Hüseyin ÇAKIR
Bu topraklara gelişimiz, buraları yurt edinişimiz kahramanlık hikâyesi olarak anlatılır ve “bu topraklar bomboştu biz geldik yerleştik” denmez, “fethettik” denilir.
Hakikaten fethedilmiştir.
Bu nedenle “ecdadımız” için devlet çok önemlidir, resmi tarih böyle yazar, okullarda böyle öğretilir.
Bir de 16 devlet kurduk övünmesi vardır ki sormayın gitsin. Cumhurbaşkanlığı Sarayının merdivenlerine -haydi bende bir sözüm ona diyerek devam edeyim- temsili kıyafet ve temsili bayraklarla dizilen “şanlı tarih övüncü” temaşası epeyce bir fıkra üretilmesine vesile olmuştu.
Gerçi, Türklerin tarih boyunca 120 ile 180 arasında devlet kurduğu iddia ediliyor. Öyleyse 16 devlet neye göre belirlendi? Uzmanlar listenin gelişi güzel oluşturulduğunu savunuyor. Listenin belirlenmesinde bazıları devletlerin Türklüğünün bazıları ise büyüklüğünün esas alındığına dikkat çekiyorlar.
Rahmetli Çetin Altan “bunun neresiyle övünüyorlar, 15 devleti batırmışsınız, 16.sı da batacak korkusu paranoya dönüşmüş” derdi.
Mesele Türk tarihinin ne olup ne olmadığı değil. Bu ve önceki iktidarların “tek devlet” paranoyasının siyasetin merkezinde ve temel konu olarak sürekli yer almasıdır.
Tek devletin karşısına: Bölücülük, devlet düşmanlığı, devleti ortadan kaldırmaya teşebbüsü konuluyor. Böylece politika yapmak ve politik söylem, devletçiliğe karşı veya devlet savunuculuğuna indirgeniyor.
Pazılın tamamlanması için iş “tek devlet” le kalmıyor, ardından “tek vatan, tek millet, tek bayrak” geliyor. Hız kesilmiyor, bu dörtlüye birde simge gerekiyor ki, kimin ne olduğu anlaşılsın. Hitler ve Musollini’nin Kara gömleklilerinin el selamı, Ülkücülerin Bozkurt işareti, radikal İslamcıların Başparmak işareti gibi Erdoğan’da karizmasına karizma katacak, bir el hareketiyle “evde tutamadıklarına” işaret verecek bir simge arıyordu, “Rabia” işaretini buldu.
“Devlet, vatan, millet, bayrak” iç ve dış düşmanlar tarafından tehlike! tehdit, altındaysa, buna da milleti inandıracak beceriye sahipseniz, “söz konusu vatan ise gerisi teferruat” sayılıyor. İktidar olmak ölüm kalım savaşına dönüştürülüyor. İktidar olunduktan sonra, iktidarı korumak, devleti korumak oluveriyor. Böylece devleti ( ve de iktidarı ) iç ve dış düşmanlarından korumak için “kefen giyerek” yola çıktık edebiyatı, her şeye rağmen şiddetle devleti koruma olarak karşımıza çıkıyor.
Vatanını sevenler ve sevmeyenler tasnifi yapılarak, devleti ve vatanı sevmediği düşünülenlere karşı cihat ilan ediliyor.
Devlet sürekli tehlikede ise! bütün milletin devletin etrafında kenetlenmesi elzem oluyor. Kenetlenmeyenler, devlet adına konuşan iktidarı ve onun liderini eleştirenler, potansiyel devlet düşmanı ilan edilmekle kalmıyor, derdest ediliyorlar. Devlete tabi olmak, iktidara tabi olmaya eşitleniyor.
Yukarıda anlatılan devlet yönetim sistemi, iktidar anlayışı ve pratiğinin içinde birinci, ikinci, üçüncü dönem demokrasi, özgürlük ve eşit yurttaşlık nitelikleri bile tehlike altında. Seçime ve çoğunlukçuluğa indirgenmiş lider etrafında dolayısıyla da “devlet” etrafında kenetlenmiş milletten söz ediliyor. Özgürlük alanınız, devlete ve lidere yakınlığınıza göre ölçülüyor.
