Berat ÖZİPEK
Kuruldukları günlerde bir ilgi ve merak vardı. Ağırlıklı olarak, partilerinin son yıllardaki uygulamalarına tepkili olan Ak Parti tabanından gelen bir ilgiydi.
Temkinli bir ilgiydi bu. Seçmen değişim istiyordu ama bunu özgürlükler açısından neredeyse bir asır sonra sahip olduğu kazanımları kaybetmeden, vesayete yeniden yol vermeden, katsayı türü adaletsizlikleri, Kürt meselesinde yeniden 1990’ları ve devletin dine karşı ceberut yüzünü geri getirebilecek bir kazaya uğramadan istiyordu.
İlgisine rağmen seçmenin oyu çantada keklik değildi; izleyip görecek, test edecekti.
Yeni partilerden beklenen basitti: CHP tarzı bir muhalefet yapmamaları, sadece yanlışlara işaret etmekle kalmayıp doğruya doğru yanlışa yanlış diyebilmeleri, gölge hükümet olarak hareket etmeleri, iktidarı ve muhalefetiyle mevcut siyasetin ötesinde/dışında/üstünde bir yerden, istikamet göstermeleri.
Makul bir süre boyunca sakin olmaları, bir deniz feneri gibi sabit durup siyasete ışık tutmaları yeterliydi. Tüm ülkede sağda ve solda, devletçi, milliyetçi ve Kemalist dalga yükselişte olabilirdi ama çıtayı daha farklı bir yere veya yukarıya koyacak, “bizim standardımız budur” diyecek bir partinin karşılığı vardı. İstikrarlı ve sabırlı olmak, ilk seçimde ille de bir hükümetin parçası olmaya bakmamak, icabında onu reddetmeye de hazır olmak, bugün kilit bir siyasi aktör olmayı sağlayabilirdi.
Onlardan beklenen, siyasette farklı ve üçüncü bir yol inşa etmeleriydi. Bunu başarmış olsalardı, bugün tıpkı Bulgaristan’daki Haklar ve Özgürlükler Hareketinin yaptığı gibi, kilit bir aktör olabilirlerdi. Böylece kendi demokratik standartlarını açıkça ortaya koyar, iktidara ve muhalefete dönüp, iktidar istiyorlarsa anahtarın bu standartlar olduğunu söyleyebilecek bir gücü de temsil edebilirlerdi.
Makul sayıdaki makul seçmeni kazanamamak
Ama bu olmadı. Hem içinden geldikleri siyasi geleneğe ve siyasi aktöre hem de muhalefete karşı özgüvenli ve rahat yaklaşmaları gerekirken bunu yapamadılar. Daha çok boşanmış eş psikolojisiyle hareket ettiler. Geçmiş hiç peşlerini bırakmadı. “Eski AKP’li” olmakla kınanmanın ezikliği bir şekilde üstlerinde hissedildi. Bu süreçte Ak Parti’ye de partilerden bir parti olarak bakamadılar. Sadece ona değil, DEVA’nın Gelecek’e kapıyı baştan kapatmasında olduğu gibi, birbirilerine de.
Kadrolarının düzgün demokratların yanında, belki onlardan daha fazla, siyasette fırsat kovalayan ve her partide yer alabilecek kişilerden oluştuğu, her iki partide içeriden bakanların da gözlemiydi. İktidar ihtimali varsa çıkan ilk fırsatı değerlendirmeyi de muhtemelen en çok bu kadrolar istedi.
Her iki parti de kurulduktan sonra benzer hatalarla bekledikleri büyümeyi yakalayamadı. Siyasette anlamlı bir ağırlık noktası oluşturmayı başaramayışlarını beraberinde getiren siyaset tarzının ardından ve yine onun bir sonucu olarak CHP merkezli ittifak geldi.
Şimdi Saadet Partisi lideri “Üç parti ayrı ayrı seçime girdiğimiz zaman alacağımız oy mertebeleri anketlerde şöyle veya böyle görünüyor. En fazla 3-4 milletvekili çıkartılabiliyor” diyor ve bu yüzden üçünün birleşmesini öneriyor. Ama o haliyle bile bütün beklentisi 30-40 milletvekilinden fazlası değil.
