Kemal CAN
24 Haziran’ın görünen tablosu, tek adam rejimini kurmayı başaran Erdoğan’ın artık tek başına iktidar olmadığı. Yıllardır peşinde koştuğu, bu uğurda partisini bile feda ettiği başkanlığı yakalamış olan Erdoğan’da bir “başarı” havası görülmemesi, ağır bir memnuniyetsizlik alameti sayılabilir... Eğilimlerden çok beklentileri ölçmüş olan anketler ve sokak havasının yanıltıcı iyimserliği karşılık bulmadı. Bir yıl önce hiç şaşırtıcı olmayacak hatta kısmi başarı kabul edilebilecek bir sonuç (Tek oy kaybı yaşayan partinin AKP olması) büyük bir yenilgi olarak yaşandı...
1- 24 Haziran şaşırtıcı aynılıklar içeren, beklenenin epey uzağında ama bilinene çok yakın sürpriz bir sonuç üretti. Bir cümlenin içinde bu kadar çelişik ifadenin yer almasını sağlayan yapısal bir anormallik bu. Bu sonuçların “olabilir mi böyle bir şey” kalıbına uyan çok yönü var. Bunların ancak bir kısmı gördüklerimizle, görmemize izin verilenlerle yorumlanabilir. Bir kısmı için ise, “başka türlü” bilgilere ihtiyaç var. Eşitsizlik konusunda da göremediklerimizden önce apaçık gördüklerimiz var. Sonuçların ürettiği gelecek üzerine düşünürken hangi kısmına bakılması gerektiğini yine de iyi düşünmek gerek.
2- Siyaset analizlerinde, komplo iddia ve olasılıklarını hesaba katmak, etkilerini küçümsememek elbette önemli. Güç odaklarının, kontrolsüz iktidar imkanlarının belirli siyasal sonuçlar için özel ve örtülü faaliyetleri olacağını düşünmemek için bir neden yok. Bunları açığa çıkartma konusundaki çabalar da saygı duyulması gereken şeyler. Fakat, olup biteni sadece bunlarla açıklamak, anlamaya zorlamak bazen hiç bitmeyen şaşkınlıkların da kaynağı haline gelebiliyor. Ayrıca her şeyi belirleyen komplo iddiası, olumlu saydıklarınızı da kendi parçası haline getirir. “Her şeyi belirlemişler bir biz dışındaydık” kolay anlatılamaz.
3- 24 Haziran’da bilemediğimiz, sadece sezebildiğimiz bazı tuhaflıklar olduğuna kuşku yok, bunlar açığa çıktıkça tartışmaya devam edeceğiz ama üzerine konuşulabilecek ve bütünü daha çok belirleyen görünür gelişmeler de az değil. Dolayısıyla konuşmaya, tam kanıtlanamayan, mekanizması açık biçimde ortaya konulamayan ihtimaller ve şüpheler üzerinden başlamak yerine, ortada olan ve üzerine düşünülmeyi hak eden gerçek tablolarla ilişkiyi fazla kopartmadan devam etmek daha yararlı olabilir. Bir seçim klasiği olan “seçmen mesajı” hakkında konuşulabilir.
4- Önce mesajına bakacağımız seçmenin 24 Haziran motivasyonuna dair söylenecekler var. Seçimden önceki son Gazete Duvar yazısında “24 Haziran hem iktidar hem de muhalefet seçmenini sorumluluk almaya zorluyor. Dolayısıyla, seçimin sürprizli sonucunu da kararsızlar değil, verilen kararlarla ilgili alınan sorumluluklar belirleyecek” yazmıştım. Galiba her iki seçmen grubu da, seçime katılım oranlarından anlaşılacağı üzere, bu sorumluluktan kaçmadı. İktidar seçmeni de, referandumdan farklı olarak, “ne yaptığının farkında olarak” davrandı.
