Münir AKTOLGA
68’den Bu Yana İdeolojik, Teorik Bir Arkeoloji Çalışması’ndan...
Münir Aktolga
Alter Yayınları
“KEMALİZMLE SOSYALİZM ARASINDA AŞILMAZ DUVARLAR YOKTUR” ANLAYIŞI!..
Biliyorsunuz belki, bu söz, yani “Kemalizmle sosyalizm arasında aşılmaz duvarlar yoktur” sözü M. Belli’ye aittir!..
Niye yoktur (?), Kemalizm nedir ki, Kemalizm’den sosyalizme nasıl bir yol gidiyor ki, bu arada “aşılmaz duvarlara” yer yok?..
Aşağıdaki satırlar M.Belli’nin “İnsanlar Tanıdım-Anılar”ından... Önce bunu bir okuyalım. Sonra zaten bütün bu değerlendirmelerin, onun “Kemalizmden sosyalizme varan sosyalist kimliğinin” oluşması yolunda nasıl ortaya çıktığını kendi ağzından dinleyeceğiz!..
[Sakın yanlış anlaşılmasın, bu satırları buraya Mihri Belli’yi eleştirmek, “bakın o Kemalistti, gerçek solcu bizdik” havalarına girmek için falan aktarmıyorum (!) çünkü, ne de olsa hepimiz aynı kökenden geliyoruz, tarihsel olarak aynı Jöntürk yetiştirme mekanizmasının ürünleriyiz!! Ondan -M. Belli’den- ayrılarak aynı zemin üzerinde başka bir fraksiyonu oluşturmamız bu gerçeği değiştirmiyordu! Yani öyle, “M. Belli Kemalistti, gerçek solcu bizdik” falan diyerek işin içinden sıyrılıp çıkmak yok!.. Bu çalışma bir yasak savma, ya da kendini temize çıkarma çalışması değil!.. O -“Mihri abi”- tarihsel bir oluşumu kendi yaşantısıyla da örnekleyerek çok güzel açıkladığı için onun sözlerini buraya alıyorum].
Evet Mihri abiden okuyoruz: “Biz 1950’deki iktidar değişikliğini ‘karşıdevrimci’ bir gidiş olarak nitelendirdik. Adım adım tezgahlanan bir karşı devrimdi bu...
...Bir dağa tırmanıyoruz, dağın doruğuna vardığımızda, insanın insan tarafından sömürülmesi olanağı ortadan kalkacak ve sosyalist düzen içinde Türkiye emekçisi gerçek mutluluğu tadacaktır. Tırmanıyoruz 1919’dan beri bu dağa. İlk tırmanış döneminde aşılması zor, büyük engeller var önümüzde. O engelleri aşıyoruz. İstiklal Savaşı’nı kazanıyoruz, siyasi bakımdan bağımsız bir ülke kuruyoruz. Sonra duraklamalar zikzaklar oluyor; gene de genel doğrultumuz doruk yönündedir. Bir noktaya varıyoruz, ayağımız kayıyor ve 1919’da bulunduğumuz noktaya yakın bir yere düşüyoruz. Bu düşüşü yükseliş sanmayalım... (Altını ben çizdim M.A)
...Atatürk’ün en büyük çabası, genç kuşaklara Türk milli gururunu telkin etmek olmuştur. Milli gurur iyi şeydir. Milli gurur insanı sosyalizme götürür. En sağlam sosyalistler o yoldan gelmişlerdir sosyalizme. Bir adamda gerçek milli gurur varsa korkma! Er geç temel ilkelerde birleşirsin onunla. Er geç bu dünyada Türk olarak başı dik yaşamanın, kapitalizmin son aşaması olan emperyalizmin dünya düzeninden silinmesiyle mümkün olabileceğini anlayacaktır.
