Cihan AKTAŞ
“Yeraltı Camii” olarak ünlenen Sancaklar Camii’nin inşa sürecinden elbet haberdardım ve tamamlandığında gidip görmek istiyordum. 21 Aralık günü sabah saatlerinde, külliyesinde bulunan bir salonda düzenlenen bir paneli izlemek için gittiğimde camiyi yakından görüp inceleme fırsatı buldum. Etkileyici ve yabana atılmaması gereken sembolik bir anlamı var.
Tepeden aşağıya doğru indiğimiz için, dikdörtgen minaresi olmasaydı aniden çıkacaktı karşımıza. Eğimden yararlanılarak tasarlanmış, bir bakıma yarı yarıya yerin altında; fakat ne kubbesi var ne de pencereleri. Henüz inşası tamamlanmış sayılmaz, ancak panelin bitiminde içeri girerken baktım, öğle namazını kılan kadın ve erkekler camiden ayrılıyorlardı. Namaz kılarken kendilerini nasıl hissettikleri konusunda bir fikir edinmeye çalıştım, şikayetçi olmadılar. İçine girerken bir önyargıyla yaşayacağımı sandığım daralmaya ben de kapılmadım, bunun bir sebebi merkez sahının makul ölçülerde tutulmuş olması. Mihrabın duvarından süzülen gün ışığı nedeniyle olsa gerek, kapalı mekanlarda yaşadığım daralmayı duymadan incelemeyi sürdürdüm. Cami, tabii malzemelerle inşa edildiği için olumlu bir puan aldı benden; fakat gri taş yerine kiremit rengi veya safrana yakın bir renk daha uygun düşerdi. O açıdan biraz hüzünlü ve soğuk, aslında zaten bir kavşakta, dolu bir geçmişle müphem gelecek arasında bir yerde duruyor. Pahalı bir sadelik, -göze aldığı riskler açısından- tersine bir görkem yansıtıyor. Başlıca mesajı olan tevazu adına kendinde olanı yerli yerince sunması gerektiği için de içine kapanmaya çalıştığını düşündürüyor.
Gökdelenler o denli baskın ki Büyükçekmece yolunda, yeraltına meyleden cami bir tür uyarı gibi görünüyor bana. Ne de olsa minareler boyları ne kadar uzatılırsa uzatılsın, gökdelenlerin sarma, kuşatma hırsı tarafından gözden kaybedildiği izlenimi uyandırıyor. Benzeri bir çelişkili sahne Ataşehir Mimar Sinan Camii için de geçerlidir ya… Cami sanki bir finans merkezi olmaya çalışan bölge içinde başka bir varoluşu haykırmaya çalışıyor, buna karşılık üzerine heybetli yapıların gölgesinin düşmesine engel olamıyor.
Sancaklar Camii tersine sessiz sakin bir alanda bir başka türlü varoluşu dillendirmeyi üstlenmiş. Gökdelenlerin tasallutu ve taklit camilerin hesapsız büyüklüğü karşısında tevazu eseri nasıl olur, düşünmeye sevk ediyor.
Memleketimizin kendine has inkâra dayalı modernleşme tecrübesinin sebep olduğu kısıtlanmalar nedeniyle klasik formun aşılabilmesini mümkün kılan denemelerin yoğun ve ikna edici şekilde gerçekleştiği söylenemez. Bu nedenle de risk almamak adına tekrar ve taklitle yetiniliyor. Mimar Sinan’ın geliştirdiği formu daha kalitesiz bir malzemeyle tekrarlamak veya taklide çalışmak bu büyük ustaya haksızlık oysa. Aslında “taklit” demek daha doğru, bir tekrardan söz edemeyiz. Çünkü bağlam değişti ve malzeme de tamamen aynısı değil.
Panelde konuşan caminin mimarı Emre Arolat’ın, projesini hazırlarken her zaman aklında tuttuğunu belirttiği kaygı söz konusu yapı bir ibadethane olduğunda hele, tasarımcı için olmazsa olmaz değerinde: Cami müdavimi olmayan bir mimar kendini camide namaz kılan kişinin yerine ne ölçüde koyabilir?
