Alper GÖRMÜŞ
Bir savaşı, çatışmayı durdurmak yerine onun devam etmesini isteyenlerin en korktukları şey, savaşan tarafların homojenliğini ya da yekpareliğini tehdit eden gelişmelerin ortaya çıkmasıdır. Pozisyonları böyle olanlar açısından ideal durum, iki tarafta da hiçbir çatlak sesin çıkmamasıdır, iki tarafta da herkesin “savaş” demesidir. Yine de çatlak sesler çıkıyorsa eğer, kendileri için belirledikleri birincil görev, bu seslerin duyulmaması için azami gayret göstermektir.
Yine, bunların en nefret ettiği kesimler, her iki tarafın hatalarını da eleştirip barışa yol vermek isteyenlerdir. Bu “arada kalmışlar”, her iki tarafın kesintisiz savaş yanlılarınca “düşman”dan bile daha büyük bir nefretle anılırlar. (Mesela geçenlerde, Yeni Akit gazetesinin Ankara temsilcisi Yener Dönmez “Açılımcılar sussun” başlıklı bir yazı yazdı ve “Taraf yazarlarının tümü”nü bu çerçevede mütalaa ettiğini söyledi.)
Barış gazeteciliğinin önde gelen isimleri Annabel McGoldrick ve Jake Lynch, 17 maddelik “Barış Gazeteciliği” kılavuzlarının birinci maddesini, çatışan tarafları homojenmiş gibi gösterme çabalarına ayırmışlar, çatışmayı sürdürmeyi değil, barışı isteyen ve ona odaklanan gazetecilerin buna karşı nasıl bir çizgi izlemeleri gerektiği üzerinde durmuşlardı. Buna göre:
“Bir çatışmayı sadece iki tarafın çatışması gibi göstermekten kaçının. (...) Barış yanlısı bir gazetecinin yapması gereken, iki tarafı farklı amaçlar peşinde koşan pek çok küçük gruba ayırarak, yaratıcı çözümlere kapı aralamaktır.”
İki taze haber üzerinden giderek, gazeteciliğimizin “barış gazeteciliği”nden ne ölçüde nasiplendiğine bakalım...
Birinci haber: Kürt kadınlarının eylemi...
Haber şöyle:
“Van ve Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinden dün sabah yola çıkan ‘Barış Annesi İnisiyatifi’ üyesi bir grup, PKK’lıların askeri birliği pusuya düşürdüğü Hakkâri- Çukurca Karayolu’nun 12’nci kilometresine geldi. Olay yerine beyaz tülbent bırakan kadınlar basın açıklaması yaptı. Hakkâri Belediye Başkanı BDP’li Fadıl Bedirhanoğlu ve BDP Hakkâri İl Başkanı Orhan Koparan’ın da eşlik ettiği kadınlar adına Leyla Duman, Türkçe ve Kürtçe basın açıklaması okudu. Güvenlik güçlerinin operasyonlarının durdurulması istenen açıklamada, şöyle denildi:
“Biz savaş istemiyoruz. Biz burada asker annelerine de sesleniyoruz; gelsinler bizimle birlikte olsunlar. Ne bir asker annesi ne de bir gerilla annesi ağlamasın artık. Asker de bizim çocuğumuz, dağdaki insanlar da bizim çocuğumuz. Bu mübarek ramazan ayında bu kadar Müslüman öldürülüyor. Bu kadar asker öldürülüyor. Başbakan bu savaşı durdursun artık.”
Haberi Radikal’in manşetinden aktardım. Gazetenin haberin spotunda da belirttiği gibi, beyaz tülbent atma, aşiretler arasındaki kavganın bitirilmesi için başvurulan bir Kürt geleneği... Kürt kadınlarının davranışını bu sembolizmle birlikte okuduğumuzda, yaptıkları eylemin ne kadar önemli ve anlamlı olduğu daha iyi anlaşılır. Kürt annelerine eşlik edenlerin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) temsilcileri olduğunu da hesaba kattığınızda...
Buyurun size, “karşı taraf”ın savaştan yana homojen bir yapı, yekpare bir blok oluşturduğu yönündeki “bizim taraf”tan yapılan propagandanın altını oyacak çok önemli bir gelişme...
Peki, gazetelerimiz bu haberi nasıl verdi? Eylem pazar günü (21 ağustos) yapılmıştı, ben pazartesi tarihli gazetelerin birinci sayfalarına baktım. Manzara şöyle: Radikal dışında sadece Taraf ve Evrensel gazeteleri itibar etmişlerdi bu habere. Haberi Özgür Gündem de vermişti ama, annelerin “tülbent atma” eylemini gizleyerek... Bu gazetemize göre, anneler “canlı kalkan” olmak üzere sınıra gidiyorlardı, hepsi o kadar.
İkinci haber: “Kürtlerden PKK’ya ‘dur’ çağrısı”
İkinci haberimiz birinciden de önemli... Bu haberi ise Taraf’tan aktarıyorum, çünkü haberi en fazla o önemsemiş (24 ağustos, sürmanşet):
“Diyarbakır’da biraraya gelen ve aralarında Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR), Katılımcı Demokrasi Partisi (KADEP) ve çok sayıda sivil toplum örgütünün de bulunduğu oluşum, bir kez daha devlete operasyonları durdur, PKK’ya silah bırak çağrısında bulundu.”
Ahmet Altan da aynı günkü yazısını bu gelişmeye ayırmıştı. Ona göre bu çağrının anlamı şuydu:
“Aslında bu, çok sık tekrarlanan ‘standart’ bir çağrı. Ama bugünkü anlamı çok büyük... Çünkü PKK, halk kitlelerini ayaklandıracak bir savaş başlatabilme hayaliyle saldırıları şiddetlendirip yoğunlaştırmıştı.
