Murat Sevinç
Sıradan bir ‘çağlayan’ günü…
Dün (Perşembe) Çağlayan Adliyesi’ndeydim. Sevgili ve değerli meslektaşım Bülent Şık’ın davasında.
Çağlayan’daki o ‘adalet mabedine’ çok nadir gidebiliyorum. Oysa davaların takipçisi, olağanüstü kararlı ve sabırlı bir meslektaş grubu her davada orada ve destek oluyor. Hakikaten akıl almaz bir direnç gösteriyorlar. Bir de tabii, Bianet. Sağolsunlar, var olsunlar.
O ‘dirençlilerden’ biri değilim. İstanbul’daki yaşam koşullarım nedeniyle gündüz vakti evden nadiren çıkabiliyor, fakat yalan olmasın herhalde her dört beş çıkışımdan birinde Çağlayan’a uğruyorum! Benim için aynı zamanda bir sosyalleşme yolu gibi, İstanbul’daki tanıdıklarımın neredeyse hepsini görüyorum bu sayede! Çünkü ya yargılanan ya da destek olmak üzere gelen konumundalar.
Büyük ölçüde şöyle işliyor Çağlayan macerası:
Önce (genellikle) bir basın açıklaması yapılıyor. Üç ayrı yerde olabiliyor. Öndeki büyük beton alan, ana kapı, giriş salonu. Tabii çok az sayıda ve hep aynı basın emekçileri orada. ‘Basın’ derken kimleri kastettiğimi tahmin edersiniz! Ardından adalet mabedinde ‘ilgili katı ve koridoru’ buluyorsunuz. Son derece yıpratıcı bir aşama. Temiz bina neyse ki, yerler parlak mozaik, tuvaletler filan fena değil. E kolay değil, ‘adalet’ dağıtılıyor.
Hemen girişte devasa iki heykel var, hani şu gözü bağlı meşhur Tanrıça var ya, karşılıklı olarak merdivenin iki yanına koymuşlar. Allah için etkileyici bir manzara. Çağlayan’dakilerin de gözleri bağlı garip bir şekilde; yani Türkiye’ye uyumlu hâle getirmeyi, ‘Türk tipi adalet tanrıçası’ yapmayı akıl etmemişler. Zaten, öyle tanrıça filan, tövbeler olsun, Batı medeniyetinin şeyleri hep. Dün aklıma geldi, neden o heykeller Teferruat’ınkiyle değiştirilmiyor ki! Teferruat’ın elinde bir yeşil pasaport olsa misal. Ya da Reis’le karşılıklı, birbirlerine dönük halde…
Mübaşir adeti olduğu üzere, ileri derecede bağımsız yargılama faaliyetinin başlayacağını haber ediyor biz ölümlülere. Bekleyenler mahkeme salonuna giriyor. Ben prensip olarak kapının hemen yanındaki banka tünüyorum. Bağımsız yargı faaliyetini mecbur kalmadıkça görmemek ve çarpıntımı azdırmamak için.
İçeri giren hemen herkes kararı tahmin ediyor zaten. Yargılananın adına ve ‘çıkıntılık’ derecesine göre ne ceza alacağı üç aşağı beş yukarı öngörülebiliyor. Yanlış anlaşılmasın, yargı elbette bağımsız; biz yalnızca tahmin yürütmeye çalışıyoruz. Örneğin, Şebnem Korur Fincancı, Gençay Gürsoy, Onur Hamzaoğlu hocalar gibi bir isim değilse ‘aynı fiilden’ yargılanan, “15 ay ve HAGB alır,” (hükmün açıklanmasının geri bırakılması) diye tahmin ediyoruz. Aaaaaa sonra bir bakıyoruz hakikaten, sanık ister beş dakikalık isterse üç saatlik bir savunma yapmış olsun, 15 ay ve HAGB almış. Pes doğrusu, ayol nasıl bir tahmin gücü bu böyle, deyiveriyoruz kendi kendimize.
Genellikle 15 ay, mevsimine göre 17 ya da 18 ay mahkumiyet almış meslektaşımız salondan çıkıyor. Geçmiş olsun faslı başlıyor. Herkeste, gülsem mi ağlasam mı garip bir yüz ifadesi. Mahkûm olmanın anlatılması güç iç huzuruyla en sevdiğim aşamaya geçiliyor: Çağlayan Adliyesi’nin önündeki büyük taş meydanın köşesindeki muhallebici!
Genellikle aynı muhallebiciye gidiliyor, çay kahve, sohbet… Gerçi dün ayak üstü sohbet ettiğim Boğaziçi’nden bir hocamız, daha ileride güzel bir esnaf lokantası olduğunu söyledi, onlar genellikle oraya gidiyorlarmış. Bir dahakine denerim artık.
Muhallebicide, ileri derecede bağımsız yargının tarafsız mensupları hakkında yorumlar yapılıyor tabii. Okuduğunuz satırların yazarının kulaklarının şu cümleleri işitmişliği var: “Savcı cep telefonuna bakıyordu,” “Bende hâkim de bakıyordu,” “Gözü sürekli bilgisayardaydı,” “Yok be, herhalde metne bakıyordur, bir şeye takılmıştır,” “Vallahi bilmem, bir ara yanındakiyle fısıldaştılar,” “Sözümü kesmedi,” “Uzatmayın artık dedi,” “Sen dedi,” “Beni salondan attı,” “Avukatı konuşturmamışlar,” ve “Hâkim beni dinledi!”
Evet, beni en çok etkileyen cümledir bu: Hâkim beni dinledi! Ne olağanüstü bir durum değil mi! Sanık, hâkimin kendisini dinlemesinden memnun çıkıyor salondan. Bu cümleyi her duyduğumda, Teferruat’ın o ziyadesiyle durgun bakışını perdeleyen gülümser yüz ifadesi ve elinde manav terazisiyle gözlerimin içine bakıp “reforrrrmmmm… böylesiniiii görrrmedinizzzzzz… teferrrruuuatttttt…” nevi bir şeyler söylediğini hayal ediyor, irkilerek kendime geliyorum.
Bir de şu ‘sen’ meselesi var ki, değinmeden geçmek olmaz. Bağımsız yargının herkese ‘sen’ diye hitap edişi.
Malumunuz ‘Reform,’ ‘Rönesans’ın yani ‘yeniden doğuş’un ardından gelmiştir. Eğer reformdan önce bir ‘rönesans’yaşamalıysak -ki bana kalırsa mutlak gerekliliktir- yargı alanındaki rönesansa, ‘temel davranış kuralları’ ile başlanabilir. Hukuk fakülteleri, ilk yıllarında tüm derslerini iptal edip öğrencilerine uygar davranış ve hitap biçimlerini öğretse, çok büyük bir katkı sunar. Yalnızca ‘sen’ yerine ‘siz’ dedirtebilmek dahi, Türkiye yargısı açsından devrimci bir dönüşüm, gerçek bir ‘rönesans’ olur. Borçlar, medeni, vergi, icra, ceza, anayasa filan fıstık, zaman içinde öğrenilir nasıl olsa.
Muhallebicide bu ve benzeri konular konuşulduktan sonra, iyi dilekler ve bir sonraki davada görüşebilmek umuduyla ayrılıyor insanlar. Akademisyenler, gazeteciler. Daha doğrusu, ‘sözde’akademisyen ve gazeteciler!