Sancaklar Camii
Dinle kurduğumuz ilişki nasılsa, bu camiye de yansıyor. Formun arkasındaki ilkeyi kavrayarak ona göre form üretmek zorunda olduğumuzu hatırlattı, panelistler arasında bulunan Celalettin Çelik. Ancak o ilkelere ulaştığımızda, aynı ilkelerin ürünü bir üslup-sanat ortaya koyabileceğiz. Mimar panelist Ömer Selçuk Baz’ın tespiti ise şöyle: Cami mekanını kuran, dini bir paradigmadır neticede; buna karşılık mimarlar salt batılı bir eğitimden geçiyor. Dini paradigmayla ilişki kurmadığımız sürece, (salt) modern dünyanın düşüncesiyle yeni bir form üretemeyiz.
Arolat, cami projesini “tevazu” kavramıyla birlikte içselleştirmeye önem verdiğini belirtirken, bunun bir sonucu olarak 20. Yüzyıl’da bir icattan söz edilemeyeceğini, ancak keşifler gerçekleştirebileceğimizi dile getirdi. Bu cami projesine karşılık Arolat, cami formundaki yeni imkânların ibadetin içinden düşünmeye başlamadan anlaşılamayacağını n da altını çizdi :”Bir binayı iyi yapabilmek, soyutlayabilmek için, onun içine girmiş olmak şart.” Belki de ancak bu şartı gerçekleştirmek suretiyle “kültürün bizlere yüklediği bütün yüklerden arınma” rahatlığı duyabiliriz yeni bir cami formu denerken. Bu nedenle de sonuna kadar rahat hissedemiyor kendini mimar ve alışıldık bir hat yazısına olsun tutunmaya çalışıyor. (Arolat, bu yapı tasarlanırken cami mimarisinin özüne inmek üzere 4 ay süren bir çizim öncesi düşünüp tasarlama süreci geçirmiş. Bu sürecin ardından çizim ve inşa dönemini cami müdavimi meslektaşlarıyla birlikte adımlamış.)
Zaman zaman “mağara gibi” şeklinde eleştirilen cami, metaforik olarak Hira Dağı mağarasına da atıfta bulunuyor. Camiyi yaptıran Sancak ailesi adına konuşan Suat Sancak, havalide 3-4 bin villa olduğu halde bir caminin bulunmadığını ve bu ihtiyacın kendisini bir proje arayışına sevk ettiğini belirtti. Suat Bey, mimarlığın çocukluk düşü olduğunu, cami yaptırmak isterken ise farklı bir cami arayışına düştüğünü, yeraltı camii projesi nedeniyle çok fazla eleştiri aldığı halde mimarına müdahaleden kaçındığını anlatırken, aldığı tepkiler bağlamında bir örnek verdi: “Beni şikayet etmişler, mağara bir cami yaptırıyor diye. Medine’de yaşayan bir mimar, Mustafa Kirazoğlu, kendisi 500’ün üzerinde cami yapmış, muhtemelen gelip bu camiyi görmüş, bana, hayrola, buralarda bir mağara yapıyormuşsun, dedi.”
Yer üstü kargaşa, sıkışma, sermayenin insana “hiç” olduğunu duyurtan baskısı, metaforik olduğu kadar gerçeklik halinde de yeraltı dünyaları kurmaya zorluyor, hakikat arayışı içindeki huzursuz ruhları. Gökyüzü bunca talan edildiğine, mavi gök sıradan sayılan insandan işte böylesine koparıldığına göre, muhayyileyi canlandırmanın zamanıdır. Arolat’ın ifadesiyle: “Görülmemek üzere değil de bağırmamak üzerine, bas bas bağırmayan bir cami.”
Cami mimarisi alanında yeni bir üslup üzerine düşünen dönemin İstanbul Müftüsü Prof. Mustafa Çağrıcı, Arolat’ın projesini görünce “işte böyle olur” dediğini anlattı panel konuşmasında. Kuşkusuz Sancaklar Camii benzeri türde örneklerle bir dalga oluşturacak değil, ancak görmeden geçilemeyecek sembolik bir öneme haiz. Müzakereci mimar Ömer Yılmaz’ın ifadesiyle: Yukarıda yapılan aykırı örnekler zaten eleştiriliyor, yeraltında bir cami farklı bağlamı nedeniyle başka türlü bir bakışa zorluyor.
