Esat KORKMAZ
(YASAKLI KÜLTÜRLERDE/KIZILBAŞLIKTA)
TEOLOJİNİN SIRRI ANTROPOLOJİDİR (1)
Şimdinin geleceği kör;
artık geçmişin geleceği ile
aydınlanıyoruz.
Din ya da inanç, yasaklı kültürlerde; deneyimden fışkıran “hayret ve heyecandır”; hayret ve heyecanın doğum ürünü anlamında “kurtarıcı bâtınî bilinç” ya da “kurtuluş teolojisidir”; ötesinde “aşktır-sevgidir”. Deneyimin ürünü olarak algılandığı için din ya da inanç “neden” değil, “sonuçtur”. Bu nedenle “yasaklı kültür insanı”, yaratıcı tanrıyı ve onun dünya görüşü anlamında metafiziği “inkâr” eder ve “kötülük kaynağı” olarak onunla mücadeleyi “yükümlülük” görür.
Nobel ödülü sahibi fizikçi Steven Weinberg(1933); “Din olmadan da iyi insanlar iyi şeyler, kötü insanlar da kötü şeyler yapar. Ancak iyi insanların kötü şeyler yapabilmesi için din gereklidir.”, derken bir bakıma bu durumu doğrular.(2)Demek ki Lichtenberg’in dediği gibi; “Önemli olan, kişinin neye inandığı değil, inandığı şeyin onu ne yaptığıdır.” (3)
Tektanrıcı inancın bizi nerelere sürüklediği ölçü alındığında, metafizik, “ucuz bir içki” olarak öne çıkar. “Bağımlısı” durumuna gelip insanlığını inancına “bağladın” mı bir kere, sonucu “önceden belli” bir yıkımın içine taşırsın kendini; çok geçmez insanlığını tüketirsin. Tüketime koşut, kendi gelişimine kendi elinle “engel” koyarsın; inanmayanı “ötekileştirir”, ötekileştirdiğinden adaleti ve saygıyı “esirgersin”. (4)
Kurtarıcı Bâtınî Bilinç-Kurtuluş Teolojisi
Kurtuluş teolojisi ya da kurtarıcı bâtınî bilinç, “... kendisine baş muhatap olarak ‘insan olmayanları’ seçmiştir, ‘yoksulları, sömürülen sınıfları, dışlanan ırkları, hor görülen bütün kültürleri seçmiştir...”(5)
Bu nedenle yasaklı kültür insanı, Anadolu içlerinden İspanya’ya/ Güney Fransa’dan İngiltere’ye, yaşanılan dünyayı “Şeytan’ın idare ettiği bir krallık” olarak algılamış, egemenleri Şeytan’ın “memurları” olarak görmüş; bu krallığı ve memurları ortadan kaldırmak, “Tanrı Krallığı’nı yoksulların yardımıyla kurmak” için kavga vermiştir. Almaya’da “Anapatizm”, Fransa’da “Katharizm”, İtalya’da “Patarenizm”, Balkanlar’da “Bogomilizm” ve Anadolu-Balkanlar’da “Paulusyanizm” bu duruma örnektir.
