Yıldıray OĞUR

12 milyon izlenen filmler, 5 milyon satan albümler, 200 bin kişiye verilen konserler…
79 yaşında hayatını kaybeden Ferdi Tayfur, Türkiye’de kırılması zor rekorların sahibi.
Vefatından iki hafta önce bile 30 yıllık bir şarkısı bir diziyle yeniden hit olan bir müzik ve kültür duayeninden bahsediyoruz.
Ama hala birileri için milyonların beğenisi ve ilgisinin önemi yok, bunlar müzik ve kültür değil.
Artık arkaikleşen bu fikri son olarak, Esad birkaç kiloemtre ötede kimyasal silah, varil bombası ile halkını katlederken, hapishanelerde işkenceden geçirip, toplu mezarlarda gömerken rejimin onayıyla bulunduğu Şam’dan “burada her şey yolunda” haberleri geçmiş bir gazeteci dillendirdi:
“Ferdi Tayfur öldü, herkes bir övüyor bir övüyor. Kişilik açısından nasıl bir insandı bizi ilgilendirmiyor fakat sanatsal açıdan baktığımız zaman berbattı. Bu gerçeği de söylemek lazım. Ağlak bir arabesk yapan birisinden bahsediyoruz. Müzikal açıdan berbattı yani bu kadar”
Bu arkaik elitizm, 90’lara kadar arabesk yıldızlarını televizyonlara sokmamıştı.
Halbuki arabesk tam da bu elitizmin bir eseriydi.
Arabesk kavramı 1960’lara kadar Türkçe’de bir stil, tarz olarak kullanımdaydı.
Daha çok mobilyalar, halılar, kumaşlar için kullanılan bir kavramdı.
Henüz arabesk şarkılar, arabesk filmler yoktu.
Ama arabesk kelimesiyle anılmasa da bu kavramın çağrıştırdığı müzik ve kültürün Türkiye’ye girişi 1960’lardan daha eski zamanlara denk geliyor.
Hikayenin başı için 1930’lara gitmeliyiz.
1930’larda Türkiye’de sinema deyince akla gelen tek isim vardı: Muhsin Ertuğrul.
Aslında Muhsin Ertuğrul, tiyatrocuydu, Dârülbedâyi’nin (İstanbul Şehir Tiyatrosu) başındaydı ama yurtdışında aldığı sinema eğitim sayesinde bu sektöre de el atmıştı.
Ama çektiği filmler Dârülbedâyi’de tutan tiyatroların, yine Dârülbedâyi’den oyuncularla perdeye aktarılmasıydı.
1932’de çektiği Kurtuluş Savaşı’nı anlatan Bir Millet Uyanıyor’da Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü de rol almışlardı.

Sonra müzikli güldürüler, operetlerden uyarlanan müzikal filmler çekti.
Bu filmlerde Muhsin Ertuğrul’un değişmez bir senaristi vardı: Nazım Hikmet.

Nazım Hikmet’in babası Hikmet bey, 1920’lerde İstanbul’da Süreyya Paşa Sineması’nın müdürüydü. Osmanlı- Fransızca Sinema Postası dergisini çıkarmaktaydı.
Dergide sinema yazıları yazan Nâzım Hikmet, Moskova’da sinema sanatıyla tanışmıştı. 1925’de Takrir- Sükun çıkınca Aydınlık dergisinde çıkan yazıları yüzünden 15 yıl hapis cezası alıp, soluğu tekrar Moskova’da aldığında sinemayla ilişkisi ilerlemişti.
Bu arada Moskova’ya gelen Muhsin Ertuğrul da onun referansıyla sinema eğitimleri almıştı.
1928’de afla ülkeye geri döndüğünde Muhsin Ertuğrul ile sinema işine girmişti.
Yönetmen koltuğunda oturduğı Karım Beni Aldatırsa, Cici Berber, Milyon Avcıları..
1938’de hapse girince senaristliğe Mümtaz Osman gibi müstear isimlerle devam eder: Tosun Paşa, Şehvet Kurbanı, Kahveci Güzeli, Kıskanç…
Yapım şirketleri de İpekçi ailesinin şirketi İpek Film’di.
Fakat bu filmler şehirli, Batılı bir hayat süren modern insanların hikayeleriydi.
Karım Beni Aldatırsa’da Moda’da deniz sporları dershanesi sahibi Orhan’ın karısı Belma’nın kürek hocası Orhan’la yasak aşkı anlatılmaktadır.

