Oya BAYDAR
Dünya kaç milyar yaşında, ilk insanımsının ayakları üzerinde doğrulmasından bu yana kaç milyon yıl geçti, tek tanrılı uhrevî dinlerin tarihi kaç bin yıl, kapitalizm kaç yüzyılda oluşup evre evre gelişti, sosyalizm denemelerinin tarihi kaç yüzyıla, kaç on yıla uzanıyor? Tarihte kaç büyük imparatorluk kuruldu ve yıkıldı, kaç yüz medeniyet, devlet, iktidar gelip geçti?
Milyon yılların, bin yılların merceğinden bakıldığında insanlar ve insanların kurduğu bütün yapılar, düzenler, ideolojiler, inançlar geçicidir. İnsanlık tarihinde mutlak ve sonsuz yoktur. Tanrı, insanın sonsuzluk özleminin ve kendisinde olmayan mutlak hakikati arayışının adıdır belki de.
Bütün bunlar doğru da, kısacık bir zamanla sanırlı tek bir ömrü olan birey insan, o biricik yaşamı belli bir toplum içinde sürdürürken günün somut gerçekliğinin ve somut kavgasının dışına kolay kolay çıkamaz; bir gün hepsi geçecek, her şey değişecek soğukkanlılığıyla bakamaz olaylara, çünkü Tarihin vakti çoktur, biz insanlarınsa pek az...
Bunları, içinde yaşadığımız şu dağdağalı dönemde, güncelin ve dar siyasetin ruh halinden biraz uzaklaşıp sâlim düşünebilmeme yardımcı olur umuduyla yazdım.
..............
Türkiye, kimilerinin fay hatları da dediği derin bölünmelerle şahrem şahrem yarılmış durumda. Üstelik tek değil; çeşitli derinliklerde, birbirlerini enine boyuna kesen birden fazla fay hattı var: Laik- Müslüman, Türk-Kürt, sağcı-solcu, ulusalcı- evrenselci, Alevî- Sünnî karşıtlığı bunlardan bazıları. Bu fay hatları üzerinden birbirimizi yiyip duruyoruz. Uzlaşabileceğimiz yerde ayrışıyor, kucaklaşabileceğimiz yerde birbirimizi vuruyoruz.
Gezi olaylarının ülkedeki kutuplaşmayı şiddetlendirdiğinden söz ediliyor. İlk bakışta doğru ama bu kutuplaşma fay hatlarımızla bire bir örtüşmüyor. Gezi’de; iktidarın her türlü muhalefeti susturmayı, geriletmeyi hedefleyen uygulamalarına yeter diyenler, İslamcı- milliyetçi- muhafazakâr toplum mühendisliği girişimlerine itiraz edenler, yaşam biçimlerini tehlike altında görenler, yitirdikleri iktidarı yeniden kazanma özlemi içinde olanlar geçici bir blok oluşturdular. Gezi olayları onlarca benzemezi, onlarca bir kazanda kaynamazı birleştirdi. AK Parti Hükümeti, özellikle de bölücü üslubuyla Başbakan, bu kutuplaşmayı “bizler- onlar” edebiyatıyla bilerek, isteyerek pekiştirdi. Bu arada, içten içe başka bir süreç gelişti. Fay hatları dediğimiz yüzlerce, onlarca yıllık geçmişi olan toplumsal yarıklarda minik depremler oldu ve kanatlar birbirine yaklaştı. Hiç değilse birbirinin kokusunu duydu, elini tuttu, gözünün içine baktı, yarasına dokundu, ürkekçe de olsa öteki tarafa doğru küçük bir adım attı, orada toprağın sağlam olup olmadığını ölçtü, ötekinin de kendine benzediğini fark etti, fobilerini bir ölçüde de olsa yendi. Meselâ Yeryüzü Sofraları; oruçlu oruçsuz, örtülü açık birlikte yapılan iftarlarla, ardından düzenlenen forumlarla, bu tanışmanın/yakınlaşmanın en görünür örneklerinden biriydi.
