Vahap COŞKUN
İnsanlar siyasete niçin girerler? Neden binbir çeşit güçlülüğün içine dalarlar? Hangi motivasyonla dağ-bayır gezer, dur-durak demeden oradan oraya koştururlar? Neden insanlar kapı kapı dolaşır, binlerce kişiyle ilişki kurar ve onların dertlerini dinlerler? Acaba onları birçok kimsenin eleştirilerine, küfürlerine, beddualarına muhatap kılan gözü karalığın ardında yatan nedir? Meşakkatli bir iş olmasına rağmen siyasetin çok sayıda taliplisinin olması neyle açıklanabilir?
Kuşkusuz bu ve benzeri sorulara birçok cevap verilebilir. Mesela, kimilerinin siyasete isim yapmak, şan-şöhret elde etmek için girdiği söylenebilir. Kimileri akçalı beklentilerle bu alana duhul edebilir. Kimileri de tek bir davanın gündemini oluşturmak için bu yükün altına girebilir. Tüm bunların doğruluk payı taşıdığına şüphe yok; ama bunlar siyaset denen işin aslını oluşturmazlar. İşin aslı, iktidardır. Siyaset iktidar olmak için yapılır.
Doğalı da, doğrusu da budur zaten. Zira siyaset, birlikte yaşamayı mümkün kılmak ve bundan doğacak sorunlara çözüm bulmak iddiasını taşır. İnsanlar siyasete kendilerine dair bir söz söylemek için girerler. Onlar diğerlerinden daha iyi fikirlere sahip oldukları kanısındadırlar. Toplumsal yaşamı daha iyi hale getirecek düşünceler kendilerindedir. Başkalarına değil onlara itibar edilmesi halinde karşılaşılan problemlerin kolaylıkla çözülmesi işten bile değildir. Bir gelecek tasavvuru vardır siyasetçilerin. Bunun için halka gider, görüşlerini paylaşır ve onları kendi yanlarına çekmeye çalışırlar. Amaç yeterli derecede itimat kazanmak ve iktidara gelmektir. Çünkü ancak iktidar dümenine geçtiklerinde fikirlerini hayata aktarabileceklerdir.
İktidardan kaçmak
Genel olarak siyasetin doğrusu budur. Ancak bugünlerde Türkiye’de bu doğruyla uyuşmayan tuhaf bir durum yaşanıyor. Tuhaflık iki yönlü: İlki, muhalefet partilerinin adeta iktidardan kaçan bir görüntü sergilemeleridir. Muhalefet partilerinden beklenen iktidara gelmek için çabalamaları iken onlar adeta bunun tersi yönde gayret sarf ediyorlar. İktidara gelmemek için binbir bahanenin ardına sığınıyor, olmayacak hayallerin peşinden koşuyor, kerameti kendinden menkul değerlendirmelere sığınıyorlar. Mesela CHP muhayyel bir bloğun peşinde bir ömür tüketiyor. MHP halkın kendisine muhalefete görevi verdiğini iddia ediyor. HDP ise iktidar topuna girmeye hiç niyetli gözükmüyor.
İkincisi ve daha tuhafı, her bir muhalefet partisinin iktidar için bir diğerini işaret etmesi ve onunla kurulacak bir iktidarın ülke için daha hayırlı olacağını belirtmesidir. Örneğin CHP, AKP ve MHP’nin tabanlarının birbirlerine daha yakın olduğunu ve bu iki partinin koalisyon kurmalarının hem daha muhtemel, hem de daha iyi olacağını söylüyor. MHP, bir AKP-CHP koalisyonun daha isabetli olacağını dillendiriyor. HDP, bir AKP-CHP koalisyonunu tercih ettiğini ve böyle bir koalisyona dışarıdan destek vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.
Kaf Dağı’nın ardındaki iktidar
Muhalefet partilerinin kendilerini iktidarın dışında tutmalarına gerekçe olarak birçok neden sıralanabilir. Misal, muhalefet partileri ile AKP arasında seçim döneminde çok sert bir ağız dalaşı yaşandığına, artık tarafların birbirlerine bakacak yüzlerinin olmadığına, tabanlar arasında mesafenin açıldığına değinilebilir. Ya da bunun tamamen taktiksel bir tutum olduğu, partilerin görüşmeler öncesi ellerini yükselttikleri ve pazarlıklara güçlü girmek için böyle davrandıkları da iddia edilebilir.
Muhakkak bu gerekçelerin her biri belli bir derecede geçerli. Ama mevcut hal salt bunlara dayanarak açıklığa kavuşturulamaz. Muhalefetin iktidara bu denli soğuk yaklaşmasını açıklayacak daha derin sebepler olmalı. Bana göre bunlar üç başlık altında toplanabilir:
Birincisi, muhalefetin iktidara hazırlıksız yakalanmasıdır. Muhalefet kendini iktidara hazır hissetmiyor. İktidara asılan ve memleketi idare etmeye hazır olan bir parti daha seçim döneminde kendini belli eder. Bunun için de iktidarın elde edileceğine dair sağlam bir inancın olması gerekir. Bir parti iktidarın bir el atımı mesafesinde olduğuna inanırsa, ona göre çalışır, bütün projelerini de ona göre ayarlar. Oysa seçimden önce bırakın MHP ve HDP’yi, ana-muhalefet CHP’de bile böyle sağlam bir inancın zerresine rastlanmıyordu. Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere hiçbir CHP’li iktidar olacaklarına ihtimal vermiyordu. (Nitekim Bekir Coşkun ile olan sohbetinde Kılıçdaroğlu, iktidara dair bir umudunun olmadığını açık bir şekilde ortaya koymuştu.)
