Murat BELGE
2002 yılında AKP tek başına iktidar olmasına yetecek oyu alıp hükümet kurduğunda (Erdoğan'ın da kısa zamanda kervana katılacağı belli olmuşken) başarılarla dolu bir performans göstereceğini tahmin etmiyordum. Böyle bir hükümet tarih boyunca olmadı zaten. O tür hükümetlerin biraz daha sorunlusunu bekliyordum. Acemilikler olacaktı mutlaka. İktidar uzayacak olursa, bu partinin ideolojisinin kaçınılmaz kıldığı sevimsiz uygulama girişimleri görecektik. Siyasi atmosferi kızışması beklenebilecek bir durumdu.
Ama bugün geldiğimiz bir nokta var ki, böylesini beklemiyordum. "Sıfırı tüketmek" diye bir deyim var ya Türkçede, olan bu. İktidar sıfırı tüketti; bunu bulaştırabildiği oranda topluma da bulaştırdı. Böylesine kötü bir yönetim olabileceğine ihtimal vermemişti.
Nereden başlayalım? Ekonomiden mi? AKP'nin büyük ekonomik hedefi kendine bir taban kurmaktı. Bunu kurdu sayılır. O bakımdan şimdiye kadar en "başarılı" olduğu alan belki burası. Çünkü kendine yakın sermaye sahiplerini paraya pula bağlamayı hedefliyordu. Bunlar partiyi destekleyen ve gereğinde besleyen büyük İslami burjuvazi olacaktı (sürekli sözü geçen beş şirket gibi). Ama bir de yeterli sermaye birikimi yapamamış yandaşları destekleme planı vardı. Bunlar, AKP döneminde eli para görmüş bir kesim olarak partiyi parayla desteklemese de sadakatinden şüphe olmaz bir siyasi destek tabanı sağlayacaktı. Bunlara bir de iyice yoksul olup AKP iktidarından "sadaka" mantığı içinde sebeplenen daha yoksul kesimi de eklemek gerekiyor. Bunlar oldu; bu taban şimdi var. Ama bu, geri kalan toplumun iyice yoksullaştırılması politikasıyla sağlandı. Bu yoksullaştırma da epey radikal ve epey insafsız bir üslupla yürütüldü, "pandemi" gibi etkenler de var olan duruma eklendi ve AKP ne yapsa alkış tutmaya hazır bir "taraftar ordusu"nun karşısında bunun tersi duygularla dolu bir yoksunlar ordu kuruldu. Bu arada yükselen, yükseltilen AKP "ileri gelenlerinin" birden fazla maaş alarak, makam arabası saltanatı yaratarak veya, tabii, şu kadar milyar doları "deve" ederek oluşturduğu öfke söz konusu. Bu gittikçe büyüyor.

Kazdağları, İkizdere gibi bir yığın doğa yağması da bunlara ekleniyor ve bu durdurulamaz yağma girişimleri öfkeyi hem yaygınlaştırıyor (doğaları için mücadele veren köylülerden "Biz size oy emiştik ama..." ile başlayan cümleler iyice çoğalıyor) hem de derinleştiriyor. Ödeme garantileri verilerek yapılmış yollar, köprüler, hava alanları gibi betonarme girişimlerin toplumda ne ölçüde kullanıldığının rakamlarını da görüyoruz. Bunlara Kanal İstanbul'un da ekleneceği müjdesi eksik olmuyor ama bu acaba kaç kişiyi mutlu ediyor ve bunlar kim?
Dış politika bir destan. Komşularla sıfır sorun sloganı da sıfırı tüketti -Tayyip Erdoğan'ın elinde. Mısır dönüşü bakalım neler getirecek. Bizim "şiddet ve celal"imiz de bir durulma görülüyor ve Mısır da yeniden can-ciğer bir ilişkiyi restore etmekte pek hevesli görünmüyor. Rusya bayağı sert bir açıklama yaptı. Amerika ile ilişkiler gün geçtikçe bozuluyor. Avrupa Birliği bu yakınlarda sesini daha fazla çıkarmaya ve daha net sözler söylemeye başladı.
Bunlar Tayyip Erdoğan'ı derin üzüntülere garketmiyordur muhtemelen, çünkü zaten onları sevmiyor ve sevmediğini belli etmemek üzere hiç zahmete girmiyor. Ne var ki, bu Batı ülkeleriyle Türkiye'nin ilişkileri, Tayyip Erdoğan'ın sevdikleri ve sevmedikleri çerçevesine hiç sığmayacak kadar karmaşık, önemli ve hassas.
