Galip DALAY
Türkiye'nin bir siyasal sistem krizi var. Terörizm sorunu var. İktisadi yavaşlama ve gerileme problemi var. Demokrasi ve insan hakları sorunu var. Kürt meselesi, Suriye krizi, radikalleşme, Alevi meselesi, iyi yönetilme, kurumsallaşamama ve benzeri sorunları var. Fakat beka sorunu yok.
Buna karşın, asıl sorun alanlarına yönelik sofistike çözüm perspektifleri ortaya konulmaktan ziyade, beka siyaseti ve söylemine son gaz yatırım yapılıyor. Bu tercih, asıl sorun alanlarını daha çetrefilli ve içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Aslında mevzubahis sorun alanlarının bir beka siyaseti ve söylemi içerisine konulup ambalajlanması siyasetsizliğin eseridir. Yani beka söylemi ve siyaseti bir siyasetsizlik itirafıdır.
Siyaset ve siyaset üretim süreçlerinde kalitenin düştüğü, siyasetsizlik halinin yaygınlaştığı dönemlerde Latin Amerika'dan Ortadoğu'ya kadar geniş bir coğrafyada farklı ülke ve iktidarların beka söylem ve siyasetine yatırım yaptıklarını biliyoruz. Aslında bunu Türkiye'de de bilfiil yaşadık. Vesayetçiler, Kemalistler ve Avrasyacılar ülkenin her meselesini, her sorununu büyük bir maharetle beka meselesi olarak paketliyorlardı. Bu kesimler, Kıbrıs meselesi, Kürt meselesi, dindarların hak talepleri, Gayr-i Müslimlerin gasp edilmiş haklarının iadesi ve daha nice meseleyi en kestirme ve kısa yoldan bir beka meselesi olarak kodlarlardı. Tanım böyle olunca da bu meseleler siyasetin alanından çıkar ve siyaset işlevsiz kalırdı.
AK Parti'nin en büyük başarılarından birisi vesayetçilerin, Kemalistlerin ve Avrasyacıların bir beka hadisesi olarak kodladıkları konuların bir siyaset meselesi olduğunu topluma göstermesiydi. Böylesi bir algısal dönüşüm, Kıbrıs meselesinde çözümün yolunu açtı. Kürt meselesine farklı bir bakış ve enstrümanla yaklaşımın zeminini hazırladı. Dindarların hakları iade edildi. Siyaset aktörleştikçe ülkenin 'beka sorunlarında' dramatik bir azalış yaşandı. Beka siyaseti ve bu siyasetin aktörleri zemin kaybetti.
Bugün Türkiye'nin büyük sorunlarla boğuştuğundan şüphe yok. İktidar, darbe girişiminden, teröre; ekonomik durağanlıktan, Suriye krizine kadar bir çok meseleyle baş etmek zorunda. Fakat güçlü iktidarlar bu hadiseleri bir 'beka' sorununa dönüştürmezler. Darbeyle, topluma dayanan ve rasyonel bir siyasetle hesaplaşırsınız. Aynı şekilde FETÖ hadisesi ve terör meselesiyle de uygun siyaset ve stratejiyle yüzleşirsiniz. Hatta FETÖ konusunun açığa çıkmasıyla ülkenin 'beka' sorununda azalma yaşanmış olması gerekiyor. Devletin içerisinde yuvalanmış görünmez halleri ülke için daha büyük bir beka sorunu oluşturuyordu. Bugün varlığı açığa çıkmış bu yapıyla mücadele göreceli olarak daha kolay ve daha sistematik yapılabilir. Bu nedenle, iktidarın beka siyaseti ve söylemi mevcut durumun tespitinden ziyade bir siyasal tercihi temsil ediyor. Bu tercih, siyasetin edilgenleştiği bir vasata işaret ediyor.
Beka siyaseti ve söylemi tercihini bugün yaptığımız sistem tartışmalarında bir kez daha görüyoruz. Tabii ki dozajı artarak...
Ne parlamentarizm ne de başkanlık Türkiye için bir beka meselesidir. Yine, Türkiye'nin ne CHP'nin iddia ettiği gibi bir rejim krizi ne de bazı AK Partililerin dile getirdiği gibi bir beka sorunu var. Türkiye'nin 'kurtuluşunu' bu iki sistemden biriyle açıklamanın bir ciddiyeti yok.
Türkiye'nin bir sistem ve iyi yönetilme sorunu var. Türkiye'de iktidarın kullanımı ve denetimi alanlarında ciddi problemler var. Bu hususta AK Parti, hiçbir partiye nasip olmayan bir fırsata sahip. Ülkede daha iyi bir geleceğin inşasına kapı aralayacak şekilde sistem sorununu çözebilir veya bunu tercih edebilirdi. Böylesi bir tercih yapılmış olsaydı, Meclis'e gelen paketin muhtevasının tartışılmasını sakınmak bir yana, bunu teşvik ederdi. Böylesi bir durumda da artıları ve eksileriyle daha sahici bir sistem tartışması yapardık. Paketin kendisini daha fazla konuşma fırsatı yakalardık. Ne beka ne de istiklal mücadelesi söylemlerini gerek kalırdı.
Ne yazık ki yaşanan bu değil. Anlaşılan o ki, sistem sorununu çözmenin çok uzağındaki paketin referandumdan geçmesi için siyasallaşmasına ve bir beka söyleminin içine oturtulmasına ihtiyaç duyuluyor.
