Ali BAYRAMOĞLU
21. yüzyılı popülizmler çağı olarak tabir etmek yanlış olmaz.
İlk göze çarpanlar her geçen gün alan ve güç kazanan, iki dünya savaşı arasının faşist rejimlerini çağrıştıran otoriter popülist akımlar. Hollanda’da yabancı karşıtı Wilders, onun Fransa versiyonu Marin Le Pen, Danimarka Halk Partisi, Avusturya Özgürlük Partisi bu akımların en bilinen temsilcileri. Sağ popülist çizgide onları Macaristan’da 7 yıldır iktidarda olan Orban, İngiltere’de Brexit’in mimarlarından Farage takip ediyor. Kuzey Amerika’da Trump aynı havuzda yer alıyor.
Popülist kabarma bunlardan ibaret değil.
Latin dünyasında Venezuella’da 1998’den 2013’e kadar 15 yıl boyunca Chavez, Arjantin’de 2003-2015 arası 12 sene Kichner’ler, Brezilya’da 2003-2010 arası Lula, Bolivya’da 2006’tan bu yana 11 yıldır Morales, popülizmin sol temsilcileri olarak hükmettiler ve hükmediyorlar. Sol dalgayı Avrupa’da SYRİZA (Yunanistan), PODEMOS (İspanya) gibi siyasi hareketler, Melanchon gibi siyasi isimler temsil ediyor. Popülizm sol düşüncede kendisine önemli bir yer buluyor.
Son bir kaç yıldır Tayyip Erdoğan da, sağ popülizmin önde gelen temsilcilerinden birisi kabul ediliyor. Batı basınında ya da akademik dergilerde çıkan ilgili makalelerin Erdoğan’ı ve Türkiye’ye anmadan geçtikleri pek nadir oluyor.
Sağ ve sol dalgasıyla popülizm dünyanın girdiği yolu anlamak için önemli araç. Başlar kumdan çıkarıldığında görülür ki, özellikle son dönemleri itibariyle Türkiye’de o dünyanın bir parçası, bu yolun yolcusudur.
POPÜLİZM DEDİKLERİ
Önce popülizm nedir?
Tabir, Türkiye’de uzun yıllar “popüler” anlamıyla da kullanıldı. Halka yaranmak, oy toplamak için kamu kaynaklarını har vurup harman savurmak olarak kullanıldı.
Ancak asıl tanımı latin kökenlerine daha yakındır: Sisteme karşı sıradan insanı savunmak. Yoz, ülke ruhuna yabancı bir elit tarafından el konmuş iktidara karşı, halkı, halkın iktidarını temsil etmek .
Nitekim Arjantin’de Peron’la, Brezilya’da Vargas’la ABD ve İngiltere gibi güçlere kafa tutma, milliyetçiliği ve otoriterliği iç içe sokan lider düzeni, adaletçi ve modernist politikalarla başta işçi sınıfı olmak üzere popüler kesimleri gözeten, onlara dayanan bir dalga olarak doğdu popülizm.
2000’lerle birlikte ikinci büyük dalga ortaya çıktı.
Popülist dalga, bir kez daha, sistem ve seçkin karşısında sokaktaki adamın iktidarını ifade ediyor. Ama farklı ülke ve kültürlerdeki popülist rejimlerin birkaç ortak noktası daha var. Her biri işe önce işçi, esnaf, dindar, vs. gibi toplumsal katmanlara işaret ederek; sistemin dışladığı, mağdur bir “sıradan insan” retoriği ve tanımı yaparak başlar. Ardından buna dayanarak, farklı kesimlerden gelen sıradan insanlar kümesinden bir blok oluşturur, halk ya da millet adını verdiği budur. Kurgulanmış bu halk kategorisi geniş bir toplumsal yelpazeye, bir ittifak demetine işaret eder. Yine her biri bu halka ve ittifaka dayanarak çatışma ve kutuplaşma siyasetini mutlaklaştırır. Zengin/yoksul, elit/halk, yerli/yabancı, alttakiler/üsttekiler gibi kutuplaşmaları sürekli canlı tutarak yol alır. Ancak hepsinde en büyük karşıtlık dinamik halk kitleleriyle statik kurumlar ve elitler arasında kurulur.
POPÜLİZMİN SOLU VE SAĞI
Tüm bunlar popülizmin belli bir ütopyanın, ideolojinin üzerine oturan bir dalga olmadığını, daha çok bir siyaset yapma tarzını ifade ettiğini gösterir. Sağ ve sol siyasette aynı anda boy göstermesi bu nedenledir.