Cici Berber’de Eleni adlı rum kızına aşık olan ve babası Yani’nin berber dükkanında işe başlayan gazeteci Selim’in komik hikayesi üzerinedir.
Milyon Avcıları’nda ise bir lavantacı dükkânında çalışan zengin sanılan fakir kız ve küçük ilanlardan çıkan karışıklıklar mizahi bir dille anlatılmıştı.
Bu yüzden seyirci bu filmleri çok sevmedi, İpek Film büyük zararlar etti.
Bütün bu filmlerin değişmez oyuncu kadrosunda ise bir isim öne çıkmıştı:
Ferdi Tayfur.


Kilitbahirli bir topçu miralayının oğlu olan Ferdi Tayfur, Adalet Cimcoz’un da kardeşiydi.
Şehir Tiyatroları’nın beğenilen bir jönü iken 1931’de bir İngiliz filmine araya parçalar atarak yapılan Çanakkale Geçilmez filminde başrol oynamıştı.
Sonra Muhsin Ertuğrul’un filmlerinde başrol ya da öne çıkan erkek oyuncu rollerinde beyaz perdede görünmeye başladı.
1937’de hapse düşmeden bir yıl önce Nâzım Hikmet’in yönettiği Güneşe Doğru’da da başrol oynadı.
Filmde mütareke döneminde belleğini yitiren bir delikanlının 17 yıl sonra Cumhuriyet Türkiye’sinde kendisini buluvermesi anlatılıyordu.

Ama esas şöhretini oyunculuğundan çok, sesiyle yakalamıştı.
Laurel–Hardy, Arşak Palabıyıkyan (Groucho Marx) filmlerindeki karakterlere sadece sesiyle, yaptığı taklitlerle değil, diyaloglara kattığı yerli esprilerle yeniden yaratmıştı.

O kadar popülerdi ki aslen Tarsuslu, Adana’da pamuk tarlasında çalışan Cumali Turanbayburt, 1945 yılında doğan oğluna onun adını ve soyadını isim olarak vermişti:
Ferdi Tayfur Turanbayburt.
Altı yaşında gözleri önünde babası vurulan Adanalı Ferdi Tayfur Turanbayburt’un, İstanbullu Ferdi Tayfur’un şöhretini unutturmasının arkasında ise 1930’lu yıllarda yürürlüğe giren bir yasak vardı.
1934 yılında Cumhuriyet’in radikal Batılılaşma adımları içinde en radikallerinden biri hayata geçirilmişti: Türkiye radyolarında Türk Sanat Müziği eserlerinin çalınması yasaklandı.
Yasak, müzik icrası yapılan mekanlara kadar genişletildi.

3 yıl uygulanan yasağın amacı özetle müzikte de Batılılaşmaktı.
Ama sonuç tam tersi oldu.
Çünkü Türkiye radyolarında Türk müziğinin icrası yasaklanınca, bu nağmelerin tutkunları alıcılarını bu kez Arap radyolarına çevirdiler.
Ve o yıllarda kulaklara duyanın kayıtsız kalamayacağı bir ses takıldı.
Mısır’ın bülbülü Ümmü Gülsüm…
Ümmü Gülsüm sadece şarkılarıyla değil, şarkılarını seslendirdiği aşk filmleriyle de Türkiye’de büyük sükse yaptı.
Özellikle de 1936’da gösterine giren filmi Vedad ile.

