Alper GÖRMÜŞ
Bu yazının ilk bölümünde (Demokrasi derdinde samimiyet ve kararlılık sorunu: İspanya’nın Üçlü’sü, Türkiye’nin Altılı’sı, 9 Aralık) Türkiye’de Altılı Masa’nın demokrasiye geçiş tecrübesiyle İspanya’da 40 yıl önce yaşanan demokrasiye geçiş tecrübesi arasında biçimde büyük bir benzerlik, muhtevada ise büyük bir samimiyet ve kararlılık farkı olduğunu öne sürmüştüm. Ünlü İspanyol romancı Javier Cercas’ın Bir Anın Anatomisi’nde anlattığı üç siyasetçiyle bizim Altılı Masa’nın altı siyasetçisinin karşılaştırılmasından çıkan dersi de şöyle ifade etmiştim: Hayal kırıklığı, uğruna mücadele ettiği şeyde samimi ve kararlı olmayanı yıkar, samimi ve kararlı olanı ise sarsar ama yıkamaz.
23 Şubat 1981’de İspanya parlamentosunu basan darbeci askerlere karşı koltuklarının altına gizlenmeyip ayakta kalan üç kişinin sonraki açıklamalarına baktığımızda, o andaki davranışlarının nedeninin kişisel pozisyonları olduğu, o pozisyonların onurunu korumak için öyle davrandıkları intibaını edinebiliriz.
Önceki yazıdan hatırlayalım: Başbakan Suarez ‘hükümetin başı’nın, Başbakan Yardımcısı, eski general Mellado ‘bir komutanın’, muhalefet lideri Carrillo da ‘Komünist Parti Genel Sekreteri’nin başka türlü davranamayacağını söylemişlerdi.

Oysa üçünün diktatör Franco’nun ölümünü izleyen altı yıllık geçiş dönemindeki hikâyelerine baktığımızda, o ‘an’daki davranışlarının ‘kişisel’ olmaktan çok kararlı demokrasi mücadelelerinin bir çıktısı olduğunu anlarız. Zaten Cercas da her biri için ayırdığı uzun bölümlerde onların o altı yıllarını anlatıyor.
Bu bölümde İspanya’daki demokrasi mücadelesine öncülük eden üçlünün hikâyeleri üzerinden burada başarılamayanın orada neden başarıldığını yine Javier Cercas’ın anlatımıyla ele alacağız.
Adolfo Suarez: Kral’ın atadığı geçiş döneminin başbakanı
Romancı Javier Cercas, Kral’ın kendisini geçiş döneminin başbakanı olarak atamasından darbe ânına kadar geçen altı yıllık sürede Başbakan Suarez’in nasıl bir baskı altında olduğunu anlatırken şöyle diyor:
“Sağın gazetecileri her gün saldırırlar Suarez’e. Çünkü onu ortadan kaldırmanın demokrasiyi ortadan kaldırmakla aynı şey olduğu kanısındadırlar. Sayıları çok değildir ama önemlidirler; çünkü kışlalara yalnızca onların yazdığı gazete ve dergiler girmektedir. Durumun göründüğünden kötü olduğu; eğer sorumsuz, korkak ve bencilce bir tutumla İspanya’yı uçuruma sürüklemekte olan haysiyetsiz politikacı takımının suç ortağı olmak istemiyorlarsa, tehlikede olan vatanı kurtarmak için vakit geç olmadan müdahale etmeleri gerektiği konusunda askerleri ikna etmektedirler. Darbeyi azmettirme çabaları demokrasi döneminin başından beri kararlılıkla sürdürülmektedir, ama 1980 yazından itibaren apaçık sergilenmeye başlamıştır.”