"Pandemi" yönetimi, aşı tedariki, bunlar hep arızalı. "Arızalı" denmeyecek pek bir şey kalmadı. Ama en ağır, en arızalı, en vahim işler gene siyaset düzeyinde, özellikle de hukuk alanında oluyor. Eşi benzeri olmayan bir "Başkanlık Sistemi"ne, daha doğrusu bir sistemsizliğine geçtik. Bu herhalde bir yanlışlıkla olmadı, beklenmedik rastlantılar sonucu varılmış bir nokta değil. Buradayız, çünkü Tayyip Erdoğan burada olmamızı istedi ve istediğini gerçekleştirdi.
Onun istediği bu dünyada onun bekçileri, örneğin, sokakta gezen adam görüp vahşice saldırıyorlar, kol bükmenin, eziyet etmenin her türlüsünü yapıyorlar. Derken Süleyman Soylu televizyon programından çıkıp "Reisin emanetisin" tezahüratı yapan bir kalabalıkla karşılaşıyor. Eh, gene de "lebaleb" kongre kadar bitişik nizam değil; ama bunlar, devr-i Tayyib müsavatının dayandığı temelleri bize gösteriyor. Tayyip Erdoğan'ın özenle yeniden biçimlendirdiği Yargı (bütün seçmeleri, atamaları vb. sonucu) durmadan anayasal suç işliyor çünkü Tayyip Erdoğan'ın yargı düzeninden talep ettiklerini gerçekleştirmenin başka yolu yok. Hem yasal, anayasal çerçevenin içinde kalacak, hem de Osman Kavala'yı, Selahattin Demirtaş'ı ve daha birçok aydını hapiste tutmak mümkün değil. Adamın biri "kanlarında duş yapacağım" diyor. Yargıç bunun "fikir hürriyeti" olduğuna karar veriyor. Bunun "fikir hürriyeti" olduğunu yazan dünyada hangi anayasa var? Bu da -anında davalık olan ve ceza alan başka sözlerle birlikte- devr-i Tayyib hürriyeti olduğunu söyleyebiliriz.
Tayyip Erdoğan doymuyor, daha fazla, daha fazla iktidar istiyor. Örneğin elindeki milletvekili çokluğuyla İstanbul Anlaşması'ndan çıkma kararı aldıramaz mı? Tabii ki aldırır. Ama özellikle böyle yapmayı tercih ediyor. Her zamanki emr-i vaki yöntemiyle, şimdi bunu feshetti. Yarın, öbür gün başka -ve muhtemelen daha önemli- fermanlarını "kararname" kıyafetiyle öne sürebilir.
Ama bu işin dibine galiba Sedat Peker'le geldik. Türkiye'nin günümüzde en sağlam kurumları Sedat Peker ve Alaattin Çakıcı gibi kişiler. İçişleri Bakanı televizyon kanalında hiçbir şeyi açıklamayan açıklamalar yapıyor; çete reisi öteki medya üstünden ona cevap yetiştiriyor. Bu olayı milyonlarca insan merakla, tutkuyla izliyor ve büyük çoğunluk çete reisine inanıyor. Sedat Peker'in gençlik için "rol modeli" olduğuna dair ciddi konular konuşuluyor. Ortada büyük suçlamalar var, parmağını kıpırdatan bir savcı yok. Falan sayıda "iktidar milletvekili" var, sesini çıkaranı yok. Çünkü bütün bu zevat Tayyip Erdoğan'ın ne diyeceğini bekliyor. Oradan bir sinyal almadan laf söylemek ve dolayısıyla yanlış yerde kalmak ihtimaline karşı tedbirli olmak gerek. Peker'in böyle konuşmasına zemin hazırlaya Erdoğan cenahı olabilir mi? Şimdi Bahçeli'nin sahip çıkmasından ötürü tutumunu değiştirmiş olabilir mi? Hepsi olabilir. Ve hiçbiri öbüründen temiz değil.
Bunların hepsini başarmış bir iktidarın ilk seçimde pılısı pırtısını toplayıp evine yollanmasını beklersiniz. Bu çok hesapdışı bir olay değil. Gene de, "belli olmaz" diyoruz. Yukarıda anlatmaya çalıştığım "taban edinme" çabalarının ne derece etkili olduğunu yeterince bilmiyoruz; ama daha önemlisi, bu iktidarın bu koşullarda ve bu gidişle nasıl bir seçim, bir seçim ortamı yaratacağını bilmiyoruz.
Ama şu vardığımız noktadan sonra inecek fazla derinlik kalmadığını söyleyebiliriz.
Yazarlar
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları




























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025