Ümit KIVANÇ
Dışişleri Bakanlığı, 3 Temmuz 2024 tarihiyle bir resmî açıklama yayınladı. Açıklamayı açmak açmak, daha da açılamayacak hale getirmek, dünya meselelerini, dış politikayı takip eden gazeteciler için vazifedir. Evler basıp, üç kuruşa çalışan yurtsuz adamları eşlerinin çocuklarının yanında dövmek, işten dönen delikanlıları sokak ortasında öldürmek gibi meşgalelerimiz olmadığından vaktimiz bol. Bu tür millî girişimlere katılmadığımız için sırtımızı sıvazlaması ihtimali ne yazık ki bulunmayan büyüklerimizin gözünde kıymetsiz mesaimizi bu mühim vazifeye vakfedebiliriz. Açıklamayı ele alacak ve en kısa zamanda yerine bırakacağız. Resmî belgedir, buruşturup çöp kutusuna atamayız. Gerçi atanlar çıkabilir, onlara işaret yaparız. Girişelim.
Açıklamanın doğruluğu tartışılamayacak kısmından başlayalım. Tarih ve numara: “No: 127, 3 Temmuz 2024”. Evet, sahiden böyleydi bunlar.
Başlıksa, doğruluktan başlar başlamaz ayrılınacağının işareti:
“Ortadoğu ve Suriye Politikamız ile Bağlantılı Olarak Ortaya Atılan İddialar Hk.”
Görüşler, eleştiriler falan değil de “ortaya atılan iddialar” hakkında konuşuyoruz! Manipülatif; üzerine açıklama yapılması gereği duyulmuş görüşleri baştan itibarsızlaştırmaya yönelik. Eski usûl uyanıklık.
Ha, burada da doğru bir kısım var: “Hk.” Tek doğru şeyin bir kısaltma oluşu sanırım metin yazarlarına kaderlerinin oyunu.
Esas metne geçelim. Onlar söylesin, biz karşılayalım. Bunu da mektedir’li, maktadır’lı yapalım ki, sesimiz gür çıksın.
“Dış politikamız, devletimizin ve milletimizin çıkarlarını esas almaktadır.”
Hayır. Muktedirlerin iktidarını sürdürmesini esas almaktadır.
“Türkiye, bu anlayış tahtında, güçlü tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Ortadoğu’da barış, istikrar ve refahın tesisini hedeflemektedir.”
Hayır, böyle bir şey hedeflememektedir. Amaç her dönemde devlete hakim olmayı başaran bir tahakkümcü gücün endişe, hezeyan, hırs ve takıntılarından meydana gelen komplekslerin yatıştırılması, mümkünse tatmini, fırsat bulunan her an tesisine çalışılan birtakım hegemonya konumlarına ulaşılmasıdır. Hele büyük bölümü memleketimiz sınırları içinde yaşayan Kürtlerin TC sınırları dışındaki akrabalarını Türkiye’nin ezelî ebedî düşmanı görerek izlenen agresif politikaların barışla, istikrarla, refahla uzaktan yakından alâkası yoktur. Suriye topraklarına yönelik, halen uygulanmakta olan askerî-siyasî planlar, hem barıştan hem de “bağlar”dan ne anladığınızı gayet güzel ortaya koymaktadır. Ayrıca “bağlar” iki taraf arasında kurulur ve o bağ dedikleriniz, bu bölgede, bağın öbür tarafı için çoğu zaman hiç de hayırlı anılan bir ilişkiyi ifade etmez.
“Bu siyasetin oluşturulmasında uluslararası hukuk, insani değerler ve küresel adalet arayışı temel prensiplerimizdir.”
Değildir, hiç de olmamıştır. Kendi ülkenizde hukukla, insan haklarıyla, adaletle ne ilişkiniz vardır ki, bunların uluslararasısıyla, küreseliyle ilginiz olsun? Pratiğinize bakan, söylediğinizi gülünç bulur.
“Türkiye, Suriye’deki iç kargaşa neticesinde yaşanan insani trajedi karşısında da başlangıçtan bu yana ilkeli bir tutum sergilemiştir.”
Asla böyle bir şey yapmamıştır. Türkiye’de iktidara ve bakanlığınıza hakim olan ekip, Suriye’deki savaşı bizzat körüklemiş, mülteci akınından siyasî fayda ummuş, sinsice kundaklama politikanızın berbat dumanları arşa yükselmiş ve maalesef milyonlarca insanın hayatını söndürmüştür.
“Dış politikasını milli menfaatleri doğrultusunda güncelleyen ülkemiz, ulusal güvenliğimize yönelik tehditlere karşı gerekli önlemleri almaktan da çekinmemektedir.”