Laik-Müslüman yarılması, Türk-Kürt fay hattıyla birlikte çözümü en güç iki sorunumuzdan biri, hatta birincisi. Sadece Türkiye ile sınırlı bir sorun da değil. Mısır örneği, konuyu kendi özelimizden çıkararak daha “cool” bakmamıza olanak sağlayabilir. Mısır’daki son gelişmelerin, İhvan’a karşı darbenin, Ortadoğu Arap dünyasını sarsmakta olan toplumsal altüstlüklerin temelinde Müslümanların siyasal erk talebiyle tarih ve dünya sahnesinde yer alma mücadelesi var.
20. yüzyılın ilk yarısında, Müslüman ülkelere dışardan, yukardan ve çoğunlukla ordu gücüyle dayatılmış seküler laiklik ve kültürün halk kitlelerine yabancı kalması, benimsenmemesi Mısır’da, Türkiye’de, Kuzey Afrika ülkelerinde çoğunlukla diktatoryal, kimisi de kısıtlı demokratik laik yönetimlere olanak tanıdı. Tarih gelip de 21. yüzyıla dayandığında, yeni dünya koşullarında, Batı’nın geçirmekte olduğu derin kriz ortamında yüzlerce yıl önce büyük imparatorluklar kurmuş, medeniyetler yaratmış, bölgeye, hatta o zamanların dünyasına hakim olmuş İslam, hak ve iktidar talebiyle siyaset sahnesine çıktı. Çıktı ama demokrasi acemisiydi; ideolojik-kültürel kaynakları, dünya tasavvuru ve genlerine işlemiş mağduriyet duygusu özgürlükçü, çoğulcu olmasına olanak tanımıyordu. Yine de çağın ruhu ve dünya koşulları gereği, kerhen de olsa demokrasiyi düşe kalka denemeye koyuldu. Türkiye’de AKP’nin iktidara gelişi ve ilk dönemi bu denemelerin başarılı bir örneğiydi. Ama bir süre sonra iktidarını pekiştirmenin özgüveni ve rehavetiyle kendi ideolojik sınırlarına dayandı, kendisi için demokratlıkla yetindi. Mısır’da ise ilk acemi adımlar atılıyordu ki darbe geldi.
Siyasal- ekonomik iktidarı on yıllardır ellerinde tutmuş, elden kaçacağını hissettiğinde çeşitli antidemokratik yöntemlerle müdahalede bulunmuş laik seçkinler açısından Müslümanların siyaset sahnesine çıkmaları, hele de iktidarı ele geçirmeleri hiç de hoş ve kabul edilir değildi. Müslümanların toplumsal mühendislik projeleri, dünyayı ve yaşamı kavrayışları, inanç ve kültür kodları kendininkilerle hiç mi hiç uyuşmuyordu. Bütün bunları anlamak, hatta hak vermek de mümkün. Ama, şu soruyu sormamız gerektiğini düşünüyorum: Belli bir yaşam biçimini, kültürünü, inanç-ibadet tarzını topluma dayatma hakkını kendilerinde gören, hak ve özgürlükleri kendi ölçütleriyle belirleyen ve sınırlayan geleneksel muktedirler; mağdur ettikleri, ötekileştirdikleri kesimler iktidara geldiğinde bu defa onların kendi inanç ve kültürleri doğrultusunda bir toplum yaratma çabaları karşısında demokratik olmayan yollara başvurma hakkına sahip midirler?
Bence ne birinin ne de ötekinin böyle bir hakkı olabilir. O çok sözünü edip de ne olduğunu içine sindiremediğimiz demokrasi bu hakkı kimseye vermiyor.
