Metin Karabaşoğlu
Bir hafta kadar önce, eşim ve çocuklardan ikisi ile evden Cadde’ye doğru yürüyüşe çıkmıştık. Dönüş yolunda, iki kişi arasında bir diyaloga ister istemez şahit oldum. Yolun bir tarafında eşiyle Cadde’ye doğru yürümekte olan bir adama, yolun karşı tarafındaki küçük bir dükkânın önünde duran birkaç kişiden biri ismiyle hitap ederek seslendi. “Ooo, ne haber, hayırdır, nasılsın, nerelerdesin, ne yapıyorsun, epeydir görmedik birbirimizi” diye sıraya dizilen kısa cümlelerin ardından, eşiyle yürümekte olan kişiye seslenen kişi, tanıdığı olan kişinin o anki görünümü onu en son gördüğü güne göre epey farklı olmalı ki, sözü şuraya getirdi: “Şekil şemail de değişmiş yahu. Saçı uzatmışsın, sakal filan, abiciğim yakışmıyor bize, kes bence onları.”
Kendimi sâkin biri olarak düşünmeme karşılık, bu son cümle, ne yalan söyleyelim, sinirlerimi gerdi. Bir densizliği de ben yapmış olurum endişesi olmasa, dönüp “Sana ne?” demekten kendimi zor alıkoydum. Ama yolun sonraki adımlarında, bu kısa diyalogu ve hızlıca gelip dayandığı yeri içimde konuşup durdum.
Benim açımdan, bu toplumda her gün milyonlarca kez, hayır bu iyimser bir tahmin, arttırıyorum, on milyonlarca kez, hatta belki yüz milyon kere benzeri tekrarlanan bir zevzeklik ve had bilmezliğin örneğiydi o son cümle. Çocuklarımın bana da “Sana ne?” demesini göze alarak, eşime dedim: “Şu kısa diyalogda Türkiye toplumunun bir özeti var.”
Sonra, kendimi tutamayıp sinirime dokunan o cümle hakkında analizimi ilerlettim: Sen matruşsan, herkes öyle olmak zorunda mı? Dünyanın merkezi sen değilsin; sana göre en yakışanı o olabilir, ama bunu başkasına nasıl dayatabilirsin, dahası o bu konuda sana fikrini sormamışken sen görünümü hakkında nasıl değer yargısı içeren böyle bir cümle kurabilirsin? Bu yaptığın o kişiye karşı had bilmezlik ve ayıp olduğu kadar, yanındaki eşine karşı da ayrıca saygısızlık değil mi? Vs. vs.
İstanbul’un en ‘seküler görünümlü’ muhitlerinden birinde, Bağdat Caddesi’ne birkaç yüz metre mesafede ‘seküler görünümlü’ iki kişi arasında yaşanmış bu diyalog, daha doğrusu bu iki kişiden birinin maruz kaldığı ‘monolog’ üzerine epeyce düşündüm o andan sonrasında… Türkiye toplumuyla ilgili olarak zaman içinde edindiğim bazı izlenim ve kanaatlerin teyidini gördüm o konuşmada. Bu toplum için asıl ayrışmanın dindar-seküler ekseninde olmadığını ve olmaması gerektiğini; dindar-seküler denkleminde karşıt konumlarda gözüken pek çok kişinin, denklemi özgürlükçü-otoriter, demokrat-otokrat şeklinde kurduğumuzda ise aynı saflara düştüklerini Abdülhamid-Mustafa Kemal simgeleri üzerinden ilk kez yazdığımda, tarih çeyrek asır öncesiydi.
28 Şubat’ın gölgesinin üzerimize düştüğü o günlerde, görünüşte mesele, dindarlar ile sekülerler arasında gözüküyor; ‘gücün ellerinde, rüzgârın lehlerinde’ olduğunu düşünen sekülerler, özellikle de Kemalist olanları kendilerinde ‘dindarlar’ üzerinde ‘söz söyleme hakkı’ vehmettikleri için tesettürlü eşim yolda, otobüste, caddede, sahilde veya parkta ‘yargılayıcı bakış’lardan öte özellikle çocuğumuz üzerinden ‘yargı cümleleri’ne maruz kalıyordu. Buna karşılık, “Sizin çocuğunuz değil; çocuğum hakkında size birşey sormuş da değilim, siz ne hakla konuşuyorsunuz, haddinizi bilin lütfen” cümlesini defalarca dile getirmeye mecbur kalmak, sinir bozucu birşeydi elbet.
Ama eşimle şunu da konuşuyorduk: Bu, sadece bu seküler kimlikli kişilere mahsus bir durum değil. Bu ülkede, kendisini yaş, güç veya mevki bakımından azıcık yukarıda görenler veya kimliği-aidiyeti üzerinden kendisini otomatik biçimde üstün sizi ise mâdûn görenler, dindarmış veya sekülermiş ayırt etmeksizin, mütehakkimdir. Seküler de başkasının çocuğuna müdahale etme hakkını kendinde görür, dindarı da. Bu durumda olmayanlar, her iki kesimde de istisna niteliğindedir. Otoriter zihniyet, bu ülkenin dindar-seküler ayrımını aşan asıl büyük ve ortak sorunudur.
