Fehim TAŞTEKİN
İran dışarda resmedilen yekpare dini-siyasi-askeri güç yığınağının aksine içerde farklı eğilimlerin sürtüşmeleri üzerinde yürüyen bir gemi. Evet velayet-i fakih temelinde rehberlik makamında oturan Ayetullah Ali Hamaney son sözü söyleyen otorite. Ama son sözü temellendiren farklı güç yığınakları arasındaki etkileşimin girift tarafları dış okumalara biraz kapalı. Rehbere bağlılığıyla siyaset üzerindeki etkisini sağlamlaştıran Devrim Muhafızları ile Devrim Muhafızları’ndan aldığı güçle kendi yetkisini uygulanabilir kılan rehber arasındaki çift yönlü ilişki sözünü ettiğim giriftliğin en önemli boyutunu oluşturuyor. İslami Şura Meclisi (parlamento), Uzmanlar Meclisi, Anayasayı Koruyucular Konseyi ve Yargı Erki sistemin yine rehberlik makamıyla koordinasyonu güçlü ana sütunlar olarak sisteme işlerlik kazandırıyor. Meşruiyeti besleyen medrese ve rıza üretim üssü medya da sistemin diğer sütunları. Pragmatist Haşimi Rafsancani, reformcu Muhammed Hatemi, popülist Mahmud Ahmedinejad ve ılımlı muhafazakâr Hasan Ruhani zamanında nispeten daha çeşitli, reformcu-muhafazakâr yarışında daha canlı ve rehberlik makamıyla daha uyumsuz bir ilişki vardı. 2021’de reformcu adayların elendiği, ‘seçilen’ muhafazakâr adayın başarısı için öteki muhafazakâr adayların da saf dışı edildiği bir seçimde İbrahim Reisi cumhurbaşkanlığı makamına getirildi. Böylece dini lider açısından uyum sorunu giderilmiş oldu. Geçen martta Şura Meclisi’nde muhafazakâr hakimiyet, Uzmanlar Meclisi’nde Hamaney’in oyun planına uygun bir mevcudiyet ile 1979’dan bu yana güçler arası en uyumlu tablo yakalanmış oldu. Muhafazakâr tekâmül tamamlandı. Kitleleri sandıktan uzaklaştıran, rejimin İslami karakteriyle sorunu olmayan reformcu ve ılımlı muhafazakârları dışlayan, sokaklara taşan değişim ya da özgürlük taleplerini bastıran bu simbiyotik ilişki aynı zamanda sistemin meşruiyet sorununu büyüttü.
***
Beri taraftan sistemin ana sütunları arasındaki yüksek uyum ‘koruyucu’ politikaların altını çizerken dış ilişkilerde ezber bozdu. Bugün uluslararası aktörler Reisi’den sonra İran dış politikası nereye evrilir sorusuyla meşgul olurken ahkam kesmekte zorlanıyor. Reformcu cumhurbaşkanlarının hayata geçiremediği bazı açılımlar sistem için ‘muhafazakâr uyum’ sayesinde oldu. Kurulu düzenin kaygılarını sahiplenen bir cumhurbaşkanı onaylanmış planları uygularken iyi bir performans sergiledi. Reisi ile birlikte helikopter kazasında ölen Dışişleri Bakanı Emir Abdullahiyan da plana uygun bir profildi. Gazze’deki soykırım savaşı etrafında İsrail-Amerikan ekseniyle tehlikeli boyutlarda yaşanan gerilimler bir kenara 2021’den itibaren dış ilişkilerde epeyce mayın temizlendi. Meydan okumanın çok keskinleştiği sokaktaki görüntülerden ve katılımın yüzde 41’e düştüğü seçimlerden bir ders alacaksa eğer, Hamaney geniş elek kullanmak durumunda. Bu reformcular ve ılımlı muhafazakarların önünün açılması anlamına geliyor. Sistem içi uyum, ülke içi uyumsuzluğu artırdı. Cenaze törenlerine kitlesel katılımın büyüklüğünden meşruiyetin teyidi sonucunu çıkarıyorlar ama Şiiliğin ölülerle ilişkisini anlatan bir gösterge dirilerin hesabına yazılamaz!
