Ahmet ALTAN
Savaş çığlıkları, meydan okumalar, kavmi, ırkı, milleti yücelten milliyetçi haykırışlar, “biz çok güçlüyüz” böbürlenmeleri, tehditkâr nutuklar her zaman kitleleri hareketlendirir, “şiddet” kendi çevresinde heyecanı yüksek bir taraftar kalabalığı oluşturur, bir tür toplumsal “doping” etkisi yaratır.
Bu heyecan, bu dopingli kabarma siyasetçilerin hoşuna gider.
Hem safları sıklaştırmanın, hem gerçek sorunları gizlemenin, hem de taraftarı hareketlendirmenin en iyi yoludur.
Ama her “doping” gibi bir sorunu vardır.
Bünyede hasar oluşturur.
Tedavisi zor yaralar bırakır.
Dün İhsan Dağı, Zaman gazetesinde çok güzel anlatıyordu; savaş daima demokrasiyi ve sivilleşmeyi geriletir, silahı ve silahlıları yüceltir.
Hükümet son zamanlarda şiddetli ve tehditkâr bir üsluba fazla abanıyor.
Başbakan’ın İsrail’le ilgili her açıklamasından sonra “Türkiye mutlaka savaşmak mı istiyor” sorusu insanın zihnine takılıyor.
Başbakan’ın yakınları “Doğu Akdeniz’i kontrol etmenin yararları” üzerine yazılar yazıyor.
Kıbrıs’ın stratejik öneminden bahsediyor.
“Kıbrıs’ın jeo-stratejik önemi ve Doğu Akdeniz’i denetlemenin gereği” konuşmaları bize hiç yabancı değil, biz bunları yıllar önce generallerden de dinledik.
Garip bir biçimde, “Gazze” meselesi yavaş yavaş “Doğu Akdeniz’in egemenliği” meselesine doğru kayıyor sanki.
Bu konuşmalar, bu yazılar, “emperyal bir gücün fütuhat hazırlığı” gibi çınlıyor insanın zihninde.
“Biz çok güçlüyüz ve bölgeyi biz denetleyeceğiz” inancı, milliyetçi ruhlara tatlı bir şerbet hazzı verebilir ama “evrensel bir akılda” ciddi endişeler yaratır.
Doğrusu ya ben, Osmanlı’yı dünya savaşına koşa koşa sokan Enver Paşa’nın ahmaklığının bir kez daha yaşanmasını pek istemem.
Koca imparatorluk, hayal dünyasında yaşayan bir budalanın “Almanya’nın oyununa gelmesi” sonucu çatır çatır parçalanmış, insanlar ölmüş, sefalete düşülmüş, büyük acılar çekilmişti.
Gerçekler, milliyetçilerin en çok nefret ettiği şeydir, onlar bir masal dünyasında, hayallerle avunarak yaşamayı, gerçeklerle yüzleşmeye tercih ederler.
Ama sonunda mutlaka gerçeklerle yüz yüze gelinir.
“Çok güçlü olduğumuza” ve neredeyse yeryüzünde herkesi yenebileceğimize iman etmiş bir duygusal coşkuyla “Barbaros harekâtı” planları hazırlıyoruz ama galiba nasıl bir ülke olduğumuzu unutuyoruz.
Önce askerî konulardan başlayalım isterseniz.
Bizzat Genelkurmay Başkanı’nın ağzından ifade edildiği kadarıyla, “tüfeğini mevzide bırakıp kaçan komutanların olduğu kepaze bir ordumuz” var.
Bu lafları söyleyen general, ordunun durumunu hepimizden iyi bilen biri.
Bütün ülkede duyulan bu sözler söyleneli çok olmadı, o zamandan bu zamana ordunun durumu değişti mi, birdenbire müthiş bir ordumuz mu oldu?
Bu “fütuhat” arzusunu destekleyen nasıl bir silahlı güce sahibiz?
De ki müthiş bir ordumuz var ve Doğu Akdeniz’i donanmamız fethedecek, oradan geçen herkes bize hesap verecek.