Sizden önce kimse “millî menfaat” ve hele “ulusal güvenlik” düşünmüyormuş gibi davranmanız, “ilke” gibi bir kavram bir yana, Allah bir deseniz güvenilemeyeceği konusunda yeni bir işarettir. Güvenlik güvenlik diye hayatı kaydırılmış bir toplumuz biz. Neden bahsediyorsunuz? Sizin ideolojik takıntılarınıza ve çıkar hesaplarınıza göre oraya buraya bulaşıldığında mı millî, ulusal her ne varsa akla geliyor? “Güncelleme” lafı da, askeriye sonrası iktidar memurlarının boy uzatmak için ayakkabı tabanına koyduğu mukavva falan gibi bir şeydir.
“Demokrasilerde yapıcı eleştirilerle dış politikaya katkı sağlamak elbette mümkündür. Bununla birlikte, siyasi rant uğruna gerçeklerin çarpıtılması ve ideolojik bağnazlığa dayalı ithamlarda bulunulması bu kapsamda değerlendirilemez.”
Tabiî değerlendirilemez, nasıl değerlendirilsin! Zaten kapsamı belirlemek sizin ayrıcalığınızdır ve suç işlememiş insanları hapse atıp ömürlerini gasp etme hakkı gibi, neyin “yapıcı eleştiri” olduğuna, neyin “ideolojik bağnazlık” olduğuna hükmetmek de bu ayrıcalıklar cümlesindendir. Eğer “ideolojik bağnazlığa dayalı itham” diye bir şey varsa, bunun baş icracısı bağlı bulunduğunuz iktidar mekanizmasıdır. Söylediğiniz söz sadece, “işimize kimse karışamaz” anlamına gelir; bu memlekette siyaset yapan, yazan çizen kimse de bunu yiyecek kadar hıyar değildir.
Haklı olduğunuz tek husus, “yapıcı eleştiri”nin “dış politikaya katkı” sağlayabileceği yerin “demokrasiler” olduğunu belirttiğiniz cümle başıdır. Evet, bu ancak oralarda olabileceğinden, vatandaş diye bir şey tanımayan bizimki gibi rejimlerde bulunmasını beklemek haliyle şapşallıktır.
“Ortadoğu ve Suriye politikamıza yönelik ortaya atılan iddialar, herhangi bir analitik nitelik taşımadığı gibi temel tarih bilgisinden dahi yoksundur.”
Şahane! Parçası olduğunuz bugünkü iktidarın herhangi bir konuda sahiden analitik herhangi bir düşünce zinciri üretebildiği görülmemiştir. Görülemez de, çünkü zihinleriniz bunu imkânsız kılacak ketler kilitlerle donatılmıştır. Fakat, bu korkunç üstenci ifadede bir defa daha ortaya konduğu gibi, gerçekte düşünmeye yaraması beklenen ufacık organlarınız ancak birilerine hakarete, birilerini ithama, birilerini hakir görmeye, göstermeye sıra geldiğinde verimli çalışabilmektedir.
“Türkiye, yıllardır taammüden ateş çemberine dönüştürülmüş bir coğrafyada huzur ve istikrar adası olmayı başarmıştır.”
Başaramamıştır. Şu anda bu memlekette iktidar sahipleri bile huzur içinde beş dakika geçirememektedir. En başta, herhangi bir yer ateş çemberine dönüşmüşse bunda ya paylarının olmasından ya bundan çıkarlarının zarar görecek olmasından ya da birtakım foyalarının meydana çıkacağı endişesinden. Öte yandan, huzurlu, istikrarlı ülkede hukuk-adalet böyle bizdeki gibi, alıp beğenmediğin herkesin kafasına indireceğin odun muamelesi görmez, vatandaş dediğin kişinin hakları, yönetenlerin ona karşı görevleri olur, insanlar aç-açık, üstüne üstlük aşağılanarak, alay edilerek süründürülmez. Eğer bir yerde huzurlu insan, istikrarlı ev, aile, mahalle hayatı yoksa ama ülkenin huzur ve istikrar içinde bulunduğu iddia ediliyorsa bunun tek anlamı vardır: zorba bir yönetim kimseye göz açtırmıyor, gık diyenin tepesine biniyordur.
“Ülkemiz bölgede yaşanan savaşların dışında kaldığı gibi milletimizin huzur ve güvenliğini perçinlemiş, refahını artırmıştır.”
