Murat Sevinç
Geçen yıl başlayıp yarım bıraktığım ‘Hükümet biçimleri ve demokratikleşmeleri‘ konulu yazı dizisinin sekizi, Osmanlı-Türk anayasacılığında laikleşme ve laiklik uygulamaları üzerineydi. ‘Türban yasakları nasıl tartışılmıştı’ , ‘Laiklik neden önemli ve zor bir konu‘, ‘Devlet bekası ve laiklik‘, ‘Osmanlı-Türk laikleşmesi‘, ‘Osmanlı’dan Laik Cumhuriyete giden yol‘, ‘Laik Cumhuriyet laik miydi?‘, ‘Laikleşme macerasında Türkçe ezan‘, ‘12 Eylülcülerin laiklik anlayışı‘.
Bunlar, konuyu merak eden ve bugüne dek fazlaca ilgilenmemiş okura yönelikti, muhtelif sorular sorup, her sorunun farklı yanıtları olabileceğini anlatmaya çalışıyordu. Aynı konuda kaleme aldığım diğerler yazılarda da genellikle basit, akılda kalma ihtimali daha yüksek bazı sorular yöneltmeyi denedim. Örneğin, “Bir hukuk kuralının konulması ve uygulanmasında referans, laik/seküler hukuk kuralları mı, yoksa herhangi bir inancın gerekleri mi olacak?” Soru basit, ancak yanıt hem çok kolay hem o kadar kolay değildi; burası Türkiye olduğu için!
Neden, ‘Burası Türkiye olduğu için’ peki? Yalnızca tarihsel yükü çok olduğu, yalnızca teokratik niteliği baskın bir imparatorluk bakiyesinden laik cumhuriyet doğduğu, yalnızca Diyanet’in varlığı ya da yalnızca son yıllardaki siyasal İslamcı uygulamaların ülkeyi getirdiği yer nedeniyle değil. Hepsi bir arada ve bana kalırsa bir de ülkedeki tartışamama, kalabalıklarca çok sevilen sloganları ‘görüş’ kabul etme ‘kötü huyu‘ nedeniyle. Oysa o kalabalıkların çok hoşuna gidecek ve sarf edene kısa vadeli prestij kazandıracak cümlelerin, genellikle hiçbir dönüştürücü etkisi yok.
Şu günlerde ‘Taliban‘ nedeniyle yeniden yoğun bir laiklik övgüsü başladı kamuoyunda ve muhalif siyasetçilerin bir kısmında. Bence hiç fena bir gelişme değil bu, ancak aynı sözler yinelendiği sürece faydası olmuyor, bugüne dek olmadığı ve bundan sonra da olmayacağı gibi. Türkiye’nin, ‘Türkiye laiktir laik kalacak‘ sloganı sarf edilirken bu noktaya geldiğini ihmal etmemekte yarar var. Demek ki başka bir dert var, demek ki sevdiğimiz ezberleri yinelediğimizde olumlu bir sonuç alınamıyor, demek ki…
Bazı gerçekleri ve soruları bıktırana dek yinelemekten yanayım: Yeryüzünde laik-seküler olmayan bir demokratik sistem yok. Yüzyıllar boyu süren mücadelenin, dökülen onca kan ve çekilen acıların sonucu. Bir diğer gerçek ise, laik-seküler sistemlerin uygulamaları arasında farklar olduğu. Farkların kaynağı, hemen her zaman tarihsel gerekçeler, gelenekler.
Ne Norveç İngiltere’ye, ne Türkiye Yunanistan ya da İspanya’ya tam olarak benzer, mümkün de değil böyle bir şey. Örneğin laikliğin mucidi sayılan Fransız için ABD başkanının göreve başlarken kutsal kitaba el koyup yemin etmesi yadırgatıcıdır; bir ABD’li için de Norveç kralının Luteryan olma şartı; devlet başkanı Anglikan Kilisesi’nin başı olan İngiliz de, Türkiye’deki Diyanet’e anlam veremeyebilir.
Buna mukabil, ülkeler arasında ortak noktalar da var ki, onları laik-seküler sözcükleriyle tanımlamak mümkün hale geliyor. Örneğin, yine tarihsel/geleneksel istisnaları bir yana bırakırsak, laik hukuk sistemlerinde yönetime ilişkin kuralların ve uygulamanın kaynağı dinsel olamaz. Kural/uygulama, referansını dinden almaz. Toprağımızda bu ilke, o esnada siyasi gerekçelerle adı konulmamış olsa da, 1921’de ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir‘ cümlesiyle kabul edildi. ‘Millet‘ Fransız Devrimi’nin icadıydı. 1789 Devrimi, egemenliğin kaynağını değiştirip, ‘gökyüzünden yeryüzüne’ indirmiş ve millete (ulusa) vermişti.
