Gürbüz ÖZALTINLI
Çok sonraları kendi benzer davranışlarımı da fark ettikçe anlamlandırabildiğim; yaşadığımdaysa içimde şiddetli haksızlık duygusu yaratmış bir çocukluk anım vardır.
Mahalle aralarında futbol oynandığı yıllardı. Sanırım ilk okula yeni başlamıştım. Her mahallede olduğu gibi Ankara’nın Bahçelievler’inde de, aralarında üç dört yaş fark olan çocukların birbirleri üzerinde hiyerarşi kurabildikleri kümeleşmeler vardı. Bir pazar günü, babam bahçede gazetesini okurken, “abi” dediğimiz büyükler, topumu alıp gelmemi istemişler, aralarında karşılıklı penaltı atışları yapmaya başlamışlardı. Asıl olarak kendileri oynuyorlar; arada sırada benim de kale olarak kabul ettiğimiz iki ağacın arasına geçmemi istiyorlar ve çok kolay yakalayabileceğim atışlar yapıp ben topu tutunca alkışlıyorlardı. “Abilerin” bir kısmı da yakaladığım atışlardan sonra “şike, şike” diye gülüşüp bağrışıyorlardı. İlk defa duyduğum bu kelimeyi başarımın teyidi sanmıştım; “bravo” gibi bir şey…
Bu şamata babamın da bakışları altında bir süre devam etti. Derken babam oyunu bırakıp eve gelmem için seslendi. Babamın komutları, direnilmesi, tartışılması, geciktirilmesi akla dahi getirilemeyecek bir kudreti temsil ettiği için elbette topumu aldım ve eve girdim. Ardından babam geldi ve üst üste sağlam birkaç tokat atıp, mahallenin büyükleriyle top oynamamı yasakladığını, bir daha görürse topu da yırtıp atacağını söyledi. Hiç ama hiçbir şey anlamadım. Ataerkilliğin doruklarında yaşayan bir babaya soramadığım o koca soru içimde şişti kaldı: Neden?
Geride kalan sadece cevabı bilinmeyen bir soru değil tabii; hayal kırıklığı, güvensizlik, kızgınlık hatta nedeni belirsiz bir suçluluk duygusu… Üstelik o kadar da başarılı bir kalecilikten sonra!
Sonraları, yolda yürürken elinden kurtulup yere düşen, canı yanıp ağlamaya başlayan çocuğunu öfkeyle kaldırıp “dikkatli olmadığı için” tokatlayan anneleri gördükçe; kocasından şiddet gören kadınlara, “erkek seçmeyi bilmediği” için kızanlara rastladıkça; erkek şiddetinden yakınan feministlere “o erkeği de bir kadının yetiştirdiğini” söyleyerek o şiddetten de yine bir kadını sorumlu tutmayı marifet sayanlarla karşılaştıkça; “bu yaşta bisiklete binersen kolunu kırarsın elbette” lerden “bu şortla dolaşırsan tacize uğrarsın tabii” lere, sayısız versiyonlarını gözledikçe, bu davranışın hayatımızda ne kadar yaygın olduğunu fark ettim.
Zarar gören, canı yanan, mağdur olanı, oluşan bu sonuçtan sorumlu tutan bir refleks bu. Genellikle ilk tepki olarak çıkabiliyor ve ancak düşünce akışı ilerledikçe, mağduriyet durumunu da önemseyen; eğer varsa faili de kınayan, yapılanı kabul edilemez bulan sözlere sıra geliyor. Çocuğun düşmesi, yaşlının bisiklet kazası gibi “failsiz” mağduriyetlerde, sonucun yükü faille de paylaştırılamıyor üstünde bırakılıyor…
Olaylarda sebep sonuç ilişkisi kurmanın en şefkatsiz yolu dersek buna, yanlış olur mu? Gördüğü zarar karşısında mağdur için üzüntü duyma; onu kollama, acısını yatıştırma isteğinin ağır bastığı bir ruh haliyle bu tepkiyi bağdaştırmak çok zor çünkü. Olay bizde kızgınlık yaratıyor. Rahatsız edici, başa gelmesi istenmeyen, onaylayamadığımız bir durum var ortada. Fakat bu kızgınlığı ya da içimizi daraltan sıkıntıyı, şefkat göstermemiz gereken mağdura yöneltiyoruz.
