Etyen MAHÇUPYAN
Yüzyıllardır süregelen ve psikolojik olarak tutunduğumuz bir zihniyetin içinde yüzüyoruz. Her değişememe momenti, bir sonraki değişme fırsatının çıtasını yükseltiyor, değişime direnci artırıyor ve zihniyet değişimini bir kimlik ve kişilik kaybı olarak algılıyoruz. O nedenle ‘Diriliş Ertuğrul’u ‘Diriliş Erdoğan’ olarak izleyebiliyor, kendimizi değişmeyen bir büyük ve zaman dışı çatışmanın aktörü sanıyoruz.
Böyle bir arka plan varken iktidarın da önünde sonunda Kayınpeder-Damat siyasetine kayma ihtimali yüksekti. Yine de birçok insan az ihtimal de olsa değişim yönünde uğraştı, ancak etkili olamadı. Daha dirençli ve istekli olan Kayınpeder-Damat çevresi ağırlığını koyup ülkede (devletin de desteğini alarak) egemenliğini ilan etti.
İktidarın devamı basit bir koşula bağlıydı: Basit meselelerde vahim yanlış yapmamak. Ama (belki de ‘neyse ki’) bunu bile beceremediler ve bizim zihniyet yapımızda çok ender bir olay oldu… Damat Kayınpeder’den koptu.
Medyadan takip ettiğimize göre Kayınpeder ülkenin ne hale düştüğünü ilk kez öğrenmiş, Damat’ı telefonda sigaya çekmiş, Damat gelmek isteyince reddetmiş ve Damat da bir Pazar sabahı istifa isteğini Kayınpeder’in masasına bırakmış. Ne var ki Kayınpeder gün boyu Damat’a yüz vermemiş, onu muhatap almamış. Damat da (aşağıda göreceğimiz üzere büyük bir cesaret örneği vererek, ya da ruh halinin doğal sonucu olarak) istifasını sosyal medyada ilan edip kayıplara karışmış.
Sonrasında, 27 saatlik bir suskunluğun ardından Damat’ın ‘görevden af’ rica ettiği, Kayınpeder’in de (büyük bir anlayış ve alicenaplılıkla) görevden affı ihsan ettiği açıklandı. Bu arada Damat’ın babası da “çocuklarımı cihanşümul bir davanın neferi olarak yetiştirdim” diyerek hamaset alanını aileyi rahatlatacak şekilde genişletti. Tabii bu sözü duyan birçok kişi ‘cihanşümul davanın’ Pelikancılık olup olmadığını sorguladı ama işin bu tarafı (şimdilik) konumuzun dışında…
Bu olaydan zihniyet bağlamında ne öğrenebiliriz? Her ilişki belirli bir zihniyete oturur ve onun maddi koşullar çerçevesinde ürettiği bir kültüre, yani normlara, zımni kurallara, önceliklere, sınırlamalara tabidir. Damat-Kayınpeder ilişkisi de bu toplumun en kadim ve basmakalıp zihniyeti olan ataerkilliğe oturmakta.
Yaşananın niçin böyle yaşandığını ve niçin zaten böyle yaşanmasının beklenmesi gerektiğini kavramak için önce ataerkil zihniyeti tasvir etmek gerekiyor.
Ataerkil zihniyet temel gerçekliğin manevi bir gücün bilinçli iradesine dayandığını varsayar. Söz konusu gücün zihnimize ‘yansıması’ sayesinde gerçekliğin bir kısmını bilir hale geliriz. Zihnimiz bu güç ile aynı tözden oluştuğu için, yansıma zihnimizde doğru bilgilerin oluşmasını sağlar. Ancak herkesin deneyimi ve zihinsel kapasitesi farklıdır. Dolayısıyla bazı kişilerin gerçeklik bilgisi diğerlerinden daha derin olacak ve hatta derinleştikçe hakikate ulaşma ihtimali artacaktır. İnsanların geneli bu kişilerin rehberliğine muhtaçtır ve kendi zihinlerindeki gerçeklik bilgisini ancak rehberlerle sınayarak doğrulayabilirler veya ancak bu şekilde ‘doğru yolu’ bulabilirler.
Rehberliğin ima ettiği hiyerarşi tüm varlıklar için de geçerlidir, çünkü her varlığın manevi güçle ilişkisi farklı seviyededir. Canlılar üstü varlıklardan canlılara, oradan cansız varlıklara bir büyük hiyerarşi içinde yaşanmakta ve bu düzende her seviye net bir biçimde birbirinden farklılaşmaktadır. Bu anlayışın toplumsal uzantısı heterojen ama farklılıkların birbirinin içine girmediği, ayrımlaşmış olarak kaldığı bir yapıdır. Yani ne çoğulcudur, ne de çoğunlukçu… Nitekim bu farklılıklar kendi aralarında katı ve değişmez bir hiyerarşi oluştururlar.
Ataerkil zihniyet içinde şekillenen toplumlarda her şeyin yeri ve işlevi bellidir ve değişmesi makbul bulunmaz. Kendini bir büyük düzenin, planın (tuzağın?) neferi olarak gören rehberlerin kitleyi sürüklemesinin beklendiği bir anlam çerçevesi gelişmiştir. Bu yaklaşım eşitliği daha baştan anlamsız kılar, çünkü gerçekliğin eşitsiz olduğu ve olması gerektiği apaçıktır. Özgürlük genel nizamın çizdiği sınırlar içinde anlamlı olan bir uyum çabasını ifade eder. Kardeşlik (fraternity) herkesin kendi yerini bilmesi ve buna razı olması demektir.
