Ümit KIVANÇ
Resmî olmak istersek ‘uluslararası ilişkiler’, rahat davranalım dersek ‘dünyanın vaziyeti’ hakkında görüşüne her zaman kulak verdiğimiz akademisyen-yazar Soli Özel, Institut Montaigne’deki konuk hocalık zamanını bize hizmet için de değerlendirdi, ABD dış politikası ve yine dünyanın vaziyeti hakkında konuşmanın gayet anlamlı olduğu biriyle görüştü. Özel, Harvard (John F. Kennedy School of Government) hocalarından, Foreign Policy yazarı Stephen Walt’a dünyanın nereye gittiğini anlamaya çalışan herkesin cevabını merak ettiği sorular sordu. Görüşme Institut Montaigne’in sitesindeyayımlandı.
Walt, “operasyonel” bir şahsiyet sayılmaz; fiilen ABD dış politikasına dair kararları verenler arasında yeralmıyor. Ancak görüşlerinin temsilî niteliği var. ABD dış politika teorisyenleri arasında “gerçekçiler” olarak adlandırılan eğilimin temsilcilerinden. Yani baskın çıkmaları halinde önümüzdeki dönemde ABD’nin dünyanın gerikalanına ilişkin tutumuna yön verecek yaklaşımlar ortaya koyuyor.
Özel’in Walt’la söyleşisinden bazı parçalar aktaracağım. Madem hizmet var, azıcık daha geliştirip yaygınlaştırayım :)
ABD-AVRUPA İLİŞKİSİ - Stephen Walt’a göre, ABD’nin Avrupa’da artık pek çıkarı kalmıyor. Avrupalılar da ABD’den uzaklaşma ihtimali karşısında büyük endişelere kapılmıyorlar. Çin’le bir sürü iş yapmak niyetindeler. Walt ABD açısından dünya meselelerini çoğu zaman Çin’i odağa oturtarak değerlendiriyor. NATO ve Avrupa bağlantısının Çin’le mücadelede ABD’ye yararı yok, diyor bu doğrultuda. Avrupa’nın Çin’e coğrafî uzaklığını da Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki ilgi alanı ayrışmasında etken olarak anıyor. Avrupalıların Çin’i yeterince tehlikeli bulmayışlarına takılıyor: Belki Avrupalılar da kendi hesaplarına Çin’den kaygı duymaya başlarlarsa, anca o zaman ABD ile aralarında yakınlaşmanın yeniden sözkonusu olabileceğini ileri sürüyor. “Eğer,” diyor Walt, “bir Amerikan savaş gemisi, dizel-elektrik motoru Almanya’da yapılmış bir Çin denizaltısınca tehdit edilir veya batırılırsa, bu durum Amerikan siyaset[çiler]i tarafından hoş karşılanmaz.”
RUSYA - Soli Özel, Walt’un ABD başta Batı devletleri yöneticilerine dair sık tekrarladığı eleştirisini hatırlatıyor: “Eğer saldırgan tutumla NATO’yu genişletmeye girişmeseydik Rusya’nın tarihî korkuları canlanmayacaktı.” Böyle dediniz, ama, diyor, Rusya yalnız savunmacı değil aynı zamanda agresif bir güç. Walt, “Rusya’yla Soğuk Savaş sonrası ilişkiyi Batı’nın pek kötü yönettiği apaçık,” cevabını veriyor. Tabiî, bu Kırım’ın ilhakını onaylamak falan anlamına gelmez, şerhini düşerek. Yine de, “Rusya’nın uzun vadede arz ettiği tehdidi de abarttık,” diye devam ediyor. “Rusya, Facebook ve sosyal medya aracılığıyla [başka ülkelerin] içişlerine karışarak, ordusuyla yaptığından çok daha fazla iş yaptı.” Walt, Rusya’nın elinde fazla seçenek bulunmadığını ileri sürüyor: Ekonomisi doğalgaz ve petrol satışına bağımlı, nüfusu yaşlanıyor ve azalıyor, yakın geleceği şekillendirecek teknolojik gelişmelerin çoğunda yetersiz, geride kalıyor Rusya, ona göre. “Geleceğin bir süper gücü değil,” diyor Walt. “İtalya’nınki boyutlarında bir ekonomiyle dünyaya hakim olamazsınız.” NATO’nun Avrupalı üyelerinin her yıl savunmaya Rusya’nınkinin üç-dört katı para harcadığını hatırlatıyor.
