Vahap COŞKUN
Türkiye, 2013-2015 yılları arasında Kürt meselesinin şiddetten arındırılmasını ve demokratik siyasi mekanizmalarla hâl yoluna koyulmasını amaçlayan bir ‘çözüm süreci’ yaşadı. İki buçuk yılı aşkın bir süre Türkiye’de silahlar patlamadı, çatışmalar durdu. Ülke, uzun zamandır hasretini çektiği bir sükûnet ortamına kavuştu. Süreç, kısmi bir şeffaflıkla halkın bilgisi dâhilinde yürütüldü. Siyasi aktörler inisiyatif üstlendiler. Kamuoyunu hazırlamaya yönelik faaliyetler yürütüldü, hukuki düzenlemeler yapıldı...
Cumhuriyet’in kuruluşundan beri var olan bu sorun alanında geçmişle kıyaslanamayacak derecede ileri adımların atılması, toplumda büyük bir umuda yol açtı. Memleketin iktisadi, hukuki ve siyasi olarak istikrar kazanmasını engelleyen bu sorunun üzerinden gelinecekti. Tabular yıkılmış, önceden düşünülmekten dahi imtina edilen adımlar atılmış, en zorlu parkurlar geçilmiş, sona yaklaşılmıştı. Birçok insan, menfi manada bir geri dönüşün artık mümkün olmadığını düşünmeye başlamıştı.
Lakin beklenen ve arzu edilen olmadı; gerek sürecin kendi mimarisinden ve gerek Ortadoğu’nun değişen dengelerinden kaynaklanan nedenlerle çözüm süreci önce durdu, buzdolabına kaldırıldı, ardından da tamamen sona erdi. Kırsaldan kentlere taşınan çatışmalar eskisinden daha şiddetli bir hâl aldı, ölüm haberleri yine gündemin üst sıralarına taşındı. Sürecin bitmesiyle birlikte müspet hava tuzla buz oldu. Çözüm sürecindeki Türkiye ile çözüm sürecinden sonraki Türkiye birbirinin zıddı oldu. Süreçte özgürlükleri, demokrasiyi, bütünleşmeyi, yeni anayasayı konuşan Türkiye’nin yerini yasakları, kısıtlamaları, güvenlik tedbirlerini, süreklileştirilen olağanüstü hali ve KHK’ları konuşan Türkiye aldı.
“Beka meselesi”
Türkiye, siyasi olarak bir uçtan diğer bir uca savruldu. Masanın devrilmesinin ardından devlet, yoğun operasyonlarla sınırın içinde ve dışında PKK’nin üzerine gitti. Çözüm süreci döneminde görüşmeler yaptığı PYD/YPG’ye karşı Suriye’de üç askeri harekât düzenledi. HDP’yi de fiili ve hukuki kıskaca aldı. Milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırıp, Demirtaş dâhil çok sayıda vekili hapishaneye gönderdi. HDP’nin teşkilatları üzerinde büyük bir baskı kurarak çalışmaz hale getirdi. HDP’nin belediyelerine kayyım atadı.
Devletin bu topyekûn mücadele stratejisi üç önemli sonuç doğurdu:
İlk sonuç, iktidarın “Yeni Türkiye” iddiasına rağmen eski devlet anlayışının bütün haşmetiyle yeniden canlanmasıdır. Bu anlayış, özü itibariyle güvenlikçi bir bakışı ifade eder. Bütün toplumsal kesimlerde karşılığı vardır ve farklı kesimlerin işbirliğine dayanır. Bu anlayışla hareket eden iktidar, içte olsun dışta olsun, her sorunu bir “beka meselesi” olarak kodladı. Kendi önerisinin dışında dile getirilen her öneriyi “tehdit” olarak gördü. Farklı talepleri gayri-meşru kıldı ve şiddetle karşı çıktı. Bu da bir bütün olarak demokratik siyasetin alanını daralttı.
İkinci sonuç, milliyetçiliğin yükselmesidir. Gerçi milliyetçilik Türkiye’de her zaman zinde bir ideolojidir. Değişik ambalajlara sokulmaya çalışılsa da, hem sağda hem de solda milliyetçiliğin destekçisi çoktur. Fakat hâlihazırda esen milliyetçi dalganın geçmiştekilerden daha tehlikeli bir yapıya sahip olduğunu belirtmek gerekir. Zira bu kez milliyetçilik, klasik destekçileri üzerinden değil, dindar-muhafazakârlar üzerinden kendine alan açıyor. Geniş bir tabana oturan dindar-muhafazakârların, çoğunlukçu bir bakışla keskin bir milliyetçiliğe yönelmeleri ve dışlayıcı bir tavır geliştirmeleri, kritik konularda gereken uzlaşmanın sağlanmasını güçleştiriyor.
Üçüncü sonuç ise, Kürt karşıtlığının büyümesidir. İktidar ortaklarının söylemlerinde dozu kaçırmaları, Kürt karşıtlığına giderek daha fazla zemin kazandırıyor. Anti-Kürt algısının yerleşmesi ise birbiriyle bağlantılı iki soruna yol açıyor: Bir taraftan bu durum kendiliğinden bir otoriter atmosfer yaratıyor. Kayyım kararlarında olduğu gibi, muhatabı Kürtler olduğunda anti-demokratik karar ve uygulamalara makuliyet atfedilebiliyor. Rahatlıkla kabullenilen bu karar ve uygulamalar, sonradan başka gruplara da sirayet ediyor. Böylece otoriterlik herkesi ve her alanı kapsayacak şekilde tahkim ediliyor.