5- Senelerdir olduğu gibi, 24 Haziran seçiminde de iktidarı destekleyen seçmen çok açık biçimde ne yaptığını, neyi desteklediğini veya neyin karşısında olmayı önemsediğini gösterdi. 1 Kasım 2015 seçimi için söylenebilecek olağanüstülük ve zorlama, 16 Nisan için söylenebilecek kafa karışıklığı bahaneleri, bu sonuçlar için ileri sürülemez. İktidar seçmeninin büyük bir bölümü için, mecbur veya kurban destekçi tanımı yapmak da artık çok gerçekçi değil. Yetiştirilecek değil, zaten yetişmiş olan kindar nesil rövanşist tatminini henüz tamamlamamış gibi.
6- Türkiye seçmeninin kahir ekseriyeti için, kimin iktidarda olduğu, nasıl bir iktidar performansı ortaya koyduğundan daha önemli. Hatta, muhalefet rüzgarının ürettiği T A M A M ihtimali ve “gidiyorlar” havası, iktidar seçmeni için de savunma refleksini ateşlemiş görünüyor. “Değişim” ihtimali sadece muhalefet seçmenini değil, iktidar seçmenini de etkilemiş. AKP mitinglerine yoklama vermeye gider gibi katılan heyecansız taban, aynı görevi sandıkta da yerine getirmekten geri durmamış. Seçimi evlerinde geçiren MHP’liler de, sadece oy vermek için ve kutlama yapmak için çıkmış anlaşılan.
7- 24 Haziran itibariyle sonucu belirleyen seçmen çoğunluğu ve sonuç üzerinde etkili olabilen güç merkezleri, değişime değil, mevcudun nasıl devam edeceğine karar verdi. Bir taraftan bakınca aktörlerin ve genel blokların aynı kaldığı ama kombinasyonun iç dengesi açısından bakıldığında da tablonun dikkat çekici bir farklılığa, en azından yeniden düzenlemeye açık hale geldiği düşünülebilir. Özellikle iktidarı destekleyen seçmen bloğunun kimlik öncelikli bir tercih yaptığı ve iktidarın ağırlık merkezinin nerede olacağı konusunda da bir eğilim işaret ettiği görülüyor.
8- Seçim öncesinde anketlerdeki yaygın yanılgının, alanda çalışan parti temsilcilerinin ve bağımsız gözlemcilerin edindiği isabetsiz izlenimlerin nedeni, yaptığının farkında olan iktidar seçmeninin aldığı sorumluluğu açıkça üstlenmek konusunda o kadar hevesli olmaması. Yapmakta olunan, yapılması gerektiği düşünülenler her zaman gururla taşınacak veya açıklanacak şeyler olmayabilir. 1980 Anayasası’na büyük bir çoğunlukla onay verenlerin hâlâ kayıp olması gibi. Bugün o yaş grubunda yapılacak bir ankette evet veren oranı gerçekleşenin tam tersi çıkacaktır.
9- 24 Haziran seçim sonuçları, iktidar oyları açısından geçmiş seçimlerle kıyaslandığında en çok 7 Haziran 2015’e benziyor. AKP’nin 7 Haziran’daki yüzde 40’ı şimdi 41,5 olarak gerçekleşti. Cumhur İttifakı’nın toplam oyu da 7 Haziran’da yüzde 56 idi, şimdi yüzde 54. MHP oylarındaki ilginç değişim bir kenara bırakılırsa, özellikle AKP’nin 2011 itibariyle başladığı erimenin devam ettiği, çok partili bir mecliste tek başına iktidar olacak desteğin altında yoluna devam edeceği görülüyor. 7 Haziran’daki AKP-MHP koalisyonu da bir kez daha işaret edildi.
10- Peki MHP 7 Haziran 2015 tarihinde bu koalisyonu neden kabul etmedi? Belki bu sorunun cevabını geçen sürede, Bahçeli’nin adım adım yürüttüğü politika ile aldığı sonuçlarda görmek mümkündür. Neredeyse hiç siyasi risk üstlenmeden, partisindeki muhalefetten kurtulup, iktidar bloğundaki “devlet” temsilciliğini de tescil ettiren Bahçeli, bütün bunların üzerine oylarını da 1 Kasım seviyesinde korumayı başardı. Bu cümleyi Bahçeli’nin etkin siyasi aklıyla ya da MHP’ye yüklenmiş (ve sağlanmış) rolle açıklamak durumu pek değiştirmiyor.
