Ahmet ALTAN
İki metre yükseklikteki bir kürsüde oturuyorlar. Kırmızı yakalı siyah cübbeleri var üstlerinde.
Birkaç saat sonra benim kaderim hakkında karar verecekler.
Onlara bakıyorum.
Hayatın ipliğini kesecek Moiralara benzemiyorlar. Sıkıntıyla gevşettikleri kravatlarıyla Gogol’ün küçük memurlarını andırıyorlar daha çok.
Ortada oturan başkanları sağ kolunu ıslak çamaşır gibi kürsünün üstüne serip parmaklarını oynatıyor ve oynayan parmaklarını seyrediyor.
Yüzü dar ve uzun, kaşları yoluk ve renksiz. Yarı kapalı şiş gözkapaklarının altındaki gözbebekleri fark edilemiyor, ölü bir ıslaklıktan ibaret gözleri.
Özellikle savunmacılar konuşurken artan garip bir tiki var, küçük bir yumru çenesinden gözlerine kadar cildinin altında yuvarlanıyor.
Arada sırada cep telefonuna bakıp gelen mesajları okuyor.
Bizimle birlikte yargılanan sanıklardan biri bypass ameliyatı olacağını söylediğinde, kırmızı ışıklı mikrofonu kendine doğru çekip mekanik bir sesle “hastane hapiste kalmanıza engel bir durum olmadığını bildirdi” diyor.
Avukatlar, en hayatî konuları anlatırken gene mikrofonu önüne çekip aynı mekanik sesle, “iki dakikanız var, toparlayın” diyor.
Sanki sanıkların ve avukatların söylediği sözler alnına çarpıp, parçalanmış kelimeler hâlinde kürsüye dökülüyor.
Elias Canetti’nin, “Kendin güvende, huzur ve görkem içindeyken, bir insanın taleplerini, o taleplere kulak tıkamaya kararlı bir hâlde dinlemek... Bundan daha aşağılık bir şey olabilir mi” sözü geliyor aklıma.
Sağ yanındaki şehlâ gözlü tombul üye, sanıklar ve avukatlar konuşurken yaylı koltuğunu geriye doğru yatırarak tavana bakıyor. Yüz çizgilerindeki haz kaymalarından hayallere daldığı anlaşılıyor. Hayallere dalmadığı zamanlar genellikle başını eline dayayıp uyuyor.
Sol taraftaki üye ise önündeki bilgisayarla meşgul, sürekli bir şeyler okuyor.
Öğleye doğru “karar vermek” için müzakereye çekileceklerini söylüyorlar.
Bizim çevremiz jandarmalarla kuşatılmış vaziyette. Yanımızda bir dizi jandarma duruyor, bir dizi jandarma da arkamızda. Onların arkasında da zırhı andıran siyah göğüslükleri ve dizlikleriyle Robocop kıyafetli başka bir jandarma grubu bekliyor.
Her birimizin koluna bir jandarma giriyor, çift sıra hâlinde dizilmiş jandarmaların arasından geçip dar bir merdivenden aşağıya iniyoruz.
Bizi, önünde demir parmaklıklar olan fayans döşeli büyük bir nezarethaneye sokuyorlar.
Biz beş erkeğiz.
Altıncı sanık “kadın olduğu” için onu ayırıp başka bir yere götürüyorlar.
Hakkımızdaki delilleri kardeşimin başvurusu üzerine inceleyen Yüksek Mahkeme, “bu delillerle kimsenin tutuklanamayacağına” karar verdiği için birlikte yargılandığımız gazeteciler çok iyimser ve umutlular.
Ben onlar kadar iyimser değilim.
Nezarethanenin bir ucundan bir ucuna gidip geliyoruz sinirli adımlarla. Gölgelerimiz, fayans çizgilerinden atlayarak bize yetişmeye çalışıyor.
Kendi geleceğimizle ilgili karar verme hakkımızı tümüyle kaybettiğimizi bir çaresizlik duygusuyla hissediyoruz.
Dakikalar, konuşmalarımızın temposuna göre bazen hızlanarak, bazen yavaşlayarak geçiyor. Dakikalar yavaşladıklarında bir jilet gibi keskinleşiyorlar, içimizde kanlı kesikler açıldığını hissediyor ama bunu birbirimizden saklıyoruz.
“Vulnerant omnes, ultima necat,” hepsi yaralar sonuncusu öldürür, bu gerçeği eski Latinlerden beri biliyoruz ama bir nezarethanede müebbet hapse mahkûm olup olmayacağını beklerken yavaşlayan dakikalar bütün kardeşlerinden daha yaralayıcı oluyorlar.
Böyle dakikalarla yaralanırken, biraz da utançla, gerçekçi kötümserliğimin altında küçük umutlarla hayallerin elmas tozlarını andıran parıltılarla gezindiğini fark ediyorum.
“Bunlar hukuk desperadoları, her türlü hukuksuzluğu yaparlar” diyen güçlü sesin altında “bu kadar da saçmalayamazlar” diyen bir fısıltıyı da duyuyorum.
O fısıltıyı susturmuyor, böyle yaptığım için de kendime kızarak, umutla aramdaki o ince bağı koparmıyorum.
Umut, öyle sokulgan, öyle sıcak, öyle çekici ki insanın içi böylesine üşürken onu bırakıp gitmesi mümkün olmuyor. Bunun yersiz ve gereksiz bir zaaf olduğunu bilmek de bir işe yaramıyor.
Umudun beslediği solgun ve titrek hayaller çekingen adımlarla zihnimin gölgeli kıvrımlarında kımıldanıyorlar: Hapishanenin kapısından çıkıyorum, derin bir soluk, ilk sarılış, sevinç sözleri, mutluluk kokusu, yukarda geniş bir gökyüzü...
