Alper GÖRMÜŞ
Hayatlarımızın neredeyse siyasi aidiyetlerimizden ibaret hale gelmesinin insanlığımızı törpüleyen sonuçları var... Bunu anlamanın en kestirme yollarından biri sosyal medyada yürütülen tartışmalara kulak kesilmek olabilir... Bu mecrada, farklı siyasi görüş sahipleri, muhataplarını “insan-altı” bir konuma indirgeyip buna uygun bir dille birbirlerine girerlerken, kendilerini “medeni” ölçülerle nerelere sürüklediklerini fark etmiyorlar bile.
Sosyal medyada gördüklerimiz, boğazlarına kadar siyaset ve ideolojiyle dolu insanların yarattığı sonuçlardan en fazla gözümüze çarpanı... Fakat bu durumun başka tezahürleri de var.
Bunlardan birine, Serbestiyet’teki (12 Ocak 2016) “Fikir ayrılıkları neden arkadaşlıkları da bitiriyor?” başlıklı yazımda değinmiştim. O yazıyı, Gürbüz Özaltınlı’nın arkadaşlıkların, dostlukların ideololojik ayrı düşmeler nedeniyle son bulması bağlamında kendi hikâyesini anlattığı “Solun hoşgörü sınırları ve benim hikâyem” başlıklı makalesinin (Serbestiyet, 5 Ocak 2016) verdiği ilhamla kaleme almıştım. O yazıdan, temel iddiamı özetleyen birkaç cümle şöyleydi:
“Özaltınlı’nın yazısının temel meselesi olan arkadaşlıkların, dostlukların ideolojik ayrı düşmeler nedeniyle son bulmasındaki asıl nedenin, hayatlarımızın ideoloji ve siyasetle lüzumundan fazla dolu olmasından kaynaklandığı kanaatindeyim. İdeolojik ve siyasi yaklaşım her şeyi azami ölçüde domine ettiğinde, arkadaşlıklardan ve dostluklardan da önemli hale geliyor ve ortaya Gürbüz Özaltınlı’nın iç sızısıyla aktardığı durumlar ortaya çıkıyor.”
Aslında bu da tıpkı sosyal medyadaki korkunç dil gibi gündelik hayatlarımızdan tecrübe ettiğimiz bir olgu: Hangimiz, sırf düşünceler farklılaştı diye arkadaşlarını, dostlarını kaybetmedi?
İlk anda görünmeyen, fakat çok daha iç acıtıcı olan
Siyaset ve ideolojiyle tıkabasa dolmuş olmanın yukarıdakilerin tersine ilk anda fark edilmeyen fakat çok daha iç acıtıcı başka sonuçları da var ve bence bunların başında insanların siyasi cinayete kurban gitmiş “kendi ölüleri”ni bile siyasi kazanç uğruna araçsallaştırmaktan çekinmemeleri geliyor.
Dikkat edin, kimin gerçekleştirdiği belli olmayan siyasi cinayetlerden sonra, kendini “kurban”ın saflarında görenler bile cinayetin hakikatinin, gerçek katilin kim olduğunun peşine düşmüyorlar... “Katil kim?” sorusu olgulara değil, ideolojik-siyasi yararlara bakarak cevaplandırılıyor. Cevabı aranan soru şöyle şekilleniyor: “Katilin kim olduğu sorusuna hangi cevabı verirsem ‘biz’ bundan siyasi bir yarar elde ederiz?” Ya da: “Katilin kim olduğu sorusuna vereceğimiz hangi cevap siyasi muarızlarımızı daha zor bir duruma sokar?”
Bu refleksin işleyiş mekanizması Rus Büyükelçi Andrey Karlov’un öldürülmesinde bir kez daha ortaya çıktı. Cinayetin daha ilk saatlerinde faili (ABD ve ‘FETÖ’) kesin olarak tespit edip bunun üzerine yorum yapan uzmanlar gördük. Sonraki günlerde cinayette FETÖ bağlantısıyla ilgili göstergelerin artmış, Putin’in dahi “olabilir” noktasına gelmiş olması, başlangıçtaki aculluğu haklı çıkarmaz. Kaldı ki, bağlantıyı kuvvetlendiren yeni bulgular ortaya çıkmasaydı bile, “katil kim?” sorusuna ideolojik-siyasi yarar ölçüsüyle verilen ilk cevaptan vaz geçilmeyecekti. Biz bunu, önceki bütün siyasi cinayetlerden biliyoruz... Özellikle de “1990’lardaki laik aydın cinayetlerinde fail kimdi” sorusuna ideolojik-siyasi yarar ölçüsüyle verilen ilk cevapların sonraki yıllarda onları tekzip eden yeni olgulara rağmen ısrarla sürdürülmesinden biliyoruz.