11- 24 Haziran’ın görünen tablosu, tek adam rejimini kurmayı başaran Erdoğan’ın artık tek başına iktidar olmadığı. Yıllardır peşinde koştuğu, bu uğurda partisini bile feda ettiği başkanlığı yakalamış olan Erdoğan’da bir “başarı” havası görülmemesi, ağır bir memnuniyetsizlik alameti sayılabilir. Erdoğan, münafık krizini hafif atlatmakla birlikte, MHP’ye olan başkanlık borcunun ve başta güvenlik bürokrasisi olmak üzere bu tablodaki “devlet” katkısının anlamını gayet iyi biliyor. “Denge, denetleme görevinin” kime karşı olduğu da çok açık.
12- Seçimin yarattığı zoraki koalisyon resminin yanıltıcı olabileceğine dair değerlendirmeler, AKP’nin mecliste İYİ Parti’den HDP’ye kadar uzanan geniş bir “oynak koalisyonlar” zemini sağladığına dikkat çekiyor. Sayısal olarak böyle bir imkan olmakla birlikte, bunun çok tehlikeli bir macera olacağını en iyi bilen kişi ise Erdoğan. Cumhurbaşkanı iktidarını güvenceye almak için attığı her adımla tek adam yalnızlığının iyice derinlerine ilerledi, itildi veya çekildi. Dolayısıyla artık ittifak veya ortaklık kararlarında ikna eden taraf da, taşıyıcı da kendisi değil.
13- MHP’nin aldığı yüzde 11 oy oranının 1 Kasım 2015 seçimleriyle aynı olması, seçim sonuçlarında MHP oylarının aynı kaldığı ve oy değişimi tartışmalarının dışında tutulması gerektiği yanılsamasına yol açıyor. Oysa, MHP’nin rakamsal olarak aynı seviyeyi tutturması, doğal veya yapay olarak oy kaymalarından azade olduğu anlamına gelmiyor. Bölgesel olarak bakıldığında MHP oylarında da önemli bir hareketlilik olduğu anlaşılıyor. Bunu alandaki gözlemler de açıkça gösteriyor. Yani oyları sayısal olarak eşit görünse de, o oylar aynı oylar değil.
14- MHP açısından tartışma yaratan bir başka başlık ise İYİ Parti’nin kopmasına ve AKP ile bu kadar yakın bir temasa rağmen nasıl oylarını koruduğu. MHP bunu defalarca yaparak gösterdi. 90’larda travmatik Muhsin Yazıcıoğlu ayrılığından sonra oy patlaması yaptı. 70’lerde AP, 90’larda DYP ve DSP ile bugün de AKP ile yakın durarak büyüdü. Milliyetçilik yaparak MHP’den oy almak veya ona doğru oy kayışını durdurmak mümkün olmadığı gibi, milliyetçilik simidine sarılmak sadece marka sahibi MHP’ye oy taşımaya yarıyor. Bunu kanıtlamak için kaç kere daha göstermesi gerek acaba.
15- İYİ Parti’nin ortaya çıkışına rağmen MHP’nin oylarını korumasının şaşırtıcılığı yanında, iki parti oylarının toplamının büyüklüğü de dikkat çekiyor. Birincisi, İYİ Parti MHP’nin geleneksel oylarından değil büyük ölçüde “taşma alanlarından”, genişleme potansiyelinden oy aldı. İkincisi, MHP ve İYİ Parti oylarının toplamını bir ortak profil olarak değerlendirmek çok isabetli olmaz. Tıpkı Muharrem İnce’nin aldığı bütün oylar CHP’nin yeni oyu olarak değerlendirilemeyeceği gibi. Aynı hassasiyetlerle ilişki benzer profil anlamına gelmez, hele joker bir kimlik olan milliyetçilikte hiç gelmez.