Her zaman böyle yapmıyoruz tabii. Demek ki, bu şefkatsiz mekanizma belli koşullarda işliyor. Akla ilk gelen, “acaba olayın bizde harekete geçirdiği kötü duyguları asıl faile yöneltmemizi engelleyen bilinçdışı barikatlar olduğunda mı böyle davranıyoruz” sorusu. İki tür engel olabilir: birincisi, asıl faile yönelmenin beyhudeliği, etkisizliği duygusudur. İkincisi, faile yönelmenin bizi rahatsız eden duyguyu da aşacak büyüklükte bir travmatik maliyet yaratacağı endişesidir. Bunlar zihnimizde, soğukkanlı hesaplardan çok karanlık bölgelerin kendiliğinden işleyen mekanizmalarının konusudur.
Başta anlattığım olayda babamın duygusal mekanizmasını çözdüğümü sanıyorum. Topu için istismar edildiğini gördüğü çocuğunun düştüğü durumu aşağılayıcı buldu. Çocuğunun farkında olmadığı bu mağduriyetle özdeşleşti ve öfkelendi. Zaten çok kolay ve şiddetli öfkelenen bir mizacı vardı. Faillerle topluca açıktan çatışabilirdi ama bunu da utanç verici buldu. Bir bakıma kolayına kaçtı; hıncını özdeşleştiği oğlunu cezalandırarak aldı.
Babamı faillerle çatışmaktan alıkoyan duygu beyhudelik, etkisizlik, sonuçsuzluk değildi. Failleri durdurabilir, öfkesini onlara yöneltebilir, mağduriyet olarak algıladığı duruma son verebilirdi. Bu tercihin duygusal sonuçlarını sevmedi. “Koca adamın”, incir çekirdeğini doldurması şüpheli bir sebeple mahallenin çocuklarını azarlayıp, oyunlarını bozan birisi olarak komşuların diline düşmesi ihtimali, meseleyi evin içinde halletmekten daha maliyetli geldi. Muhtemelen babamın bu anlattığım düşüncelerden haberi bile olmadı. Bilinçaltı bugünler içindi…
İnsanın iç dünyasında gezinmeye çalışırken, sözün dolanıp siyasete gelmesi doğrusu bende iyi duygu yaratmıyor. Siz de sevmiyorsanız bu “kıssadan hisse” çalımlarını, yazıyı burada bırakmanızı tavsiye ederim…
Siyasete iliştireceğim kısmı şu: İktidarın son tasarruflarından birisi üç milletvekilinin milletvekilliklerinin düşürülüp, cezaevine gönderilmesi oldu. Açıktan otoriter, faşizan bir tutumdu bu. Faili ortada duruyor. Mağdur da belli.
Daha o günün sabahında televizyon ekranlarında; önceleri hukukçu uzman olarak boy göstermiş ama artık her konuda fikirlerini sunmaya hazır ve bütün vücuduyla konuşmaya başladığında hiç dinmeyeceğini düşündürten bir heyecanla sonsuza kadar susmayacak endişesi yaratan bir hocamızın, “zamanında düşünecektin; kusura bakma dokunulmazlıkları kaldırdıktan sonra hukuka aykırılık feryatları atmaya hakkın yok” diye başlayan konuşmasının tamamını CHP’ye yüklenmeye ayırdığına tanık oldum.
Sosyal medyada da ağırlıklı olarak kendilerini sol-sosyalist sıfatlarla tanımlayanların benzer kızgın mesajları paylaştıkları görüldü.
İktidarda otoriterlik vitesi yükseldikçe, muhalif öfkenin CHP’ye yönelişinde de bir tırmanış var sanki.
Siyasal süreçlerin ve algıların dinamikleri daha karmaşık şüphesiz. Ama ortaya çıkan otoriter uygulamaların nedenini muhalefetin hatalarına bağlayarak bunu kızgın bir söyleme dönüştüren tavrın, siyasal akılla da bağdaşmadığını; demokrasi mücadelesi açısından işlevsel olmadığını düşünüyorum.
Burada kastettiğim dil, yapılmış bir hatanın tekrarını engellemeye, iş birliğinin önünü açmaya değil, CHP’yi aşağılayarak tatmin bulmaya, onu etkilemeye çalışmanın beyhudeliğini kanıtlamaya yönelen dildir. Pesimist, sekter ve içinde geçerli öneri barındırmayan, öfke boşalması görüntüsü veren üslupla, konuya yönelik olgun, yapıcı eleştirileri ayırmak gerekir.
Kıssadan hisse şu ki…
Faile gücü yetmedikçe mağdura yüklenen ham öfkeden, siyasal aklı korumakta fayda var.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları







































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023