Filmin önünde uzun kuyruklar oluşuyor, insanlar radyolarda dinleyemedikleri nağmeleri Ümmü Gülsüm’ün sesinden dinlemek için sinemaları dolduruyordu.
Türkiye sinemasından daha ileri olan Mısır sineması o tarihlerde bugünün Bollywood’u gibi bütün bölgeyi kasıp kavuruyordu.
Sesi ve şarkılarıyla öne çıkan bir diğer Arap mugannisi Muhammed Abdülvahab’dı.
1938 yılının kasım ayında Türkiye Ata’sının arkasından döktüğü gözyaşları, sinemalarda gösterilmeye başlanan Abdülbvahap’ın Aşkın Gözyaşları filminde dökülen gözyaşlarıyla birbirine karışmıştı.

Peki neydi bu filmlere insanları çeken?
Mesela bir filmde Leyla Murad kör oluyor ama sevgilisi Enver Vecdi kör olduğunu anlayıp ona acımasın diye bunu ondan saklıyor.
Onu kendisinden uzaklaştırmaya çalışıyor, “Artık seni sevmiyorum, defol” diye yüzüne karşı bağırıyor.
Ama O sırada Leyla Murat’ın arkadaşı odanın kapısını açıp kapatıyor, kapı sesini duyan Leyla Murat da, Enver Vecdi’nin gittiğini sanarak, “Seni seviyorum. Bu halimi görür de bana acırsın diye böyle yaptım,” diyor. Enver Vecdi o anda Leyla Murat’ın kör olduğunu anlıyor, “Sevgilim, sevgilim,” diye ona sarılıyor.
Mısır filmleri furyası üzerine ikinci yasak geldi.
1942 yılında devrin İçişleri Bakanlığı, Arap vatandaşların yaşadığı Mersin ve Adana illerinde insanların bu filmler yüzünden Türkçe’ye olan ilgisinin azaldığını söyleyerek Mısır filmlerinin Arapça olarak gösterilmesini yasakladı.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliği, 10 Şubat 1942’de İçişleri Bakanlığı’na bir yazı gönderdi ve “Arap dili ile çevrilmiş filmlerin Adana ve Mersin"de fazla rağbet gördüğünü ve bunun Türk diline karşı sevgiyi baltaladığı gerekçesi ile yasaklanmasını” istedi.
İçişleri Bakanlığı, 1943’de “Arap dili ile çevrilmiş filmlerin Bitlis, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, İçel, Adana, Siirt ve Mardin’de ne dublaj (Türkçeleştirilmiş), ne de orijinal Arapça olarak oynatılmasının doğru olmayacağına” karar verdi.
Peki bu sansürün sonucu ne oldu?
Müzikal melodramlar olan filmlere Türkçe dublaj dışında, şarkılar da Türkçeleştirildi ve yeniden icra edildi.
Bunu da büyük maharetle büyük bir usta yaptı: Sadettin Kaynak.
Sadettin Kaynak, filmler için yeni Türkçe besteler yaptı, Müzeyyen Senar, Münir Nurettin gibi devrin büyük sesleri o şarkıları okudu, yasağa karşı bulunan bu formülle Mısır filmlerine olan ilgi arttı. Filmler bütün Anadolu’da kapalı gişe oynamaya başladı.
Sadettin Kaynak 85 Mısır filmine müzik yaptı. Bunların bir kısmı orijinal şarkıların uyarlaması, çoğu ise orijinal bestelerdi.
Ama bunlar müzikal filmler olduğu için şarkıların oyuncuların ağzına uyması, teatral hareketliliğe uygun olarak hareketli, heyecanlı, hüzünlü melodilerin bulunması, müziğin filmin geçtiği Mısır’ın atmosferiyle de uyumlu olması gerekiyordu.
Bu da standart Türk sanat müziği formlarının dışına çıkılmasını gerektirdi.
