Sinan ÇİFTYÜREK
Son haftalarda; “AKP Ankaralaştı”, “hükümet otoriterleşiyor” dahası “rejim otoriterleşti” vb. üzerine epeyce tartışıldı, yazıldı. Öyle ki köşe yazarları, son haftalarda ağırlıkla bu konuyu işlediler halende işliyorlar. Özellikle liberal kesimin basın alanındaki temsilcileri; Dink cinayeti kararı, Roboski de 34 Kürt köylüsünün katliamı ve aralıksız genişletilerek sürdürülen KCK operasyonları karşısında, AKP hükümetinin pozisyonunu adeta şaşkınlıkla izliyorlar. Şaşkınlıkla izliyorlar zira sanki yeni bir Erdoğan yeni bir AKP fotoğrafı görüyorlar!
Bu sorun irdelenirken rejimin niteliği kadar askeri vesayetin kalkıp kalkmadığı da tartışmanın ışığında daha iyi görülebilir.
1 – AKP’li çekirdek kadro, partiyi kurarken “Milli Görüş gömleğini çıkarttık” demekle zaten Ankaralılaşmanın ilk ciddi adımını böylece atmış oldular. Gerisi hükümet olma sürecinde devlet ve sermaye ile ve bu ikilinin sürekliliğinin gerektirdiği sorumluluklarla yüzleşmeleri AKP’nin Ankaralılaşma/devletleşme sürecini derinleştirecekti.
İkinci adım, Ergenekon operasyonları üzerinden geliştirildi. Ergenekon operasyonu, Kürt açılım, anayasa referandumu ve yargı reformu gibi bütün bu “demokratik adımlar”, AKP hükümeti eliyle icra edildiler ama bileşenleri, AKP bileşenleri ile sınırlı olmadığını daha önce yazmıştım. Söz konusu operasyon ve açılımların arkasında;
ABD rejiminin, Türk Ordu-derin devletin içindeki Avrasyacı damarın temizlenip yeniden yapılandırılması arayışları,
Uluslar arası ve Türkiye sermayesinin bölgesel, küresel ihtiyaçlarının Türkiye üzerinden bölgeye taşınmasının gereklilikleri,
TSK’nin üst düzey generallei içindeki belirli kadrolarında bu arayış ve gerekliliklere ikna olmaları ya da edilmeleri,
İşte bütün bu bileşenler, AKP hükümeti ile birlikte bilinen operasyon ve açılımlar üzerinde uzlaştılar. İcra eden siyasi güç AKP hükümeti ama icraatların arkasında duran bileşen çok daha geniş idi ki buna Gülen Cemaati’ni de eklemek gerekiyor.
AKP’nin Ankaralılaştığı yanı devletlileştiği süreç aynı zamanda devletin de kısmen AKP ve Cemaatin rengine büründüğü süreçtir, bu karşılıklı olarak devam ediyor. Ancak denilebilir ki AKP, küresel aktörlerin de desteğine rağmen devleti dönüştürmekten çok kendisi dönüşerek devletleşti!
2 – AKP’nin Ankaralılaştığını, Ordu ve devlet ile nasıl uzlaştığının da ötesinde örtüştüğünü somut olaylar üzerinden görmek istiyorsak halen zihinlerde canlılığını koruyan üç olaya (cinayet ve katliama) bakmak yeterlidir. Bu üç olay; Mahkemenin karar verdiği Hrant Dink cinayeti, Roboski köyü katliamı ve topraktan fışkıran toplu mezarlardır.
Tüm olgu ve bulgular Dink cinayetinin arka planında devlet örgütünü işaret ettiği halde Mahkeme karar verirken “örgüt yoktur” dediğinde, “AKP hükümeti üzerine düşeni yaptı ama bağımsız yargının kararı bu yönde oldu ne yapalım” denilerek geçiştirilemez. Hükümet üzerine düşeni yapmak yerine “kutsal” devlete toz kondurtmamaya çaba göstermiştir.
AKP ve Erdoğan’da aynı tavrı bariz olarak Roboski katliamında da görürüz. Göz göre göre 34 sivil Kürt genci-çocuğu, uçaklardan yapılan bombardımanla katledildiler. Bu açık katliama rağmen hükümet ve Erdoğan özür dilemek, dahası sorumlular hakkında soruşturma açtırmak bir yana katliamı nedeniyle Ordu ve MİT yetkilileri özenle savunup korudu. Roboski’de ki katliama bir özrü bile çok görmesi, Erdoğan’ın Dersim özrünün defolu oluşunu da pekiştirdi.
