Galip DALAY
Dışarıdan gelen bütün itiraz ve telkinlere rağmen, Irak Kürdistanı’ndaki referandum planlandığı şekilde yapıldı. Referandum öncesinde Irak Kürtlerini uyaran hatta üstü örtük bir şekilde tehdit eden Batılı ülkelerin çoğu söylemlerini yumuşatmaya başladı. İran dahi, her ne kadar hava sahasını Irak Kürdistanı’na kapatmış olsa da referandum öncesine oranla söyleminin tonunu hafif bir şekilde düşürdü. Buna karşın Irak merkezî hükümeti ve Türkiye söylemlerinin dozunu arttırıyorlar. Irak’ın Nisan ayında genel seçimlere gidecek olmasından ötürü, Abadi'nin Maliki başta olmak üzere diğer rakipleri karşısında zemin kaybetmemek için söylemini sertleştireceği öngörülebilir bir şeydi. Nihayetinde aynı Abadi daha birkaç ay önce Kürtlerin devlet kurma hakkına saygı duyduğunu, fakat zamanlamayı yanlış bulduğunu kamuoyuna açık bir şekilde söylemişti.
Türkiye'nin eleştirilerinin altında yatan temel mantığı anlamak güç değil. Fakat Irak'ın dışındaki en sert söylemi kullanan devlete dönüşmesinin ve Irak ve İran'la geliştirdiği yeni tarz cephe siyasetinin ne kadar rasyonel olduğu belirsiz. Meseleyi açmak için önce bazı sorular soralım: Türkiye, merkezî hükümetle neyi, nasıl başarmaya çalışıyor? Yakın bir zamana kadar Türkiye'nin Başika'daki askerî varlığını işgal olarak gören ve onların bir an evvel oradan çıkmasını talep eden merkezî hükümetle ne kadar yol alabiliriz? Veyahut, Irak'ın bütünlüğünü korumak için mevcut merkezî hükümet, Türkiye için ne kadar iyi bir partner?
Daha önce IŞİD'le mücadele ederken IŞİD'i ortaya çıkaran siyasal zeminin de sorgulanması gerektiğini haklı bir şekilde dile getiriyorduk. Aksi takdirde, IŞİD gider yerine başka bir örgüt gelir tezini yaygın bir şekilde savunuyorduk. Peki IŞİD'i ortaya ne çıkarmıştı? Sünnilerin tabiî bazı özelliklerinden dolayı aşırılığa meyilli olmaları mı? Cevabın bu olmadığı konusunda neredeyse herkes mutabık. IŞİD büyük oranda Irak’ın işgaline müteakiben, Bağdat’ın ivmesi artan bir şekilde mezhepçi milis bir devlete dönüşmesinin eseriydi. Bu durum, IŞİD'e gelişip serpilmesi için uygun bir zemin sundu. Irak'ın, İran'ın bir uydu devletine dönüşmesiydi Sünni öfkesini kabartan. IŞİD'in doğuşunda büyük bir payeye sahip olan bu mezhepçi siyaset, post-IŞİD döneminde de artarak devam edecek gibi gözüküyor. Peki IŞİD'in doğuşuna zemin hazırlayan siyaset acaba Kürtlerin de Bağdat'tan ayrılma arayışında pay sahibi değil mi? Iraklı Kürtlerin bağımsız devlet arzuları sır değil. Onlar da bu konuda epey açık davrandılar. Ancak meselenin bugün bu noktaya gelmesi sadece Kürtlerin milliyetçi duygularla bağımsız devlet talep etmesiyle açıklanamaz. Bugünkü resim büyük oranda Irak merkezî hükümetinin dışlayıcı mezhepçi politikalarının eseri. Makul bir yönetim sistemini tesis edememesinin veya daha doğru bir ifadeyle böyle bir irade ortaya koymamasının da bir sonucudur. Irak, fiili olarak kendi anayasasını dahi askıya almış bir ülke konumunda. 143 maddelik anayasada 50'nin üzerinde anayasa maddesi fiili olarak işletilmiyor.