Çağlayan’dakilerden biriydi sevgili Bülent Şık’ın davası. Ahmet Şık da oradaydı. Dürüst, ahlaklı ve yurttaşlık bilincine sahip olup‘susmadıkları’ için Çağlayan’dan kurtulamayan iki kardeş.
Yukarıdaki satırlardan sonra, üç aşağı beş yukarı gözünüzün önüne getirmişsinizdir dün neler yaşandığını. Yarın neler olacağını da.
Bu kez konu imzacılık değildi. Bülent Şık’ın yargılanma ve mahkûmiyet gerekçesini bilmeyen yoktur muhtemelen. Bilmeyip ola ki merak eden varsa önemli bir söyleşisini buraya bırakayımve okumanız konusunda ısrarcı olayım.
Zamanında yapılmış bir proje (Sağlık Bakanlığı’yla) kapsamında, halk sağlığı açısından tehdit içeren son derece tehlikeli bulgulara (endüstriyel kirlilik ile kanser vakaları arasındaki güçlü bağ) ulaştığı araştırmayı yayınladı. “Yayınlama” telkinine (!) rağmen. Konu, ‘halk sağlığı olduğu’ için. Halkın yanında olduğu için. Ahlaklı bir bilim insanı olduğu için. Anayasa’nın emrine uygun davranan, dürüst bir yurttaş olduğu için. Ezcümle, rejimi rahatsız eden ne kadar nitelik varsa, tümüne sahip olduğu için.
Ve tabii, kanserden korumaya çalıştığı ‘halk’ onu ve diğerlerini zerrece umursamadığı için. Türkiye ahalisi ‘yurttaş’ olmadığı için. Yurttaşlık bilincinden bütünüyle mahrum olduğu için.
Tam duruşma başlamak üzereyken bir ‘deprem’ oldu. Adaletin mabedi de hafifçe sallandı.

Depremin ardından Bülent Şık, halk sağlığını korumak istediği için, “Türk milleti adına” karar verenlerce mahkûm edildi.
15 ay (aaaaaa ne kadar ilginç!) ceza aldı. HAGB talep etmedi. İstinaf onaylarsa cezaevine girecek.
Bu esnada, değerli hukukçu/gazeteci Çiğdem Toker, depreme ilişkin şöyle bir twit yazmış:
“Vatan caddesindeki afet toplanma alanının Topbaş’ın damadının ortağı lehine imara açıldığını yazdım diye hapis cezası talebiyle 2 yıl yargılandım. Kavurmacı 1 milyon tl tazminat davası açtı. Mahkeme Fatih Belediyesi’nden imara açma kararını üç kez istedi. Belediye göndermedi.”
Muhallebiciden çıkıp ‘insan haklarına aykırı ulaşım aracı’metrobüsle eve döndüm…
Yolda, Teferruat’ın yüz ifadesini, bilmem kaçıncı tontiş hukuk reformunu, tamamına yakını AVM yapılmış deprem toplanma alanlarını, kanser vakalarındaki olağanüstü artışı düşündüm.
Tam içime büyük bir sıkıntı çökmek üzereyken, birden bire ‘özel araçlarda sigara içme yasağı’ geldi aklıma.
Hakikaten deprem esnasında eğer bir karış yeşil alan bırakılmamış mahallelerimizin kenarına park edilmiş pahalı özel araçlarımıza biner ve sigara içmezsek, hem depremden hem kanserden korunabiliriz.
Siz de böyle düşünün, içiniz rahatlasın…
Öneriler: Aydın Engin’in Çağlayan yazısını ve Ünsal Ünlü’nün bu konuya da değinen güzel yayınını buraya bırakıyorum.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları

































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025