Kürdistan’ın özellikle de Diyarbakır-Şırnak-Hakkari üçgenin neredeyse her yerinde toplu mezarların bulunduğu, toprağa gömülü cesetler hakkında gerçeğe en yakın rakamları veren İHD, MAZLUM-DER gibi sivil kurumların raporlarına ve Diyarbakır İç Kalede tüyler ürpertici insan kafatası ve kemiklerine her gün bir yeninin eklenmesine rağmen, şu ana kadar dönemin sorumluları hakkında sözü edilir bir soruşturmanın yapılmamış olması da, AKP’nin iktidar sürecinde nasıl devletleştiği ve Ordu ile uzlaştığının tipik başka göstergeleridir.
AKP, Roboski katliamını, Ordu’nun özellikle en çok müdahil olduğu Kürt sorununda siyasete müdahale etmesini engellemede bir fırsat olarak görüp üzerine gitmek yerine, Ordu’yu savunup sahiplenmiş olmakla da muhtemel bir soruşturmanın da önünü kesmiştir.
3 – Türk rejimi için, AKP iktidarı döneminde “otoriterleşti” demek yanlışın ötesinde siyasi körlük olur. Böyle bir iddia ne Osmanlı’nın son yıllarında gerçekleştirilen Ermeni soykırımını; ne Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte gayrı Müslimlere dönük izlenen baskı, tehcir ve 6-7 Eylül gibi devlet destekli provokasyonları; ne farklı ulus ve azınlıklardan tek bir ulus yaratma adına başlatılan ve 90 yıldır aralıksız sürdürülen ırkçı şoven asimilasyon politikalarını; ne Kürt halkına dönük sayısız katliam ve Dersim soykırımını; ne derin devletin planladığı 1 Mayıs 1977 ve Çorum, Maraş katliamlarını; ne Ordu tarafından gerçekleştirilen onca askeri, faşist darbeyi; ne de 1990 yıllarda Kürdistan’da onca faili meçhulü, onca toplu mezarı, onca yakılan, boşaltılan mezra, köye ve ilçelerin durumunu izah etmez. İzah etmez zira AKP daha siyaset sahnesinde yokken tüm bunlar yapılmıştı.
Türk devleti nitelik olarak başından beri ırkçı, gerici, otoriter olmanın ötesinde devlet ve sermayenin ihtiyaçları gerektirdiğinde faşist darbeler, hükümetler ürütebilen nitelikte idi. AKP’nin bu niteliğe başından beri rötuşların dışında köklü bir itirazı yoktu ve olmadı. Olmazdı da çünkü AKP’yi kuran çekirdek kadro ya antikomünist anti Kürtçü Milli Görüş tedrisatından geçip gelmiş ya da MHP’nin geçmişteki militan karolarından kopup gelmiş kadrolardı. Bu kadroların devletin otoriter yapısıyla bir sorun yaşayacağını düşünmek saflık olur. Bu nedenle AKP, devletin otoriter niteliğinde adeta kendini buldu, dolaysıyla bütünleşti ama kendi rengini de vermeye çalıştı, çalışıyor. Polis, yargı, ordu yanı devlete kendi rengini vermeye çalışan AKP içinde de bir AKP ya da müttefikleri var. Bu müttefik Gülen Cemaatinden başkası değildir. Ali Bayramoğlu bunu “Neden otoriterleşiyoruz?- 2” başlıklı yazısında şöyle belirtir:
“Nitekim Ergenekon, KCK ve asker meselesinde tüm adli soruşturmalar genel ve sistematik takip yetkisine sahip ‘polis istihbarat birimleri’ merkezli yürütülüyor. Aylarca süren takip ve soruşturmalarda, savcılar ‘yönlendirici ve denetleyici’ değil, ‘onaylayıcı ve meşrulaştırıcı’ bir işlev görüyor. Mahkeme heyetleri önlerine gelen dosyalar itibariyle onları izliyor. Bu durumda bu yapı sadece suç takibi değil, suç alanı ve politikaların üretilmesi ve yürütülmesine soyunuyor. Buna imkân veren de emniyetin genel takip ve yönlendirme yetkisiyle, uygulama adı altında ‘kapsam tanımı’ yapma araçlarına sahip bulunması oluyor...
Gelelim asıl soruya: Bu yapı, hükümetten ayrışıyor ve neden ipleri germe eğilimi taşıyor?