Ya da Katolik zeminde Latin Amerika’da, ‘60’lı yıllarla birlikte, yoksulların, siyah derililerin ve kadınların kurtuluş mücadeleleri “İncil’in okunmasında araç” olarak kullanılmış; İncil başta olmak üzere tüm kutsal metinler “yoksulların gözüyle” okunup yorumlanmıştır. Latin Amerika’dan kaynağını alan dünyaya yayılan “Kurtuluş Teolojisi”, böylesi bir çabanın ürünüdür: “... aynı zamanda mücadele ve yoksunluk içindeki bütün insanlarla ilgilenen bir teoloji var. Bu, din ve ilahiyat uzmanlarınca geliştirilen ve onlardan miras kalan bir teoloji olmaktan çok, kendilerini mücadelenin ortasında bulan bu insanların öngörülerinden ortaya çıkan bir teolojidir.”(6)
İslami zeminde kurtuluş teolojisi, “tevhit anlayışına” bağlanır: Tanrısal birliğin, insanlığın da birliğini gerektirdiğini öne sürer. (7)Hıristiyan dünyada İsa’ya yüklenen anlamlar Ali’ye yüklenir ve tevhit bağlamında, “Tanrı-Ali” özdeşliği vurgulanır. “Şunu hatırlatmakta yarar var ki İslami kurtuluş teolojisi sadece Hıristiyan denginin bir türevi değil, aksine kolonyalizm ve emperyalizme karşı uzun süreli Müslüman direniş geleneğinden esinlenen bir olgudur.” (8)
Ama yine de kendisini Bâtınî bir içeriğe taşınan İslam heterodoksisi dışında “Çok az sayıda Müslüman düşünür İslami esaslarla Marx’ın düşünceleri arasında bazı paralelik ve örtüşmeler keşfetmiştir. Bunlardan biri de Pakistan’ın büyük evladı Muhammet İkbal’dir(1876-1938). İkbal’in, Marx’ın en büyük ve tanınmış eseri Kapital için, ‘Cebrailsiz Kutsal Kitap’ ifadesini kullanması, İslam dünyasından yapılmış en çarpıcı değerlendirmedir.... Marx, fikir ve felsefe tarihinde söylediği bazı sözler yüzünden düşmanlıklara hedef olmuş isanlardan da biridir. Onun bu anlamdaki sözlerinden biri de ona bütün dinlerin inananlarının düşmanlıklarını kazandıran ‘Din halkın afyonudur’, sözüdür. Bu söz, inananlar tarafından Marx’ın kastetmediği manada, yani din karşıtlığı ve düşmanlığı olarak anlaşıldığı gibi, Marksistlerin büyük çoğunluğu tarafından da dindarlarla aynı paralelde anlaşılmıştır. Bağlamından koparılan her söz, kastedilenden yüzde yüz farklı anlam ifade edebilir veya amacının tam tersi anlamda yorumlanabilir. ‘Din halkın afyonudur’ sözü, bunun en gözalıcı örneğidir. Bu sözün yer aldığı metnin tamamı şöyledir: ‘Dinsel sıkıntı, hem gerçek sıkıntıların bir dışa vurumu hem de gerçek sıkıntılara karşı bir protestodur. Din, ruhsuz bir dünyanın ruhu olduğu gibi, ıstırap içindeki yaratığın feryadı ve kalpsiz bir dünyanın kalbidir. Din halkın afyonudur.’(K. Marx, Hegelci Hukuk Felsfesinin Eleştirisi, Giriş) Bu, ‘Din kurumu olmasa kapitalizmin para, kâr ve çıkar uğruna yönelttiği zulümlere karşı insanlar dayanacak gücü kendinde bulamazdı’, demektir. Onun şu sözü de bu metinde geçen anlayışı doğrular niteliktedir: ‘Burjuvazi, dini şevki, tanrısal coşkunlukları, bencil hesapların buzlu sularında boğdu.’ Bu ifadeler göstermektedir ki Marx’ın dine yaklaşımı, aydınlanmacı filozoflar gibi alerjik ve reddedici değil, anlama amaçlıdır...” (9)
