Tayfun Atay
Kurt ve kurt köpeği arasındaki fark, doğal ortamdan 'özgürleşme'nin simgesi olan tasmadır."
Andre Leroi-Gourhan
Yasmina Reza'nın 2006'da ilk sahneye konuluşundan bu yana tüm dünyada kapalı gişe oynayan, Roman Polanski'nin sinemaya da uyarladığı ödüllü oyunu "Vahşet Tanrısı"nın (God of Carnage) bana en çok çağrıştırdığı, Freud'ün Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları adlı çarpıcı, sarsıcı ve hayli rahatsız edici meşhur çalışması oldu.
Freud'e göre insanlar, doğaları bakımından hiç de öyle sanıldığı gibi sevilmek isteyen nazik yaratıklar olmayıp, aksine yıkıcı, saldırgan, antisosyal, "antikültürel" varlıklardır. Saldırganlığın kanıtı da tarihsel kayıtlardaki soykırım eylemlerinde, savaşlarda gerçekleştirilen vahşet ve dehşette görünürlük kazanır.
Freud bu düşünceler doğrultusunda saldırganlığı, insanda kökleşmiş ve kendi kendini var eden bir içgüdüsel karakter olarak önermekte ve bunun "uygarlık" tarafından bastırıldığını söylemektedir.
Saldırgan içgüdü, uygarlığı kaçınılmaz olarak insan üzerinde zorlayıcı ve bu içgüdünün reddini ister, böylece bireysel mutluluğu engeller kılar.
Sonuç, hoşnutsuzluklardır.
"Uygar insan", saldırganlık içgüdülerini bastırır, böylece bu içgüdünün ("Vahşet Tanrısı"nın) kendisini ele geçirmesini engeller, ama işte bunun sonucu olarak da hoşnutsuzdur.

Sigmund Freud
* * *
Freud'ün insan toplumsallığına, kültüre ve uygarlığa dair aktardığım bu görüşlerinden, onun kuramsal yaklaşımını tartışmasız benimsediğim anlamı çıkmasın. Ama elbette bu yaklaşımı sorgulanmaya olduğu kadar, üzerinde düşünülmeye de değer buluyorum.
Ve Jasmine Reza şaheseri "Vahşet Tanrısı"nın, Freud'ün "uygarlık ve hoşnutsuzlukları" başlığı altında önümüze açılan düşünce evreni üzerinde durmaya, onu önemsemeye alabildiğine kışkırtıcı etki yaptığını ileri sürüyorum.
11 yaşında iki çocuktan birinin, diğerinin suratına sopayı yapıştırıp iki ön dişini kırmasının ardından sorunu "uygarca" çözme yolunda her iki çocuğun ebeveynlerinin buluşmasıyla başlayan oyun, bir "çevrim"den ibaret aslında.
Başlangıçta, Freudyen terminolojiyle konuşmak gerekirse, saldırgan içgüdüleri henüz "uygarlık" tarafından tam mânâsıyla bastırılmamış iki çocuğun "doğal hisleri" doğrultusunda kurdukları "iletişim" söz konusu edilerek açılan bir sahne var.
Sevgili Ünsal Oskay hocamız ışıklar içinde olsun, boşuna demiyordu, "Çocukluk, insanlığımızın prehistoryasıdır" diye!..
Ve biliyorsunuz, tarih, uygarlıkla başlar.
O yüzdendir ki her iki çocuğun ebeveynleri, elbette ön dişleri eline bırakılmış olanın anne-babası inisiyatifiyle, "uygar" bir ev davetinde buluşurlar. Biz de tam olarak uygarlığın ne demek olduğunu fark ettiğimiz, ama bunun yanı sıra o uygar havada mevcut sıkıntıyı, rahatsızlığı ve hadi söyleyelim, "hoşnutsuzluğu" da alttan alta hissettiğimiz bir "kültürel atmosfer"de buluruz kendimizi.