Sadece sağcı gazeteciler ve askerler değil, zamanla büyük iş çevreleri, kilise, öbür partiler ve hatta bizzat Suarez’in kendi partisi ona karşı entrikalara girişir, onu zayıflatmaya çalışır. Cercas, Suarez’in de hatalarının olduğunu kabul eder fakat ona karşı girişilen komplocu-entrikacı girişimlerin neden aslında demokrasiye karşı girişimler olduğunu şöyle anlatır:
“İçeriği meşru olsa da biçimi meşru değildir bu entrikanın. Hele o dönemin İspanyol siyasetinde, kırk yıllık diktatörlüğün ardından, demokrasiye geçeli daha dört yıl bile olmamışken, biçim muhtevadır: Demokrasinin kırılgan biçimlerini sınır noktasına varana kadar çekiştirip durmak, Suarez’in başbakanlığına son vermek amacıyla siyasal sistemi tahrip etmek, ayartılmış askerlere müracaat ederek siyaset sahnesinde tozu dumana katmak demokrasi düşmanlarının eline Suarez’in ve demokrasinin işini bitirecek enstrümanı teslim etmek anlamına geliyordu. Bu tehlikeli dalavereye katılmayı reddeden pek az insan vardı: Ön sırada yer alıp da başbakanın muhasara altına alınmasına iştirak etmeyen (…) az sayıda siyasetçiden ikisi, General Gutierrez Mellado ile Santiago Carrillo idi.”


Gutierrez Mellado: Darbenin karşısında bir darbeci
23 Şubat 1981’de İspanya Parlamentosu’nda yaşanan darbe girişiminde “yere yat” komutuna uymayan ve darbecilere direnen üçlünün en kararlısı, insanların değişmeyeceğine dair özcü önyargıların iflasını ilan eder gibiydi. Çünkü Başbakan Yardımcısı bu eski general, 1936-39 arasındaki iç savaşta Franco’cu güçler arasında yer alan demokrasi karşıtı, kralcı bir subaydı:
“Kırk beş yıl önce genlerinde taşıdığı disiplin zorunluluğuna itaatsizlik etmiş, demokratik bir hükümette vücut bulan sivil iktidara karşı isyan etmiştir. Diğer bir deyişle, General Guiterrez Mellado’nun öfkesi, belki de yalnızca birkaç isyankâr jandarmaya karşı takındığı görünür öfkeden ibaret değildir; onda belki, kendisine duyduğu öfkenin de payı vardır; onun darbecilere karşı koyma duruşunu, eski bir darbecinin pişmanlık duruşu olarak yorumlamak büsbütün yersiz değildir belki de.”
General Mellado’nun aradan geçen yıllarda değişip kararlı bir demokrasi savunucusu haline geldiğini anlamak için geçiş dönemi yıllarında çektiği azâba rağmen duruşundan hiç taviz vermediğini hatırlamak gerekir.
Mellado’nun çilesi hiç kuşkusuz Suarez’inkinden daha büyüktü. Çünkü o bir eski asker ve ‘vatansever’di, oysa şimdi Komünist Parti’yi yasallaştıran hükümetin iki numaralı adamı olarak kendisini asker arkadaşlarının nezdinde bir ‘vatan haini’ne dönüştürmüştü. “Kirli bir siyasi hırs ve şöhret merakıyla” orduya ihanet etmişti ve bu görüşü tekzip edebilecek itibar ve güçten yoksundu. Bu ağır psikolojik saldırı karşısında sığınabileceği yegâne şey demokrasiye olan inancıydı. İspanya bir daha asla bir askeri diktatörlüğün tutsağı haline gelmemeliydi.
Mellado’nun büyük ıstırabı 21 Eylül 1976’da General Santiago’nun yerine başbakan yardımcılığına atanmasıyla başladı. Hemen ardından Suarez hükümeti solcu sendikalar üzerindeki yasağı kaldırdı. General Santiago, Mellado’nun kendi yerine atanmasından birkaç gün sonra silah arkadaşlarına bir yazı göndererek askerlikten istifa ettiğini açıkladı. Gerekçe, Franco rejimi tarafından yasaklanmış olan sol eğilimli sendikaların yasallaştırılmasını askerlik onuruyla bağdaştıramamasıydı.
Oysa o kararın altında General Mellado’nun da imzası vardı ve General Santiago’nun ‘onurlu’ tavrının karşısındaki bu ‘süfli’ tutumu nedeniyle ilk vatan haini damgasını yemişti. İkinci damga bundan yedi ay sonra, hükümet Komünist Parti’yi yasallaştırdığında geldi.
“Basın yoluyla günlük saldırılar, kişisel hakaretler, geçmişe dönük iftiralar ve periyodik isyanlarla zâlimce ve ısrarlı bir biçimde yıllarca sürdürülen bir kampanyaydı; görülmemiş bir kinle, ilişkisi mesafeli ya da yakın olsun, onunla çalışan herkese saldırıyorlardı. Elinden geldiğince hayata tutundu Guiterrez Mellado; ama bütün çalışma arkadaşları aynı şansa ya da metanete sahip değildi: General Marcelo Aramendi, kendisinden orduyu mahveden pislik, hain olarak bahsedilmesine daha fazla dayanamayarak karargâhtaki odasında bir kurşunla hayatına son verdi.”