Sol popülizm, sınıfsal takıntıları ve liberal özenmeleri bir yana bırakan, ezilenler arası ittifak stratejisi, bu stratejiyle iktidara gelip uzlaşma ve ortak fayda etrafında düzen değiştirme arayışı olarak tanımlanabilir. Nitekim Latin Amerika örnekleri; işçilerin, popüler ve dezavantajlı kesimlerin ittifakı ve iktidarı şeklinde başgösterdi ve gösteriyor. Bu itibarla sol olarak tasnif ediliyorlar. Sol popülizmle ilgili en etkili tarifi veren, aynı zamanda “radikal demokrasi” adı altında kurumsal çatısını kuran iki akademisyen, Laclau ve Mouffe ikilisi oldu. Doğru sol siyaseti, sınıflar arası bir çatışma olarak ele almak yerine, iktidar ve sistem karşısında sınıflar arası bir ittifak stratejisi olarak tanımladılar. Toplumda siyasi aidiyetlerin sadece sınıfsal, dolayısıyla tekil değil, çoklu olduğunu söylediler. Öyleyse, farklılıklar arasında ittifak, siyasi çoğulculuk anlamına geliyordu ve demokratik siyasi faaliyetin kurucusuydu. Yerleşik düzene karşı yapılan geniş ittifak aynı zamanda kutuplaşma, kutuplaşarak meydan okuma demekti. Popülist siyasetin toplumu zengin-yoksul, halk-seçkin gibi kutuplara bölmesinde olduğu gibi, kutuplaşma kimliklere, sınıflara, özlere değil, ittifaklarla talep ve çıkar ortaklıklarına dayandığı oranda halk özne haline gelecek ve demokratik dinamikler harekete geçecekti. Popülizm bu tanımı ve anlamıyla Avrupa’da ise sol siyasetçiler ve entelektüeller arasında artan bir ilgi görüyor.
Sıradan insan tanımını ve halk kurgusunu, etnik, dini ve ayrımcı çerçevede yapan, mağduriyet-sokaktaki adam ilişkisini bu çerçevede kuran eğilimlere sağ popülizm deniyor. Sağ popülizm halkın, başka kültürler karşısında tepki hissini körükleyen, alttan gelen bir ari bir yerlilik fikri üzerine oturan, bu istikamette bir ittifakın siyasetini yapan bir bakış. Bu eğilimler önemli ölçüde küreselleşmenin kimi kesimlerde yarattığı hayalkırıklıklarından, endişelerden, kültürler arası sert kütür karşılaşmalarından besleniyorlar. Nitekim İslamofobi, AB karşıtlığı, etnik vatandaş hassasiyeti, milli değerler ve dokuya dönüş söylemi gibi özellikler; Marine Le Pen, Wilders, Trump, Orban’ın siyasi anlayışları ve tarzlarını tanımlıyor. Trump’ı tanımlayan ise İnsel’in ifadesiyle, “yabancı düşmanlığını elit nefretiyle birleştiren, bunu devlet bürokrasisine tepkiyle besleyen ve küreselleşmeden kaybedenleri etrafında toplaması...”

DEMOKRASİ VE OTORİTERLİK
Şimdi ana soruya gelelim: Soldan sağa bu tablonun, popülizmin demokrasi ve otoriterlikle ilişkisi nedir?
Dışlanmış kesimlere dayanan bir itiraz, sisteme karşı sıradan insanı, mağdur halk katmanlarını savunma siyaseti olduğu, güçlü bir toplumsal talep dalgasının üzerine oturduğu oranda (ayrılıkçı, etnisite, tek inanç fikrine dayalı, faşizan eğilimleri dışında) popülizmin, eşitlik ve adalet arayışı anlamında demokrasiyle yolunun kesiştiği muhakkaktır.
Ne var ki demokrasi ve popülizm arasında kuvvetli gerimin olduğu da açıktır.Popülist siyaset yapma tarzının kendisine has kimi dinamikleri bir aşamada demokrasiyi ciddi biçimde tahrip eden etkilerde bulunur.
Deneyimle sabittir, her popülist iktidar şu ya bu aşamasında demokrasi ile otoriterlik arasındaki yol ayrımına gelmiştir, gelir.
Ama neden ya da popülizmin tahripkar siyaset cihazları nelerdir?
Birincisi, kutuplaşma siyasetiyle üretilen (kimi grupları içine alan kimilerini ise dışarıda bırakan) halk tanımından hareketle, o halk adına çoğunluğun hakimiyetini tek esas ve tek meşruiyet kaynağı kabul eden “çoğunlukçuluk” anlayışıdır. Bu anlayış, önce, demokrasinin müzakere, uzlaşma ve katılım üzerine oturan bir süreç olduğu fikrini dışlar. Ardından halk iradesi, milli irade gibi kavramlara referansla, çoğunluğa karşı çıkan her aktör ve sesi (yargı, aydın, gazeteci, muhalefet, bürokrat) sistem eliti ve kumpaslarının parçası ilan eder, düşman kılar. Çatışma ve kutuplaşma siyaseti yakıtını böyle elde eder. Chavez’den Orban’a bu kural değişmez.
