Ümit Fırat
Geçen hafta, Türkiye’de hala gazetecilik yapma şansını kaybetmemiş bir TV kanalı, örnek bir davranışta bulundu ve programına Selahattin Demirtaş ve HDP’nin mevcut eş-başkanlarını davet etti.
Selahattin Demirtaş, programa cezaevinden telefonla bağlanma izni verilmediği için, kendisine sorulan soruların cevaplarını yazılı olarak gönderdi. Aslında şartlar elverişli olsaydı, verdiği cevaplarla ilgili olarak epey tartışılacak hususlar da vardı elbette. Ama şimdi bunları tartışmaya girmenin yeri ve zamanı değil.
Programa canlı yayında katılan diğer iki eş-başkan üzerine söylenecek çok şey var tabii. Kendileri için büyük bir şans olarak değerlendirilecek program boyunca öğle eğreti duruyor ve öyle dökülüyorlardı ki, ertesi gün karşılaştığım arkadaşlara, eş-başkanların söylediklerine dair hatırlarında kalan bir şey olup olmadığına dair soru sorduğumda, kimse bir şey hatırlamamıştı. Birini daha önce birkaç yerde de yazıp söylediğim gibi, Mesut Barzani için kullandığı ve burada aktarmak istemediğim bir küfrü nedeniyle tanıyoruz. Adeta “Kör parmağım gözüne!” dercesine partiye eş-başkan yapılmasını uygun görmüşler.
Diğeri ise daha tanıdık biri. 5 sene önce İmralı’ya kurye olarak görevlendirildiğinde, ilk iş olarak Abdullah Öcalan’dan kendisi için bir kâğıda imza atmasını istemişti. Bu davranışı bana yıllar önce bazı gençlerin fotoromanlardan veya sinema filmlerinden tanıdıkları bir yıldızla karşılaştıklarında, kendileri için imza istemelerini hatırlatmıştı. Daha sonra yayınlanan İmralı Notları kitabında okuduğuma göre, kulaktan dolma yarım yamalak şayialarla, meğer Abdullah Öcalan’ı da bilgilendiriyormuş.
Neyse, HDP’nin kimin tarafından yönetilmesi gerektiğini, en iyi o partiyi kurduranlar bilir ve benim bu konuda söyleyecek fazla bir söz hakkım da yok. Tek dileğim, bu “seçilmişlerin” Kürt milletine büyük zararlar vermeden nöbet sürelerini doldurmaları.
Benim asıl derdim, önümüzdeki 24 Haziran seçimlerindeki çaresizliğimden kaynaklanmakta. 50 seneden fazla bir zamandır Türkiye Cumhuriyeti seçmen kütüklerinde kayıtlıyım. İlk kez seçmen olduğumda, oyumu hiç tereddüt etmeden ve strese girmeden, üyesi olduğum Türkiye İşçi Partisi (TİP) için kullanmıştım. TİP kapatıldıktan sonra, hemen bütün genel ya da mahalli seçimler öncesinde, kimin kazanacağını merakla takip etsem de, rejimin değişmeyeceğinden emin olduğum için, oy vereceğim bir parti olmadığı için pek telaşa kapılmazdım.
Son senelerdeki birkaç seçimde ise, bütün çevreme de ilan ettiğim gibi, bir Kürt partisi olan HAK-PAR’a oy verdim. Bu seçimlerde, hiçbir Kürt partisi, yasal şartları yerine getiremedikleri gerekçesiyle seçimlere girme hakkı elde edemediler. Öte yandan bu seçimler, hayatımda hiçbir seçimde karşılaşmadığım bazı özelliklere sahip. Bu nedenle bir yandan oy kullanmam gerektiğini düşünürken, diğer taraftan da oy vereceğim bir parti olmaması sonucu, bir paradoksla karşılaşmak zorunda kaldım.
İçerisinde yaşadığımız toplumun hayatını etkileyip yönlendirecek bir takım siyasi ve sosyal hadiselerden kaçınılmaz olarak etkilenmekte olduğumuz bir süreçte, ne halleri varsa görsünler gibi bir kayıtsızlık içerisinde yaşayabilmemizin mümkün olmadığını düşünüyorum. Yanlış ekonomik politikalar, yanlış iç ve dış politika uygulamaları, elbette ki bir ülkede yaşayanları etkilediği gibi ilgilendirir de.
Bazı sosyal ve siyasi problemler, konjonktürel ve gelip geçici karakterlere sahip oldukları için, geri dönüşü mümkün olan problemlerdir. Yani yöneticiler, politikacılar yanlışlar yaptıklarında, bu yanlışlarından dönme şansına sahip oldukları gibi, onların yerine gelen birileri de bu yanlışları düzeltebilir ve kısmen de olsa, kayıpları telafi edebilirler.
Ne var ki, Türkiye’de bugün öylesine bir ayrışma ve kutuplaşmaya körükleniyor ki, eğer bu gidişattan dönülmezse, toplumun değişik sınıf, kimlik ve katmanlarında, neredeyse telafisi mümkün olmayan felaketlere ve boğazlaşmalara doğru varabilecek bir süreç ihtimali gözükmekte.