CHP’lilerin gözünde iktidar Kaf Dağı’nın ardındaydı. Kendini iktidar namzedi olarak görmeyen CHP her zaman olduğu gibi otomatik bir biçimde muhalefete göre kodlanmıştı. CHP yine muhalefet sıralarını işgal edecek, sırtında yumurta küfesi taşımayacak, elini taşın altına sokmak zorunda kalmayacaktı. Fakat beklenen gerçekleşmedi, CHP’nin –koalisyon yoluyla da olsa- iktidara gelme ihtimali belirdi. İktidar ise, sorumluluk ile eş anlamlı. İktidar olduğunuzda, belli tercihlerde bulunuyor, bunlardan ötürü toplumun bazı kesimleriyle karşı karşıya geliyor ve icraatlardan payınıza düşen eleştirileri alıyorsunuz. Hükümetteyken steril olma, elinizi kirletmeme şansınız yok. Sorumluluğu üstlenmek zorundasınız. Bu, CHP’nin parti olarak uzun süredir tatmadığı bir duygu. Bu nedenle iktidar olma CHP’de bir tereddüde ve korkuya yol açıyor.
Muhalefette olmanın kazancı
İkincisi, muhalefette olmanın daha büyük bir siyasi kazanç sağlayacağının düşünülmesidir. Bu, özellikle MHP ve HDP için geçerli. MHP’ye göre verili şartlarda kurulacak bir koalisyon uzun ömürlü olamaz ve başarısızlıkla neticelenir. Kim arasında kurulursa kurulsun başarısız bir koalisyon ise onu oluşturan partileri yıpratır. Yani MHP, koalisyondaki partilerin oy kaybedeceğini ve bunun kendisine kazanç olarak döneceğini planlıyor. Bu nedenle ısrarla iktidar arayışlarının içinde olmamaya özen gösteriyor ve ilk günden itibaren yerinin “ana-muhalefet” olduğunu deklere ediyor.
HDP ise muhalefette olmanın her koşulda kendisine yarayacağını kanısında. Eğer koalisyon AKP ile MHP arasında kurulursa HDP’nin kullanacağı argüman belli: HDP bunu bir “savaş koalisyonu” olarak etiketleyecek ve böylelikle Kürtlerin oyunu kendisinde konsolide etmeye devam edecek. AKP ile CHP’den müteşekkil bir koalisyonda ise HDP, bir yandan çözüm sürecinde atılacak adımlarda hükümeti destekleyerek “sorumlu ve yapıcı parti” kimliğine bürünecek, diğer yandan da soldaki muhalefet boşluğunu doldurarak etki alanını büyütecek. Dolayısıyla HDP 7 Haziran’daki başarısının kendisine birçok kapı açtığını düşünüyor, bir dönem bunun keyfini sürmek istiyor ve iktidara uzaktan bakmayı tercih ediyor.
Ötekisini kaybetme
Üçüncüsü ve en önemlisi, muhalefetin AKP karşıtı pozisyonlarını kaybetmeden ürkmesidir. AKP’nin üç dönem tek başına iktidarda olması, aslında muhalefete de konforlu bir konum sağlamıştı. AKP hep iktidarda, onlar hep muhalefetteydiler. AKP hem sorumluluk, onlar ise hep eleştiri makamındaydılar. AKP, ortak ötekiydi. Pozisyonlarını AKP karşıtlığı belirliyordu. Çoğu kez siyaset adına AKP’nin durduğu yerin tersini göstermek yetiyordu.
Fakat seçimler meydana yeni bir siyasi harita çıkardı. AKP, tek başına iktidar olma gücünü kaybetti. Bir hükümetin oluşması için artık partilerden birinin AKP ile işbirliği yapması mecburiyeti var. Bu ise hem muhalefette kalacak partiler, hem de koalisyona girecek parti için yeni bir durum. Muhalefettekiler için, artık sadece AKP’ye çakmak yeterli olmayacak.
Hükümet ortağı olacak olan partinin ise iki zorlukla başa çıkması gerekecek: İlki, bu partinin AKP ile ortaklığını tabanına kabul ettirmesi olacak. Bu konuda MHP ile HDP daha rahat, bu partilerin tabanlarını AKP ile ortak hükümet fikrine daha kolay ısındıracak dinamikleri bulunuyor. Ama CHP için bunun epey çetrefilli olacağı açık. İkincisi, diğer iki parti hükümet ortağı olacak olan partiyi eleştiri bombardımanına tutacak. Artık eleştiriler sadece AKP’ye değil, onun ortağına da yönelecek. Ona sürekli AKP karşıtı söylemleri hatırlatılacak, eski ve yeni arasındaki tenakuzlarla köşeye sıkıştırılacak. Bu zorluklar partilerin güzünü korkutuyor.
Şimdi iki ihtimal var: Ya muhalefet partilerinden biri konforlu muhalif pozisyonundan vazgeçecek, eleştirileri göğüsleyecek, sorumluluğu üstlenecek ve hükümete girerek belirsizliğin noktalanmasını sağlayacak. Ya da yeniden bir genel seçime gidilecek. Karar, partilerin.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları









































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.12.2025
28.10.2025
8.09.2025
3.09.2025
27.08.2025
23.08.2025
19.08.2025
14.08.2025
5.08.2025
29.07.2025