Türkiye’de de hiçbir hukuk kuralı ve uygulama (idari-yargısal) kaynağını bir ‘inanç sisteminden‘ alamaz. Diyanet’in macerasını anlattığım için aynı konuya değinmeyeceğim; ancak bu kurumun Mart 1924’te ‘Türkiye laikliğini‘ sağlayabilmek için yaratıldığını söylemek gerek. Sonrasında işler değişti, bambaşka bir yere vardı, bunlar uzun tartışmalar.
Evet, konu tartışılamıyor ve bunun çok önemli bir nedeni, ‘din’ ile ilişkili konuşulduğunda Türkiye’de tek bir din ve onun da tek bir mezhebinin anlaşılması. Haliyle, ‘bir dinin sembolleri’ denildiğinde de anlaşılan, yine çoğunluk inancına mensup olanların kılık kıyafeti. Memlekette inançlar, onların sembolleri, hangisinin hangi kamusal işlerde kullanılıp kullanılamayacağı değil, bir ‘inancın gerekleri‘ gündem olabiliyor. Siz konuyu bu şekilde ele almayı reddedip de genele yönelik sorular yönettiğinizde, asla makul yanıt alamıyorsunuz, hatta yanıt alamıyorsunuz, deneyimle sabittir!
Örneğin, ‘İlkokul öğretmeni elbette türban kullanabilir‘ diyen birine, ‘altı yaşındaki çocuğunu Musevi sembolleri taşıyan bir öğretmene emanet eder misin?‘ sorusunu yönettiğinizde, eğer şanslıysanız alacağınız en makul yanıt, ‘ne ilgisi var!‘ ya da ‘biçimsel olarak’ da yansız görünmesi gereken yargı mensuplarının dinî sembol taşıması konusu açıldığında, ‘Önemli olan zihniyeti, kıyafetin ne önemi var‘ yanıtıyla karşılaşıyorsunuz.
Zihniyetin önemli olduğuna katılıyorum, güzel de, ‘O zaman bir kadın hâkimin çarşaf giymesi ya da bir erkek hâkimin sarık kullanmasının önündeki hukuksal engel nedir?’ ve ‘bir hâkim Hıristiyanlığın sembollerini kullansa ne düşünürsün?‘ sorularıyla üstelediğinizde, ‘ya bırak saçmalama, ne ilgisi var‘ tepkisi yaygın. İkincisi, ilkine göre daha rafine, ‘ya bırak saçmalama‘ başlangıcı nedeniyle. Söz konusu yanıtların, en efendileri olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim!
Çünkü karşınızdaki, hukukun konusu olan ‘dini ve siyasi‘ sembolleri değil, yalnızca kendi inancını ve onun gereklerini düşünüyor. Yaşamı boyunca, bir gayrimüslimin ‘çocuğunun öğretmeni‘ ya da ‘mahkemede hâkim’ olabileceğini bir kez dahi aklına getirmediği için. Haksız da değil aslına bakılırsa, görmedi ki!
Benim için önemli olan, o onu giymiş bu bunu giymiş, değil. İnsanların kıyafetiyle ilgilenmiyorum. Bir hâkim türbanlı ya da türbansız, çok doğru ya da hatalı karar verebilir; bir polis gözüme gaz sıktığında başının kapalı ya da açık olmasının değeri yok. Sorun şu; Eğer Türkiye laik bir cumhuriyetse -ki anayasasında bu yazıyor- hukuk kuralları ve uygulamaların kaynağı ‘laik-seküler ilkeler‘ mi, yoksa ‘çoğunluk inancının gerekleri‘ mi olacak?
Çok ama çok basit bir soru değil mi? Bugüne dek hiçbir siyasetçinin sormadığı ve asla yanıtlamadığı bir soru. Bir siyasetçi çıkıp, ‘Hem laik hukuk kuralları, hem de bazı dinî ve geleneksel kurallar bir arada olabilir‘ dese, inanın ona da razıyım, ortada tartışıp konuşacak bir şey olur hiç değilse. Hayır, bu dahi olmuyor, olamıyor.
‘İdare‘, anayasayla birlikte laiklik ilkesini askıya alalı, tüm inançlar karşısındaki ‘yansızlık’ ilkesine tırnak ucu kadar önem vermeyi bırakalı çok oldu. Şu anda ne laik ne seküleriz, haliyle demokratik de değiliz. Bunun sınaması çok kolaydır, isteyen deneyebilir: Çoğunluk inancı hakkında esprili bir dille eleştiri yaptığınızı düşünün, ardından azınlıkların inancı hakkında aynı sözcükleri sarf ettiğinizi. İlkinde ne gelir başınıza, ikincisinde ne? Gördüğünüz gibi son derece kolay bir test!