“Bu çağrı, PKK’nın beklentisinin gerçekleşmeyeceğini çok kesin bir şekilde ortaya koyuyor.
“Silvan saldırısıyla Apo’yu kenara itmeye çabalayan PKK yönetiminin, ‘benim siyasete, demokrasiye falan ihtiyacım yok, ben istediğim iktidarı silahla alırım’ anlayışı yürümedi.”
Yanılıyor muydu Ahmet Altan? Hayır, yanılmıyordu. Bu çağrının anlamı tastamam buydu. Peki, bu kadar önemli bir gelişme karşısında gazetelerimiz ne yapmıştı?
Vaziyet şöyle: Haber, Taraf dışında sadece Evrensel ve Özgür Gündem gazetelerinde vardı.
Şimdi bu nedir? Bu, basbayağı çatışma gazeteciliğidir. “Karşı taraf”tan gelen bu ölçüde bir “heterojen” çıkışı bilerek, isteyerek görmemek, ancak savaşın sürmesini isteyenlerin tavrı olabilir.
Ben bu yazıyı yazarken birkaç internet sitesinde benzer bir habere rastladım. Haber, Güneydoğu’da faaliyet gösteren 11 kadın örgütünün, “bu savaşın derhal bitmesini, hiç kimsenin ölmemesi için adımların atılmasını, ayrıca savaşa değil, barış ortamına hizmet eden bir medya talebini” içeren bildirisine ilişkindi.
Hiç kuşkum yok ki, ertesi günkü gazetelerde bu haberi de görmeyeceğiz.
Barış bir gün bu ülkeye de gelecek ama bu medyaya rağmen gelecek!
‘Öcalan bitti’ propagandası neye hizmet ediyor?
Ortada garip bir yarış var...
“Sözün bittiği yerdeyiz”ci kalem erbabı, Öcalan’ın PKK’ya söz geçiremediğini, gizlemeyi beceremedikleri bir sevinçle tekrarlayıp duruyorlar.
Tam bu noktada, “İyi ama, sadece onlar değil, sözün bitmediğini, bitmemesi gerektiğini söyleyenler de, bu arada siz de Öcalan’la PKK arasında bir gerilim olduğunu söylemiyor musunuz” diye sorabilirsiniz...
Doğru, haklısınız, ama iki rezervim var:
Birincisi: Bizler bu gerilimi sevinçle karşılamıyoruz, çünkü mevcut tabloda PKK’yı ateşi kesmeye ikna edecek yegâne güç Öcalan olarak görünüyor. (Fakat tabii, oyunuz savaştan yanaysa, bu hakikat sizin için sevimsiz bir hakikattir.)
İkincisi: Doğru, Öcalan’ın “Devletle Kürt tarihinin en kapsamlı anlaşmasını yaptım, çatışmayı durdurun” çağrısından sonra PKK Silvan saldırısını gerçekleştirdi ve ardından Çukurca dâhil öteki eylemleri yaptı. Doğru da, bu, Öcalan’ın örgüt üzerinde hiçbir etkisinin kalmadığını mı gösterir? Durum, mesela Sedat Laçiner’in tesbit ettiği gibi midir:
“En son saldırılarla PKK Öcalan’ı gömdü. PKK’yı Öcalan’ın yönetmediği net bir şekilde ortaya çıktı.” (Vatan, 21 ağustos)
Oysa gerek PKK’dan gerekse de BDP ve DTK’dan gelen tepkiler, durumun hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Zaten tersi nasıl düşünülebilir ki? Öcalan’ın, Kürtlerin PKK’ya sempatiyle bakan kesimi üzerindeki manevi otoritesi neredeyse “tanrısal” bir mertebedeyken PKK’nın Öcalan’la “ipleri koparması” nasıl mümkün olabilir ki?
Şurası kesin: Kürtler nasıl kendilerine ne verilirse verilsin PKK’yı “satma” taleplerine “hayır” diyorlarsa, Öcalan’ı “satmak” isteyecek bir PKK’ya da “hayır” diyeceklerdir. Bunu PKK biliyor, dolayısıyla kısa vadeler dışında Öcalan’ın talimatlarının dışında bir hat benimsemeleri mümkün değildir.
İşte bütün bu nedenlerle, BDP’lilerin Öcalan’la görüşme talepleri çok önemli.
Aynı nedenlerle devletin bu aşamada Öcalan’ın sesini kesmesinin vebali de büyük olacaktır.
Bırakın Öcalan konuşsun. Hatta İmralı’dan istediğiyle konuşabilmesinin koşullarını yaratın. Dediği gibi PKK gerillalarını sınır ötesine çekebilirse, konuşmaya devam edersiniz.
Yok eğer bunu beceremezse, o zaman gerçekten de sözünü dinletemediği ortaya çıkar ki o zaman her şey oturulup yeniden düşünülür.
Fakat bana öyle geliyor ki, Öcalan’a böyle bir imkânın sağlanması durumunda onun PKK’ya söz geçirememesinden çok söz geçirebilmesinden korkuluyor.
Çünkü bu, barışın yolunun açılması ve fakat aynı zamanda Öcalan’ın da yolunun açılması (bir anlamda da Öcalan’ın Mandelalaşması) anlamına gelecek.
Hangisini tercih edersiniz? Savaşı mı, Öcalan’ın Mandelalaşması sonucunu doğuracak barışı mı?
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları








































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025