Bunu ben kendimden bilirim. Bizim delikanlılığımızda biz, ‘Bir Türk dünyaya bedel’, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sloganlarını ciddiye alan bir kuşaktık. Uşak zihniyeti, komprador zihniyeti, ‘Amerikasız yaşayamayız’, ‘ya Amerikan uydusu, ya da Rus uydusu olmamız mukadderdir’ zihniyeti ezilmişti Atatürk Türkiyesi’nde. Ve işte Atatürkçü olarak, en derin bir milli gurur içindesin ve o havanla Batı’ya okumaya gidiyorsun.Batı’da Amerikan dünya hakimiyetiyle karşılaşıyorsun. İngiltere’nin imparatorluğu, dünyanın dörtte birini kapsıyor. Amerika kapitalist dünyanın en zengin ülkesidir. Bir Anglosakson dünya hakimiyeti var. Ve sen seziyorsun ki, bu dünyada, yeteneğin ne olursa olsun, Türk olarak senin kaderin, ikinci sınıf dünya vatandaşı olmaktır. Ve Anglosakson’un ve öteki emperyalist Batılı ülkeler vatandaşının kaderinde (sömüren metropolün insanı olduğu için), daha doğduğu günden başlayarak birinci sınıf dünya vatandaşı olmak yazılıdır. Sen milli gururla bunu kabul edecek misin, etmeyecek misin? Etmeyeceksin! Etmediğin anda da Anglosakson hakimiyetini yıkman gerek! Emperyalistlerin dünya hakimiyetinin, nasıl yıkılabileceğini düşüneceksin, düşünüyorsun. Ve sen, ezilen sömürülen bir Doğu ülkesinin evladı olarak sen, anlıyorsun ki, yalnız senin çabanla başarılamaz bu iş. Çok güçlüdür düşman. Müttefik arıyorsun. Kapitalist ülkelerdeki işçi hareketiyle ilgileniyorsun. Ve ancak dünya işçi hareketiyle senin milli bağımsızlık hareketin birleştiği anda, emperyalizmin üstesinden gelinebileceğini anlıyorsun; ve bu seni sosyalizme yöneltiyor. Dünya işçi hareketinin büyük ustalarının okumaya, öğrenmeye başlıyorsun. Ve sonunda kavrıyorsun ki, milli gururunu zedelememenin tek yolu, sömürüyü yalnız ulusal anlamda değil, sınıfsal anlamda da kaldırmaktır. Hayır, Kemalist ile sosyalist arasında aşılmaz bir duvar yoktur! Ben bunu kendimden bilirim”[1].
Mihri abi olayı -kendisinin de içinde bulunduğu Jöntürk devrimciliği olayını- o kadar samimi bir şekilde anlatıyor ki, şu an bu satırlara ilave edecek hiçbir şey bulamıyorum!..
Düşünüyorum da, demek ki diyorum, mesele -gerçekliği kavrama meselesi- bizzat bizim kendimizle, kendi kimliğimizin de oluştuğu durduğumuz yerle ilişkiliymiş!..
Bütün her şeyin altında resmen bir aşağılık kompleksi ve bu tür duygulardan kaynaklanan milliyetçilik yatıyor! “Emperyalizm” anlayışının, “düşman” anlayışının, “milli-gayrı milli” (ve de “yerli-milli”!..) olma anlayışlarının altında yatan hep bu milliyetçi kompleks, başka hiçbir şey değil!.. Ve sonra da bu duygu -“biz istesek de bu saatten sonra onlar gibi olamayız” duygusu- ikinci kuşak Jöntürklerin ruhunu “sosyalist” olmaya -bu anlamda “devrimci” olmaya- yönlendiriyor!..
Mihri abi, “Kemalizmle sosyalizm arasında aşılmaz duvarlar yoktur” derken aslında birinci kuşak Kemalist Jöntürklerle bizim gibi ikinci kuşaktan “sosyalist” Jöntürkler arasında, her iki kimliği de kendi içinde taşıyarak bütünleştiren bir kimliği temsil ediyordu!..
Bizlere, yani ikinci kuşak “sosyalist” Jöntürklere gelince...
“Burjuva devrimi” yaparak “Devlet’i kurtarmaya” çalışırken tarih sahnesine çıkan birinci kuşak Jöntürklerin, daha sonra nasıl aynı toplumsal kökene sahip “sosyalist devrimci” ikinci kuşak Jöntürkler haline dönüştüğünü, bu oluşumun ortaya çıkış diyalektiğini kavrayabilmek bende neredeyse bir ömür aldı!.. Neden mi? Çünkü, diğer yol arkadaşları gibi benim kendim de o zeminin içindeydim de ondan!! Olayları ve süreçleri kavrayarak açıklamaya çalışırken bilinç dışı olarak başvurduğun koordinat sisteminin merkezi hep kendin -kendi kimliğini de oluşturduğun toplumsal zemin- olunca, ondan sonra artık her şeyi ancak buna göre açıklayabiliyorsun! Çünkü, bu durumda açıkladığın o “gerçekler” sadece “seni” merkez alan, sana göre, senin de içinde bulunduğun zemine göre gerçekler olup kalıyor!..