Hemen ardından başka bir soru: Laik seçkinler kendi değerlerini, kendi doğrularını “ötekilere” dayatma ve onları aşağı görme, ikinci sınıf halk sayma hakkına sahip midirler? (Kimse böyle bir şey yok diye itiraz etmeye kalkışmasın. Laik kesimden geliyorum, çocukluğumdan beri şahit olmuşumdur bu hakir görmeye. Şimdi de çevremde kendilerini ulusalcı laik olarak tanımlayan pek çok tanıdığım var. Hâlâ örtülülere ve Müslümanlara burun bükmekten, onları küçük görmekten kurtulamadılar.) Soru şöyle devam ediyor: İktidara demokratik yolla gelen Müslümanlar, kendi doğrularını, kendi inançlarını, yaşam biçimlerini ister sandık çoğunluğunun çıkarmalarına imkân verdiği yasalarla, ister keyfî zorlamalarla, ister başbakanlığı başimamlıkla karıştıran ahlak bekçiliği ve tanzimiyle ötekilere dayatma hakkına sahip olabilirler mi?
Tabii ki, cevap yine hayır. Özgürlükçü demokrasi buna izin vermez.
Demokrasi dersinin daha başındayız
Sorun; siyaset sahnesine çıkma ve iktidar olma hakkını kullanan İslamın henüz demokrasi dersinin çok başlarında olması; yoklamalarda kötü not alır almaz da okulu asıp eğitimi bırakmaya meyletmesi. Ama cesaretle soralım kendimize: Türkiye’de Kemalist laik cumhuriyet rejimi, bırakın tek partili dönemi çok partili sisteme geçildikten sonra da bugün demokratlıktan anladığımız özgürlük, eşitlik, adalet içeriğiyle demokrasi miydi? Darbelerle ayakta duran, orduya dayanan, asimile edemediği Dersim’de katliam yapan, her türlü muhalefeti; komünistleri, sosyalistleri, Kürtleri, Müslümanları, azınlıkları susturan, hapislerde çürüten, düşünce suçunun(!) sadece fiiliyatta değil yasalarda da yer aldığı bir Türkiye demokrat mıydı? Bizler, o dönemleri yaşayanlar, olmadığını biliyoruz. Demek ki sadece İslamcıların değil herkesin, bütün kesimlerin ve siyasetlerin sandıktan ibaret olmayan; özgürlük, eşitlik, adalet temeline dayalı çoğulcu çağdaş demokrasiyi öğrenmeye ihtiyacı var. Ben, bu sürecin başladığını, sadece bir parktan ibaret olmayan Gezi’den sonra öğrenme sürecinin hızlandığını düşünüyorum.
İslam çeşitli yerlerde, özellikle de bizim ülkemizde bu deneyimi yaşayacak. Gezi; kabul edilemez devlet şiddetine, kendileri de demokrasi dersine muhtaç bazı kesimlerin provokasyonlarına rağmen fay hatlarının yumuşamasına, en azından bir süre için aktif olmaktan çıkmalarına yol açtı. Yeryüzü sofralarına bir kez oturan, protestocu Kürt gencinin elini bir kez tutan, kim olduğunu bilmediği ötekinin kanayan yarasına bir kez merhem süren o deneyimin izlerini taşıyacak, çevresine aktaracak, en önemlisi de sorular soracak. Demokratik hak ve özgürlükler için mücadelede, bildik fay hatlarını aşan buluşmalar olabileceğini öğrenecek.
Bu kıpır kıpır, fırtınalı, gelgitli toplumda çoğu zaman farkına bile varmadan, hayat ve olaylar tarafından eğitiliyoruz, öğreniyoruz, değişiyoruz. Kürtlerden öğreniyoruz, Müslümanlardan öğreniyoruz, Ermenilerden, azınlıklardan, emek hareketinden, kadın hareketinden, laik demokratlardan, çevrecilerden, eşcinsellerden ve asıl kendi hatalarımızdan öğreniyoruz. Demokrasi okulu açıldı. Hiçbirimiz, hiçbir kesim, ne Müslümanlar ne laikler bu zorunlu eğitimden kaytaramayız.
Zor olacak, acılı olacak ama eninde sonunda demokrasi okulundan şu veya bu dereceyle mezun olunacak. Sabırlı bir mücadele, sabırlı bir öğrenim süreci gerek. Mesele şu ki, başta da söylediğim gibi tarihin vakti çok, biz fanilerin ise pek kısa. Biraz acele etmek gerek..
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları










































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024