Şu açıktır: Ergenekon, KCK ve asker soruşturma ve davaları bu yapının ana üssünü, ana gücünü oluşturmaktadır ve bu güç burada verilecek en küçük bir tavizi, makaranın geriye sarması olarak algılamaktadır. Bu çerçevede kural dışı uygulamalarını, fikir ile eylem, siyaset ile düşünce arasındaki farkları hiçe sayan tutumunu gevşeteceği yerde tahkim etmektedir” diyor!
Bu alıntı neye işaret ediyor? AKP hükümet sürecinde, iktidar içerisinde farklı iktidar odaklarının farklı hesaplarının olduğu ve bu hesapların bazen örtüştüğü gibi bazen de çatıştığına. Peki yeni olan ya da devlet ve hükümetin otoriter yapısını daha da pekiştiren ne ki bizim liberaller koro halinde “rejim ve hükümet otoriterleşiyor” diye yazıyorlar? Bu konuda üç önemli yeni gelişmeden söz edebiliriz.
Birincisi; hükümet olma sürecinde AKP kadrosunun, genelde devletin, özelde Türk devlet yapısının dikta özelliğiyle derinlemesine yüzleşirken orada bir nevi kendini bulması. Bu anlamda gerici, şoven devlet dokusuyla AKP’nin ehlileştirilmiş “Milli Görüş”ü birbiriyle buluşarak küresel girdilerin de etkisiyle yeni bir sentez ortaya çıkartmıştır.
AKP, siyaset kadrosunun dokusu, geldikleri gelenek ve savundukları siyaset disiplini itibariyle zaten otoriter yapıda kuruldu. Bu yapıda olan bir AKP’nin, devletin özetlediğim otoriter yapısıyla bir çelişkisi olmadı ve daha ilk günden bu yapıyla barışık yaşadı.
AKP’nin “çözeceğim” dediği ama askıda bıraktığı; Kürt ulusal özgürlük talepleri, anayasa meselesi, Alevi toplumunun talepleri, Kıbrıs ve AB yolunda atılacak adımların yarı yolda bırakılması sürecinde yaşanılanlar; Dink cinayeti ve Roboski katliamında alınan tavır, özel yetkili mahkemelerin KCK ve genelde muhaliflere karşı DGM’leri aratmayan tutumu, evinde kitap bulunduran ya da protesto eyleminde bulunan öğrencilerin yargılanmaları vb. tüm bunlar AKP’nin AP’lileşme, Erdoğan’ında Demirelleşme yolunda ilerlediğinin işaretleridir.
İkincisi; Ortadoğu savaş kokuyor ve TC devleti bu savaşın aktif bir tarafı olmaya hazırlanıyor ki Batı’nın da kendisine yüklediği misyon bu.
Suriye üzerinden yaşanılan bölgesel hatta küresel çaptaki saflaşma mezhepsel düzlemde ki saflaşma ile derinleşiyor. Öyle ki Suriye üzerinde ki saflaşma, Güney Kafkaslardan Mısır’a kadar uzanan geniş coğrafyada tehlikeli bir saflaşma olarak Şii-Sünni saflaşması üzerinden derinleşiyor. Tarihi kökleri çok gerilere dayanan bu saflaşmanın bölgesel aktörleri olarak İran ve Türkiye öne çıkıyor.
Bölge halklarını ciddi yoracak, halklar arası dini ve etnik ayrılıkları derinleştirecek saflaşma ve muhtemel bir savaş hesap edilemeyecek ağır sonuçlara yol açabilir. Ayrıca bölgedeki her gelişmede her olayda Kürt/Kürdistan meselesinin görünür olması ya da olay ve süreçlerin bir bileşeni haline gelmiş olması, Türk rejimini derinden kaygılandıran bir diğer temel gelişmedir.
Bunlar, Türkiye için neyi ifade eder? Devletin otoriter, baskıcı yapısının daha da pekişmesi, G-20’nin ve AB uyum yasalarının gereklerinin yerine getirilmesinin askıya alınması yanı AKP hükümetinden yeni demokratikleşme adımları beklenirken var olan demokrasi kırıntılarının da törpülenmesiyle yüzleşebiliriz.
Üçüncüsü; kapitalizmin derinleşen krizinin küresel ve ülkesel düzlemde siyaset üzerinde ki etkisi meselesidir. Derinleşen kriz ve işçi emekçi kitlelerin krizin yükünü “omuzlamayacağız” tavrı etrafında gelişecek olan kitlesel direniş ve eylemlilikler, siyaset iklimini sertleştirecektir. Bu ve paralel gelişmeler, devlet ve hükümetlerin ve tabi ki sermayenin, küresel çapta demokrasi oyununu oynama alanlarını daraltacaktır.
