Murat Sevinç
Anayasa metinleri üzerine yapılan usandırıcı, bezdirici ‘teknik’ sohbetleri olabildiğince reddedip asıl dertlerimizin ne olduğuna ve hangi tarihsel açmazlarımızın üzerlerinin, bitip tükenmeyen ‘anayasa talepleriyle’ örtüldüğüne ilişkin tartışma/konuşma çabasına, ikinci yazıyla devam. İlkini buraya bırakıyorum.
Devlet adı verilen örgütlenme biçiminin yalnızca 5000 bin küsur yıllık bir tarihi var. Son derece genç. Tarihin bir aşamasında üretim ilişkilerinde yaşanan değişim, hayli uzun bir zaman diliminde önce işbölümüne, peşi sıra sınıf ayrımlarına neden olmuş ve egemen sınıf (üretim araçlarını elinde tutanlar) devleti icat etmiştir.
Modern devlet ise çok daha yakın tarihli bir macera. Haliyle ‘devlet,’ memleket ortalamasının neredeyse iman ettiği gibi bir yapı vs. değil; tarihi belli, nasıl ve neden ortaya çıktığı belli, haliyle sonu da öngörülebilir. Koskoca tarihin bir aşamasının/kesitinin, insan yapımı ‘yönetim’ aracı.
‘Modern devlet’ adı verilen aşama ise yaklaşık sekiz asır önce yeni bir sınıfın doğumu, mücadelesi ve nihayetinde zaferiyle ilgili. Bourg’larda yaşayan, ticaret yapan bir sınıfın, burjuvazinin doğumuyla. İngiltere’de henüz 13’üncü yüzyılın başında hükümdarın, uyruk temsilcilerine bazı ödünler/haklar vermesiyle başlayan süreçte ‘parlamentonun’ ortaya çıkması ve yüzyıllar içinde merkezi devletlerin giderek güçlenmesi de burjuvazinin tarihi ve nitelikleriyle açıklanabilir.
Kralın yetkilerinin sınırlandığı ilk dönemlerde, uyruk temsilcisi konumundakilerin işlevi ve görev tanımı da zaman içinde değişti. Emredici vekaletin yerini ‘temsil’ ilişkisi aldı. 1215 tarihli Magna Carta’da (kralın yetkilerini sınırlayan anayasal belge) yer alan hükümlerin bir kısmı ‘vergi toplanmasına’ ilişkindi ve buna göre vergi, ancak ileri gelenlere danışıldıktan sonra salınabilecekti.
İngiltere’de uyruklar, başlangıçta krala dilekçe verirken, zaman içinde bu taleplerini parlamentoya iletmeye başlamıştı. Parlamento üyeleri ise yalnızca ‘kanun’ olmasını istedikleri dilekçeleri krala ulaştırıyordu.
‘Emredici vekâlet’ gereği, kendilerini temsil edenlere ‘vergiye izin’ yetkisi veren topluluklar, bunun karşılığında onlardan, sorunlarına çözüm üretilmesi için kralın ikna edilmesi sözünü alıyordu. Bugün ‘yasama yetkisi’ adıyla bildiğimiz ‘güç,’ söz konusu ‘vergi-onay-temsil’ ilişkisinin sonunda doğdu.
Uyruk temsilcilerinin ‘talepleri’ zaman içinde birer yasa önerisine dönüştü. Krallar güçlü oldukları dönemde parlamentoyu toplamıyor, ancak vergi gerektiğinde, mecbur kalıyorlardı. Birkaç yüzyıl süren bir gerilimden söz ediyorum.
Nihayetinde kazanan, parlamento ve tabii burjuvazi oldu.
Ezcümle, yasama yetkisinin temelinde, ‘vergiye onay’ vardır. İngilizler bu tarihsel zaferi “Temsil yoksa, vergi de yok” (no taxation without representation) ifadesiyle anlatıyor. İngiltere’de parlamentonun zaferi anlamına gelen ve İngiliz anayasal sisteminin sac ayaklarından biri olan meşhur 1689 Haklar Bildirgesi (Bill of Rights), parlamentonun onayı olmadan vergi toplanmasının yasa dışı sayılacağını hükme bağlıyordu.
Oysa Fransa’daki topluluk/uyruk temsilcileri, vergiye onay verme gücünü elinden kaçırdığı için, krallar uzun süre meclisi toplamak zorunda kalmamıştı. Örneğin Devrim öncesi (1789) toplanan Etats Généraux, 1614’ten o güne dek toplanmamıştı!
Her neyse, söylemek istediğim, temsil-yasama ilişkilerinin temelinde ‘vergi’ meselesi var. Son derece hayati ve yurttaşlık haklarının temelinde yatan bir konudur vergi.