Bu, tıpkı suyun içindeki balıkların durumuna benzeyen bir durumdur! Hani o, “derya içredirler de deryayı bilmezler” sözü var ya, oradaki “balıkların”, bilinç dışı duygusal kimlikleriyle içinde varoldukları suyu bilmeleri, hele hele, onun dışında da varolan bir başka yaşam için çaba sarfetmeleri hiçbir şekilde mümkün değildir (Burada bir metaforun söz konusu olduğun anlıyorsunuz sanırım...) Çünkü, su onlar için bir varoluş zemini olarak, aynı zamanda, bu varoluşa ilişkin zaman-mekan boyutlu koordinat sisteminin durduğu yer de olduğundan, içinde yer alan varlıkların bilincini de belirlemektedir!..
İşte, yukardan aşağıya doğru “burjuva devrimi yaparak Devlet’i kurtarmaya” çalışan birinci kuşak toplum mühendisleri Jöntürklerin durumu da buna benziyordu. Onların bilinçlerini belirleyen içinde varoldukları Devletçi zemin olduğundan, amaçları hep içinde kimliklerini de oluşturdukları bu Devletçi zemini “kurtarabilmek” düşüncesi etrafında şekilleniyordu. Nasıl ki o balıklar su varsa vardır, su, onların varoluş ortamı-şartıdır, aynı şekilde, Jöntürk kimliği için de olmazsa olmaz olan su o Devlettir, Devlet’in varlığıdır. Çünkü her şey, kendileri de, ancak Devlet varsa vardı...
İşte, daha sonra, içinde bulundukları yolun -“Devlet’e bağlı bir kapitalizm yaratarak Devlet’i kurtarma” yolunun- aşağıdan yukarıya doğru gelişerek gelen anadolu kapitalizminin yaptığı basınç karşısında artık çıkmaz bir yol olduğunu gören birinci kuşak Jöntürkleri yeni bir arayış süreci içine sokan, onları, kulvar değiştirip metamorfoza uğratarak “sosyalist devrim yapma” yolunda ikinci kuşak Jöntürkler haline dönüştüren sürecin diyalektiği budur...
Dikkat ederseniz burada bütün mesele Devlet’i “çağdaşlaştırarak kurtarmayla” ilgilidir. Birinci kuşak Jöntürkler bunu “milli burjuva yaratarak” -“Devlet’e bağlı bir kapitalizm yaratarak”- başarmaya çalışırken, bu yolun bir sonuç vermediğini, Devlet’e bağlı kapitalizm yaratmaya çalışırken ortaya “Devlet düşmanı işbirlikçi bir kapitalizmin de” çıktığını gören ikinci kuşak Devletçi Jöntürkler, bu sefer rotayı “sosyalizme” döndürürler Niye? Çünkü orada da esas olan “Devlettir” de ondan! Madem ki amaç Devlet’i kurtarmaktır, o zaman mesele yoktur! Neymiş, “sosyalist devlet üretim araçlarının sahibiymiş”, e iyiydi ya işte, bizim Devletçilerin de istediği bu değil miydi!?
İşte, “Kemalizmden sosyalizme giden yolda arada aşılmaz duvarların bulunmadığı” söyleminin anlamı budur!.. İşte, benim bu gerçeği farketmeye başladığım 1973 Mart’ını takip eden günlerde, Sıkıyönetim Mahkemeleri’nden, “Devlet’e karşı mücadele ediyoruz derken ona hizmet ettik” diyerek feryad edişimin nedeni budur! Bütün bunları, sürecin nasıl buralara geldiğini çalışmanın ilerleyen bölümlerinde göreceğiz!..
Peki, “aşılamaz olmayan bu duvarlar” nasıl aşılacaktı?..
Tek yolu vardı bunun: Okumak!!. Sosyalist klasikleri okuyup hatmederek, Devlet’i sosyalist bir Devlet haline dönüştürmenin yollarını “öğrenmek”!!. Kemalist mi idin, çok basitti, Lenin’i, Mao’yu okuyarak çok kolay bir şekilde toplum mühendisi bir “sosyalist” haline dönüşebilirdin!.. Amaç, pozitivist bir anlayışla ideolojik-popülist söylemlerle tarihsel devrim mekanizmasının içini doldurmak, sonra da bir toplum mühendisliği aracı olarak bunu kullanmak olduktan sonra neden olmasındı ki!! İşin özünde bir sorun olmadıktan sonra! Sen de “Devletçilik, Devlet mülkiyeti” diyorsun o da!.. Geriye ne kalıyordu, konulacak ad mı?.. O önemli değildi, ister “kapitalist olmayan yol” denirdi, ister “sosyalizm”, önemli olan “Devlet’in bekası” değil miydi?..
