ve 1980 Çorum katliamları.
2 Temmuz 1993’de Sivas Madımak Oteli’nin önünde toplanan organize linç grubunun kışkırtmasıyla linç kültürüne sahip kitlenin oteli kundaklayarak çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile iki otel çalışanının öldürülmesi rejimin linç kültürünün somut bir uygulamasıydı.
Magazin Gazetecileri Derneği'nin 10 Şubat 1999'de düzenlediği "Yılın En İyi 10 Müzik Yıldızı Yarışması" ödül töreninde Ahmet Kaya "Kürtçe şarkı söylemek, klip çekmek istiyorum" dediği için linçe uğradı ve hakkında soruşturma başlatıldı. Ödül gecesinde yaşanan bu olayın ardından Kaya, yurt dışına gitti ve 16 Kasım 2000 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu Paris'te hayatını kaybetti.
Mehmet Altan, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak yazdıkları ve söyledikleri sözler nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi.
Son dönemlerde Trabzon’da solcu gençlere, İstiklal Caddesi’nde kadın hakları savunucularına ve Cumartesi Anneleri’ne, LGBTİ hakları savunucularına, HDP binalarına yönelik linç girişimleri yaşandı.
Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik olarak planlanan ve uygulanan linç girişimi siyasi araç haline getirilen bu kültürün tipik bir örneği. Olayları yatıştırmaya çalışırken Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın saldırgan kitleye yönelik olarak söylediği” mesaj alınmıştır” ifadesi ve Devlet Bahçeli’nin “Türlü ihtimalin de tedbirini alarak gitmesi lazımdır” şeklindeki beyanı durumun vahametini göstermekte.
150 yıllık tarihsel süreç kısa yaşanan yalancı baharlar dışında devletin ve etkilediği kitlelerin siyasi linç girişimlerinin bugüne taşındığını göstermekte.
Freud’a göre kitleleri birleştiren en önemli unsurlardan biri liderin yapısıdır ve kitleyi oluşturan bireyler üst-egolarını bu lidere teslim ederler. Bu nedenle siyasi liderlerin söylemlerine dikkat ederek kendine bağlı kitleleri siyasi muhaliflerini linçe özendirecek itham edici, hedef gösterici beyanlardan kaçınmaları gerekmekte.
Yaşadığımız siyasi ve toplumsal olaylar şiddetin kültürel olarak toplumsal ve bireysel davranışlarımıza işlediğini gösteriyor. Şiddet ve linçin sıradanlaştığı bir toplum medeni olmayan bir kitle haline gelir.
Siyasetin dost-düşman ayrımına dayandığı kültürlerde, toplumsal yaşamın her alanında keskin bir kutuplaşmanın yaşanması kaçınılmaz. İktidar için çatışanlar, kurumları zapt edilmesi gereken kaleler gibi görmeye başlar, şiddet ve savaş bu kaleleri ele geçirmek için yapılır ve barış imkânsız hale gelir.
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları



































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.01.2026
13.12.2025
4.11.2025
17.10.2025
1.10.2025
7.09.2025
1.09.2025
27.08.2025
7.08.2025
4.06.2025