16- 24 Haziran seçimlerinin çok belirgin sonuçlarından biri de, blok oylarındaki değişimde aktörlerin rolü sorusuna verdiği cevap. Akşener’in beklendiği kadar, Karamollaoğlu’nun neredeyse hiç iktidar seçmeni kopartamaması önemli bir not olarak karşımıza çıkıyor. İktidar seçmenini oluşturan milliyetçi – muhafazakâr seçmenin tanıdık aktörlere özel bir ilgi gösterebileceğine ilişkin beklenti ne liderler bazında ne de lokal örneklerde karşılık bulmadı. Doğru adaylar bulunmadığı için değil, seçmen böyle bir ikna yöntemine kapalı olduğu için böyle oldu.
17- Pozitif kampanya, somut projeler ve yakın vaatlerin seçmenin dikkatini çekeceği yolundaki öngörüler de seçim sonuçlarıyla pek doğrulanmış gibi görünmüyor. Seçimin son düzlüğünü İnce – Erdoğan polemikleri belirlemiş olsa da, vaatler bakımından hayli zengin bir kampanya dönemi geçirildi ama seçmenin sorunlar ve çözümlerle fazla ilgili olmadığı anlaşılıyor. Çünkü, kısıtlı kampanya süreci oy verme süreçlerini etkileyecek yeni bir siyasal karar süreci yaratmaya yetmedi. Aktörlere yoğunlaşma, sorunları konuşma imkanını baskıladı.
18- Seçim sürecinde çok hızlı biçimde toparlanan hatta psikolojik üstünlüğü ele geçirerek büyük bir özgüven biriktiren muhalefet, seçim sonuçlarıyla büyük bir travma yaşadı. Haklı olarak çözüm beklentisi yüksek olan muhalefet kısa menzil tuzağına çekildiği için sonucu göğüslemesi kolay olmadı. Eğilimlerden çok beklentileri ölçmüş olan anketler ve sokak havasının yanıltıcı iyimserliği karşılık bulmadı. Bir yıl önce hiç şaşırtıcı olmayacak hatta kısmi başarı kabul edilebilecek bir sonuç (Tek oy kaybı yaşayan partinin AKP olması) büyük bir yenilgi olarak yaşandı.
19- Seçim sürecinin muhalefet açısından asıl umut veren tarafı, birlikte, yan yana durabilme ve iktidarın istediği ölçüde kutuplaştırma kışkırtmalarıyla sonuç alamıyor olmasıydı. Ancak ileriye dönük umutların asıl gerekçesi olacak bu hava, seçim sonrasında pek korunamıyor gibi. “Bize gelmiş bir destek oyu yok”, “Milliyetçiliğin gücünü tam anlayamadık” gibi açıklamalar, sayısal verilerin çok üstündeki ortak enerjiyi boşa çıkartacak tuhaflıklar. Oysa defalarca göründüğü gibi, sonuç almış olsa da olmasa da, ortak itiraz ve direnç alanları yaratamayan bir muhalefet için gelecek daha zor.
20- Seçim öncesinde umutlu olmak için ne kadar gerekçe veya ne kadar kötümser veri varsa hepsi yerinde duruyor. Seçim yeni rejim inşası için köprü geçişi olarak sunulmuş olsa da, alınan sonuçtan çıkan güç koalisyonu istikrarsızlık üretmeye devam edecek. İktidar açısından kazanılan ve kaybedilen şey daha önce de olduğu gibi -neredeyse aynı destek seviyesinde- bir seçim ve kolay yönetebilme yeteneği. İktidar -büyük bir zafer havası veremese de- seçimi kazanmış olabilir ama muhalefet, kaybedip kaybetmediğine YSK’nın yapacağı açıklamayla değil, kendisi karar vermeli.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları


































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
5.01.2026
28.12.2025
21.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
23.11.2025
16.11.2025
3.11.2025
26.10.2025