Ali Türer
“Barış süreci” başlayınca kendi adıma söyleyeyim, umutlandım. Galiba siyasetçilerimizin katı saflaşmaları, dalaşmaları, günü birlik laf giydirmelerini, her fırsatı siyasi bir getiriye dönüştürme gayretlerini, dediğim dedik çaldığım düdükleri bir kenara bırakacakları; birbirlerini daha fazla anlamaya çalışacakları yeni bir sürece giriyorduk. Siyasi maskelerin arkasındaki insan yüzlerini daha fazla görebilecektik belki artık.
Yanılmışım. Son günlerde siyasi liderlerde tanık olduğum siyasi üslup silahların sustuğu yerde barışın dili hâkim olacak diye bir kural olmadığını bana bir kez daha hatırlattı.
Barış süreci bir bakıma aynı toprakları paylaştıkları halde bu güne kadar gerçek anlamda birlikte yaşamayı becerememiş iki toplumun birbiriyle buluşması anlamına geliyordu. Fakat süreç bu buluşmaya karar veren toplumlardan Kürt tarafında ortak paydaları güçlendiren, farklılıkları birbirine yaklaştıran bir yolda ilerlerken Türk tarafında tam tersi bir görüntü ortaya çıktı. Türk tarafında yaşam tarzları etrafında tanık olduğumuz saflaşma sertleşmeye, ayrışma derinleşmeye başladı.
Neden böyle oldu. Çünkü siyasetin kimlikler üzerinden yapılanması ve sürdürülmesinde belirleyici olan taraf, “Millet-i Hâkime” olan taraf Türk tarafıydı da ondan. Yıllardan beri aldığı eğitim sonucu şu hayatta övünmeye, gerekirse uğruna ölünmeye değer bir şey varsa onun da Türklük olduğuna inanmıştı adam. Tarih bilgisi lisede okutulan resmi tarihin, edebiyat bilgisi lisede okutulan bölük pörçük derslerden öteye gitmiyordu. Aynı toprakları paylaştığı insanların duygularını, alışkanlıklarını, göreneklerini tanımıyordu. Onları yok sayması öğretilmişti ona yıllarca. Bu toprakları Türkleştirmeyi bir ibadet olarak kabul etmişti. Bunun için her türlü trajediyi göze almış, her türlü bedeli ödemişti ve de ödetmişti. Hayata tutunmadaki gücü, damarlarındaki asil kanda bulacağına inanmıştı bir kez.
Şimdi ise kendi içinden birileri kalkıyor “Ya galiba biz yanlış yapmışız, bu işi telafi etmemiz lazım” diyordu. Şimdi ne düşünmesi, ne hissetmesi gerekiyor bu vatandaşın? Kimyasının nasıl bozulduğunu, duygu dünyasında nasıl bir alt üst oluş, nasıl bir kırılma, nasıl bir sahipsiz kalma duygusu yaşadığını anlamaya çalışın. MHP ve CHP liderlerinin son günlerde tanık olduğumuz söylemlerinde işte ben böyle bir ruh halinin temsil edildiğini düşünüyorum.
Reyhanlı’da bölge halkını infiale uğratacak, muhtemelen oradaki Suriyeli göçmenlerle yerli halk arasındaki gerilimi sabote etmeyi hedef alan, belki de Suriye politikası nedeni ile Türkiye’ye bedel ödetmeyi amaçlayan, 51 insanımızın hayatına mal olan provakatif bir terör eylemi yaşadık. Patlamalar sonucunda ortaya çıkan acının ve karmaşanın siyasi aktörlerin insani yönden birbiri ile buluşacakları, teröre karşı ortak bir tepki geliştirecekleri bir zemin haline gelmesi gerekmez miydi? Gerekirdi. Ama bu elim olay anında tarafların elinde bir birlerine karşı kullanacakları siyasi bir silaha dönüşüverdi. Bu nasıl bir siyaset?
Reyhanlı olayı üzerinden AKP’nin Suriye politikası eleştirilemez mi, elbette eleştirilebilir ve eleştirilmeli. İnsani yönden kapı dibi komşunuzda yaşanan trajediye kayıtsız kalmanız elbette beklenemez, ancak AK Partinin Suriye Devlet Başkanı Beşr Eset’e erken ve sert tavır almasının, muhaliflere doğrudan destek vermesinin ne Suriye’deki halka, ne de Türkiye’nin güvenliğine olumlu katkı sağlamadığı da ortada. Bunu eleştirmek, “bu politika olmasa Reyhanlı olayı olmazdı” demek başka. “51 kişinin katili Erdoğan’dır”, “Ha Erdoğan ha Eset aralarında fark yok” demek başka.
CHP liderine göre iktidar partisi ve R.T. Erdoğan ülkede olan biten her türlü olumsuzluktan sorumludur. Böyle bir mantıkla pekâlâ Fenerbahçeli Raul Meireles’in Galatasaraylı Sabri Sarıoğluna yaptığı hareketin hesabını da başbakandan sorabilirsiniz.
Muhalefeti böyle bir mantıkla ve üslupla yürütürken etkili ve başarılı olabilmeniz mümkün mü? Söylemleriniz aynı kulvardasiyaset yaptığınızı iddia ettiğiniz Halkına karşı balistik füze kullanan, kimyasal silah kullanan diktatörle siyasi rakibinizi aynı kefeye koyduğunuz için aynı kulvarda yürüdüğünüzü iddia ettiğiniz Avrupa’daki partiler tarafından bile eleştirilirken, sosyalist enternasyonalin lideri sizinle yapacağı toplantıyı iptal ederken, sizi destekleyen insanlara iktidar yolunda yürümenizi sağlayacak nasıl bir moral destek verebilirsiniz ki?