İkincisi kurumlar karşında kişiyi, siyasi lideri öne çıkaran yapısından doğar. Lider merkezli doku, aslında yerleşik kurumlar ve elit gruplarla halk adına mücadelenin gerektirdiği güçlü ve baskın siyasi irade ihtiyacından doğar. Ancak bu ihtiyaçla sınırlı kalmaz. Tek adam düzeninin tüm popülist düzenlerde vardığı nokta, milli iradeyle özdeş kabul edilen bir liderin, bir şefin varlığı olmuştur. Kurumlar ve kurumlaşma karşısında şahısların öne çıkması, iktidarın şahsileşmesi, bu çerçevede keyfilik eğilimi, demokratik düzenin ihtiyaç duyduğu denge, denetim, paylaşım mekanizmalarını devredışı bırakır. Bu kurumlar, elitist düzeninin araçları olarak adım adım tasfiye edilir. Bunun yerine liderin milli irade adına tüm siyasi alanı denetlemesi devreye girer.
Bunlar, sosyal bilimcilerin üzerinde ittifak kurduğu tespitlerdir.
AK PARTİ VE POPÜLİZM
Peki, Erdoğan Türkiye’si popülizmin neresinde?
Açıkçası AK Parti iktidarının ilk evresi, düzene itirazla, dışlanan grupları sisteme taşımasıyla, elitist-modernist bir düzeni ters yüz etme hedefi ve bu çerçevede oluşan ittifaklarla popülizmi andırır. Eğer öyleyse, AK Parti’nin popülizmin tunç kuralına takıldığı, bir aşamada demokrasi ve otoriterlik arasındaki yol ayrımına geldiğini gösteriyor.
Darbe girişimi ve anayasa değişikliğinden önceki bir dönemde, Haziran 2016’da, bir yazımda şu değerlendirmeyi yapmıştım:
“Erdoğan, son aylarda anayasal kurum ve organları devreden çıkaran, ‘plebisiter demokrasi’yi andıran bir tarz geliştirmeye başladı. Ayrıca bu dönem milli irade kavramı ve tanımıyla ilgili cumhurbaşkanlığı çevresinden gelen kritik iki yeni yoruma işaret etti. İlki, milli iradenin liderle özdeş olduğu iddiasıdır. Seçilmiş liderin halkın mütemmim cüzü olduğunu ileri süren, liderin meşruiyetini halkla aynılığından, halkın onun şahsında özneleşmesinden aldığını varsayan, ‘organik lider’ tabiriyle ifade edilen bir bakış hızla alan kazanmıştır. İkinci husus, milli iradenin hangi organlar eliyle kullanılacağı meselesiyle ilgilidir. Anayasanın yargıyı da dahil ettiği ‘yetkili organlar eliyle’ tabiri geri itilmiş, ‘seçilmiş organlar’ vurgusu öne çıkmıştır. Bugün gitgide derinleşen bu fikir, milli iradeden milli iradeciliğe, çoğulculuktan çoğunlukçuluğa geçişini temel unsurları arasında yer almaktadır.”
Ağır bir popülizm hastalığını tarif ediyordu bu satırlar.
Referandum öncesi AK Parti ve Erdoğan’ın yürüttüğü, “...’evet’ diyenler millettir, ‘hayır’ diyenler PKK, iç düşmanlar, yerli ve milli olmayanlardır” kampanyası ise söylem ve kutuplaşma siyasetinde zirveyi oluşturuyordu. Düşman-dost, bizden ya da değil zıtlıkları üzerine oturan, milletin parçası olanlar ve olmayanlar ayrımı yapan, farklı düşünce ve tavrı ihanetle özdeşleyen, bu oranda siyaset karşıtı bir tutumu ihya edip yücelten bu dil, Türkiye’nin alışık olduğu kutuplaştırıcı söylemleri aşıyor ve tüm özellikleriyle, sadece bize has olmayan popülist-otoriter siyasi duruşa işaret ediyordu.
Milli ve yerli olmak iddiası yeteri kadar yerli ve milli değil galiba!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları







































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.02.2026
7.02.2026
5.02.2026
1.02.2026
29.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
10.01.2026