Oya BAYDAR
Bildiğimiz sözcüklerin, tekrarlaya durduğumuz basmakalıp cümlelerin, sadece kendi içimizi rahatlatan hoş ama boş sözlerin, uykusuz geçen gecelerin sabahında içimizi yakan ateşe dayanamayıp “bir şeyler yapalım” feryadıyla yollara düşmelerimizin sonuna gelip dayandık. Türk devletinin Kürtlere karşı verdiği savaşın tarihine “Cizre’den, Sur’dan sonra” arabaşlığıyla geçecek bir dönemin başındayız.
Tarih boyunca nice trajediler, nice acılar tartmış bu terazi, bu kadar sıkleti çekmez. Günde on şehit haberine, haberi bile verilmeyen sadece “adet”le, sayıyla ifade edilen adsız Kürt çocuklarının, Kürt gençlerinin yüzlerle, binlerle kırılmasına; şehirlerin, mahallelerin, mabedlerin, meraların, bahçelerin, mezarlıkların yerle bir edilmesine; buldozerlerle girilen sokaklardan sadece molozların değil insan yaşamlarının da toplanıp çukurlara dökülmesine; sonra alay edercesine halkın karşısına geçip vıcık vıcık bir hamasetle Toledo’dan, bin yıllık kardeşlikten, güzel gelecekten dem vurulmasına bu toplum daha fazla dayanamaz. Dayanamaz da ne olur? Bugün yaşamakta olanlar olur.
Kopuş ve çöküşe doğru
İnsanlar ve toplumlar olayların akışı içinde yaşama tutunmaya çalışırken gerçeğin bütününü göremezler. Gündelik yaşamın girdabına kapılır, sürüklenir giderler. Kişiler gibi toplumlar da kendilerine yılların ötesinden, tarihten bakınca; kimi zaman hayret, kimi zaman dehşet, kimi zaman kıvançla, gerçekte yaşanmış olanın farkına varırlar. Şu günlerimize on yıllar sonra bakacak olanlar bugünü bizlerden daha nesnel, daha doğru değerlendirecekler: “Değerlerini vicdanını yitirmiş, kitlelere düşmanlık ve nefret pompalanan, kan ve ölümü yücelten, çürüyen, çöken bir toplum” diyecekler. Abarttığımı düşünmeyin, örnekler sıralamaya da gerek yok, devlet kurumlarından, iktidar ve siyaset odaklarından başlayarak her şey hepimizin gözleri önünde çürüyor ve çöküyor.
Kirli savaşın Cizre ve Sur cephelerinde olanlar, Kürt sorununda nitelden nicele bir dönüşümün işareti, o korkulu eşiğin aşılmasıdır: Kürt halkının toprak ayrılmasından da beter olan yürek ve ruh kopuşu oralarda başladı, derinleşerek sürüyor. Baskıyla, zulümle toprak bütünlüğünüzü bir süre daha koruyabilirsiniz ama ruhsal kopuşu, yürek ayrılmasını, insanın küskünlüğünü, yurdundan umudu kesmesini, halkların birbirine düşmanlaşmasını baskıyla, zulümle, orduları üzerlerine sürerek, yıkarak, öldürerek engelleyemezsiniz. PKK 1980’lerin Diyarbakır zindanından doğdu, derler; Sur’dan, Cizre’den ne doğacağını görmek için ne müneccim ne de strateji uzmanı olmaya gerek yok, belirtiler şimdiden ortada.
Sorumluluk kimin?
Kimse bir sürü 'ama’nın arkasına sığınıp varılan noktada devleti, iktidarı temize çıkarmaya kalkışmasın. Masayı kim devirdi, kim önce silaha sarıldı, kim ne dedi geyiği de artık yeter! Şehirler, mahalleler yerle bir olmuş, insanlar yıkıntıların altında kalmış, alev alan binalarda yaralılar yanmışsa, analar babalar çocuklarının kemiklerini, kollarını bacaklarını küllerin, molozların arasından toplamaya çalışıyorlarsa, tanınmaz haldeki yüzlerce ceset (veya insan parçası) hâlâ morglarda kimlik teşhisi bekliyorsa, devlet ve iktidar “ama onlar da teröristti, bölücüydü; o kadar teslim olun çağrısı yaptık, çıkmadılar” vb. nakaratıyla sorumluluktan kurtulamaz. Çünkü devletin görevi ve varlık nedeni, vatandaşların canını malını korumaktır. Savaş bu, diyorsanız, savaş suçu diye de bir şey vardır.