Ben böyle hayaller kurarken üç adam bir yerlerde benim kaderimi belirliyor.
Belki de kararlarını verdiler bile.
Birden, hafızamın derinliklerindeki magma tabakaları şiddetli bir depremle kırılıyor, gizli bir yeraltı nehrinde yüzen unutulmuş su çiçekleri gibi cümleler çıkıyor ortaya.
Kılıç Yarası Gibi romanında yazdığım bir bölümü hatırlıyorum. Tutuklandıktan sonra bir odada hakkında verilecek kararı bekleyen bir kahramanı anlatırken yazdıklarım bunlar.
“Kaderin değiştiği anla, kaderi değişen insanın bunu öğrendiği an arasında geçen zaman dilimi, insan hayatının en trajik ve ürkütücü parçası olarak gözüküyordu ona. Gelecek belirlenip kesinleşiyor ama insan kendisi için kesinleşen geleceğinin farkına varmadan, başka umutlar ve hayallerle başka bir geleceği bekliyordu. O bekleyişteki bilgisizlik korkunçtu ve ona göre insanoğlunun en büyük zaafını oluşturuyordu.”
Hatırladığım cümlelerle ürperiyorum.
Şu anda yaşadığımı yıllar önce yazmışım.
Şimdi kendi romanımda yazdığımı yaşıyorum.
Romanını yaşayan bir romancı.
Maskeli büyücülerin katıldığı bir vudu ayininin nakaratı gibi beni dehşetle titreten bir cümle içimde yankılanıp duruyor:
Hayatım romanımı taklit ediyor.
Yıllar önce, edebiyatla hayatın birbirine değdiği, sınırları belirsiz, esrarengiz ve puslu arazide dolaşırken kendi kaderimle karşılaşmış ama onu tanımamışım, onu bir başkasının kaderi sanarak anlatmışım.
Yazdığım kendi kaderimmiş.
Aynı yıllar önce yazdığım kahramanım gibi tutukluyum, aynı onun gibi geleceğimi belirleyecek kararı kapatıldığım bir odada bekliyorum, aynı onun gibi belki de o anda belirlenmiş olan kaderimden habersizim, aynı onun gibi insanoğlunun en acıklı çaresizliğini yaşıyorum.
Kendi geleceğimi, gördüğümün kendi geleceğim olduğunu bilmeden lanetli bir kâhin gibi yıllarca önce görmüşüm.
Macbeth’in cadıları dolaşıyormuş içimde.
Bir yazarın içinde böyle kaç cadı, kaç büyücü, kaç kâhin yaşıyor?
Yazdığım başka neler gerçekleşecek?
Bilmediğim, hatırladığım başka hangi cümlelerle lanetledim kendimi?
Romanla hayatın, gerçekle yazılanın birbirine dolandığı, birbirinin kılığına girdiği, birbirini taklit ettiği, birbiriyle yer değiştirdiği başdöndürücü, uğultulu bir girdabın derinlerine doğru sürüklendiğimi hissediyorum.
Kâhin de benim, kehanet de benim, kurban da benim.
Cümlelerimle yaşayanları öldürebilir, ölüleri diriltebilirim.
Bütün yazarların sahip olduğu bu güce sahip olduğum için mi tanrıların gazabına uğradım, bunun için mi lanetlendim, bunun için mi bana kendi kaderimi yazdırdılar?
Yazdığım kahramana dönüşüyorum, içinde dönüp durduğum girdapta.
Nasıl bir kader biçmiştim ben o kahramanıma?
Ne olmuştu onun sonu?
Aniden koşuşan jandarmaların postal seslerini duyuyorum, iki sıra hâlinde diziliyorlar, bir ses “haydi” diyor, “karar verildi.”
Karar verilmiş.
Hatırlıyorum birden.
Benim kahramanım mahkûm olmuştu, ona o kaderi biçmiştim.
Şimdi kendi hakkımdaki kararı duymadan o kararı biliyorum.
Ben de mahkûm olacağım.
Öyle yazdım çünkü.
Kader beni hazırlıksız yakalayamayacak, kaderi ben daha önceden belirledim.
Bizi yukarı çıkarıyorlar, salona girip oturuyoruz.
Yargıçlar geliyorlar, koltuklarına bırakmış oldukları siyah cübbelerini giyiyorlar.
Islak ölü gözlü başkanları kararı okuyor:
“Ağırlaştırılmış müebbet.”
Hayatımızın geri kalanını üç metreye üç metre bir hücrede tek başımıza, günde sadece bir saat güneşe çıkarılarak geçireceğiz.
Asla affedilmeyecek ve hapishane hücresinde öleceğiz.
Karar bu.
Romanımın kahramanı gibi ben de mahkûm oluyorum.
Kendi geleceğimi kendim yazdım.
Ellerimi uzatıyorum. Kelepçeleri takıyorlar.
Bir daha dünyayı ve avlu duvarlarıyla sınırlanmamış bir gökyüzünü göremeyeceğim.
Hades’e gidiyorum.
Kendi kaderini yazan bir kader tanrısı gibi yürüyorum karanlığın içine doğru.
Kahramanımla birlikte karanlığın içinde kayboluyoruz.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları













































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.05.2020
21.01.2020
6.02.2019
28.11.2019
23.11.2019
11.11.2019
21.03.2020
25.09.2018
19.09.2018
26.08.2018