Fakat beka siyaseti tehlikeli bir siyasettir. Çünkü bu siyasetin kendisi beka sorununa davetiye çıkarır. Çünkü beka siyaseti meselelerin asıl mahiyetlerinin ıskalanmasına, hukukun es geçilmesine ve rutin dışına çıkılmasına zemin hazırlar. Tıpkı Meclis oylamasında "gizli oy" prensibinin büyük bir iştiyakla ihlal edilmesi gibi...
Türkiye'nin tartıştığı mesele ülkenin siyasal iskeletiyle alakalıdır. Siyasal omurga. Yani sonuçları itibarıyla Türkiye'deki herkesi birincil derecede etkileyecek bir meseleden bahsediyoruz. AK Partili, CHP'li, MHP'li, HDP'li ve Meclis dışında kalan diğer parti ve seçmenlerin içerisinde yaşayacağı, siyaset yapacağı siyasal iskeleti tartışıyoruz. Bu nedenle nitelikli bir tartışma ortamının oluşturulması gerekir. CHP, Meclis'te fabrika ayarlarına geri döndüğünü ortaya koyan bir performans sergiliyor. Meseleyi, yine kaybedeceği kesin olan bir kimlikçi perspektife hapsediyor. CHP'nin agresif stratejisi sağ, muhafazakar ve milliyetçi kesimi paketin içeriğinden bağımsız olarak birleştirir.
Buna karşın, AK Parti'nin de kendisine son yıllarda nükseden hastalığı kendisi için yeni bir fabrika ayarına dönüştürmemeli. Çünkü bu yönde ciddi bir risk var. Siyasal performansının nakıs kaldığı, meseleleri topluma anlatmada güçlük çektiği veya çekeceği her alanda, meseleleri kimlikçi bir zemin üzerine oturtma, milliyetçilik dozunu mümkün olduğu kadar yukarıya çekme, beka ve İstiklal mücadelesi söylemini maksimum derecede kullanma, hain, milli veya gayrı-milli söylemini bolca kullanarak meselenin kendisine değmeden, meseleyi 'çözmeye' çalışıyor. Bu bir çözümü değil, sadece geçiştirme veya yüzleşmeme halini teşkil ediyor. Yani siyasetsizliği...
Türkiye'de siyaset son derecede reel bir zeminde cereyan eden bir meseledir. Sorunlar reel olduğu için çözümler de reel olmalıdır. Bu da güçlü irade sahibi siyaset/siyasa yapıcılar ve sahici siyaset üretim süreçleri gerektirir. Beka siyaseti AK Parti'nin fabrika ayarlarına dönüşmemeli. Çünkü bu zihnî tembellik ve sunî siyaset üretim süreçlerine kapı aralar. Tıpkı 1930'lardan sonra kendisi güncellemeyi başaramayan Kemalizmin CHP'nin fabrika ayarları olduğu ve onu çürüttüğü gibi. Performans bazlı ve reel siyasetten uzaklaşan her fabrika ayarı, siyasal organizma ve organizasyonu zehirler. Onu içeriden çürütür.
Bu da AK Parti gibi tarihsel taşıyıcılık sorumluluğu olan, Türkiye'de ilk defa siyasal sistemi tayin etme ve siyasal oyunun kurallarını belirleme fırsatını elde eden bir parti için büyük bir talihsizlik olur.
Türkiye tarihî günlerden geçiyor. AK Parti bu paketin gerekliliğini, içeriğini ve ne vadettiğini topluma ve hatta siyasete en yalın, en berrak gerekçelerle ifade etmek zorundadır. Toplumun; bu paket nasıl bir sistem getirecek? toplumsal sıkıntıların çözümünde nasıl bir işlev üstlenecek? yeteri denge ve denetleme mekanizmalarına sahip mi? 2017 yılı Türkiye'sinin hak ettiği bir sistem mi geliyor? soruları cevap bekliyor. Bu ve benzeri sorular sahici sorular ve kaygılar olarak karşımızda duruyor. AK partili siyasetçilerin bu paketin neden iyi bir sistem getirdiğine dair önce kendilerini sonra da toplumu ikna etme sorumluluğu var. Tabii ki bunun beka siyaseti kolaycılığına kaçmadan yapılması gerekir. Madde madde ve bir bütün olarak paket, Türkiye'nin siyasal serüveni ve gelecek perspektifi içerisine yerleştirilerek gerekçelendirilmeye ve anlatılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu yapılırsa Türkiye'nin, olmayan beka sorunu bir kez daha çözülmüş olmakla kalmayacak, aynı zamanda daha iyi bir istikbale de kapı aralanacaktır.
Ezcümle, daha kaliteli siyaset ve siyaset üretim mekanizmaları ülkelerin yaşadığı 'beka' sorunlarının panzehiridir. Bunu Türkiye'ye uyarlayacak olursak, AK Parti'nin son dönemde ve özellikle yeni anayasa paketi bağlamında sıkça kullandığı beka siyaseti ve söylemi bir siyasetsizlik halinin eseridir. Eğer, siyasa yapıcılar güçlendirilip ve siyaset üretim mekanizmaları işlevselleştirilirse, Türkiye sorunlarını konuşacaktır, 'beka' meselesini değil. Çünkü siyaset varsa, beka sorunu yoktur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları








































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.09.2025
9.12.2021
11.02.2020
3.02.2020
28.01.2020
20.01.2020
13.01.2020
6.01.2020
31.12.2019
24.12.2019