Kuşkusuz demokratik sistemleri kastediyorum. Faşist siyasal sistemlerde ‘devletin kendisi’ başlı başına bir amaç. Malumunuz, “Her şey devlet içinde ve devlet için, hiçbir şey devlet dışında ve başka bir şey için değil.” (B. Mussolini)
Oysa klasik burjuva demokrasilerinde ki bugün hemen hepsi ‘sosyal demokrasi’ niteliğine sahip, burjuvazinin yönetim aracı olan (kuşkusuz, yalnızca baskı kurmak dışında işlevlerle de donatılmış) devlet, yurttaş ile ilişkisini vergi-ödev-hizmet bağlamında kuruyor. Bizler vergi ödemezsek yurttaşı olduğumuz devlet, devlet işlevlerini ve tabii bize karşı başlıca yükümlülüklerinden olan ‘kamu hizmetini’ yerine getiremez.
Haklarımız ve ödevlerimiz, var olabilmesi için vergi ödediğimiz devlet ile kurduğumuz ilişkinin biçimleridir. Örneğin üçüncü sınıf ABD filmlerinde, polis tarafından üstü aranan eğitimsiz bir yurttaşın, “Hey, ben vergisini ödeyen bir yurttaşım dostum,” deyişi, asgari yurttaşlık bilinciyle açıklanabilecek bir refleks.
Demek ki vergi ve vergilerin nasıl harcanacağını söyleyen bütçeler, devletle kurduğumuz ilişkinin çimentosu.
Bizler, örneğin bir genel müdürlük ile öpüşemeyiz, sohbet edemeyiz, ona dert anlatamayız, oturup çay kahve içemeyiz… O müdürlüğün ve diğerlerinin bizim vergilerimizle var olabildiğini bilir ve yalnızca yurttaşlık ilişkisi kurabiliriz.
Devleti yönetenlerden, kamu kurumlarının başında olanlardan vs. herhangi biriyle ömür boyu karşılaşmasam eksikliğini hissetmem, kendileriyle bir bardak çay içmeyi istemem. Tahmin ediyorum onların da benimle çay içme hevesi yoktur. Buna mukabil, onlarla aramdaki en somut ilişki, vergi. Sahip oldukları her şeye ama her şeye, bizlerin alın teri sayesinde sahip oluyorlar. Yaşamlarımızda başkaca bir yerleri yok.
Hal böyleyken AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, vergilerin nereye harcandığına dair sorulara ilişkin verdiği “…bu tür şeylerin hesabını vermeye zamanımız yok” ifadesi, yüzlerce yıllık ‘ana kabulün’ çöpe atılması anlamına geliyor. Hesabı verilmeye gerek duyulmayan vergiler, bizim devletle ilişkimizin temelinde, oysa ki.
Sabah akşam yeni anayasa konuşmak yerine, muhalefet partilerinin herkese bir insan ve yurttaş olduklarını hatırlatmaları çok daha anlamlı sonuçlar verebilir. Halihazırda, devleti yönetenlerin, kendileriyle başlıca kurumsal bağımız olan vergilerimizin nereye harcandığına dair hesap vermeyi dahi reddettikleri, Magna Carta’yı arar hale geldiğimiz koşullardayız.
Kişisel olarak, devleti temsil edenlerin ‘monarşik’ eğilimlerinin, ‘cumhurî’ niteliklerine ağır bastığı kanısındayım. Anayasa metninde değil, ancak anayasal düzen anlamında 1870’lere dönmüş gibiyiz. Söylemek istediğimi diğer yazılarda anlatmaya çalışacağım.
Demokratik bir ‘anayasal düzenin’ yolu, anayasasına sahip çıkacak bilince sahip insandan, o insanın doğumu için bıkıp usanmadan emek harcamaktan geçiyor. Yeni ve yeni ve yeni ve yeni ve yeni ve yeni anayasalar yapmaktan değil…
Kitap önerisi: Yukarıda anlattığım konuya dair bana kalırsa Türkçe’deki en iyi çalışmalardan biri, Murat Sarıca’nın unutulmaya yüz tutmuş, alanımızda çalışanların dahi ilgi alanının dışında kalmış eseridir: Fransa ve İngiltere’de Emredici Vekâletten Yeni Temsil Anlayışına Geçiş. Bu kitaba ilişkin iki yazı kaleme almıştım. İlkini ve ikincisini buraya bırakıyorum.
Video önerisi: İngiliz anayasa tarihine ilişkin John Bingley’in bu konuşması (İngilizce takip edebilecekler için) bilgilendirici. İlgi çekici bulacaklar için.
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
Yazarlar
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025