Rusya konusunda Stephen Walt’un söyledikleri, dünya çapındaki yeni bir güçler dengesi(-çatışması) tasavvurunu akla getiriyor. Avrupa ile Rusya’nın arası iyi olsa, Rusya batı sınırından gelecek tehlikeler yüzünden kaygılanmasa, Avrupalılar Rusya’nın Ukrayna ve Baltık devletlerini rahat bırakacağına güvense ne iyi olurdu, diyor Walt. Rusya ile Çin birbirlerine doğru itilmeseler de, giderek ayrışacakları bir akışa kendilerini bırakıp birbirlerinden uzağa sürüklenseler… Açıkça ifade ettiği bu. Yani ABD dış politikasına dair öneriler geliştirenlerin en azından Walt’un yaklaşımına yakın kesimi için, Rusya Çin’e karşı potansiyel müttefik haline bile gelebilir. En azından Moskova’yı Pekin’e doğru itecek politikalardan kaçınılması yaklaşımının ABD siyasî eliti içinde yerleşikleştiği zaten söylenegeliyordu.
VE ÇİN - Bundan böyle bütün mevzulara öncelikle Pekin’le Washington’ın etkinlik mücadelesi açısından bakılacağı izlenimi veren Walt, Çin’in gücü hakkındaki değerlendirmesiyle, bu izlenimi bulandırıyor. SSCB’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra sahip olduğu kapasiteye Çin sahip değil, diyor. SSCB’nin bir vakitler sahip olduğu etkinlik, ona göre, yalnız nükleer başlıkları ve konvansiyonel ordusunun gücü değil, özellikle sömürgelerden kurtuluş sürecinde bütün dünyaya yayılabileceğinden ABD yöneticilerinin korktuğu ideolojik etken sayesinde oluşmuştu. “İnsanlar üzerinde manyetik çekim gücü vardı” diyor Walt. Yani SSCB’nin meydan okumasını ciddîye almak için her türlü sebep vardı; oysa “Çin henüz bu kategoride değil”. Şu ilginç lafı ekliyor Walt: “Sık sık söylüyorum, ne vakit Amerikan yatırım fonu (hedge fund) milyarderleri, burada, ABD’de işler kötüye giderse diye Şangay’da devremülkler edinirler, o zaman sahiden bir şey değişmiş demektir.”
Walt Çin’in başlıca handikapı olarak, “orta gelir tuzağı”na işaret ediyor. Kişi başı 150 dolar millî gelirden 9.000 dolara gelmek büyük başarı, ama 10.000’den 30.000’e çıkmak çok zor, diyor. ABD’de kişi başı ortalama millî gelirin 50-60.000 dolar olduğunu hatırlatarak, buna, Çin’in nüfusunun azaldığını ve ortayaşlı kesimin “dramatik şekilde artacağını” ekleyerek, Çin’in gücünü abartmamak gerektiği yollu görüşünü destekliyor.
Çin lafı geçer geçmez akla geleni Soli Özel, kısaca, “Huawei diyeyim?” diye ortaya sürüyor. Walt, ‘Çinliler teknolojilerini yayacaklar, her yere Truva atları yerleştirecekler, sonra günün birinde Çin’de biri bir düğmeye basacak ve Amerikan ekonomisini mahvedecek’ yollu görüşleri zorlama buluyor. Yine de tehlikenin sıfır olmadığını belirtiyor, “dikkat etmezsek…” uyarısıyla.
Hemen ardından Özel, “Kuşak ve Yol Projesi”ni soruyor: Bu girişim Çin’e geniş bir alanda etkinlik sağlamayacak mı? Walt, kapsadığı ülkelerin siyasî elitleri nezdinde projenin öncelikle rüşvet yoluyla işbirlikçiler yaratmaya yaradığını söylüyor: Çin yatırım yaptığında elbette pek çok kişi bundan yararlanıyor ve kazancını artırmak istiyor. Çin bu şekilde işbirlikçiler ediniyor. Sonra şunları hatırlatıyor: Ama bir ülkeye demiryolu veya liman yapınca, orada işler istediği gibi gitmezse bunları alıp geri götürme şansı yok. Batılı ülkeler de pek çok yere yatırımlar yaptılar ve sonra oralarda umdukları kadar etkili olamadıklarını gördüler.
Her şeyin getirilip ABD-Çin etkinlik mücadelesine bağlandığı yerde Çin’in öyle söylendiği kadar etkili bir “yükselen güç” olmadığının yinelenmesine ne anlam vermeliyiz?