Devlet Sivil Toplum İlişkisinin Dünü Bugünü
Gözümüzün içine baka baka olup biteni demokrasi diye tanımlıyorlar. Sanki demokrasi tarihi yaşanmamış, demokrasi, devlet, sivil toplumla ilgili kimse düşünmemiş tek kelam etmemiş gibi. Otoriterliğe, devlete ve iktidara tabilik-tebaalık yemini eden iktidarın uzantısı (dünde devletin uzantıları tek parti dömemi devlet iltidarla iç içe STK’lar vardı) STK’ların iktidar ve devletle iç içe oluşuna demokrasi diyorlar ya; demokrasi için ömrü boyunca mücadele vermiş, hayatları kararmış insanların kanına dokunuyor bu sözler.
Her şeyi devlete tabii kılma bugün icat edilmiş değil. Devlet sivil toplum ilişkisi ve sivil toplum ile devleti özdeş gören anlayış Aristo’ya kadar götürülebilir.
Aristo, adalet, özel mülkiyet ve yasanın üstünlüğü gibi değerleri savunuyor, devletin tanrısal bir boyut taşıdığını ve bu devletin yüce amaçları doğrultusunda gerekirse aile başta olmak üzere bütün özel/mahrem alanlara müdahale ederek mükemmel bir devlet yaratılması gereğinin altını çizmekteydi.
Helenistik dönemde “bireyi” merkeze alan Epikürcülük ve Stoacılık: Birey, altında bulunduğu siyasal otoritenin zorunlu bir kölesi değil; aksine devlete yön veren, onun üstüne çıkan, hayattaki en kıymetli varlıktır. Birey için aslolan şey kendini feda edeceği bir kamusal otorite değil, aksine kamusal otoriteyi kendi hizmetine sokarak mutluluğunu tesis etmesidir der.
18. yüzyılın ortalarına kadar devlet ile sivil toplum arasında bir ayrım yoktu. On yedinci yüzyıl sonrasından itibaren sivil toplum-devlet ayrımına dayalı yeni siyasal düşünceye ilişkin temel taşlar devlet-eksenli N.Machiavelli, J.Bodin, T.Hobbes, Rousseau ve G.W. F Hegel gibi düşünürler ile birey-eksenli siyasal düşünce tarafında yer alan A.Smith, J.S.Mill ve F.Hayek gibi düşünürlerce şekillenmektedir. Bununla birlikte kavram 18. ve 19. yüzyıllara gelindiğinde yeni anlamlar kazanmaya başlamıştır.
Hegel’de devlet-toplum ilişkisi bir sözleşmeye değil, bireylerin doğal olarak devlet otoritesini kabullenmesi esasına dayanır.
Hegel, devletin, sivil toplumun kendi kendine yeterli olmadığı durumlarda ortaya çıktığını ileri sürerek sivil toplumun kendisi adına yapamadığını devletin yaptığını ileri sürer.
Hegel’den sonra sivil toplum ile ilgili görüşlerini ileri süren iki önemli düşünür daha vardır. Karl Marx ve Gramsci. Hegel devleti vurgularken Marx ve Gramsci sivil topluma vurgu yapmaktadır. Birçok konuda görüşlerini Hegel’in düşüncelerine bağlı olarak geliştiren Marx, sivil toplumu burjuva toplumu ile eş anlamlı kullanır. Ama sivil toplumdaki çıkar çatışmaları için devletin varlığı çözüm olamaz. Çünkü devlet çıkar çatışmalarından bağımsız değildir.
Marx’a göre, sivil toplum alt yapı, devletse üst yapıdır. İktisadi ilişkiler alanı olarak sivil toplum siyasi ve hukuki üst yapıyı oluşturan devletin sosyo-ekonomik temelini oluşturmaktadır ve dolayısıyla devletin faaliyeti de hâkim sınıfın çıkarları doğrultusunda gerçekleşmektedir. Sosyalist devlet teorisi de işçi sınıfının çıkarı adına parti devleti faaliyeti olmuştur.
Sivil toplum- devlet ayırımını yapan bir diğer düşünür de Gramsci’dir. Gramsci, İtalyan burjuva düzeninin hegemonyasına karşı sivil toplum olarak kodladığı işçi sınıfı-aydınlar-yoksullardan yana olan kiliseler ve köylülüğün ittifakını savunmuş, sivil toplum kavramını işte bu ittifak yanında mücadelenin şiddet içermeyen demokratik karakterini de vurgulamak için kullanmıştır. Buna karşı hegemonya demiştir.