Mellado, ETA saldırılarında ölen asker cenazelerinde subayların hakaret ve aşağılanmalarına da tahammül etmek zorundaydı. Hatta birinde fiili saldırıya da maruz kalmıştı:
“[ETA saldırısında ölen Madrid Askeri Valisi Constantino Ortin’in cenaze töreni…] General Ortin’in arkadaşı ve törene katılan tek hükümet üyesi olan General Mellado töreni yönetmektedir. (…) Tam bando ilahiyi ve piyade marşını çalmayı bitirip cenaze alayındakiler tabutu yüklendiklerinde başbakan yardımcısına hakaretler yükselmeye başlar. Hemen ardından, Guiterrez Mellado’nun yanında biten birçok subay onu tartaklamaya koyulur. Nihayet onu tören alanının güney kapısında sıkıştırıp hakaret ederler ve döverler.”
Santiago Carrillo: Darbenin karşısında bir komünist
Darbe ânında ayakta kalan üçüncü kişi, Komünist Parti Genel Sekreteri ve muhalefet lideri Santiago Carrillo da tıpkı General Mellado gibi demokrasiyi sonradan sevenlerdendi:
“Carrillo, tıpkı Guiterrez Mellado gibi savaşan kuşağın mensubudur; savaş sırasında demokratik cumhuriyeti savunmuş olsa da tıpkı Guiterrez Mellado gibi hayatının geç bir dönemine kadar demokrasiye inanmamıştır.”
İkisi arasındaki bir başka benzerlik de demokrasiye inanmaya başlamalarından sonra eski yoldaşlarının gazabına uğramaları ve dayanılması zor bir manevi baskı altına sokulmalarıdır.
Onun, hayatının bu döneminde işlediği ‘günah’ları şöyle anlatıyor Javier Cercas:
“Carrillo, Ortodoks komünistlerin lideri olarak, demokrasiyi mümkün kılabilmek için, geçiş sürecinde, savaşın galipleri ve diktatörlüğün yöneticileriyle siyasi mücadelede geçmişi kullanmama sözünü de içeren bir anlaşma imzaladı.”
Bu anlaşma, geçmişte büyük adaletsizliklere, kıyımlara neden olmuş kişilerin yargılanmaması şartını da içeriyordu. Carrillo’yu solcular arasında bir nefret objesi haline getiren esas nokta buydu. Peki neden böyle bir söz vermişti Carrillo?
“Franco rejiminin sorumlularının yargılanması ve kurbanlarının zararlarının eksiksizce karşılanması; bunların hepsinden feragat etti Carrillo. Yalnızca bunları sağlayabilecek güçten yoksun olduğu için değil, aynı zamanda insanlığın en yüce ideallerinin birbiriyle uyuşmaz nitelikte olduğunu ve o dönemde adaletin mutlak zaferini dayatmanın özgürlüğün mutlak çöküşünü kışkırtma, mutlak adaleti en kötü adaletsizliğe dönüştürme riskini taşıdığını anladığı için yaptı bunu. Fiat iustita et pereat mandus (Dünya yıkılsa da adalet sağlansın) yanlısı birçok solcu, ihanet olarak nitelendirdikleri bu ödünler için Carrillo’yu şiddetle kınamış, onu asla bağışlamamıştır; birçok sağcının Suarez ve Guiterrez Mellado’ya karşı takındığı tavrın aynısıdır bu.”
Suarez-Mellado-Carrillo üçlüsü 23 Şubat 1981’deki ‘an’a kadar işte böyle bir ortam içinde, birbirlerini destekleyerek geldiler ve yenilginin mukadder gibi göründüğü anda da noktayı büyük bir cesaretle koydular.
Türkiye’de benzer bir demokrasi mücadelesi içine giren Altılı’nın sergilediği performans, İspanya Üçlüsü’nünkiyle kıyaslandığında pek hazin görünmüyor mu?
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları


































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025