Yıldıray OĞUR
Dün Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün vefatının 49. yıldönümüydü.
İnönü, 1922 ile 1972 arasındaki 50 yıllık aktif siyaset hayatının ilk 27 yılındaki tek parti iktidarı devrinde Başbakan ve Cumhurbaşkanı oldu.
1950’de çok partili hayata geçildikten sonraki siyasi hayatının son
22 yıllık son dönemini ise 27 Mayıs darbesinin ardından kurulan hükümetteki dört yıllık başbakanlığı dışında 18 yıl boyunca muhalefet lideri olarak geçirdi.
Siyasete de 88 yaşında parti kongresini 47 yaşındaki genç bir siyasetçiye karşı kaybetmiş bir muhalefet partisi lideri olarak veda etti.
27 yıllık Tek Parti rejiminin Milli Şef’i olarak girdiği 14 Mayıs 1950 seçimlerinde iktidarı kaybettikten sonra siyasete devam ederek ana muhalefet lideri olmayı içine sindirmesi Türkiye’deki demokrasinin kırılma noktalarından biriydi.
Geçen 72 yılda yakın ve uzak coğrafyamızda bir daha seçimle koltuğu terk edip muhalefet lideri olmayı kabul eden bir diktatör çıkmadı.
Fakat bu büyük demokratik fedakarlık da aslında hiç kolay olmamıştı.
Çünkü CHP ve İnönü, 14 Mayıs 1950 seçimlerine giderken seçimleri kazanacağından son derece emindi.
İnönü, Mart ayının sonunda başladığı seçim kampanyasında gittiği illerde büyük ve çoşkulu kalabalıklar tarafından karşılanmıştı.
Adana’daki karşılama için Atatürk’ün bile böyle karşılanmadığı yazılmıştı. Son durak İstanbul’daki kalabalığı gösteren Vali Fahrettin Kerim Gökay’ın o meşhur “İşte Paşam İstanbul” sözünü bu sırada söylemişti.
İnönü için seçini kaybetmek, üzerinde şaka yaptığı uzak bir ihtimaldi. Hatta bu yüzden daha sonra seçimi kaybedince kendisini bağlayan meşhur konuşmasını yaptı:
“İktidar iken bütün tenkitlerinize tahammül ediyorum. Hele bir karşınıza geçeyim de görün bakayım. Ben bu mevkie yumuşak koltuktan gelmedim. Hep mücadele ede ede geldim. Bu davada tutacağım yol şudur: Hesapsız bir sabır, hiçbir güçlük karşısında eğilmeyen bir sebat. Seçimi kaybedersek, gördünüz diyeceğim bu şeref de benim, bir daha benim kadar sabırlısını bulamazsınız. Bir daha elinize bu fırsat geçmez.”
CHP’li gazetelerine de halkın savaş kahramanı Milli Şef’i, ülkeyi kuran Atatürk’ün partisi CHP’yi satmayacağına olan temkinli bir iyimserlik hakimdi.
CHP’nin bir nevi Sabah gazetesi olan Ulus’un başyazarı Falih Rıfkı Atay, meseleyi nankörlüğe kadar getirmişti:
“Muhalifler güneşi çamurla sıvamak için gece gündüz çalışsınlar. Türk Milletinin sağduyusu ve muhakemesi yalan ve iftiralara rağmen realiteyi görmesine kafidir. Ve tekrar ediyoruz: Türk milleti nankör değildir.”
Yine o devir CHP’nin en ateşli kalemşörlerinden olan Peyami Safa, “Sırası mı?” adlı yazısında muhalefeti dış güçlere bağlamıştı:
“Bu partinin ve onun iktidar sisteminin Bayar’lardan, Bayur’lardan ve daha başka parti ve particiklerin mümessil ve mensuplarından fazla yıkıldığını görmeğe can atan düşman sınırımız dışındadır: malum. CHP iktidarını yıkmağa çalışmak, onunla ister istemez cephe birliği yapmaktır. CHP iktidarı ebedi kalmayacaktır. Fakat her değişmenin tarihte bir eşref saati vardır.”
CHP’liler o eşref saatinin henüz gelmediğinden emindi. Halkın böyle bir nankörlük yapmayacağını düşünüyordu.
O yüzden 14 Mayıs gecesi ortaya çıkan tablo, seçim sonuçlarını İnönü ile birlikte Çankaya Köşkü’nde izleyen CHP kurmaylarını şoke etmişti.
Bakanlar kurulunda İnönü dışında hiçbir bakan kendi seçim bölgesinden Meclis’e girememişti.
Eğer İnönü de memleketi Malatya yerine daha önce mebusluğunu yaptığı Ankara’dan aday olsaydı o da Meclis’in dışında kalacaktı.