* * *
Bu başlangıç noktasından hareketle oyun, şahane diyaloglar akışında ve adeta Alaeddin'in sihirli lambasına dokunulduğunda çıkan cin misali, bize hem uygarlığın hoşnutsuzluklarını hem de onun bastırılmaya zorladığı saldırgan içgüdülerin serbest kalışını sunarak tempo kazanır.
Sona geldiğimizde, oyunun başlangıcında iki çocuğun "uygarlıktan azade" halde içgüdülerinin bastırılmasından uzak oldukları yerdeyizdir tekrar; ama karşımızda şimdi çocuklar değil, anne-babaları vardır.
Çevrim tamamlanmıştır.
Bu çevrimsel akışta zirve nokta, kültürel normların erkeğe reva gördüğü rol ve davranış kalıplarının karşılığı bir karakter olan Alain'in sözleri... Kendisine, "Oğlunuz oğlumu dövdü" diyerek tepki gösteren diğer çocuğun annesi Véronique karşısında, "Onlar çocuk daha; çocuklar oyun oynarken kargaşa çıkarır. Geçmişte de böyleydi, gelecekte de böyle olacak. Doğanın kanunu bu" dedikten sonra şöyle devam eder o:
"Ben, Vahşet Tanrısı'na inanırım. Çok eski tarihlerden bu yana kuralları tartışmasız olarak kabul edilen Tanrı'ya yani. … Geçenlerde Kongo'daydım. Orada daha 8 yaşlarında adam öldürmek için eğitilmiş çocuklar var. Çocukluk dönemleri boyunca yüzlerce insan öldürüyorlar. … Yani oğlum başka bir çocuğun iki dişini kırdığında ben senin kadar şok olup öfkelenmiyorum. … Ahlaki açıdan dürtülerimizi bastırırız, ama bastırmak istemediğimiz zamanlar da gelir."
İşte bu ifadeler bize tam da Freud'ün uygarlığa yüklediği anlam üzerine düşünme çağrısı yapar.
Uygarlık, insanın hem hapishanesi hem sığınağıdır.
Saldırgan içgüdülerin reddine gidilerek, Alain'in ifadesiyle, "dürtüler ahlâken bastırılarak" doğal-özgür insan halinin tutsak kılındığı yerdir o.
Ama aynı zamanda "canlı-üstü" (kültürel) varlık olarak ayırt edilen haliyle insanlığın mümkün kılınabileceği, sığınılabilecek de tek yerdir o...
O yüzden Herbert Marcuse, Freud'ün kuramından çıkan insan kavramını, "Batı uygarlığına yönelik çürütülmesi en imkânsız suçlama, ama aynı zamanda da bu uygarlığın en sarsılmaz savunusu" şeklinde değerlendirirken haklı olsa gerektir.
"Vahşet Tanrısı"nı, bu haklılığın dayanılmaz ağırlığını zihninizde ve ruhunuzda hissederek izleyip izlememek size kalıyor!..

(Soldan sağa) Tilbe Saran, Binnur Kaya, Levent Ülgen ve Güven Kıraç "Vahşet Tanrısı"nda…
* * *
Oyun, yukarıda Alain karakterini betimlerken vurguladığımız üzere bir yandan da tatlı mı tatlı bir toplumsal-cinsiyet sorgulamasına ve mevcut ataerkil toplumsal-cinsiyet kalıplarının reddiyesine gidildiğini düşündüren bir eksene sahip.
Şiddete, öfkeye, katılığa, mağrurluğa, işe, kariyere, kısacası iktidara oynayan, oynamak durumunda kalan "erkek"… Oyundaki karakterlerden birinde bariz; diğerinde ite-kaka, zorlaya-zorlana karşımıza çıkarılan erkeklik inşası başlangıçta bu.
Şefkate, sevecenliğe, yumuşaklığa, kırılganlığa, çaresizliğe, alttan almaya, kısacası tâbiyete oynayan, oynamak durumunda kalan "kadın"… Yine oyunumuzdaki iki karakterden birinde çok bariz, öbüründe daha az vurgulu seyrimize sunulan kadınlık inşası da bu.