Zira unutmayalım ki kapitalist rejimlerde demokrasinin sınırını karşıt iki şey belirler.Birincisi, işçi emekçi kitlerin ve devrimci, ilerici muhalefetin ekonomik, sosyal, siyasal alandaki kazanımlarıyla demokrasi ve özgürlükler alanını genişletmeleridir. İkincisi, devrimci muhalefetin isyan ve direnişlerinin ucu gelip “kutsal” mülkiyete dayandığında, devlet ve hükümetlerin demokrasi ve özgürlükler alanını daraltma yönelimidir ki ben bunu sermayenin demokrasi oyununa “paydos” demesi olarak görüyorum. Şimdi bu sürece adım atılıyor. Kitleler en net olarak Wall street’te finans sermayenin merkezlerini hedeflediklerinde bu yaşandı. Ne zaman ki direnişçiler, sermayenin “kutsal” mekânlarına yanı özel mülkiyetin merkezlerine yöneldiler bu sermaye için demokrasi oyununun sınırına varılıyor demektir. Orada artık oyun biter sermayenin ve rejimlerinin (hükümetlerinin) gerçek yüzünü tüm çıplaklığı ile görebilirsin. Sergilenen yüz: baskıdır, saldırıdır, kitlesel katliamlara varan faşist pratiktir! Küresel çapta krizle paralel gidişat bu yöndedir. Örneğin;
Kapitalist liberalizmin merkezi ABD’de küçük çaplı gösterilerde bile polisin, göstericilerin gözüne gözüne biber gazını sıkması, neredeyse gösteriye katılan her eylemcinin tutuklanması bunun yakın örneğidir. ABD’de bunlar olurken, AKP hükümeti de Roboski katliamında orduyu sahiplenecek pratik geliştirecekti.
Dünyada bu yönde gelişmeler olurken, Türk rejim ve hükümetinde tersini yanı “demokratik” açılımlar beklemek yanlış olur. Türk rejimi ve AKP hükümetinin, genelde ilerici, devrimci özelde de Kürdistan ulusal demokratik muhalefetine karşı daha baskıcı daha saldırgan bir siyaset izleyeceğini söyleyebiliriz. Kısacası, rejim ve hükümet daha önce “demokratik” idi şimdi “otoriterleşiyor” denilemez, yeni olan anti demokratik yönünün derinleşmesidir.
4 - Asker siyasete karışmamalı doğru prensibinin altını çizerken şunu da ekleyelim; asker demek “baskıcı, otoriter, faşist”, sivil ise tersine “demokrat, özgürlükçü” genellemesi özellikle de Türk siyaset patriğinde yanlıştır. Ayrıca dünyada sivil siyasetin nasıl da canavarlaştığının somut örneği Almanya ve İtalya’dır. Ülkelerini ve dünyayı kana bulayan Alman Nazizm’i ve İtalyan faşizminin sivil siyasetin ürünü olduğunu hatırlatalım.
Türk siyaseti somutta da AKP hükümeti, sivil siyaset üzerindeki askeri vesayeti kaldırabildi mi? Bu soruya kısmen evet diyebiliriz. Kısmen çünkü Ergenekon operasyonunun arkasındaki bileşenlerin uzlaşabildiği sınırlar içerisinde askeri vesayet geriletildi, fakat aynı süreçte sivil siyaset de (AKP hükümetinin bileşenleri de) kısmen askerileşti! Bayramoğlu’ndan aktardığım alıntı dikkatli okunursa, sivil bir cemaatin polis ve istihbarat birimleri üzerinden nasılda baskıcı, otoriter hatta yeşil faşizan bir pratik geliştirdiğini ibretle görürüz.
Kısacası askeri vesayet kısmen geriletildi ama belirttiğim artan bölgesel savaş iklimi ordunun sivil siyaset üzerindeki vesayetini güçlendirecek potansiyeli barındırdığını unutmayalım! 18 Şubat 2012, 02:57
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları










































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.06.2019
7.02.2019
18.03.2019
4.02.2019
28.01.2019
9.02.2019
7.01.2018
26.10.2018
28.09.2018