Hayatımın hiçbir döneminde, “Türkiye’nin milli birlik ve bütünlüğünün korunması” gibi içi boş ve resmi ideolojinin topluma ezberletmeye çalıştığı bir kaygım olmadı, olamaz da. Esasen benim böylesi bir gücüm de yok zaten. Ama dünyanın neresinde olursa olsun, bir insan olarak, mensubu olduğum toplum içerisinde yaratılmak istenen bir boğazlaşmayı, gücümün yettiği ölçüde önlemeye çalışmak gibi bir sorumluluğum olduğuna inanıyorum.
Bugün Türkiye’de sadece gündelik hayatımızı değil, hayatımızın her alanına müdahale etme eğiliminde olan Tayyip Erdoğan ve faşist ortaklarının kurmak istediği totaliter bir rejim yanlısı anlayış ile statükocu olmalarına rağmen en azından Erdoğan’ın kurmak istediği otoriter rejime karşı çıkan bir siyasi blok arasında ciddi bir mücadele yaşanmakta.
Bir tarafta pek içimize sinmese ve oldukça kötü de olsa, bu güne kadar yaşamakta olduğumuz bir sistem var. Diğer tarafta da, bize bunu bile zehir etmeye çalışan ve halen hâkimiyetini kısmen de olsa sürdüren bir dikta rejimi ittifakı var.
Diğer tarafta ise, bu iki tarafın uzak durmayı tercih ettikleri, kurucuları ve arka planındaki irade tarafından asla bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi için tasarlanmayan, Kürtler’in çok büyük bir nüfusunun oy vermeleri nedeniyle kendilerine iftira kabilinden Kürt Partisi gibi bir tanım da yapılan ve barajı geçip geçmemesinin, rejim için belirleyiciliği üzerinde tartışılmakta olan bir HDP var.
Benim de katıldığım yaygın bir siyasi değerlendirmeye göre, HDP barajın altında kaldığında, seçilen 60-70 civarında milletvekilinin geçersiz sayılacağı ve onların yerine hiç de hak etmedikleri halde, AK Parti adaylarının milletvekili olacağı bir sonuç söz konusu. Böylece AK parti ve faşist ortakları mutlak bir parlamento çoğunluğu ile zaten kısmen inşası sürmekte olan faşist bir rejimi hâkim kılabilirler.
Peki, HDP barajı aşar ve piyangodan çıkan adayları ile 70-80 milletvekili kazanarak parlamentoya girerse ne olur? Elbette ne bir devrim gerçekleşir, ne de demokrasi ve özgürlük mücadelesi güçlenir. Ama bir başka şey gerçekleşebilir; bilerek ve isteyerek olmasa da, milyonlarca Kürdün oylarının, Erdoğan’ın faşist ortaklarına parlamentoda güç sağlaması önlenmiş olur.
Gerek diasporada, gerekse Kürdistan’da yaşayan çok sayıda arkadaşımın PKK ve HDP’nin politikalarını tamamen Kürt karşıtı bulan görüş ve ifadelerini anlıyorum. Çoğu yorum ve analizlerine katılıyorum. Boykot diyen arkadaşlarımı da, ileri sürdükleri tezler itibariyle tamamen haksız bulmuyorum.
Böylesi bir süreçte hiçbir şey yapmayarak, kendini celladının önünde infaz edilmeyi bekleyen biri gibi bulmak istemiyorum. Yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi, epey bir zamandır bir karar vermek üzere kendimle, vicdanımla bir hesaplaşma içerisindeyim.
İşte burada bir muhasebe yapmak, bir karar vermek zorunda kaldığımı düşünüyorum. Genel olarak Kürdistan meselesinde, Kürt meselesine pek çok hususta ortak düşündüğüm bazı arkadaşlarım gibi HDP’ye karşı hiçbir teveccühüm veya yakınlığım olmadı ve olacağını da düşünmüyorum.
Bazı değerli arkadaşlarımın PKK ve HDP eleştirilerinin pek çoğuna katılmama ve kendilerini haklı bulmama rağmen, şahsen 24 Haziran seçimlerini bir referandum gibi değerlendiriyorum.
Partiyi yöneten eş-başkanlarının, sözcülerinin ve karar organlarının adeta baraj altında kalmak için gösterdikleri bütün caydırıcı çaba ve gayretlerine rağmen, adeta onları da boşa çıkarmak için HDP’ye oy vermeyi düşünüyorum.
Keza daha da önemlisi, milyonlarca Kürdün büyük sıkıntılara göğüs gererek verdikleri oylarının faşistlere yazılmasını önlemek ve Tayyip Erdoğan’ın gönlünden geçenin gerçekleşmemesi için, HDP’ye oy vermeyi düşünüyorum.
Haftaya devam etmek üzere,
İyi haftalar diliyorum.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2019
26.12.2018
18.12.2018
15.12.2018
29.11.2018
20.11.2018
14.11.2018
6.01.2018
30.10.2018
23.10.2018