Halil BERKTAY
[27-28 Mayıs 2016] Yok, bu kadar kalitesizliğe tahammül etmek zor gerçekten. Bir yandafutbol ve kulüpler. Sporun bu en büyük alt-sektörünü yönetenlerin düzeyi (veya düzeysizliği); ne yaptığı, nasıl konuştuğu, toplumu nasıl ve ne yönde etkilediği. Diğer yanda, basını ve televizyonlarıyla medya. Haberleri, yorumları, dizileri, sözümona tartışma programları, sözmona dokümanterleri. Bunları yapanların düzeyi (veya düzeysizliği). Bilgi ve becerileri (daha doğrusu bilgisizlik ve becerisizlikleri). Yazdıklarının, gösterdiklerinin toplumu nasıl ve ne yönde etkilediği.
Bu süreçlere Türkiye çapında herkes taraf. Siyaset de bunlardan bağımsız değil. Hepsinin ortak matrisi, kültür dediğimiz tarifi zor, bulutumsu doku. Kültür sadece okullarda değil, belki en çok buralarda üretiliyor. Üretiliyor ve herşeye yansıyor, herşeyi içeriyor, sarıp sarmalıyor.
Dün peşpeşe iki olay oldu, bana bunları yazdıracak. Bir, Perşembe akşamı oynanan Kupa finalinin ardından Aziz Yıldırım’ın yaptığı konuşmaya tesadüfen, hakikaten tesadüfen gözüm ilişti. İki, gece 22’den sonra aHaber’de, 27 Mayıs ve Adnan Menderes’le ilgili, benim de hasbelkader içinde yer aldığım bir belgesel seyrettim. Çok üzüldüm, çok kızdım, çok tepki duydum. Neden? Bugün ve yarın anlatmak istiyorum.
İlkinden başlayalım. Biraz zorlandım, bu yazıya başlık ararken. Daldan dala atlayan demagogluğu, fütursuz mugalatacılığı açısından Trump ile mi yanyana koysam dedim, “Donald Trump ve Aziz Yıldırım” misali. Ya da bir şekilde, gene Trump artı Selâhattin Demirtaş artı “yerli Mussolini”miz ile bir odaya kapatılmasını mı önersem, acaba ne olacak diye. Sonra vazgeçtim. Diğerlerine haksızlık olacaktı. Evsâfını mümkün mü beyân hiç? Benzersizliği içinde, sadece “Aziz Yıldırım”da karar kıldım.
Yemin ederim, bunun Galatasaraylılıkla bir ilgisi yok. Fenerli olmamakla ise tabii bir ilgisi var -- o lider kültünü paylaşmadığım için. Ama çoktandır pozitif bir taraftarlık heyecanı taşımıyorum. İlkokul 3’te, 7 yaşımda falandım, bütün sınıf arkadaşlarımın şu veya bu takımı tuttuğunu, yani futbol ve kulüpler ve taraftarlık diye bir şey olduğunu farkedip, benim de Galatasaraylı olmam gerektiğine karar verdiğimde. Hiç unutmuyorum; Alsancak’taki Özel Devrim İlkokulu’nun bahçesindeydim (Fazıl Bey o yıl öldü, okul kapandı, ben de Gazi İlkokulu’na transfer ettim). Neden GS derseniz; Turgay’dı, Suat’tı, Kadri’ydi, İsfendiyar’dı; Büyük Ali ve Küçük Ali’ydi; ardından ve uzun süre tabii Metin’di, vesaire. Sigaraya başlamayı reddetsem de, herkesin yaptığı başka bir şeyi yapmak; çok dışarıda kalmamak; cereyana uyup bir köşe seçmek ve kimlik belirlemekti. Pazar öğleden sonraları radyo başında her yenilgide ağladığım o çocukluk dönemimin alabildiğine keskindir algı ve anıları. Sonra 70’lerden 90’lara, uzadıkça bozlaşan bir biteviyelik hakim oldu, çok zorlarsam içinden birşeyler hatırlayıp çıkarabileceğim. Belki Simoviç, Tanju, Prekazi; Monaco ve Neuchâtel Zamax (1988’de 0-3’ten 5-0’a). Ama işte, daha çok parlayıp sönen alevlerdi. Devamlılık, kalıcılık yoktu. Derken 1996-2000’ye geldik. Herşey değişti; kendine has bir karakter peydahladı, dört yıl üstüste şampiyon olan, üstelik 2000’de Kopenhag’da UEFA’yı da kapıp götüren o takım. Alelacele devşirilmiş bir yamalı bohça değil, sabırla inşa edilip zamanla oturmuş bir ekipti; saygı duyulması gereken bir emeği temsil ediyordu. Rastgele değil, bilerek ve aynı zamanda tutkuyla oynuyor, bu tutkuyu çevrelerine de yayıyorlardı. Zannımca Erenköyü’nde artık / Görmez felek öyle bir bahârı.