Kürtlerden bağımsız bir şekilde, Irak birliği olamayan bir ülke. Bütünlüğünü koruyamayan bir ülke. Kendisini sadece Kürtlerin değil, Sünni Araplar ile Türkmenlerin de devleti kılamıyor. Türkiye'nin de desteklediği birçok Sünni Arap siyasetçinin Irak'ta barınamaması, yurt dışına kaçması bundandır. Mesela Tarık Haşimi neden Bağdat'ta değil de İstanbul'da diyaspora siyaseti yapmak zorunda kalıyor? Ya da, Türkiye'nin Musul'un IŞİD'den arınması sürecinde yakın müttefiği olan Musul eski valisi ve Ninova Muhafızları lideri Esil Nuceyfi Bağdat'a gidebiliyor mu? Hakkında tutuklama kararı çıkarılmasının asıl sebebi onun Türkiye'yle işbirliği yaptığı suçlaması değil miydi? Irak'ı uzun bir süre yönetmiş olan, tabiri caizse Irak'ta adeta millet-i hakime psikolojisine sahip olan Sünni Arapların normalde yüzlerini Irak merkezî hükümetine dönmeleri gerekirken bunların ciddi bir kısmının Bağdat'tan ümidini kesip, Kürtler gibi bizim de kendimize ait bir bölgesel yönetiminiz olmalı psikolojisine kapılmalarını hangi zemin sağlıyor?
Irak'ta sadece güvenlik sektörünün değil, siyasetin ve devletin de büyük oranda milisleşmesine şahit oluyoruz. Bu trend devam ettiği sürece, Irak belki bölgesel ve uluslararası muhalefet nedeniyle bölünemeyen, ancak kendi karakteri itibarıyla da birleşip bütünleşemeyen bir ülke konumunda kalacak. Zaten İran'ın bölgede ciddi nüfuza sahip olduğu, mezhepçi milis siyasetiyle toplumsal dokusunu iğdiş ettiği Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen gibi ülkelerden hangisi makul bir şekilde iç bütünlüğünü koruyabiliyor?
Bu arka planı dikkate aldığımızda, Türkiye izlemeye başladığı Irak siyasetiyle elde etmeye çalıştığını deklare ettiği hedefleri ne kadar tutturabilir? Daha doğrudan soralım: Türkiye'nin merkezî hükümetin pozisyonunu bu denli katı bir şekilde savunması veya Kürtlerin bağımsızlık referandumunun en sert karşıtı haline gelmesi bizim hangi çıkarımıza hizmet ediyor? Mesela bu siyasetle Sünni marjinalleşmesinin önüne mi geçiyoruz? Irak devletinin mezhepçi karakterini mi yumuşatıyoruz? İran'ın Irak üzerindeki etkisini mi dengeliyoruz? Yoksa Türkmenlerin maruz kaldıkları haksızlıkları mı gideriyoruz? Mesela bugüne kadar merkezî hükümetten Türkmenlerin hangi hakkına dair bir taviz kopardık? Başika kampının veya Türkiye'nin Irak'taki askerî varlığının işgalci görülmeyeceği, onların oradaki varlıklarının sorunsallaştırılmayacağına dair bir garanti mi aldık? Daha düne kadar IŞİD'den bir farkı olmadığını söylediğimiz Haşdi Şabiler, bundan sonra IŞİD'den daha farklı ve daha meşru aktörler olarak mı davranmaya başlayacaklar? Telafer'in demografik yapısını kimin bozacağından çekiniyorduk? Artık böylesi demografik veya mezhepçi mühendisliklerin olmayacağına dair garanti mi aldık? Peki bu sorulara pek müspet cevaplar veremiyorsak, Irak'la bu ölçekte iş tutuyor görüntüsü vermek, dolayısıyla onun anlamlı bir müzakere sürecine girmesini engellemek Türkiye'nin hangi dış politika çıkarına hizmet ediyor?
Irak merkezî hükümeti ve İran'la bir olursak Irak Kürtlerini sandviç gibi aramızda ezeriz düşüncesi tekrardan medyada ağırlık kazanmaya başladı. Siyasi karar alıcılar bu yaklaşımı farklı cümlelerle ifade etmeye başladılar. Irak'taki Kürtlerin neredeyse yiyecek dahi bulamayacakları kozlarımızdan veya formüllerimizden tekrardan bahsetmeye başladık. Neredeyse bir asıra yaklaşan tanıdık bir politika bu. Ama aynı zamanda başarısız olmuş bir politika. 1992'de Saddam'ın Kürtlere yönelik uyguladığı abluka siyasetini, onları açlıkla insani dramlarla terbiye etme siyasetini bir düşünelim. Ne kadar başarılı oldu bu siyaset? Kürtlerin devletleşme sürecine ket vurmaktan ziyade daha da hızlandırmadı mı? Hafızamızda daha taze olan Katar ablukasını düşünelim. Hani bizim de hem insani hem de İslamî olarak yanlış bulduğumuz bu abluka siyasetini... Ne kadar başarılı oldu bu siyaset? Tarihsel deneyimler veya geçmiş örnekler abluka siyasetlerinin lehine ne kadar veri sunuyor bize? Eğer biz Irak ve İran'la bir olup Irak Kürtlerinin nefes borularını kesecek bir abluka siyaseti izlersek, bu onları nefessiz bırakıp çökertir mi? Erbil'de (hatta Süleymaniye'de) bu kadar ülkenin konsolosluğunun olduğu bir dönemde bu elde edilebilir bir sonuç mu? Bu siyaset muhtemelen kaçakçılığı tekrardan yaygınlaştırıp, Irak Kürdistanı’yla Suriye'deki PYD bölgesi arasında daha yoğun bir yakınlaşmaya zemin hazırlar. Bu siyaset, Irak Kürtlerini Suriye (PYD sınırı) sınırını daha fonksiyonel bir şekilde kullanma arayışına iter.