Dolayısıyla ataerkil zihniyete dayanan toplumlarda adalet kavramı öne çıkar ve her konumun ve ilişkinin var olduğu biçimiyle korunup sürdürülmesini ifade eder. İnsanlık bir büyük nizamın içindedir ve kendi toplumsal ilişkiler ağı da bu büyük nizama uyumlu olmak zorundadır. Bu nedenle ataerkil bir toplumda adaletin işlevi eşitsizliği yapısal ama katlanılabilir hale getirmek, özgürlüklerin ahlaki ve ‘beşeri’ normların sınırlarını ihlal etmesini önlemek ve yetki/sorumluluk alanlarını sürtüşmeleri asgariye indirecek şekilde düzenlemektir.
Böyle bir zihinsel arka planın eşliğinde temel soru haliyle rehberlerin nasıl davranacağı konusunda düğümlenecektir. Çünkü bu tür toplumlar rehberlere muhtaçtır, onlar olmadan hareket edemez, kendinden emin olamaz, kendini rehbere ‘teslim’ eder ve onun başarılı olmasını ister. Söz konusu mahkumiyet rehberlerin yanlışlarının görünmesini, irdelenmesini engeller. Toplumun ataleti sabır ve tevekkül olarak değerlendirilir ve rehberlerce takdir edilir.
Rehberler ise kendilerini ‘üstün’ görmeye eğilimli olmanın ötesinde çevreleri tarafından da bu yönde desteklenirler. Kendi deneyimlerini gerçekliği bilme yolunda ‘biricik ve benzersiz’ addeder, giderek hikmet sahibi olduklarına inanma istidadı gösterirler. (Türkiye’de birçok iş yerinde patronların basmakalıp sözlerinin duvarlara asılı olduğunu görürüz. Atatürk’e atfedilen her türlü sözün de dağa taşa yazılmasının nedeni budur. Atatürk ataerkil zihniyette değildi… Ama biz toplum olarak öyleyiz).
Hikmet sahibi rehberler her konuda esas bilginin kendi uhdelerinde olduğuna inanırlar, herkese had bildirirler ve ‘doğrular’ yapıldığında da kendilerine şükran duyulmasını beklerler. Ataerkil zihniyet toplumsal konumu ne olursa olsun herkesin (hiyerarşideki yerine göre) başkalarından saygı ve övgü beklediği bir ilişki sistemidir. Buna karşılık insanlar ‘biriciklik’ vasıflarını kaybetme, sıradanlaşma endişesi yaşarlar. Bu endişe saygı talebini artırır. Gördükleri saygı yükseldikçe psikolojik olarak sıradanlık endişesi de artar.
Söz konusu rehberlik duygusu ve onu kuşatan saygı/sıradanlık ikilemi, ataerkil zihniyete sahip kişilerin diğer insanlar üzerinde hakimiyet arayışına neden olur. Bu nedenle de ataerkil toplumlarda bu zihniyetin en görünür olduğu yer siyaset ve ailedir. Bazen bu ikisi birleşip aynı ‘şey’ olduğunda ise durum bir aşk/nefret ilişkisi halini alabilir. Böylesine yoğun ilişkilerde en fazla görünen duygu hali gurur ve küsmedir…
Nihayet genel ilişki ağı, yani rehberin çevresi açısından iletişim modalitesinin temeli hamasettir. Hamaset sayesinde rehbere rehberliği anımsatılır. Rehber de buna büyük bir şefkat ve ‘tevazu’ ile sahip çıkar. Aynen Kanuni’nin iltifat eden vezirine ‘beni bana hatırlattığın için…’ diyerek teşekkür etmesinde gördüğümüz gibi…
Ataerkilliğin bu özelliği ilişki ağlarının oportünizme açık hale gelmesine neden olur. Oportünist zihniyete sahip kişiler, rehberi allayıp pullayarak, ‘beyefendi ne öğrendiysem sizden öğrendim’, ‘aydınlattığınız yolda izinizden giderek başardım’, ‘iyi ki varsınız’, ‘siz göklerden gelen bir imkansınız’ türü sözlerle sisteme dahil olurlar.
Yozlaşma ataerkil yapıların kaçınmasının zor olduğu bir nihai haldir. Öte yandan bu tür yapılar, diğer zihniyetlere nazaran çok daha uzun süreler kalıcı olabilir ama ihya edilmeleri mümkün olmaz. İhya bir zihniyet değişimini ima eder…
Damat-Kayınpeder ilişkisi de hem ailesel hem siyasi olma hasebiyle ataerkilliğin en yoğun halini yansıtıyor. Kendinden mülhem hikmetiyle Kayınpeder, kendince bir başka hikmete sahip olduğuna inanan Damat, etraflarında oportünist kuşatma, yanlışların görülmemesi ve hatta etrafça teşvik edilmesi, gerçeklerin ortaya çıkması ile birlikte kopuş, had bildirme, küsme ve kaçış…
Bu olay hem Damat, hem Kayınpeder için tüm hayatları boyunca alt edemeyecekleri bir utanç ve travma olarak kalacak. Çünkü ataerkil anlamlandırma çerçevesi içinde böyle bir olayın yeri yok…
Bu zihniyet en azından beş yüz yıldır bizimle. Ve bizler bu zihniyeti kendi kimliğimiz, kişiliğimiz sanıyor, onun etrafında beka meselesi inşa ediyoruz… Çok derin bir sorunumuz var. Yüzleşmek istemeyecek, her karşımıza çıktığında kaçacak kadar derin bir sorun…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları





























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024