İşte bir akşam üzeri gezmesinde karşımıza çıkan tablo, bu gerçeği bir kere daha söylüyordu. Dindarın sekülere yahut sekülerin dindara ‘had bildirmesi’ni geçtik, seküler görünümlü iki kişi arasındaki şu konuşmada, zihninde biriken düşünce ve cümleler için “Bana ne?” diye sordurtan bir filtresi bulunmayan biri, “Sana ne?” cevabını hak eden cümleleri pervasızca muhatabına boca edebiliyordu. Kimi uzun zamandır görmediği bir tanıdığa saçını kısaltıp sakalını kesmesi gerektiğini söylüyor, öteki yan yana namaz kıldığı gence cami çıkışı “saçını kestir” demeye hakkı olduğunu pekâlâ düşünebiliyordu.
Camide, okulda, devlet dairesinde, sokakta, parkta, otobüste, evde; had bilmezlerin had bildirmesinden geçilmeyen bir ülkeydi burası. Mesele, kimlik siyasetine odaklı bir zeminde konu ekseriya sekülerin dindara yahut dindarın sekülere müdahalesi ekseninde konuşulduğu halde; işte şahit olduğum o olayda olduğu gibi, pekâlâ bir seküler bir başka sekülere de ‘nasıl olması gerektiği’ni söyleyebiliyordu. Tıpkı epeyce dindarın sadece sekülerlere değil, başka dindarlara da yaptığı gibi…
Herkesin birer ferd olduğu, herkesin iradesinin ve dolayısıyla tercih hakkının olduğu, başkalarının hukukuna ilişir şekilde sorumluluğu mucib bir yöne evrilmediği sürece dışarıdan buna müdahale hakkımız olmadığı, müdahale gerektiren durumlarda ise sınırın hukukla çizilmiş olduğu, bundan öte herhangi bir konuda sorulmadıkça yargı belirtmenin karşımızdaki kişiye saygısızlık anlamını taşıdığı, maalesef bu topraklarda genel kabul görmüş hususlar arasında değildi.
Bilakis, bir had bilmeme hali kol geziyor ortalıkta. Özellikle de, yaş, sosyal konum, eğitim, servet, mevki, makam, her ne açıdan olursa olsun, daha ‘büyük’ olanın veya daha yüksek statüde görünenin daha küçük olana ve daha düşük statüde görünene her bakımdan müdahale etme ve herşeyi söyleme hakkını kendinde gördüğü bir ülke burası: Ben anayım, babayım ben, buranın müdürü benim, ben daha bilgiliyim, daha yüksek bir sınıftan geliyorum, daha dindarım, beni seçti bu millet… Hangi gerekçeye dayanırsa dayansın, bu tahakküm söylemi kendi egosunu herkesin iradesinin üstüne oturturken, kimsenin ‘ferdiyet’ ve ‘şahsiyet’ini tanımama hakkını da kendisinde görüyor.
“Ben bu işletmenin sahibiyim, o ise çalışanı. Ona işletmeyle ilgili hususlarda direktif verebilirim, ondan ötesine karışmaya benim hakkım yok.” “Okulun müdürüyüm diye, öğretmenin ne yediğine ne içtiğine de karışamam.” “Öğretmeni olmam, bana öğrencinin kaleminin rengi hakkında yargı üretip herkesin önünde onu küçük düşürme hakkını vermiyor.” “Danışmanıyım diye öğrencim tezinde benim kitabıma atıfta bulunmak ve benim düşünceme katılmak zorunda değil.” “Anayım diye çocuğuma aklıma her geleni söyleyemem.” “Babası da olsam, çocuğumun benim kopyam gibi yaşamasını isteyemem.” “İnsanlar beni yönetici olarak seçmişlerse, bu seçimdeki yetki ve sorumluluk çerçevesi anayasa ve kanunlarla belirlenmiş durumda. Orada bana tanınan yetkileri kullanır, orada belirlenen sorumluluğu üstlenirim; ondan ötesi beni ilgilendirmez.”
Her biri, bu toplum için ne kadar yabancı cümleler değil mi?
“Saçını kes/Saçını çok kesmişsin. Örtünü çıkar/Saçın gözüküyor. Sakalını kısalt/ Ne biçim sakal bu, en az şu boyda olması lâzım. Öyle dolaşma/Öyle dolaş.”
Birbirine zıt gibi görünen, ama eşit derecede otoriter ve otokrat bir damar var bu ülkede. Güçlü görünenin zayıf görünen üzerinde, kendisini üstün hissedenin düşük gördüğü üstünde, ‘minnet beklenen’in ‘kendisinden minnet bekleyen’ üstünde, ‘sahiplenen’in sözümona ‘sahip çıktığı’ üstünde her türlü hak ve yetkiyi kendinde gördüğü bir ülkedeyiz.
Geçen haftanın başında şahit olduğum o diyalog da bunun bir örneğiydi, sonraki günlerde bu ülkedeki en üst düzey yöneticinin üstüne farz olan işlerin sorumluluğunu üstlenmek yerine sürekli üstüne farz olmayan işler üzerine konuşmayı tercih etmesi de…
Dindar veya seküler ayırmadan söylüyorum, bu toplumda ‘kollektif’liği ‘ferdiyet’in yitimi olarak gören anlayışın aşılması şart. Bunun için de dindar-seküler gerilimi üzerinden ilerleyen kimlik siyasetinin yerine özgürlükçü-baskıcı, demokrat-otokrat denkleminin belirgin hale gelmesi gerekiyor…
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.10.2025
25.09.2025
19.09.2025
11.05.2025
28.03.2025
26.12.2024
24.12.2024
12.12.2024
23.10.2024
26.09.2024