Yeri gelmişken belirtelim: Sosyalist solun din konusundaki görüşlerinde bir “arıza” olagelmiştir. “Marx, Roma Katolik Kilisesi’nin ‘otoriteye inanç’a yaptığı feodal vurguya karşı erken dönem Lutherciliğinin ‘inancın otoritesine’ yaptığı bireyselci vurguyu on altıncı asırda filizlenen kapitalizmin doğal bir müttefi olarak tanımlamıştır..... Aksine Marx, Katolikliği, gerici ilkelerinden caymayan ve kapitalizmden bile eski olan umutsuz bir Ortaçağ kalıntısı olarak gördüğü için, devrimci sosyalizm çıkarlarını daha az sahipleneceğini düşünmüştü. Ayrıca Marx’ın her tür Hıristiyanlığın gerici siyasetlerle ittifaka gideceğini düşündüğü iddiası da doğru değildir. Aslında o, politik radikal Hıristiyanlık hareketlerinin dönem dönem tekrar etmesine yol açan ideolojinin dinsel biçimlerine içkin olan mekanizmayı gayet iyi anlamıştı ve Komünist Manifesto’da Hıristiyan sosyalizmini aşağılayarak reddetmesine ek olarak, arkadaşı Friedrich Engels Köylü Savaşları’nın bir bölümünde bu dönemsel hareketler konusunda ayrıntılı bir çalışma yapmıştı. Engels, yalnızca Luther’in artan gerici tutumuna yoğunlaşarak değil, ayrıca neo-Anavaftiz(Neo-Anabaptist, y.h.n.) lider Thomas Münzer’in yükselen radikal komünizmini de ele alarak, Almanya’daki erken Reformasyon döneminin köylü ayaklanmalarını incelemişti. Münzer, en azından kâğıt üzerinde tipik bir komünistti. Ancak Engels’in deyişiyle ‘hayali komünist’ sayılmalıydı. Çünkü Engels’e göre Münzer’in önerdiği radikal program, ütopyacı Hıristiyanlıktan ilham alıyordu ve dolayısıyla ‘halihazırdaki toplumsal ve siyasal koşulların ötesine geçiyordu.’ Gerçek tarihten kök almayan teolojik bir idealizm olarak Münzer’in komünizmi de bu nedenle ancak şiddet yoluyla başarılı olmayı umut edebilirdi ve dolayısıyla tüm ütopyacılıkların kaçınılmaz şekilde son bulduğu tiranlık içinde yozlaşacaktı. Sonuçta Marx’ın da bizzat söylediği gibi, ‘Köylü Savaşları, Alman tarihinin bu en radikal olayı, teoloji yüzünden yenildi..... Marx’a göre, din ile devrimci politik bir program temelinde kurulan bir ittifakta bile, somut olgularda görüldüğü üzere, pratikte din her zaman politikanın devrimci yanını köreltmiş ve sınıf mücadelesinin somut tarihsel pratiğini idealist bir ütopyacılığa yönlendirmiştir.” (10)
Özetle sosyalistler olarak “insana benzemeyen” tanrıyı “inkâr” ettik, ama yerini “boş” bıraktık: Bu nenenle ateist yaşayıp camiden gömülmeyi, bıraktığımız boşluğun bir “ödülü” olarak algıladık. Buna karşın genelde yasaklı kültürler özelde toprağımın yasaklı kültürü Kızılbaşlık, insana benzemeyen tanrıyı inkâr etmekle “yetinmemiş”, ortaya çıkan boşluğu “insanla/dağla-taşla” doldurmuştur. Ve doğrudan doğayı-doğrudan insanı tanrı kabul ettiği için “tanrısız bir doğaya-tanrısız bir insana” ulaşmayı amaç bellemiş; insanın üzerinde insana “tasallut” eden bir tanrıyı-doğanın üzerinde doğayı “zincire” vuran bir tanrıyı kabul etmek, insanın ve doğanın “özgürlüğünü elinden almaktır” demiştir.Bu anlayış “geleceğin ateizmidir” ve sosyalist kafalardaki “din-allah anlayışını terbiye edecek bir öğretmendir”.
Kızılbaşlıkta Teolojinin Sırrı Antropolojidir
Yüreğimize gömülmüş,
baskı ve toplama kampları var...
Yasaklı kültürler, “yaralı” bir bilince sahiptir; “kan” damlayan bu bilinç, geleceğimizin “güvencesidir”. Çünkü güzellikler dünyaya şölenle gelmez: Annelerimiz “inlemese” bizler “ağlamasak” dünyaya gelmeyecektik.