Görmedi de zaten. O takım dağıldı, o ruh gitti; habire teknik direktör ve kadro değişti, ama o yoğunluk bir daha kurulamadı. Farkında bile değildim; meğer 2002, 2006, 2008, 2012, 2013 ve 2015’da da şampiyon olmuş“uz” (hem de son dört yılın üçünde), ama bende hiçbir iz bırakmamış. Çoğu zaman, önemli bir maç“ımız” olduğunu bile arkadaşlarımdan öğrendim. Önceki akşam, örneğin, yani Perşembe akşamı da aynen böyle oldu. Kötü bir diş ameliyatı sonrası, uzanmış televizyon seyrediyordum. Kupa finalinin 21:15’te başlayacağı, alt yazılarda geçti. İlgisizce kaydettim. Vay, seyredeyim şunu demedim hiç. Yorgundum. Uyumuşum.
Ertesi sabah, üç ayrı sınavım birden vardı üniversitede. 8:30’ta gittim, soruları bastırdım. 9’da ilkini, 10’da başka bir salonda diğer ikisini başlattım. Asıl dersime geri döndüm. Kürsüde oturup çalıştım, çeşitli konulardaki notlarımı düzenledim. Kalkıp biraz dolandım. Çocuklar habire yazıyor… Sıkıldım. Normal olarak, sürekli cep telefonuyla oynayan biri değilim. Nasılsa aklıma geldi; bari haberlere bakayım dedim. Galatasaray’ın 1-0 kazandığını o zaman gördüm. Birilerine takılsam mı düşüncesi kafamdan belli belirsiz geçtiği anda Tosun’u hatırladım. Neredeyse yirmi yıl, ne muziplikler yapmıştık birbirimize. Kızkardeşim Neyyir de dahil, nasıl bir üçlü “mavra”ydı. Fener kazanmışsa pusuya yatar, iki gün sonra telefon açar, en masum tavrıyla olmadık bir yerden konuşmaya başlar, kurduğu tuzağa doğru adım adım götürür, derken bombasını patlatırdı. O sohbeti de geri getirmek imkânsız. Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş. Aziz Yıldırım’ın “olay yaratan” konuşmalarına işte tam o sırada rastladım.
Okudum ve gözlerime inanamadım. Neymiş; bir final oynanmış, 1-0 yenilmiş ve kupayı kaybetmişler; bu arada karşı takımın seyircisi küfürlü tezahüratta bulunmuş (evet, çok kötü gerçekten); maç sonrası basına ve kamuoyuna ne denir alt tarafı? Maçı değerlendireceksin; oyun hakkında söyleyeceğin bir şey varsa söyleyeceksin; rakibini sportmence kutlayacaksın; seyircinin küfürlerini de spor ahlâkı açısından tabii eleştireceksin; işte bu kadar. Ama yok; Aziz Yıldırım’ın demecinde, arada sırada yeryüzüne çarpan meteorlar ve belki bir de dinozorlar yüzünden kaybedilmiş olabilecek şampiyonluklar hariç, neredeyse evrenin ve zamanın başlangıcından, Big Bang’den bu yana Fenerbahçe’ye yapılmış (gerçek veya hayalî) bütün haksızlıklar mevcut. Bir yerden başlıyor; oradan alâkasız bir konuya geçiyor; oradan gene hiç olmadık başka bir yere sıçrıyor. Selâhattin Demirtaş’la boşuna karşılaştırmadım; HDP eşbaşkanı da böyle; bir noktaya raptetmek mümkün değil; bir yalan söylüyor, sorguluyorsunuz ve tam sıkıştırdım diyorsunuz, kayarak sıyrılıp bir başka yalana geçiyor. Biri için, Kürtlerin ezelden beri mağduriyeti herşeyin gerekçesi; diğeri için, Fener’in ve Fenerlilerin ezelden beri mağduriyeti gene herşeyin gerekçesi. Ben bir sıraya sokmayı denedim kendimce. (1) FETÖ ile ilişki: 2000 yılında Fetullah Gülen’in dualarla Galatasaray’ı şampiyon