Bir süredir bazı mahkeme kararlarında da dinin referans olarak kullanıldığına tanık oluyoruz. Şimdilik onları da boşverip bugünün konusuna geleyim. Son olarak (Diken’deki habere göre), “Adalet Bakanlığı, Boğaziçi Üniversitesi’nde sergilenen Kabe figürü etrafına LGTBİ+ bayrakları çizilmiş görsele ilişkin soruşturmada Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) verdiği cevapta, ‘eşcinselliğin İslam’a göre haram olduğunu’ belirterek, tutuklamaların ‘kanuna uygun olduğunu’ savunmuş.”
Adalet Bakanlığı tarafından gönderilen bu savunma, Türkiye’de hukukun bir kaynağının da dinî kurallar olabileceğinin, ‘resmî‘ kanalla ilanı niteliğinde. Yok eğer değilse, mutlaka birileri ne olduğunu yazıp anlatır.
Bir de ‘özel‘ örnek vereyim. Bir üniversitede (kamu) kadın öğretim üyesi, laiklikle ilgili yazılarımdan birini (adımı vermeden) derste konu edip, sınıfta tartışmaya açmış. Öğrencilerin bir kısmı hemen tepki göstermiş, malum makamlara şikâyetçi olmuş ve hocanın dersini kaldırmışlar. 2021 laik Türkiye Cumhuriyeti’nin üniversitesinde.
Başlıktaki ‘kırmızı çizgi‘, sık işittiğiniz bir çizgi. Anayasa’nın ilk üç madde söz konusu olduğunda dile getirilir. Daha ziyade Kürt sorunu bağlamında akla gelen ‘ilk üç madde‘ konusu ayrı bir fasıl, başka zaman anlatamaya çalışacağım. İkinci madde Cumhuriyet’in temel niteliklerini sayar. Onlardan biri, rejimin harcındaki laiklik ilkesi. O ilke yoksa, bu toprak için cumhuriyet de yok. Anayasalarımızdaki (1924, 1961, 1982) cumhuriyet, yalnızca bir devlet biçimini anlatmaz, onu tamamlayan ilkelerle birlikte ele alınır.
Muhalefet partileri, ittifak kaygılarıyla olsa gerek bazı konulara hemen hiç değinmeyip sessiz kalıyor. Bunların başında gelen, laiklik ilkesi. Anladığım kadarıyla genel tavırları, ‘hele şu dönem bir geçsin, o zaman bakarız‘. Ne Ayasofya’ya, ne Kariye’ye, ne idarenin yansız davranmayışına, ne yukarıda hatırlattığım ve laik sistemde kabul edilemez kararlara doğru dürüst ses yükselttiler. Ya laik-seküler olmayan bir demokrasi keşfettiler -ki büyük bir keşif olacağına kuşku yok- ya da bir gün iktidar olurlarsa bu sorunların üstesinden kolaylıkla geleceklerine inanmış haldeler. Siyasetin, yalnızca ‘çoğunluğun gönlünü hoş tutmak’ için değil, o ‘çoğunluğa farklı seçenekler olabileceğini göstermek‘ için de yapılabileceğini anlamak istemiyor, böyle satırlar yazanlara da çok sinirleniyorlar.
Anayasayı askıya alan iktidar ve temel anayasal ilkeleri savunamayan parti yönetimleri. Arada bir, üstü çoktan toprakla örtülmüş ‘anayasal ilkeleri‘ hatırlayıp, celalleniyorlar. O ilkeleri kuru birer sözcükten ibaret zannettikleri için. Laik-seküler olmayan bir demokrasi yok. Yok.
‘Özgürlükçü laiklik’ notu: Böyle zamanlarda, laiklik savunusu yapanların bir kısmı ‘özgürlükçü laiklik’ olmalı derken, bir kesim, bu kavramın saçma, hatta neredeyse ‘hileli‘ olduğunu iddia ediyor. İki görüşün de haklı yanları olduğu kanısındayım. Özgürlükçü laiklik, ‘tatlı yaş pasta‘ gibi bir şey çağrıştırıyor. Buna mukabil, neden tercih edildiğini anlamak çok güç olmasa gerek. İnsanlara dönem dönem ‘tuzlu yaş pasta‘ yedirir ve yaş pastanın böyle bir şey olduğu söylerseniz; örneğin üniversite çağına gelmiş öğrencinin türbanını laiklik ilkesini gerekçe göstererek yasaklarsanız, birileri de yaş pasta isterken ‘tatlı‘ tamlamasını kullanır.
İklim krizi notu: Açık Radyo’da, temiz hava hakkına ilişkin programın kaydı. Dinlemenizi öneririm.
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025