Hazirandaki seçimlere nasıl bir aday çeşitliliği ile girileceğini ve sistemin kime oynayacağını şimdiden kestirmek zor. Kimilerine “Reisi’yi mumla ararız” dedirten eski nükleer müzakereci Said Celili’den sistemin biraz ihtiraslı bulduğu Meclis Başkanı Muhammed Bagır Galibaf’a kadar pek çok isim öne çıkıyor. Fakat kim gelirse gelsin dış politikada mevcut rotanın değişmesi beklenmiyor. Bu cumhurbaşkanlarına bağlı bir rota değil. Hamaney’in liderliğinde sistemin temel unsurlarınca belirlenmiş ve yeni gelenlerden de uygulanması istenen bir yol haritası.
***
Reisi’ye atfedilen ama devletin temel parametrelerini barındıran ilişkiler, varılmış anlaşmalar ve yürütülen müzakerelerde bir devamlılık öngörülebilir. Bir kere Abdullayihan’ın yerine atanan Ali Bagari Kani müzakere ve temasların en kritik ayağındaydı. ABD ile nükleer dosya ve yaptırımlar başta olmak üzere Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen eksenli gerilimlerin konuşulduğu bir müzakere süreci işliyordu. Bunun kesintiye uğraması iki tarafın da çıkarına değil. Biden yönetimi nükleer anlaşmayı çöpe atıp azami baskı stratejisiyle İran’ın petrol ihracatını sıfırlamayı hedefleyen Trump zamanındaki kararların İran’ı nükleer silahlara daha da yaklaştırdığı ve Tahran’ın hasım güçlerle ortaklığını büyüttüğü gerçeğiyle hareket ediyor. Mesela İsrail’in nükleer tesisleri bombalaması halinde İran’ın atom bombası edinmeyi gayri İslami gören değerlendirmesini gözden geçireceği yönünde bir açıklama Amerikan küstahlığına ciddi bir ayar verdi.
Biden yönetimi ile Umman üzerinden yürütülen müzakereler Washington-Tahran gerilimini besleyen belli alanlarda değişim ya da gerilemeyi vaat etmiyor. Aksine cenaze töreni için Tahran’a giden Hizbullah, Hamas, İslami Cihad, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), Ensarullah/Husi hareketi ve Haşd el Şaabi temsilcileriyle yapılan görüşmeler İran’ın Lübnan, Suriye, Filistin, Yemen ve Irak’ta oynadığı rolden çekilmeyeceğini teyit ediyor. ABD’nin Afganistan-Irak işgallerinin yanı sıra Arap Baharı isyanlarının yarattığı türbülanslar Devrim Muhafızları’nın bu coğrafyalara yönelik politikalardaki belirleyiciliğini ileri bir aşamaya taşıdı. Buradan geri adım İran içinde çok radikal değişiklikleri gerektirir ki ufukta henüz böyle bir ihtimal görülmüyor. Taraflar ‘yönetilebilir gerilim’, ‘sınırlanabilen çatışma’ ve ‘gözetilebilen angajman setleri’ yaklaşımıyla diyalogun kıymetini anlıyor.