Dramatik bir durum bu. Kuruldukları zamanki heyecan ve teveccühü nasıl erittiklerinin bir muhasebesini yapabilmiş olsalardı, bugün neden Altılı Masanın bir parçası olmamaları gerektiğini de fark edebilirlerdi.
Sağ ve sol Kemalistlerle demokratların, Türk ve Kürt ittihatçılarının, islamofobiklerle Saadetçilerin içerikten hiç söz etmeden, Anayasa, Kürt meselesi, din ve vicdan özgürlüğü gibi hiçbir temel meselede uzlaşmadan, sadece ortak hedefe karşı birleştikleri bir masadan derde deva bir siyaset çıkmaz. (Uzlaştıklarını duyurdukları “Güçlendirilmiş parlamentarizm” de -anlamsız bir öneri olması bir yana- içeriğe dair bir konu değil; hükümetin ne yapacağına değil şekline dair bir mesele.)
Bu beraberlikten ortaya çıkacak manzara da yaşadığımız coğrafya ve ülke için bir hükümetin katlanılabilir yanlışlarının çok ötesine geçebilir.
Altılı masa veya CHP’den demokrasi ummak
Siyasette farklı seslerin bir araya gelmesi de koalisyonlar da değerli. Ama bunu nasıl yaptığınız, kimlerle hangi temel siyasi hedefler doğrultusunda bir araya geldiğiniz daha önemli. Bu, siyasete dair okumanızın isabetlilik derecesi hakkında bilgi verici olduğu kadar, ortaya çıkacak tablodan doğacak sorumluluğunuz hakkında da bilgi vericidir.
Bir ittifaka girmek, seçmene verilen önemli bir mesajı ve siyasi taahhüdü içerir. Bu bakımdan onlara güven verenin ne olduğu, masanın merkezindeki CHP’nin ve onun başkan adayının sözünün tutmaması durumunda ne olacağı soruları akla geliyor.
Her iki partiden isimlerle konuştuğumuzda sözlerin ve bağlayıcılık gücü ahlaki kınamadan ibaret olan protokollerin ötesinde bir güvenceden söz edemiyorlar. Böyle bir durumda geriye beraber yola çıktıkları partilerin veya başkan adayı olarak önerdikleri kişinin siyasi dünya görüşüne ve güven açısından yıllar içinde sergilediği tutuma bakmak kalıyor, ki bu açıdan baktığımızda tablo hiç iç açıcı görünmüyor. Çünkü tam da bu kriterler, “neyine güvendiniz?” sorusunu gündeme getiriyor; ideolojisine mi, haklar bakımından bugüne kadar sergilediği tutuma mı yoksa bugünden sonrasına dair taahhütlerine mi?
Sözlerin ve sloganların ötesine geçmek
Bu ülkede toplumun geniş kesimlerinin CHP’ye güven duymamasının neredeyse yüz yıllık bir tarihi var. Geçmişe dair sicili hayırla anılmıyor; şimdiki zamana, Kılıçdaroğlu dönemine dair sicili de hayırlı değil.
Demokrasi söylemleri bu gerçeği değiştirmiyor. Çünkü yakın geçmişte, en temel demokratikleşme adımları ona rağmen atılırken, yasaklar ona rağmen kaldırılırken de benzer demokrasi söylemleri vardı ve dahası bu söylemler haksızlık üreten bir düzenin yasaklarını savunurken de kullanılmıştı.
Son yıllarda, daha kesin bir tarih olarak 2017’deki sistem değişikliği sonrası yüzde 51’i bulma zorunluluğu ile “helalleşme” ve “bahar gelecek, kuşlar, çiçekler, hepinizi kucaklayacağız” söylemlerinin eşzamanlı olması haliyle kafa karıştırıyor. Öte yandan benzer tartışmaları 1946’dan sonra aralıklı olarak çeşitli dönemlerde ve en son da 15 yıl önce Baykal’ın “Çarşaf Açılımı” dolayısıyla yaptığımızı ve hiçbir şeyin değişmediğini hatırlamak da can sıkıcı. Ama gerçek bir helalleşme ve değişim adına güven vermeyen bunlardan ibaret değil. Kılıçdaroğlu’nun bir kesimle (başörtülü kadınlar) helalleşmeden söz ederken diğer bir kesime (Suriyeliler) yarın helalleşme isteyeceği şekilde davranması, aynı ayrımcı ve zalimane uygulamaları bu kez de onlar için politika olarak önerebilmesi, ayrımcılıktan vazgeçmediğini gösteriyor. Mülteciye bakışından anlıyorsunuz ki gözler yine aynı bakıyor (Bkz: https://www.haksozhaber.net/chpnin-acilimi-ve-kedinin-gozleri-8342yy.htm)
Öte yandan daha bugünden masada yaşananlar da değişene ve değişmeyene dair bir gösterge olabilir.