yaptığı söyleniyor. Bizde böyle bir şey yok. Yazık değil mi bu kulüplere? (2) Şike: Ne hale geldik. Şike yapsana diyor bana adam! Ben şike yapmadım. İnsaf yani. Ben şike yapmadım ama Galatasaray sürekli şike yapıyor. Açıklayacaklarımın altından kimse kalkamaz. Edepli olacaklar ilk önce. Ben sizinkileri ispatlıyorum. (3) Hep hakemlerin kabahati: Türkiye’de şampiyonu da küme düşeni de hakemler ilan etti. Mete Kalkavan iyi hakem diyorlar ama bunlar kendilerini farklı görmeye başladılar. Emre tekmeyi basıyor oyna diyor. Kurallar var faulse fauldür. Ayıp ya... Kasımpaşa'nın Trabzon'un Sivas'ın bizim kayıplarımız hakem yüzünden Halis Özkahya ile Fırat Aydınus şampiyonluğumuzu engelledi. Antep’le elle gol attılar berabere kaldık. Beşiktaş’a Olimpiyat’ta 3-2 yenildik. Ersan Gülüm Markovic'e tekme atıyor adam 6 aydır sahalarda yok. Başakşehir maçında kötü oynuyoruz ama penaltı var ilk devre vermiyor ondan sonra kaybediyoruz. (4) Federasyon da Fenerbahçe’ye karşı ve taraf tutuyor: Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Galatasaray Başkanı Dursun Özbek’e ceza vermezler. Aziz Yıldırım’a ceza verirler. Federasyon Genel Kurulu’nda konuşma yapacağım böyle saçma şey olur mu ya? Siz önce küfürü engelleyin... Bizim statlarımıza gelip kupa verebiliyor musunuz? (5) Galatasaray’a yenilince bir kere daha ödül törenine çıkmamanın gerekçesi olarak küfür: Elimizden geldiği kadar mücadele ediyoruz. 10 bin 15 bin kişi küfür edecek. Oyuncular çıkmadı biz de çıkmadık. Bize küfür ediyorlar bize neden çıkalım. Devlet Passolig’i çıkardı bunun amacı neydi. Hadise yapanı yakalayıp atmaktı. Tribünleri kapatıyorlar. Biz kendimiz mücadele ediyorduk. Onları ikna etmeye çalışıyorduk şimdi kimse sahip olmuyor. Sürekli ceza ödüyoruz. UEFA'ya bildirdiğimiz hesaplarda bunlar eksi olarak gözüküyor. Gökhan döndü geldi. “Tören başlamadan küfür ediyorlar” dedi. Ben de girin o zaman içeriye dedim. Küfür yemeye mi geliyor bu çocuklar buraya! Spor bu olmadı yani... Final four oynadık ama kazanamadık. Ben gerçekleri söylüyorum. Benden başka konuşan yok herkes kafasını kuma gömmüş konuşamıyorlar. Tribünlerde sorun var, küfür var. Tribünlerde esrar, eroin var ama olmuyor.
Herşey var -- maçın kendisi hariç. Mazeret, mazeret, mazeret. Apoloji, apoloji, apoloji. İddia, iddia, iddia. Suçlama, suçlama, suçlama. Şirretlik, şirretlik, şirretlik. İngilizcede bir sözcük vardır, rant diye. Hezeyan, ağız kalabalığı, farfaralık, bağıra çağıra konuşmak, rastgele atıp tutmak anlamlarına gelir. Bir de ranting, raving mad veya stark raving maddiye deyimler kullanılır, ağzı köpürürcesine deli saçması konuşanlar için.
18 yıldır Fenerbahçe’nin başında. “Organik lider” teorilerini kabul edeceksek -- ben asla kabul etmiyor ve çok yanlış buluyor, böyle bir şey yoktur diyorum ama -- buyurun size kulüp düzeyinde bir “organik lider” örneği.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları








































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024