Evet; Sur’da, Cizre’de, bölgedeki benzer yerlerde hendekler kazılmış, hakimiyet alanları kurulmuş, PKK’nin gençlik yapılanması öz savunma adı altında örgütlenip yer yer çatışmaya girmişti. Evet; örgüt savaş kararı almıştı ve savaşı metropollere indirmekten söz ediyordu. Bu anlamda kimsenin masum olmadığını biliyoruz. Ancak, devletin görevi sorunu çözmek için bütün barışçı yolları denemektir. Son terörist de yok edilene kadar zihniyetinin, son Kürt de dize getirilene kadar anlamına geldiğini yaşayarak görüyoruz. (Bu satırlar yazıldığı sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sur’da duygusallığa kapılıp aşka gelerek “PKK 2013 Mayıs'ına dönerse her şey konuşulabilir” diye minicik bir umut ışığı yakma cüreti gösteren Davutoğlu’na haddini bildirmekle, asla çözüm olmayacağını, bu faslın kapandığını ifade etmekle meşguldü.)
Kısa ve öz: Baş sorumlu, elinde toplumsal-siyasî- diplomatik bütün çözüm olanakları varken böylesine yıkıcı bir savaşı Türk-Kürt kendi insanlarımızın canı, kendi ülkemizin yıkımı pahasına sürdürmekte kararlı olan iktidardır. Tarih, halklara yönelik zulüm ve kırımlarda her zaman ve her yerde iktidarları sorgular.
Muhalefete gelirsek: Ağlatma beni!
Aslında güldürme beni, diyecektim ama gülecek halimiz yok. MHP’yi geçiyorum, o “az öldürdünüz, az yıktınız” diye böğürmekle meşgul. Öldürmekten, yok etmekten, sesini kesmekten başka en küçük bir çözüm önerisi olmayan bu takım, Erdoğan zihniyetini daha da azgınlaştırdığı gibi, toplumda, yurttaşlar arasında kin ve nefreti de sürekli körüklüyor.
Önemli olan: CHP’nin durumu. Neden mi önemli? Çünkü sadece bir bölüm Türkler değil Kürtler de CHP’den hâlâ birşeyler bekliyor. Bölgeye ne zaman gidip konuşsak, “Bu işe CHP el koysa, çözüme sahip çıksa, bize kendini siper etse” seslerini duyuyoruz. Sadece normal yurdum insanı Kürtler değil, siyasî çevrelerden, HDP’den de Meclis’te kritik konularda diyalog, dirsek teması, destek ihtiyacı önerileri geliyor. Gel gör ki, CHP’nin ödü kopuyor. Çözüm konusunda, “biz ne raporlar yazdık” ötesinde hiçbir öneri getiremeyen, daha önemlisi inisiyatif alamayan durumda. Aksine, çözümü engelleyecek, Kürtleri yalnızlaştıracak ne varsa onu yapıyor. Ulusalcılık damarı tek bir ileri adım atmasına elvermiyor. Erdoğan’ı, neden masayı devirdin, neden konuyu Meclis’e getirip çözüm aramadın, neden savaşı yeğledin diye eleştireceğine, neden çözüm sürecini başlatıp bunları palazlandırdın, diye yükleniyor. Hatta Oslo ve çözüm sürecini başlattı diye AKP’ye aba altından sopa gösteriyor. Son olarak parti sözcüsü Selin Sayek, Birgün gazetesindeki söyleşisinde “HDP’ye çağrım var, Dolmabahçe mutabakatına işaret etmeyin” diyor. Konuyu bilmemek mi, siyaset toyluğu mu bilemem ama CHP sözcüsü, Dolmabahçe mutabakatı diye bilinen diyalog ve müzakere arayışının, bugün sembolik anlamda, “barışçı çözümden yana olma” anlamı taşıdığının, HDP’nin de Meclis içi çözüm istediğinin, CHP’den iktidarı bu yolda zorlamasını beklediğinin ayrımında değil. Çözüm masası denilen şeyi, “Aman! Cızzzz…” diye reddederken “artık çözüm yok” diyen Tayyip Erdoğan’la aynı noktada birleşiyor.