“Artık militarizm geride kaldı, CHP değişti, zamanın ruhu…” diyenleri yalanlayan da son açıklamasıyla yine CHP liderinin kendisi oldu. “Afgan kaçakların ülkemize aktığı haberleri geliyor” diyerek askerden “vatanı korumak için” itaat etmemesini istedi. Kısacası değişen bir şey yok.
Böyle bir ortamda Gelecek ve DEVA’nın ona güvenmek için sözlerin ötesinde bir gerekçesi var mı? Acaba demokrasi adına fazlasını mı kazanırız, yoksa hemen ardından ertelenen karşıtlıklar gündeme gelir, CHP üzerinden yeni bir vesayet tesis edilir de eldeki bulgurdan da mı oluruz?
Görünen o ki, iktidara tepkiyle yanlış siyasi pozisyonlara savrulan demokratların durumundan çok da farklı değil onlarınki. Kürt meselesine tutumları zıt İYİ Parti ve HDP tabanlarının, din ve vicdan özgürlüğüne bakışı değiştiği umulan CHP tabanıyla Saadetçilerin, liberal ekonomiden sapıldı diyen DEVA’lılarla işsizlik sorununu her muhtara bir özel kalem atayarak çözmeyi vadeden Kılıçdaroğlu’nun ekonomi politikasını yan yana koyduğumuzda çıkacak siyasetin ülkeye hayır getirmeyeceğini görürlerdi aksi halde.
Ayrımcılıktan vazgeçiremeyince ona uymak
Benzer bir tutarlılık sorunu DEVA ve Gelecek açısından da var. İttifak adına daha şimdiden sığınmacılar örneğinde kendi doğrularından, üstelik de hiç esnememeleri gereken haklarla ilgili doğrularından feragat ettikleri görülüyor.
Bu bir izlenim değil. DEVA’nın katıldığım, moderatörlük yaptığım çalıştaylarındaki perspektif ayrımcı değildi. Çıkan raporlar ve partinin açıkladığı ilk görüşler de. Ama sonraki raporlar, -içine girdiği ittifakın ayrımcı hassasiyetlerinden olacak- dramatik biçimde farklılaştı. Sonuçta Ortak Mutabakat Politikalar Metnindeki yarın huzursuzluk duymadan anamayacakları ayrımcı “vaatler” ortaya çıktı.
Haklar uzlaşma veya maslahat adına çiğnenmemeli: Bu konuda iki partinin de iktidara eleştirileri doğru. Ama muhalefetteyken bunu kendilerinin yapmalarını nasıl açıklamalı? Uzlaşma adına bir sürü konuda taviz verebilirsiniz, ama hak olarak işaretlediklerinizden değil. Yok eğer “siyaset bu”ysa, daha muhalefetteyken bunlar mubahsa, iktidardayken neden olmasın?
Şimdi Gelecek ve DEVA yöneticilerinin bütün yapmaları gereken, geçmişe dair tarihsel tecrübenin ve bugüne dair gözlemlerin yanlış çıkmasını temenni etmek olmalı. Bir de ola ki seçilirse Kılıçdaroğlu’nun “izci sözü” benzeri yaptırım gücüne sahip teminatlara bağlı kalması için dua etmek. Ve tabii bir de önümüzdeki yıllar boyunca CHP’de parti içi demokrasinin olmaması için de.
Bu saatten sonra DEVA ve Gelecek, kendilerine gelip onları paralize eden o masadan kalkabilirler mi?
Artık onların bir şekilde silkinip masadan kalkmaları zor. Ama seçmenin işi o kadar zor değil.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları







































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.01.2026
6.01.2026
5.12.2025
2.12.2025
1.08.2025
28.07.2025
13.07.2025
28.06.2025
21.05.2025
20.02.2025