***
İran’ın dış yöneliminde bakılması gereken asıl yön doğu. İran’ın 1979’da benimsediği ‘ne doğu ne batı’ yaklaşımı 5+1’le yapılan nükleer anlaşmanın çökmesi, yaptırımlar ve yeni jeostratejik kırılmalar nedeniyle pratik değerini yitirdi. Buşehr Nükleer Enerji Santrali’ni inşa eden Rusya gizli uranyum zenginleştirme programı nedeniyle İran’a karşı BM yaptırımlarının önünü açmıştı. Çin de yaptırımlara onay vermişti. ABD’nin Çin ve Rusya’yı çevreleme stratejisi bu iki ülkenin Tahran’la ilişkilerinin tabiatını değiştirdi. Evvela Suriye krizi İran ile Rusya arasında farklı bir yakınlaşma sağladı. Ardından Ukrayna savaşında İran, Rusya’ya SİHA temin ederken Moskova da Tahran’a karşı ABD-Avrupa-İsrail-Körfez dörtgenindeki dengeleri gözeten tutumunu biraz terk etti. Ama tamamen değil. Mesela İran’ın çok istediği Su-35 jeti gibi askeri teknoloji paylaşımını hala geciktiriyor. Bunun arkasında muhtemelen Körfez ülkeleriyle ilişkileri koruma önceliği yatıyor. Benzer hassasiyetler Çin için de geçerli. Pekin yönetimi ABD’nin hasmane siyasetine karşın 2021’de Tahran’la 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. (Bu anlaşmanın Ruhani zamanında imzalanıp Reisi döneminde ete kemiğe büründürülmesi de stratejik devamlılığın iyi bir örneği.) Fakat Çin, Körfez’le ilişkilerini bozmamak ve Batılı yaptırım mekanizmalarına takılmamak için Tahran’la ortaklığın dozunu iyi ayarlamaya çalışıyor. Çin ve Rusya ile ilişkiler dünden daha farklı. Ama bunun düzeyi, üç ülkenin 2022, 2023 ve 2024’te ortak askeri tatbikatlar yürütmüş olmasına rağmen askeri müttefiklik boyutuna ulaşmıyor. Hatta herhangi bir müttefik gücün İran’da askeri üs edinmesine izin verilmiyor. ‘Ne doğu ne batı’ slogan olmaya mahkum edilse de belli hassasiyetlere kaynaklık ediyor. Beri taraftan İran bu iki ülkeyle yakaladığı dirsek temasları sayesinde 2023’te Şanghay İşbirliği Örgütü’ne, 2014’te BRICS’e üye olarak ilişkilerini çeşitlendirme fırsatı buldu.
***
2023’te Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan’la ilişkilerin normalleşmesi, buna bağlı olarak diğer Körfez ülkeleriyle yeni sayfaların açılması içerdeki radikalleşmeye tezat gelişmelerdi. Hatta BAE ve Bahreyn’in Abraham Anlaşmaları ile İsrail’i tanımalarının yarattığı gerilim ve kuşkulara rağmen bu iki ülkeyle ilişkiler rayına girdi. BAE ile İran arasındaki ticaret hacmi 24 milyar doları buldu. Türkiye-İran ticaret hacminin 4,3 katı. Sünni azınlığa yaslanan Bahreyn’deki hanedan yıllarca Şii yoğunluklu nüfus İran etkisiyle isyan eder diye hop oturup hop kalktı. Manama şimdi “Aramızda sorun kalmadı” mesajı veriyor. Bölgenin teknoloji ve yatırım merkezi olma hayali güden Suudilerin 2030 kalkınma hedeflerini tutturabilmek için İran destekli Husilerle ateşkesi sürdürmeleri gerekiyor. Suudiler bir yandan Amerikalılarla içine İsrail’e tanıma şartının da saplandığı bir pazarlık sürecinde (olası İran saldırısına karşı) ortak savunma, nükleer teknoloji temini ve gelişmiş silahların satışını içeren stratejik çerçeve anlaşmasını çıkarmaya çalışsa da Tahran’la normalleşme sürecinin bundan etkilenmesini istemiyor. Yani cazibe merkezi olmak için İran’la gerilimsiz komşuluk çok elzem.