Binnur Kaya – Levent Ülgen ("Vahşet Tanrısı")
Ancak oyunun akışı içerisinde biz bu cinsiyet-kimlik kalıplarının nasıl kırıldığına; "erkeklik" ve "kadınlık" adına üretilmiş rol, tutum ve davranışların nasıl ters yüz edildiğine; kadınlarda bastırılmış öfkenin, cesaretin atılganlığın da erkeklerde bastırılmış yumuşaklık, kırılganlık, çaresizliğin de nasıl açığa çıktığına tanık oluyoruz.
Oyunun başında insanlıklarını bastırarak-baskılayarak "erkek" ve "kadın" olmuş karakterler var karşımızda.
Oyunun sonuna geldiğimizde onların bu baskıdan bağımsızlaşarak, günahıyla-sevabıyla nasıl "daha tam insan" hâline geldiklerini görme imkânı buluyoruz.

Binnur Kaya – Tilbe Saran ("Vahşet Tanrısı")
* * *
Yukarıdaki düşünce ve duyguları bende yaratan, "Vahşet Tanrısı"nın Das Das Sahne'de Celal Kadri Kınoğlu yönetmenliğinde geçtiğimiz hafta prömiyerini yapmış olan en taze sürümü.
Başta söylediğim gibi oyun yıllardır dünyanın dört bir köşesinde sahnelenmekte ve 2011 yapımı Roman Polanski filmi de (Carnage) Yasmina Reza'nın yapıtını çok daha popüler bir noktaya getirdi. Oyun Türkiye'de önceki yıllarda da sahneye konuldu
Peki, oyunun şimdi Das Das'ta dört yeni oyuncu katkısıyla sahnelenen bu son sürümü kendisini ayırt edilir kılmayı, diğer deyişle seçkinleştirmeyi başarıyor mu?
Başarmaz olur mu hiç!
Karşımızda Türkiye performans-sanatının halihazırda zirvede olan dört dev ismi var ve onlar bizi "Dördüncü Boyut"a kanatlandırmaya azmetmiş müthiş bir yaratıcı rekabet içinde bir aradalar.
Oyunu izlerken Güven Kıraç'a mı (Michel) takılıyor, onu izlemeye doyamıyor ve gözünüzü ondan alamıyorsunuz; birden Tilbe Saran (Véronique) ışık ışık akıyor üzerinize ve "Dur bakalım, yok öyle yağma" dercesine kamaştırıyor gözünüzü!..
Tam onun büyüsüne kapılmışken Binnur Kaya (Annette) feleğinizi şaşırtırcasına büyübozumuna uğratıyor sizi ve bu defa onun ihtişamına teslim oluyorsunuz. Derken zarif bir jestle Levent Ülgen'in (Alain) "Müsaadenizle dostlar" dercesine sahneyi doldurup insanın bir başka derinliğine sizi çeken performansına kilitleniyor, bu defa onun önünde saygıyla eğiliyorsunuz!..
Bu, yetenek ve yetkinliğin "dikey" yani birbirini ezmek için değil; "yatay", yani birbiriyle paylaşmak, birbirinden beslenmek, böylece birlikte daha da zenginleşmek üzere kullanımı… Dört büyük oyuncu, birbirlerinden beslenerek daha zenginleşiyor, böylece sizi de besliyor ve zenginleştiriyorlar.
Onlar sayesinde oyunu Freudyen düşüncenin çağrışımlarıyla dopdolu izlediğiniz gibi, sonunda da yine onların emeği doğrultusunda Freud'ü yâd ederek noktalıyorsunuz. Şöyle ki uygarlığa dair tüm kötümserliğine rağmen yine de insanlığın en yüksek başarıları arasında değerlendirerek olumlu tutum aldığı, umut bağladığı ve iyimserliğini artıran iki etkinlikten biri bilim ise diğeri neydi Freud'ün?..
Elbette sanat!..

Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları





























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.02.2020
27.01.2020
23.01.2020
9.01.2020
7.01.2020
5.01.2020
31.12.2019
26.12.2019
22.12.2019
12.12.2019