Diğer taraftan ise, Anti-Kürt algısının yaygınlaşması sorunu derinleştirdiği ölçüde, siyasi aktörler çözüm arayışlarından uzaklaşıyor. İktidarın takip ettiği yolun dışında bir yol önerenler, türlü ithamlara maruz kalıyorlar, geçmişte rahatlıkla konuşulan birçok konu konuşulamaz bir hâl alıyor. Bu da çözümü giderek zorlaştırıyor.
Ulusal güvenlik sendromu
Bugün geldiği noktada iktidar, Türkiye’de bir Kürt meselesinin olmadığını savunuyor. Kürtlerin hak ve özgürlükleriyle ilgili yapılması gereken her şeyi yaptığını ve dolayısıyla Kürt meselesini çözdüğünü iddia ediyor. Artık bir Kürt sorununun bulunmadığını, yalnızca bir terör sorununun olduğunu belirten iktidar, bu bağlamda bölgedeki Kürtlerin -özellikle Suriye Kürtlerinin- daha fazla hak sahibi olmalarını da Türkiye için bir güvenlik tehdidi sayıyor. Ve bu tehdidi bertaraf etmek için de içte ve dışta bütün adımların atıldığını söylüyor.
Ulusal güvenlik sendromuna hapsolmuş bir bakışı yansıtan bu değerlendirmenin, gerçeği yansıttığı söylenemez. Her şeyden evvel, bu sorunun varlığı üzerinde temellenen ve buna dair talepleri siyasi alana taşıyan bir partinin -HDP’nin- Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olması, “Kürt meselesi yoktur” söyleminin altını boşaltıyor. Elbette, problemin bir şiddet ve terör boyutunun olduğu şüphe götürmez ama bütün mesele bundan ibaret görülemez. Keza, Irak ve Suriye Kürtlerinin hukuken ve siyaseten daha sağlam yere basar bir hale gelmelerinin Türkiye için bir tehlike oluşturduğuna yönelik argüman da sağlam bir argüman sayılmaz.
Lakin iktidarın her yönüyle tartışmalı bu siyasetine karşın, muhalefet de -özellikle kendilerinden bu yönde beklentiler olan CHP ve HDP- etkili bir karşı tez üretemiyor. İçinde birtakım kıpırdanmalar olmasına karşın CHP, bu konuda bir siyasi ağırlık merkezine dönüşemiyor; toplumun önüne dikkat çekici ve gerçekçi bir perspektif koyamıyor. HDP ise bir sıkışmışlık yaşıyor; gerek arızi ve gerek yapısal nedenlerden kaynaklı açmazlarını aşamıyor ve yeni bir siyaset de geliştiremiyor.
Kurucu bir bakış
İktidarın çözüm üretmediği aşikâr olan siyasetine alternatif olabilecek bir siyaset inşa edebilmek için yapılması gereken, iktidarın oyun alanının dışına çıkmaktır.
Yeni bir oyun alanı yaratmak için de ilk etapta dört noktaya dikkat edilmelidir:
1. Mevcut paradigma içinde bir çözüm bulunamaz. Aynı şekilde, kısa vadeli, günü kurtarmaya yönelik ve kısır siyasi hesaplara dayalı bir bakışla da çözüme ulaşılamaz. Bu nedenle, meseleye kurucu bir bakışla yaklaşmak gerekir. Açıkça belirtmek lazım; Türkiye’de, Kürt meselesini yaratan ve bugünlere getiren sebepler akılda tutularak, Cumhuriyet ve devlet yeniden kurulmalıdır. Eğer gaye, bu meseleyi çözmek ve bir daha aynı soruna düçar olmamak ise, hukuk ve idari düzen Kürtlere güveni esas alan bir tasavvurun üzerine oturtulmalıdır. Zira Kürtlere güvenmeyen bir bakışın çözüm üretme ihtimali yoktur.
2. Sivil-siyasi alanı korumak ve demokratik çözümün savunusunu yapmak hayatidir. İktidarın her konuyu “beka meselesi” ilan edip siyasi tartışmanın dışına çıkarma stratejisine karşı durulmalıdır. Siyasetin ve siyasal aktörlerin belirleyiciliği daima vurgulanmalıdır. Türkiye, şimdilerde taraflarınca bile sahiplenmeyen ama gerçekte son derece mühim bir çözüm süreci yaşadı. Bu tecrübe geri plana atılmamalı, sürekli anımsatılmalıdır.
3. Bölgesel bir Kürt kamusal alanı ve sınır dışına taşan bir Kürt sorunu var. Artık Kürt meselesi bölgesel ve küresel dinamiklerden ayırt edilemez. Tartışmanın zemininin değiştiği bu vasatta iki konuda hassas olunmalıdır: Biri, sınır içi ve sınır dışındaki Kürt meselesine bütüncül bir perspektifle bakmak ama iç ve dışta çözüm adına atılacak adımları birbirinin şartı kılmamaktır. Diğeri ise, Kürt siyasal alanının genişlemesi göz önünde bulundurularak Irak, Suriye ve İran Kürtlerine yönelik olarak müspet bir siyaset izlenmesidir.
4. Anadil, vatandaşlık, idari yapı ve silahsızlandırma Kürt meselesindeki talep ve sorun alanlarını oluşturuyor. Bu konulara yönelik gerçekçi, uygulanabilir ve demokratik politikalar geliştirmek, bunları gündeme taşımak ve kamusal alanda tartışmak, mevcut havanın dağıtılması ve çözüm yolunda ilerleme sağlanmasına katkıda bulunur.
Perspektif, 10.02.2020
https://www.perspektif.online/tr/siyaset/kurt-meselesi-ve-yeni-oyun-alani.html
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.12.2025
28.10.2025
8.09.2025
3.09.2025
27.08.2025
23.08.2025
19.08.2025
14.08.2025
5.08.2025
29.07.2025