En öğretici örnek: Uğur Mumcu cinayeti
Katledilmiş bir insanın ruhunu, onu sevenlerin sırf "ideolojik yarar" için gerçek katillerin peşinde koşmamasından daha fazla ne muazzep edebilir? Bir siyasi-ideolojk aidiyet bir insanı bu hale getiriyorsa, o aidiyetten toplumsal bir fayda umulabilir mi?
Türkiye ne yazık ki laikiyle dindarıyla, çok uzun bir zamandır böyle bir ülke... Ben bu ruh halini ilk olarak Uğur Mumcu’nun ölümünden sonra fark ettim ve bugün dahi ideoloji ve siyasetin her şeyi domine ettiği koşullarda insanların siyasi yarar uğruna “kendi ölülerini” dahi araçsallaştırabileceklerini anlatan en iyi örneğin Uğur Mumcu örneği olduğunu düşünüyorum.
Tam olarak nasıl bir ruh haline işaret ettiğimi anlatabilmek için bu yazıda Uğur Mumcu örneğini ayrıntılı olarak ele almak istiyorum...
Mumcu’nun katili hâlâ ‘ortaçağ karanlığı’
Türkiye’de 1990’ların ilk yarısındaki laik aydın cinayetlerinin en fazla ses getireni olan Uğur Mumcu cinayetinin (24 Ocak 1993) ardından büyük bir ivme kazanan “şeriat karşıtı-laiklik yanlısı” kampanya, nihayet 1997’de post-modern bir darbeyle amacına ulaşmış, Erbakan hükümeti iktidardan uzaklaştırılmıştı. (1990’lardaki laik aydın cinayetleri şöyle bir seyir izlemişti: Muammer Aksoy: 31 Ocak 1990... Çetin Emeç: 7 Mart 1990... Bahriye Üçok: 6 Ekim 1990...Uğur Mumcu: 24 Ocak 1993).
Mumcu'nun katledilmesinden itibaren laik çevreler “katil kim” sorusuna, tıpkı önceki cinayetlerde olduğu gibi en yüksek siyasi-ideolojik yararı sağlayacak bir cevap buldular ve bunu sürekli olarak tekrarladılar: “Ortaçağ karanlığı”, “gericilik”, “şeriat...”
Zamanla bu ezberi bozacak, en azından ezberin belirli bir şüphe payı eşliğinde dile getirilmesini icbar edecek bir sürü gelişme oldu ama bunların hiçbiri “görülmedi”, görülmek istenmedi. Bizzat devlet yetkililerinin Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya söylediği itiraf niteliğindeki sözler küçük sarsıntılar yaratsa da, Mumcu’nun katilinin “ortaçağ karanlığı” olduğuna dair ezber hükmünü icra etmeye devam etti. (Mesela, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın bu cinayetin neden çözülemeyeceğini en veciz biçimde anlatan ünlü cümlesi: “Bir tuğla çekilirse duvar çöker, hepimiz altında kalırız...” Mesela Başsavcı Nusret Demiral’ın en az bir önceki kadar ünlü sözü: “Hanımefendi, kocanızı devlet öldürtmüştür, ancak o isterse çözülebilir...”)
Tuhaflık şuradaydı ki, bütün bunlara rağmen Mumcu’nun gazetesi Cumhuriyet okurları 24 Ocakları hâlâ “Mumcu’nun katili ortaçağ karanlığı” duygusuyla yaşıyordu...
Güldal Mumcu’nun, cinayete dair o âna kadar kimsenin bilmediği ayrıntıları da içeren kitabı yayımlandığında da (Kasım 2012) durum değişmemişti; ezber hükmünü sürmeye devam ediyordu... Daha tuhafı, bu kitap bile “sessizlik sükûtu”na uğrayacak, ezberden bir tuğla dahi kopartamayacaktı.
Oysa Güldal Mumcu öyle şeyler anlatıyordu ki, ürpermeden okumak mümkün değildi.
Yeşil’in ziyâreti: 1996, Kurban Bayramı...