Bunun Türkiye’ye nasıl bir yararı olacak?
Böyle bir savaş ve böyle bir denetim için bu ülke silahlara kaç para harcayacak, o paraları nereden bulacak, hangi kaynaklardan kesecek, sağlık, eğitim, ulaşım yatırımları böyle sürekli bir “savaş” halinde de sürebilecek mi?
Üstelik biz savaşa Doğu Akdeniz’e giderken zaten içimizde savaş devam ediyor.
O savaşı durduracak, Kürt meselesini çözecek hiçbir adım atmadan, “demokratikleşemeden” başka bir savaşa koşturmanın anlamı ne?
Doğu Akdeniz’de savaşacaksak, o savaş sırasında içerde “demokratikleşme”, yumuşama, sivil bir anayasa yapma imkânı olacak mı yoksa İhsan Dağı’nın da vurguladığı gibi “askerleşme” mi hızlanacak?
Yeni bir anayasa yapmadan, Kürtlerin haklarını tanımadan, kendi içimizdeki savaşı sona erdiremeden, bizzat hükümet üyelerinin “ekonomik durgunluk” uyarılarına aldırmadan biz niye Doğu Akdeniz egemenliğine merak sardık?
Hadi biraz daha net ve anlaşılır söyleyeyim: “Kardeşim sen kendi ülkendeki dağları denetleyebiliyor musun ki Doğu Akdeniz’in denetimi peşine düşüyorsun?”
Yanlış hatırlamıyorsam, Falih Rıfkı, “Cephede her asker öldüğünde Saray’daki paşaların göğsünde yeni bir madalya parlıyordu” diye yazmıştı.
Hükümetin göğsündeki madalyaları ölen çocuklarla mı parlatacağız?
AKP, daha geçen yıl gördüğümüz “barışçı, sivil, sorun çözücü, demokratik bir ülke isteyen” kimliğine yeniden dönse herkes için daha iyi olacak.
Yoksa bu garip çıldırma hali sonunda bir bela çıkartacak başımıza.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Ümitliyim, çünkü…
26.05.2020 - Bir Cinayet, bir Cenaze
21.01.2020 - Bu akşam Pariste babam, Malraux ve ben şampanya içeceğiz
6.02.2019 - Biz söylemeyeceksek kim söyleyecek?
28.11.2019 - ÜÇ CAM KUTU
23.11.2019 - Kâğıttan flüt
11.11.2019 - Rüyalar ve milliyetçilik
21.03.2020 - Yargıdaki çöküntüyü tamir etmek elinizde!
25.09.2018 - Milliyetçilik ve Aydınlar
19.09.2018 - Şatodaki Çiçek
26.08.2018
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları











































































Alevi Alev
Insanı ve de dünyayı nasıl algılıyor bu köşe yazarı? "Cemevleri ibadethane midir?" sorusu haddini bilmez ve de alevileri dışlayan bir soru! Camiler ibadethane midir, sorusuna tehammülü var mıdır acaba?
kazim tas
Tekke ve Zaviyelik ile Aleviligin durumu netlestirilemez. Aleviler cem evi ibadet hane diyorsa oyledir. Insanlara inanc ogretemezsiniz. Isteyen istedigine inanir. Tekke ve Zaviye ile Aleviligi sadece araya bir yere koymus olursunuz. Bu uyanikligi birakin. Adamlar neye isterse ona inanir. Sunni mezheplerine bakin, kiminin helal dedigine oteki haram diyor. Zaten ayrismalar olmus olacagi kadar. Boyle uyanik yorumlarla derinlestirmeyin
Ali
Cemevleri ibadethane midir? Kilise ibadethane midir? Tapınak ibadethane midir ? Gibi soruları cevaplaması gereken diyanet mi, imamlar mı yoksa o dinlere inananlar mı?