***
Yine İsrail’in Devrim Muhafızları’na ölümcül darbeler vurduğu, İran’ın da İsrail’i füze yağmuruna tuttuğu inanılmaz bir zaman diliminde Tel Aviv’in yakın dostu Azerbaycan’la ilişkiler hal yoluna konuldu. Reisi de düşen helikopterle Aras üzerinde iki barajın açılış töreninden dönüyordu. Karabağ savaşından beri iki ülke arasında yaşanan krizler yerini Aras havzasında işbirliğine bıraktı. Elbette iyi komşuluk rüzgârı, İsrail’in Azerbaycan’da ayağına yer açıp İran’a komplolar kuracağı yönündeki korkuları yok etmiyor. Tahran’ın bir gözü hep o tarafta. Türkiye ile İran arasındaki bölgesel rekabet zaman ve yönetimleri aşan bir devamlılık içeriyor. Rekabet hali arama-kurtarma operasyonu sonrasında da çirkin yüzünü gösterdi. Bazı sorunlar inatçı. Haliyle ilişkiler gel-gitli olmaya mahkûm. Yine de Reisi döneminde göreceli bir iyileşme yakalandı. Bu durumun ivme kazanması Türkiye’nin Irak’la yeni sayfa açma çabasına İran’ın yaklaşımına, Suriye’de yeni bir askeri harekatın gelişip gelişmeyeceğine ve Kafkasya’da Zengezur koridoru gibi yeni bir kapışma bahanesinin çıkıp çıkmayacağına bağlı.
***
İran’da dış politika kişiye endeksli değil. Dış politikanın şekillendiği yer Yüksek Milli Güvenlik Konseyi. Teorik olarak cumhurbaşkanının kontrolünde. Ama dış politika cumhurbaşkanının inhisarında değil. Konseyin görevi kritik konularda güç birimleri arasında tartışma yürütüp fikir birliği sağlamak. Konseyde dışişleri, içişleri ve istihbarat bakanlarının yanı sıra meclis başkanı, yargı erki başkanı, genelkurmay başkanı, ordu başkomutanı, Devrim Muhafızları Başkomutanı ve Hamaney’in iki temsilcisi yer alıyor. Uzmanlar Meclisi ve Meclis Dış İlişkiler Komitesi de politika yapım süreçlerinde etki edebiliyor. Hamaney'in dış politika yapımında sahip olduğu etkinin derecesi değişebiliyor. Dini liderin genel ilkeleri belirlediği ve temsilcileri aracılığıyla dosyalara yön verdiği söylenebilir. Ama Hamaney’in onay vermediği bir yol haritası yürütülebilir mi, hayır. Dışişleri ise uygulama makamı. Hamaney’in dış politika danışmanı da kritik temaslarda bulunabiliyor. Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü de özellikle çatışmalı sıcak bölgelerde paralel diplomasi yürütüyor. Mesela Irak, Suriye ve Lübnan’da Kudüs Gücü Komutanı’nın temasları Dışişleri’ni bastırıyor. İran’ın çevresinde gerilimler arttıkça Devrim Muhafızları’nın etkisi daha belirgin hale geliyor.
Eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif de sızan bir ses kaydında bu orantısız etki ve askerlerin yönlendirmesinden şikayetçi olmuş, Dışişleri’nin nasıl açığa düşürüldüğünü anlatmıştı. 2020’de öldürülen Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin 2015’te Rusya lideri Vladimir Putin’i Suriye’ye müdahale için ikna etmesi ya da Suriye lideri Beşşar el Esad’ı Hamaney’le görüşmesi için Tahran’a götürmesi diplomaside kısa devre örnekleriydi. Süleymani İran’ın Orta Doğu’da sadece askeri operasyonlar değil gizli diplomasi şefiydi. Halefi onun kadar maharetli ve etkili değil.
Özetle İran dış politikası ne tek bir kuruma ne de bir kişiye endekslenebilir. Dış politikayı şekillendiren karmaşıklık bazen karmaşa da üretiyor. Uygulamada da farklı kollar birbirinin ayağına basabiliyor. Yani dışişleri bakanı bir gözüyle cumhurbaşkanı, diğeriyle dini lidere bakarken arkasını da Devrim Muhafızları’ndan kollamak durumunda. Bağlarsak, mevcut parametrelerde değişiklikler olsa da bir cumhurbaşkanının gelmesi ya da gitmesiyle rotadan radikal sapmalar beklenmez. Değişiklikler daha çok olaylara ve süreçlere bağlı olarak gelişiyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları





































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
20.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
30.12.2025
26.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
26.11.2025
11.11.2025