Emperyal güçler halkları, egemenlere karşı ortak bir iradeyi dışa vuran bir güç olmaktan çıkardı; “kalabalık” durumuna getirdi ve orada “tecride” aldı. Devletler Ortodoks kültüre yatırım yaptı, diğer inanç-düşünce ve felsefeleri “tecride” aldı; ana etnik gruplar, kendi kanına “yatırım yaptı”, diğer etnik yapıları “tecride” aldı. Sistem kadını erkeğin “evrenselliğinde”, erkeği de kendi amacında “tecride” aldı.
Özetle çağımız insanı “tutsak”, şimdiyi “inkâr” edemiyor; geleceği ve geçmişi “şimdi” yapamıyor. Egemenin düşünde, “kendini yitirmiş” durumda. “Şimdiden uzaklaşmayan şimdi”, beyinlerimizi zincire vurmuş, hiçbir düşünceye artık “izin” vermiyor.
Öyleyse durmayalım; bedenimize ve doğaya ilişkin bilgiyi yanımıza alıp “hiçliğimize” taşınalım; sonra geleceği kuracak olan acılara-sıkıntılara binip hiçliğimizden “feryatlar” içinde doğalım. Bunu başarabilirsek yaşarken “can çekişebiliriz”. Can çekişebilirsek eğer “yaşamı kurabiliriz”.
Genelde yasaklı kültürlerde, özelde toprağımın yasaklı kültürü olan Kızılbaşlık’ta, teoloji “sır” sahibidir ve “teolojinin sırrı antropolojidir”: İnsana benzemeyen tanrıyı “inkâr” edip ortaya çıkan boşluğu “insanla-bedenle” doldurmaya çalışan her Kızılbaş, bu “sırrı içselleştirmek”le yükümlüdür. Harabi’ye kulak verelim:
Daha Allah ile cihan yok iken/Biz anı var edip ilan eyledik/Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken/Hanemize aldık mihman eyledik
Kendisinin henüz ismi yok idi/İsmi şöyle dursun cismi yok idi/Hiçbir kıyafeti resmi yok idi/Şekil verip tıpkı insan eyledik
Biz metafizik tanrıyı niçin “öldürdük?” Niçin insanı “Konuşan Tanrı yaptık?” Yanıtı açık: İnsana, yani bedenlerimize “yer açmak” için yaptık bunu; Tanrı’yı “öldürdüğümüzde” ortaya çıkan boşluğu “insanla, bedenle” doldurmak istedik hepsi bu.(11)
Tanrı’yı öldürdüğümüz gün, kendimize bir yer açtık; yer açtık açmasına da dünyayı Tanrı’nın değil “bizim yarattığımızı” bir türlü anlayamadık.(12)Durumu içselleştirebilseydik eğer, bedenle-doğayla taraf olup metafizik tanrının “düşmanı”(13)olabilirdik. Örneğin Kaygusuz Abdal, Metafizik Tanrıyı ve O’nun değerlerini/ mekânlarını ödünsüzce sorgular:
Âdem’i balçıktan yoğurdun yaptın/Yapıp da neylersin bundan sana ne/Yarattın insanı saldın cihana/Salıp da neylersin bundan sana ne
Bakkal mısın teraziyi neylersin/İşin gücün yoktur gönül eğlersin/Kulun günahını tartıp neylersin/Geçiver suçundan bundan sana ne
Katran kazanını döküver gitsin/Mümin olan kullar didara yetsin/Yılana emreyle tamuyu yutsun/Söndür şu ateşi bundan sana ne
Sefil düştüm bu âlemde naçarım/Kıldan köprü yaratmışsın geçerim/Şol köprüden geçemezsem uçarım/Geçir kullarını bundan sana ne
Kaygusuz’um aydur cennet yarattın/Nice kullarını ceh’neme attın/Nicesin ateş-i aşk ile yaktın/Yakıp da neylersin bundan sana ne.
DEVAM EDECEK
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları







































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.02.2016
28.11.2016
23.11.2016
16.11.2016
12.11.2016
4.01.2016
1.01.2016
12.08.2016
4.02.2016
29.07.2016