Başbakan Erdoğan, Bayda köyünde Esat’ın estirdiği terörde parçalanan, yakılan bebeklerin görmezden gelinemeyeceği ile ilgili insani bir duygudaşlık üzerinden politikalarını savunmaya kalkınca; muhalefet liderlerinden biri “Türkiye’de ölenler de bebek değil mi?” diye soruyor, diğeri “bebek katili” Öcalan ile işbirliği yaptığını hatırlatıyor. Pes doğrusu!
Öcalan’a dönük şu “bebek katili” lafının iki toplum arasında düşmanlığı, bir birine yabancılaşmayı bilinçli olarak körükleyen bir rol oynadığını da görelim artık. Unutmayalım PKK ile savaşta 40.000 insanımız öldüyse bunun 30-35 bini Kürt’tür. Niyetim çekilmek istenen mecrada kalem oynatıp Kürt halkına karşı yapılan zulmün listesini vermek değil. Çünkü gün yaraları kaşıma, kanatma günü değil.
Fakat ne yazık ki siyasi liderlerimiz söylemleri ile bunun tam tersini yapıyor. Kürtler ve Türkler arasında ve bu toplumların kendi içinde, Suriye’den gelenler ve bölge halkı arasında inanç, yaşam biçimi ve değerler üzerinden ayrılıkları derinleştirecek, insanları birbirine yabancılaştıracak, ötekileştirecek, insanları birbirine selam vermez hale getirecek bir üslup kullanıyorlar.
Ve kabul edelim ki bu üslup okulda, mahallede, ilçede yaşayan insanların birbirleri ile kurdukları ilişkileri etkiliyor. Herkes kendi düşünce, algı, değerler kabuğuna çekiliyor. Giderek bizim dışımızdakilerin duygularına, sorunlarına, bakış açılarına daha duyarsız, daha hoş görüsüz, daha tahammül edemez hale geliyoruz.
15 Mayıs’ta Cumhuriyet gazetesinde bir haber çıktı. Habere göre Ankara’da bir okulda bir öğretmen okulda mescit açmak için veliler imza vermeyince "Komünistler ve Aleviler kucak kucağa oturan milletlerdir" demiş ve sınıfta alevi çocuklarla suni çocukları ayrı ayrı oturtmuş. Bir gün sonra haberin okul müdürlüğü tarafından, öğretmen ve veliler tarafından yalanlandığını öğrendik. Umarım yalan haberdir. Doğru ise yetkililerin şimdiye kadar çoktan müdahale etmesi gerekirdi. Şimdi, eğer bu haber yalansa, böyle bir haber Cumhuriyet gazetesi gibi köklü bir gazetede, farklı kaynaklarca doğrulanmadan neden ve ne amaçla yayınlanır?
Öte yandan bazı “ulusal” kanallar da Reyhanlı’da terör kurbanı acılı halkı Suriye’den gelen mültecilere karşı kışkırtacak, galeyana getirecek, bölge insanını birbirine düşürecek yayınlar yapıyorlar. Şimdi bunları “yayın özgürlüğü” deyip hoş mu görmemiz gerekiyor?
Zaman zaman bu üslup AK Parti liderleri tarafından da kullanıyor. Hükümet yer yer insanları birbirine yabancılaştıran bu üsluba çanak tutan bir politikalar izliyor. Bugünlerde içki satışı ile ilgili yeni kısıtlamalar getirmek amacıyla yeni bir yasa tasarısı hazırlığı yapılıyor. Bu yasa hazırlığını yapanlara “açık havada içki içilen yerleri kapatarak, içkilerin ya da içki reklamlarının camekânlardan görünmesini engelleyerek nereye varmak istiyorsunuz?” diye sormak gerekiyor.
Bu yasa tasarısı, hükümetin Türkiye’yi bir din devletine doğru götürdüğüne inanan ve yaşama biçimini tehdit altında hisseden ulusalcı-laik kesimin daha da içine kapanmasına, çevrelerinde AKP politikalarına destek verenlerden kendilerini daha da soyutlamalarına çanak tutmayacak mı? AKP’li yetkililer zaman zaman yürürlüğe koydukları bu kesimin duyarlılıklarını kaşıyan, kışkırtan bu tür politikalarla nereye varmak istiyorlar?
Yeni yaşam birliktelikleri, yaşama biçimleri, siyaset tarzları üzerinden “güvenli adacıklar” oluşturmaya başladık. İki üç haftadır değişik yönleri ile üzerinde durmaya çalıştığım “kimlikler” üzerinden siyaset yapmanın sonucu bu. Farklı bir adacıkta yaşayanı karşı komşusunun ihtiyaçları, mağduriyetleri, ıstırapları eskisi kadar ilgilendirmiyor. Karşıt düşüncelere, eleştirilere tahammülümüz yok. Farklı önerilere kapımız sımsıkı kapalı.
Siyasi liderlerimizi kutluyorum.
Yarattıkları bu eserleri ile ne kadar övünseler azdır. Çocuklarımıza bırakmak istediğimiz Türkiye bu mu?
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları






























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024