Gramsci’ye göre, devlet-politik toplum yönetme ve zorlama aygıtından oluşurken, sivil toplum kültür ve ikna işlevinden oluşmaktadır. Ona göre önceleri devlet daha çok zora başvururken sivil toplum ağırlığını artırdıkça daha çok iknaya başvurarak, sorunları rıza ile –mutabakatla- çözülebilir tezini geliştirdi. Gerçi bu görüşü uzlaşmacılık, sınıf savaşını reddetme olarak suçlandı ama tarih Garmsci’yi haklı çıkardı.
18. ve 19. Yüzyılda Montesquieu ve Tocqueville olmak üzere bazı liberal filozoflar; devlet ne kadar merkezileşmişse otoritesi o kadar artar. Otoritesi ne kadar artarsa devletin özgürlükler açısından oluşturduğu tehlike de o derece büyür. Devlet merkezileştikçe faaliyet ve denetim alanı genişler. Bu durum siyasal, hukuksal ve ekonomik rantların doğmasına neden olur; Devlet rant dağıtan siyasal araca dönüşür;
Devletin, sivil toplumun özgürlüklerini sınırlamasının doğru olmadığına ve tam tersi olarak, devletin sınırlandırılması gerektiğine işaret etmişlerdir.
Devletin ancak sivil toplum sayesinde sınırlandırılabileceğini ve demokrasinin bu yolla gelişeceğinin altını çizmişlerdir.
Bu filozofların teorileri geliştirilerek 20. ve 21. Yy’da batı dünyasında kurumsallaşmış ve uygulanır hale gelmiş, katılımcı demokrasi bu tarihsel birikim üstünden gelişmiştir.
Tarihsel süreçte sivil toplumun geçirdiği aşamalara bakıldığında tüm düşünürlerin sivil toplum kavramını kendi ideallerindeki toplum modelini yakalamak üzere tanımladıkları görülmektedir.
Bu Slogan: “Güçlü liderimiz, cumhurbaşkanımız, başkomutanımız” Ne Anlama Geliyor
Türkiye12 Eylül anayasasından kurtularak, demokrasinin dördüncü aşamasının kurumları ve zihniyet dünyasını yakalamaya çabalıyordu. Devlet otoritesi ve resmi ideolojinin gadrine uğramış Müslüman muhafazakârlar, kendi özgürlüklerini kazanırken, ülkeyi de özgürleştirme sinyalleri verdiler. Bugün bundan eser kalmasa da hala o sinyallerin etkisinin sermayesini yiyorlar.
2010’dan sonra tırmana tırmana gelinen “tek devlet, tek millet” gibi ideolojik durumu, dünyada ırkçı- faşist marjinal partiler veya gruplar savunuyorlar. Günde üç öğün ölümcül gribe yakalanmış hasta gibi “tek devlet, tek millet” hapı yutturula yutturula , bu sözlerin anlamı düşünülmüyor, sıradan ezber sloganı olarak kullanılıyor. Tıpkı parti grup toplantılarında “… sizinle gurur duyuyor” gibi içi boş, lümpen, apolitik sözlerde olduğu gibi.
Sayın milletimiz kusura bakmasın, demokrasiyi bir zamanlar “demir kırat” sandığı gibi, otoriteri demokrat, sövüp savmayı, ağzına geleni söylemeyi de demokrasi sanıyor.
İşin garibi, muhalefetin de “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan” sloganı karşısında suskun kalması. Sanki böyle bir tehlike varmış gibi kabul ediliyor. Oysa “tehlike” olarak sloganlaştırılan bu konular bir partinin temel meselesi olamaz ve bu parti bunu kendi dışındakilere özelliklede muhaliflerine karşı kullanamaz, kullandırılmamalıdır.
Muhalefetin nasıl bir demokrasi tasavvur ettiğini anlatamaması, demokrasi, iş ve iyi yaşam ilişkisi konusunda kafalarının karışık olmasındandır. Kafaları karışık olmasa CHP, HDP’lileri Meclis dışına atmak için çıkartılan Milletvekillerinin yargılanması yasasının geçmesine evet demezdi.