Özetle, devletin/iktidarın bu korkunç gidişattaki sorumluluğunu, Cizre kırımının, Sur faciasının ve derinleşen kopuşun vebalini ana muhalefet partisi de paylaşıyor.
Quo Vadis Kürt hareketi!
Dengecilikle; ona söyledim buna da söyleyeyim tarafsızlığıyla işim olmaz. Ancak, Kürt halkının gasp edilmiş hak ve özgürlüğü için yola çıkan Kürt hareketinin (PKK’nin) onca canımıza, onca yıkıma mâl olan bu savaştaki sorumluluk payını görmemek, sivil halka yönelen terör eylemlerini görmezden gelmek, kendi halkının ve kadrolarının kanını canını önemsemeyip “savaş firesi” saymasına göz yummak, etik zaafı olduğu kadar Kürt halkına da düşmanlık olur.
Bu, aceleye getirilip üç beş satıra sığdırılamayacak önemli bir konu, ayrıca HDP’yi de içermezse eksik kalır. Bir sonraki yazıya bırakarak şöyle toparlayayım:
Cizre ve Sur; 2016 Türkiyesi’nde devletin, iktidarın, muhalefetin, siyasal - toplumsal güçlerin ve de hepimizin aynasıdır. İçimize işlemiş Kürt ( genel olarak öteki) düşmanlığımızla, evrensel değerlere yabancılığımızla, korkaklığımız ve bencilliğimizle, devlet kadar insanın da genetik kodlarına işlemiş şoven Türk milliyetçiliğinin ilkelliği ve gaddarlığıyla, Sur ve Cizre’de yaşananların boy aynasında kendimizi seyredersek orada beğeneceğimiz, övüneceğimiz bir yansıma göremeyeceğiz.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Çocukları kefene sokan ruh hastası ilkel zihniyet
24.05.2024 - "Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete" mi, hukuka dönüş umudu mu?
14.05.2024 - 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkamamanın sorumlusu kim?
3.05.2024 - 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkamamanın sorumlusu kim?
3.05.2024 - Istakoz, Maldivler, pahalı saat muhalefeti AKP'nin AK'lanmasına yeter mi?
22.04.2024 - "Kobane düştü düşecek"ten Kobane Davası provokasyonuna
16.04.2024 - Hukuksuzluk değil irade gaspı ve siyasî ahlâksızlık
3.04.2024 - Desteğim DEM Parti'ye, oyum İmamoğlu'na
29.03.2024 - Vicdanını yitirmiş dünyanın vicdanını, ahlakını yitirmiş siyasetin ahlakını savunmak
22.03.2024 - Oy yüzdesiyle ölçülemeyecek kadın: Gültan Kışanak
7.03.2024
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları








































































































Ro$ev sîtav
"..Bu gün apoya dendiği gibi…" Bu benzetmeyi nasil yapabildiniz, dogrusu çok yazik.. çünkü Apo ya terörist denildigi zaman, Apo`nun ba$ka bir amaci vardi, yani ba$ka fikirleri savunuyordu, $imdi ba$ka.. Fakat Mandela`nin durumu öyle degil ki.! Mandela hep savundugu fikirlerin arkasinda durdu ve bu $ekilde insanlarin gönlünde hakli olarak taht kurdu..