Radyolardan başlayan, her yerde kapalı gişe oynayan müzikal Mısır filmleriyle devam eden bu kulak dolgunluğu, klasik Türk sanat müziği icrasının dışında bir müzik türü ortaya çıkardı.
O günkü adıyla “fantezi” ve sonra alacağı adıyla arabesk…
1952’de üçüncü yasak geldi ve Mısır’dan film ithalatı yasaklandı.
Mısır filmlerinin ithalatı durdurulunca, bu kez Türk yönetmenler 50’ler ve 60’larla birlikte bu filmlerin benzerlerini çekmeye başladılar.
Böylece ortaya fakir ama gururlu erkeklerle zengin kızların, şarkıcı kadınlarla taksi şoförlerinin, birden bire kör olan kadınlarla, seni sevmiyorum diyerek kendilerinden uzaklaştırmaya çalıştıkları yakışıklı erkeklerin filmleri yani Yeşilçam melodramları çıktı.
Aynı anda Mısır filmlerinde duyulan Arap şarkılarının da benzerleri üretildi. Kulaklar o melodiyi aramaya başladı.
Arkada çalan yaylılar, ara nağmeler, ağlamaklı şarkı söyleme tarzıyla bilinen Türk sanat müziğinden farklı bir türdü bu.
1964 yılında ilk Türkçe arabesk şarkıyı Abdülvahap hayranı olan Suat Sayın besteledi: Sevmek günah mı?
https://www.youtube.com/watch?v=FTPMMbQbXU8
Şarkının sözleri de Türk sanat müziği güftelerine benzemiyordu.
Artık İstanbullu şehirli bir orta sınıfı hayatını değil, İstanbul’a göçmüş, gurbet acısı çeken, daha yoksulların aşklarıdır artık anlatılan:
“Çekilir mi gurbet bu genç yaşımda
Ana yok baba yok garip başımda
Çekilir mi gurbet bu genç yaşımda
Anayok baba yok garip başımda
Hicran okunur göz yaşlarımda
Aşkın okunur göz yaşlarımda
Söyle sevgili bana sevmek günah mı?”
Samsun’dan İstanbul’a gelen genç bir adamın 1966’da yaptığı şarkısı ise bir anda her yerde duyulmaya başlandı:
Orhan Gencebay. Deryada Bir Salım Yok.
Şarkının sözleri yine 1960’ların göçle büyükşehirlere kopup gelmiş insanlarının duygularını ifade etmekteydi:
“Deryada bir salım yok
Tutacak bir dalım yok
İstersen al canımı
Verecek bir malım yok”
Sonra bir 70’lerde Adana’dan İstanbul’a gelen genç bir adamın sesi duyuldu. Ferdi Tayfur Turanbayburt.
Önce sesini kaybeden sonra da 1958’de bir akıl hastanesinde ölen oyuncu Ferdi Tayfur’dan sonra Türkiye’nin yeni Ferdi Tayfur’u o oldu.

İlk Ferdi Tayfur İstanbullu, Batılı, modern elitlerin bir parçasıydı, komedi filmlerine yaptığı sesiyle şöhreti yakalamıştı.
İkinci Ferdi Tayfur, Adanalı ve yoksuldu. Şehre sonradan gelenlerin, kahırlı aşkların sesi olarak şöhreti yakalamıştı.
İlk Ferdi Tayfur elit kültürünün, ikinci Ferdi Tayfur halk kültürünün yıldızı oldular.
İkisi de kültürdü, sanattı ve değerliydi.
Bu basit gerçeği kabul etmek yıllar aldı.
Yasaklar, trajediler, yoksulluklardan çığlık gibi bir müzik üreten Ferdi Tayfur’un değerini nihayet elitler de teslim ettiler, artık tek Ferdi Tayfur vardı.
Allah rahmet eylesin…
Yazarlar
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları







































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025