Sancaklar Camii, projesinden haberdar olduğumdan beri bana sürüp giden “göksel” kuşatma karşısında mabedin, minarenin bir sitemi, tefekküre daveti, uyarısı olarak görünüyor. Tekrar/taklit sarmalında baş gösteren işaret fişeklerinden biri: Ne görmezden gelinebilir, ne hafife alınabilir. Türünün tek örneği olmak, dolayısıyla durduğu dönemeçte çetin yalnızlığına katlanmak zorunda.
Düşünmeyi sürdürüyorum: Ataşehir Mimar Sinan Camii ve müstakbel Çamlıca Camii de klasik cami formunun betonla tekrarının sebep olduğu bir çıkmazı yansıtıyor. Sancaklar Camii ise sanki o çıkmazın gök kuşatmasının ötesinde başka türlü bir yönelimle aşılmasına çağrıda bulunuyor. Kendisi yeraltında, ama bu yeni yönelimin ille de ye altına doğru olması gerekmiyor.
Yeraltındaki camide daralma hissine kapılmadıysam, bunun bir sebebi, caminin sandığım kadar derinlerde olmamasıydı; yukarıda belirttim. Bir diğer sebep ise yaptığım yolculuklarda olsun, İstanbul içinde olsun namaz kıldığım camilerde kadınlara ayrılan dar alanların verdiği bir alışkanlık olabilir.
Gökdelenlerin göğü kapatmaya çalıştığı, görkemli camilerin upuzun minarelerinin bu yarışta görünmez hale geldiği bir inşaat furyasında Sancaklar Camii bana, ilk camiyi farklı bir düzeyde hatırlatmaya çalışan bir çaba olarak önemli geliyor. Bulunduğu villalarla kaplı semt itibarıyla, projenin sahibi aile, mimarı ve destek veren Prof. Çağrıcı gibi bir ilim adamının iş ve fikir birliğiyle, uç bir formda gönlünce gelişme ayrıcalığına sahip olmuş. Bununla birlikte tevazu arayışı, Arolat’ın caminin girişine yazılması için hazırladığı metinde yer verilen İsra 37’ye atfen altı çizilen bir amaç: “Ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Unutma ki sen ne yeri yarabilir, ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin.”
Yeraltı Camii’nden ayrılıp da geniş araziye dağılan villaları ardımızda bıraktıktan sonra çok geçmiyor, yeniden gökdelenlerin sebep olduğu gökyüzü daralmasını yaşıyorum. Yer üstü kargaşa, trafik, kuşatma, parselleme hırsı, sükunet ve ferahlama umuduyla yeraltına yöneltiyor bilinçleri. D-100 üzerinde adım adım ilerlerken kimi katılımcılar kilitlenen trafikten umudunu kesip metro veya metrobüse binmek üzere indiler, organizasyon servisinden.
Esenyurt-Bahçeşehir Kavşağı’nda birdenbire karşıma çıktı, yaygın bir kabule göre Mimar Sinan’ın eseri olan kesme taşla inşa edilmiş Haramidere (namı diğer Kapıağa) Köprüsü. Bağlantı yollarının arasında kalmış, insanlardan soyutlanmış, ama sanki üç büyük gözü ve yanlardaki ufak, taşkın gözleriyle hem bakışları dinlendirmek hem de bilinci rahatsız edip muhayyileyi canlandırmak üzere, işte orada olmakta ısrar ediyor. Orada olduğu için gökyüzü nispeten açık, bir yandan da kirli, zehirli, suyu azalmaya terk edilmiş –İstanbul’un denize akan 68 deresinden biri olan- deresini kollamaya çalışıyor.
Bir bağ kurmadan edemiyorum: Ardımızda Sancaklar Camii ve az ilerisinde de Haramidere Köprüsü, farklı bakımlardan bir yalnızlığı dillendiriyor ve tefekkür sebebi olmayı diliyorlar.

Haramidere Köprüsü
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları








































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.03.2021
9.08.2019
16.01.2019
4.02.2018
28.08.2018
15.08.2018
28.07.2018
19.07.2018
21.10.2017
21.09.2016