SURİYE - Bu konuda Stephen Walt’un söyledikleri zamanında tepki yaratmıştı, bu yüzden şaşırtıcı değil. Yine de kaşların kalkmasına yolaçacak cinsten. Olabildiğince istikrar, mültecilerin geri dönüşü için uygun koşullar ve ülkenin yeniden inşasını istiyorsak, diyor, bütün alternatifler arasında en iyisi Esad’ın savaşı kazanmasını sağlamak! Walt, Trump’ın Suriye’den asker çekme kararını da doğru bulmuş, “Kürtleri kaderleriyle başbaşa bırakma”nın o kadar önemsenecek bir sakınca olmadığını ileri sürmüştü.
İRAN - Walt, Trump için, “ısırmıyor, havlıyor” diyor, başkanın bütün saldırganca tutumuna rağmen askerî operasyonlara pek hevesli olmadığına dikkat çekiyor. Bu yüzden İran’la savaş beklemiyor. Ancak “sıfır ihtimal” de diyemiyor. Aksine, “savaş beklemiyorum”un sonuna “umarım haklıyımdır”ı ekliyor.
ABD ELİTLERİ - Walt, “Bizim dış politika elitlerimiz o kadar akıllı değil,” diye konuşuyor -ki, bu da sık sık tekrarladığı bir görüş. “Dünyayı idare etmeye, dünyanın her yerindeki yerel politikayı şekillendirmeye alışmış bir elitimiz var.” Tek kutuplu denen dönemde, nerede ne istiyorsak bedel ödemeksizin yapabileceğimiz fikrine kapıldık, diyor. Oysa şimdi durum farklı, yeniden Büyük Güçler arasındaki çekişme ve denge arayışı belirleyecek dünya ortamını. Her adımda tercihler yapmamız, kararlar vermemiz gerekiyor, diyor Walt: “Asya mı Ortadoğu mu? Afrika mı Avrupa mı?” Devletlerinin dış politikası hakkında konuşan ABD’liler çoğu zaman “Strateji” türü masa oyunlarını akla getirir.
ABD yüksek siyaset ortamına yalnız bu dönüşümün başlaması değil, Trump’ın züccaciyeci dükkânına dalmış fil gibi ortalığı kırıp geçirmesi de fazlasıyla etki yapmış; Walt’un söylediklerinden böyle anlaşılıyor. Trump birçok yerleşik fikri, ortodoksça inanışları sorgulamayı sağladı, diyor. ‘Japonya ve Güney Kore kendi nükleer gücüne sahip olsun, herkes her şeyi bizden beklemesin’ yollu çıkışlar, birçok insana mâkûl geldi. Bizzat Walt soruyor: Avrupa ülkelerinin işbirliği yapıp kendilerini koruması niye çılgınca bir fikir olsun? Anlaşılan Avrupa’dan sıtkı sıyrılmış...
“LİBERAL HEGEMONYA”NIN SONU • Yalnız Trump’ın ortalığı dağıtmasıyla kısa süre önce çılgınca bulunacak fikirlerin rağbet görmesi değil, Walt’un işaret ettiği, hattâ adını koyduğu bir başka değişim de yakın gelecekte hem uluslararası ilişkileri hem birçok ülkedeki siyasî hayatı şekillendirecek nitelikte: “Liberal hegemonya”dan uzaklaşılacağı görüşünü yineliyor Walt. Çin’le ve Avrupa’yla ilgili bütün söyledikleriyle birarada düşünülünce, yalnız Trump gibi şuursuz, dağınık sağcıların değil, yerleşik nizamın sağduyulu, “gerçekçi” mensuplarının da ABD’yi “sosyal sorumluluktan azâde kılma” yanlısı olduğu zaten biliniyor. Ancak bu bir yeni izolasyonizm gibi görünmüyor. Çin’in ABD’ye rakip çıkmasını önleme hedefiyle, sadece savaş gemilerinin birbirlerini taciz ettiği okyanus kıyılarında değil, sokaklarda yürüyen insanların ellerindeki telefonlarda da cereyan edecek bir mücadeleye işaret ediyor bu sözler.
Bu tarz bir yeni dünya durumunun birçok ülkeye etkisi pek hayırlı olacak gibi görünmüyor. Umalım aksi olsun, bir vakitler Sovyetler’in sahip olduğu etkinin önemli unsuru diye sayılan “ideolojik etken”, bu defa daha çok adalet ve özgürlüğe sahip olanın “manyetik çekim gücü”nü artırma yönünde rol oynasın.
Bu zihin açıcı söyleşi için Soli Özel’e tekrar teşekkür ederek bitireyim.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları

















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024