Söyleyin bana şimdi, Kemalizmle sosyalizm arasında aşılmaz bir duvar var mıymış yok muymuş!?.. Ne olacak ki, ilk kuşak Jöntürkler nasıl daha önce burjuva devrimine ilişkin eserleri okuyarak, bunları içinde yaşadıkları toplumu değiştirmek için “bilimsel bir araç” olarak kullanmaya çalıştılarsa, bu sefer de “sosyalizmi öğrenerek”, “öğrenilen bu bilgilerle toplumu değiştirmeye çalışan” sosyalist bir toplum mühendisi haline gelinirdi olur biterdi (işte, pozitivizm denilen virüsün kullandığı mekanizma ve bilgi temeli budur)!..
Sosyalizmde mesele “burjuvaziyi altetmek değil miydi; tamamdı işte, senin meselen de zaten toplumun sırtında “karşı devrimci” bir ur gibi gelişen o “gayrı milli” “işbirlikçi kapitalizmi” yok etmek olduğuna göre, arada tam bir hedef birliği vardı! Ha, ne imiş, bu işi -“devrim yapma” işini- başka ülkelerde işçi sınıfı yapıyormuş?.. Tamam da, ya o işçi sınıfı bizim gibi ülkelerde henüz daha bu işi yapacak kadar “bilinçli” değilse!? (Görüyorsunuz, her şeyin kılıfı hazırdı!..)
Bunun hiçbir önemi yoktu! Çünkü “emperyalizm çağında bütün ülkelerde devrimin objektif şartları zaten vardı”! Bu nedenle mesele, “eksik olan sübjektif şartları tamamlamaktan” ibaretti!.. “İşçi sınıfına bilinci götüren zaten o sosyalist aydınlar” olduğu için, önce oturur sosyalizm denilen o ideolojik hedefi kendin öğrenirdin, sonra da, bir yandan bu bilinci “yukardan aşağıya doğru işçi sınıfına götürürken”, diğer yandan da, oturup ilanihaye onların bilinçlenmesini bekleyemeyeceğine göre(!) onları “eylem içinde bilinçlendirme” yoluna girer, “işçi sınıfına ideolojik öncülük yapmaya”, eldeki vurucu güç olan asker-sivil aydın zümreyle işbirliği yaparak milli demokratik bir devrimden sosyalizme doğru ilerlemeye çalışırdın olur biterdi!.. Olay budur!..
Gerisi, “solcu” Jöntürk toplum mühendisleri arasındaki fraksiyon-strateji farklılıklarıyla ilgilidir!..
Ha, bazıları, “önce işçileri, halkı bilinçlendirelim, onlar daha sonra devrimi parlamenter sistem içinde, aşağıdan yukarıya doğru oy verme mekanizmasını kullanarak kendileri yaparlar” derken, bazıları da, “hayır öyle olmaz, böyle olur” diyerek, “asker-sivil aydın zümre ile birlikte biz yolu açalım ki, daha ileriye-sosyalizme doğru gitmek mümkün” hale gelsin diyorlar, veya, bir başka fraksiyon da, “işçilere öyle lafla bilinç falan götürülemez, bilinç ancak eylem içinde, silahlı propaganda aracılığıyla, hakim sınıfın aslında ne kadar güçsüz olduğunu onlara göstererek mümkündür, bu aşamada önemli olan ideolojik önderliktir” diyerek öne atılır...
Dikkat ederseniz bütün bu “devrim” anlayışlarında işin özü hep aynıdır: Varolan sistemin -üretim ilişkilerinin- içinde at koşturarak Devlet’e hakim olmak, bu şekilde politik iktidarı ele almak!.. Peki sonra? Sonrası kolay! Nasıl ki bir önceki Jöntürk kuşak Devlet’e bağlı bir kapitalizm yaratmaya çalıştıysa, sen de tutar, Devlet’e sahip olmanın verdiği gücü kullanarak özel mülkiyeti yok edip Devlete bağlı sosyalist bir düzen kurardın olur biterdi!.. Ol hikaye bundan ibaretti!..
[1]Mihri Belli, İnsanlar Tanıdım, Doğan Kitapçılık AŞ, Eylül 1990 İstanbul, S.533
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları


































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023