Kitabın “flaş”ı hiç kuşkusuz, 1993 olaylarının bir bölümüne ve ondan önceki ve sonraki birçok olaya karışmış olan “Yeşil” kod adlı devlet görevlisi Mahmut Yıldırım’ın 1996’da, yani cinayetten üç yıl sonra Mumcu’ların evini ziyaret ettiğinin açıklandığı bölümdü...
Güldal Mumcu’nun yazdıklarına göre, Yeşil, 1996’nın kurban bayramında biri kız biri erkek iki küçük çocuğun elini tutarak eve gelmiş ve ayaküstü, şifrelerle, sembollerle dolu birkaç cümle sarf ettikten sonra evi terk etmişti. (Bana sorarsanız, kocası bir siyasi cinayete kurban gitmiş bir kadının ziyaretine kurban bayramında gidilmiş olması bile çok sembolik! Tabii kadının biri erkek biri kız iki çocuğunun olduğunu da unutmamak lazım.)
Yeşil’le Güldal Mumcu arasında şu konuşma geçmiş:
Yeşil: “Olayın failini bulsak, sizin için yeterli olur mu?”
Mumcu: “Ben gerçeği istiyorum.”
Yeşil: “Olayı yapanı bulsak, sonra etrafından da birkaç kişi bulunsa yeter mi? Çünkü siz ne isterseniz o olacak...”
Mumcu: “Ben gerçeği istiyorum.”
Yeşil: “Haa, anladım. Siz hepsini istiyorsunuz.”
Mumcu: “Ben gerçeği istiyorum.”
Yeşil: “Siz hepsini istiyorsunuz. O zaman üç tane gül alacağım. Birini Başbakanlığa, birini Çeçenistan’a, birini de Uğur Bey’in öldürüldüğü yere koyacağım.”
“Bulun deniyor, bulun ulan denmiyor!”
Güldal Mumcu’nun ilk kez o kitapta anlattığı, gerçek cinayet odağını işaret eden başka bir anekdot daha var, 13 Nisan 2000 tarihli bu anekdotu da yine Güldal Mumcu’nun kaleminden hatırlayalım:
“Olay yeri inceleme ekibinden Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Uğur Badem telefon edip ziyaret etmek istediğini söyledi. Vakfa davet ettim, geldi.
“Çalışmalarına devam ettiklerini, araştırmalarını sürdürdüklerini söyledi. Ama biraz sıkıntılı bir hâli vardı. ‘Güldal Hanım, bize bulun diyorlar’ dedi.
“E başka ne söyleyeceklerdi ki’ diye sorunca, ‘Bulun ulan! denmiyor. MİT, Emniyet, siyaset arkamızda tam durmuyor’ diye cevap verdi.”
Güldal Mumcu’nun anlattığı bu diyalog sayesinde biz, devletteki soruşturma dilinin incelikleri hakkında da bilgi sahibi olmuş oluyoruz. Buna göre, “Bulun ulan” demek, “Failleri bulun, yoksa çıranızı yakarım” anlamına gelirken, “Bulun” demek, “Bulmayın ulan” anlamına geliyormuş!..
Günümüzdeki kamuoyu algısı?
2012’deki o her satırı çarpıcı bilgilerle dolu kitap laik köşe yazarlarının dikkatini çekmedi, o günlerde kitap hakkında kalem oynatan çıkmadı.
Böyle böyle işte bugünlere geldik. Bugün laik kamuoyunun “Uğur Mumcu’nun katili kim?” sorusuna yine aynı ezberle cevap verdiğini biliyoruz.
İdeolojik-siyasi yarar uğruna bilip de bilmezlikten gelmek ya da manipülasyona başvurmak belli bazı durumlar için ahlaki olmasa dahi kabul edilebilir; siyaset, girip de tertemiz kalınabilecek bir alan değil... Fakat ortada bir siyasi cinayet varsa, üstelik yerde serilmiş yatan “sizin ölünüz” ise ve böyle bir durumda dahi “katil kim?” sorusunu olgulara değil, ideolojik-siyasi yararlara bakarak cevaplandırıyor iseniz, ortada çok büyük bir sorun var demektir.
Böyle insanlardan oluşmuş bir toplumda siyaset adına ortaya konan şey de işte sosyal medyada gördüğümüz şeyden başka bir şey olmuyor.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları







































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025