Yalan. Memleketimizi yönetenler, savaşların dışında mışında kalmamış, tâ içine dalmıştır. Hâlihazırda başka ülke topraklarındaki yerleşim birimlerini buradan gönderilen subaylar, idareciler yönetmektedir. Ordu sürekli başka ülke topraklarındadır. Ankara, mevcudunu hiçbirimizin bilemediği binlerce yabancı savaşçıyı eğitmekte, donatmakta, şurada burada sahaya sürmektedir. Türkiye toplumunun huzur ve güvenliği “perçinlenmiş” falan değildir. Başkentin ortasında patlatılan bomba aslında kafanızda patlamıştır, haydi ölenlere acımıyorsunuz, hiçbir sorumluluk almıyorsunuz, bari sağa sola saçılmış itibarınızın, haysiyetinizin parçalarını toplasaydınız, polis gelip yaralıların ve yardıma koşanların üzerine gaz atmadan. DAİŞ Ankara’nın göbeğinde yüz kişiyi öldürdü -ülkenizde daha da neler yaptı-, dört milyona yakın sığınmacı burada ve siz “savaşın dışında kaldık, huzurumuz refahımız da arttı” diye bir metni kaleme alıp dünya âleme sunabiliyorsunuz. Eksik bıraktığınız cümle, “o arada utanmayı da sınırlarımız dışına sürdük, pek güzel oldu” gibisinden bir şeydir.
“Bu süreçte savunma yeteneklerini de geliştiren ülkemiz, kendi coğrafyasında akamete uğrattığı terörle sınır ötesinde de mücadele edebilir hâle gelmiştir.”
Ee? “Terör” dediğiniz şeyin zeminini toptan ortadan kaldırabilecek bir dış politika, yakın çevre politikası ihtimalini ihtimal olarak bile ele almaya ne çapınız ne kompleksleriniz ne ideolojik takıntılarınız elverirken övündüğünüz şey nedir? O “terör” nereden çıktı? Neden bunca yıldır sürüyor? Sizin hiç mi katkınız, dahliniz, bönlüğünüz, görmezliğiniz, duymazlığınız yok bu işte? Neyle övünüyorsunuz? Muktedirlere iktidar alanı açan savaş ortamını daha yıllarca sürdürebilecek olmakla mı?
“Tüm bu gerçekleri görmezden gelerek salt siyasi rant amacıyla mesnetsiz ithamlarda bulunan kesimlerin, bölgemize nüfuz etmeye çalışan egemen güçlerin vekilleri hâline geldikleri de gözden kaçırılmamalıdır.”
Burada daha analitik olalım ki, bu analitik âlimler bizi ciddîye alsınlar! Ne yapılıyormuş? Bir defa, kendilerine yönelik eleştiri falan yok, “iddialar” varmış. Bunlar “mesnetsiz”miş. “Gerçekler görmezden gelinerek” ortaya sürülüyormuş. Üstelik bu melanet “salt siyasî rant amacıyla” yapılıyormuş. Fakat koca bakanlık bu pespaye şeylerle uğraşma gereği duymuş. Niye? Meçhul. Söylemiyorlar.
Açıklamanın “salt” ne amacıyla yapıldığına böylece ulaşıyoruz: Tehdit. Dış politikaya yönelik eleştiri meleştiri yapan, dış güçlerin ajanı vs. olmakla suçlanacaktır, haberiniz olsun. “Bölgemize nüfuz etmeye çalışan egemen güçler” de kimdir, ayrı mesele. Komik de. Bölgemize nüfuz etmemiş egemen güç mü var? Kim? Çin mi? Türkiye’de dış politikayı eleştirenler Çin ajanı mı meselâ? ABD’yse, zaten onyıllardır burada. Ne yapacak, Pentagon’u mu taşıyacak Ege’de koy kapatıp? Rusya zaten, Ukrayna Savaşı yüzünden mecburen az öteye çekildi, yoksa hâlâ TC’nin güney sınırında zırhlı araçla devriye atmakla meşgûl, Suriye’de DAİŞ biraz daha azıtırsa yine uçakları bombardımana başlar. Kimdir bu henüz nüfuz etmemiş de şimdi edecek “egemen güçler”? Saçma.
Ve son paragraf:
“Dış politikadaki adımlarımızı, devletimizin ve milletimizin çıkarları doğrultusunda atmaya devam edeceğiz.”
Meydan okuyor bakanlık. Yukarıdaki tehditle bu biraraya gelince bütün bu feci açıklama metninin özünü oluşturuyorlar. Yani: “Dış politikaya laf etmeyin, sizi dış güçlerin ajanı ilan ederiz, bildiğimizi de okuruz!” diyorlar. Biz de diyelim ki: Okuyamazsınız, birader. Deniz bitti. Farkında bile değilsiniz hem bizi hem kendinizi ne hale soktuğunuzdan. Acınacak halde de değilsiniz, çünkü memleketine bile bile kötülük yapana acınmaz. Üstelik bu utanmasızlık, özgüven kılığındaki bu kibir, bu tepeden atma tutma… ne ağzınızdan çıkan doğru ne haliniz. Yazık bize.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları





















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024