Dolayısıyla şu soru üzerine kafa yormamız gerekiyor: Yukarıdaki bahsi geçen siyasetin Irak Kürtlerini her taraftan kuşatmanın ötesini gören bir yönü var mı? Peki, merkezî hükümetin her geçen gün Irak toplumunun çok ciddi bir kısmıyla bağının koptuğu, Şii hinterland’ını milisleştirdiği ve bu hinterland’ın dışındaki Sünni ve Kürt coğrafyası üzerindeki otoritesinin daha da tahrip olduğu bir denklemde, Irak ve İran'la bu ölçekte yüksek maliyetleri göze alarak giriştiğimiz Kürtlerin devletleşme sürecini engelleme ittifakının başarıya ulaşacağından ne kadar eminiz? Bu siyaset Kürtlerin canını çok acıtabilir. Onlara bedel ödetir. Fakat Irak'ın birlik ve bütünlüğünü sağlayamaz.
Bu nedenle bu meseleyi aşırı duygusallığa kapılmadan suhuletle değerlendirmemiz gerekir. İlk günlerin, haftaların harareti geçtikten sonra Kürtlerle merkezî hükümet tekrardan masaya oturmak durumunda kalacaklar. Türkiye, bu süreçte nasıl kritik bir rol üstlenebileceğine dair kafa yormalıdır.
Abartılı yorumlardan kaçınmak gerekiyor. Mesela Kürtlerin Irak'ta siyaseten bağımsızlığa gitmesinin Türkiye'nin Ortadoğu veya İslam dünyasıyla bağını kopartacağını iddia eden bakış açısı bize tam olarak ne demiş oluyor? Bu yaklaşım ya Kürtlerin Ortadoğulu ve/veya Müslüman görülmediğine ya da Kürt kimliğinin Türk kimliğinin ötekisi olarak görüldüğüne işaret eder. Bu bakış açısı İslami, insani ve ahlaki olmadığı gibi ne Türkiye'nin, ne Irak Kürtlerinin ne de bölgenin çıkarlarına hizmet eder.
Velhasıl, Türkiye ticaret kapılarını, petrol vanalarını, hava sahasını kapatarak Kürtlerin canını acıtabilir, Irak Kürdistanı’nı ekonomik darboğaza sürükleyebilir. İnsani drama yol açabilir. Fakat Irak'ın birliğini ve bütünlüğünü sağlayamaz. Irak'ın birliği Türkiye'nin Irak'la ortak askerî tatbikat yaparak, İran'la saf tutarak sağlanabilecek bir şey değil. Bu ancak Irak'ın adam akıllı bir devlet olmasıyla sağlanabilir. Irak'ın, devlet yönetiminde mezhepçi siyasal kültürünü aşmasıyla elde edilebilir. Milisleşmenin önüne geçilmesiyle, farklı etnik ve mezhebî grupların üzerinde bir Haşdi Şabi terörünün estirilmesinin önlenmesiyle sağlanabilir Irak'ın bütünlüğü. Eğer Türkiye, Irak'ın birliğini ve bütünlüğünü sağlamak istiyorsa İran'ı, Irak'ın bütün bileşenlerinin devleti olması fikrine ikna etmesi gerekir. Tabii ki bunun için de Türkiye'nin bu iki devlet üzerinde belli ölçüde bir nüfuza sahip olması gerekiyor. Eğer değilse, Türkiye önümüzdeki dönemde Irak'ta Kürtlerle merkezî hükümet arasında yeniden başlaması kuvvetle muhtemel görüşmelerde bu krizi aşmak için uygulanabilir, anlamlı bir model veya çözüm çerçevesinin ne olması gerektiğine üzerine kafa yormalıdır. Bu da Türkiye'nin hem Irak merkezî hükümetiyle hem de Kürtlerle ipleri koparmamasını gerektiriyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları









































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.09.2025
9.12.2021
11.02.2020
3.02.2020
28.01.2020
20.01.2020
13.01.2020
6.01.2020
31.12.2019
24.12.2019