Oysaki “Rabia” sloganları etrafında başka bir şey örülüyor. “Güçlü liderimiz, cumhurbaşkanımız, başkomutanımız” … bu, kurulmaya başlanan yönetim sistemini ve rejimin niteliğini tarif ediyor.
Tek devlet, tek lider… bunun devamında her şey devlete ve lidere tabi olmalı emri geliyor. Ordu-milletten, lider-millete, lider-devlete terfi edildi her halde.
Yeseniz de Yemeseniz de Bu Sistem Demokrasiymiş!
Bu sistemin içine demokrasi yerleştirmek marifet gerektirir. Bu marifet AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı danışmanlarında fazlasıyla var. Demokrasi adına ne kadar kavram, kelime varsa sakız çiğner gibi çiğneyip balon yapıp patlatıyorlar.
Yukarıda anlatıldığı gibi modern demokrasinin en temel özelliği, devletin toplum ve birey karşısındaki gücünün sınırlandırılması. Sivil toplumun devlet dışında, devletten bağımsız olarak örgütlenerek, devletin gücü karşında, toplumun denge ve denetleme gücünü oluşturmasıdır.
Sivil toplumun devletle bütünleştiği sistem, geçen yy. ın ilk çeyreğinde İtalya’da Faşizm olarak, Almanya’da Nazizm olarak, İspanya ve Portekiz’de askeri diktatörlük olarak görüldü. Gramsci bunu “organik ilişki” olarak tanımladı. Bu ilişki sivil toplumun devletin ideolojik, politik aygıtlarının parçası haline gelmesidir.
Başka bir örnek; Reel sosyalist devlet modeli/sisteminde de her şeyin devletin dâhilinde, devlete tabi olmasıdır. Biçimsel olarak seçimler yapılıyor ve parti devleti nasıl istiyorsa sonuçlar buna göre belirleniyordu. Bunun adı da “sosyalist demokrasi”ydi. Eskiden solcu olup bugün danışman ve AKP’li olanlar için Erdoğan sistemi hiç yabancı olmamalı ki, “sevgiyle” reise sarılıyorlar.
Her neyse…
Günümüz dördüncü dönem demokratik yönetim sisteminin ana özelliği: Düşünce, ifade ve örgütleme özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, güçler ayrılığı ve Sivil Toplumun her düzeyde denge denetleme gücü olarak, karar vericileri denetleme, karar süreçlerine katılmalarıdır. Bu anlamıyla STK’lar devletten bağımsız, devletin birey ve toplum karşısındaki gücünü sınırlama ve denetleme işlevi görürler. STK’lar devletin karşısında, kamusal, sivil dengeleyici güç oluştururlar. Bunun adı da katılımcı demokrasi olarak tanımlanmaktadır.
Bakın 2017 Türkiye’sinin Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı, “sivil toplum” temsilcilerine iftarda şöyle sesleniyor.
“ Biz birileri gibi sivil toplumu tehdit olarak değil, milli birlik ve beraberliğimizin kilit taşı olarak görüyoruz. Sizler ülkemizde katılımcı demokrasinin aracı sosyal barışımızın âdeta sigortası olan kuruluşlarımızsınız. Burada şu gerçeğin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Sivil toplum devletin karşıtı değil bilakis tamamlayıcısıdır. Bir devlet ne kadar güçlü olursa olsun sivil toplumun desteği, yardımı olmadan hedeflerini gerçekleştiremez" diyor.
Bu metni kim yazdı veya kulağa fısıldadıysa, demokrasiyi böyle anlamışsa, böyle sanıyorsa çekeceğimiz daha çok çile var demektir.
Demokrasiyi kazanmak ve korumak öyle pek kolay bir iş gibi görünmüyor.
Devleti güçlendirmek için “sivil toplum” un devletle kenetlenmesine de “katılımcı demokrasi” dediler ya…
İster inanın ister inanmayın.
İyi bayramlar, iyi tatiller diliyorum
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.05.2018
13.05.2018
6.02.2018
29.04.2018
22.04.2018
8.02.2018
1.02.2018
25.03.2018
19.03.2018
11.03.2018