İnönü ilk sonuçlar geldikten sonra etrafındakilere konuştu. Ankara’ya özellikle kızgındı. CHP’ye karşı içeride propaganda yaptığını iddia ettiği Rusları, aydınları suçladı, bir sene sonra yeniden iktidara geleceklerini iddia etti:
“Biz elli kişi olarak meclise girsek, yine bize koalisyon önerirler. Kabul etmeyeceğiz. Bu sonuç, iç politikanın bizi suçlamasıdır, dış politikanın bizi suçlamasıdır. Kitlelerin suçu yoktur, aydın denilen zümre bize karşı neler aşılamamıştır. (...) Son zamanlarda onları yendiğimizi sanıyorduk, yanılmışız. İç politikanın suçlamasıdır, çünkü bu parti, karşımızdaki parti fırsatı kullanıyor, devrimler henüz kökleşmemiştir. Dış politikanın suçlamasıdır, çünkü Ruslar’ın geniş ölçüde propaganda yaptıkları kuşkusuzdur. Tek kaygım, İkinci Dünya Savaşından kurtardığımız ülkenin Üçüncü Dünya Savaşının öncesinde yönetimsiz kalışıdır. Şimdi biz birbirimize düşmemeliyiz. “Falan şunu yönetemedi, bunu parti yapamadı” dememeliyiz. Bütün suçlar hep benimdir. Abartmayayım ama, bir yıl sonra duruma bütünüyle egemen olacağız. Bize teslim olacaklardır. Bu masadaki arkadaşlarımla övünüyorum, biz çarpışmak için yeterliyiz. Ben kendilerinden iç güvenlik ve dış güvenlik için güvence isteyeceğim”
Yaşanan bir kaç günlük hayal kırıklığı ve şokun ardından İsmet Paşa, ilk demokratik seçimde yenilgiyi önceki konuşmasındaki gibi “bu şeref de bizim” diyerek CHP’lilere kabul ettirdi, görevi Doğu meselesi, irtica gibi kırmızı çizgilerde güvenceler isteyerek Bayar’a devretti, Pembe Köşk’e gitmeyip muhalefet sıralarının başına oturdu.
CHP’liler halkın muhalefet tarafından kandırıldığını, bir sonraki seçimde bu geçici yanılgının değişeceğine inanıyorlardı.
Yaşanan değişimi Ulus’taki başyazısında Falih Rıfkı Atay veciz biçimde anlatmıştı:
“Kapanan sayfa ‘milli kahraman’ cumhurbaşkanları devridir. Açılan safha alelâde fani vatandaşlar arasından seçilmiş alelade cumhurbaşkanları devridir.”
14 Mayıs 1950 seçiminde halk iki parti ve iki aday arasında bir seçim yapmadı.
Seçin ana konusu yasaklar, kimliklere, dini hayata baskı, ekonomi, tarım, yoksulluk, işsizlik değildi.
Bütün bunların hepsi vardı ama esas soru şuydu: 27 yıllık tek parti rejimi ve Milli Şeflik sistemiyle devam mı tamam mı?
Seçimden çok bir referandumdu bu. Bayar başbakanlık yapmış, çok da popüler olmayan bir teknokrattı. Menderes henüz bu kadar meşhur olmayan, toprak ağası genç eski bir CHP milletvekiliydi.
O yüzden DP, “Yeter söz milletindir” dışında neredeyse hiçbir şey demeden seçimleri kazandı.
Benzetmek her bakımından haksızlık olabilir ama önümüzdeki seçimler de 22 yıllık kesintisiz bir iktidar için bir referandum olacak.
Ekonomik sorunlar, yasaklar, hukuksuzluklar karar anını etkileyecek ama seçimin ana konusu yanında bütün bunlar tali kalacak.
Hatta muhalefetin önerileri ve hatta aday bile…
Çünkü muhalefet kimi aday çıkarırsa çıkarsın karşısında hapishanelerden yasakları dele dele gelmiş, muhtıralar, kapatma davaları, darbe girişimleri atlatmış, son 22 yılda girdiği 15 seçimi de kazanmış, son olarak kurduğu cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle parti ve devleti birleştirmiş, İmamoğlu’nun bile ofisinde portresi olan, Türkiye’nin dünyadaki en meşhur markası, Putin dışında modern dünyada en uzun süredir iktidarda kalmayı başarmış Erdoğan olacak.
Adı geçen ve geçmeyen hiçbir rakip adayın hikayesi ondan parlak ve heyecanlı değil, kabul etmek gerekir ki şu an Türkiye’de yaşayan hiçbir siyasetçi onun kadar karizmatik ve iyi hatip de değil.
Bu seçimde toplum bir beş yıl daha Erdoğan tarafından ve bu sistemle yönetilmek isteyip istemediğine karar verecek.
Muhalefet ne kadar hazırlık yaparsa yapsın, hangi adayla ya da adaylarla karşısına çıkarsa çıksın bu seçimin bir referandum olduğu gerçeğini değiştiremeyecek.
Bu seçim Erdoğan ile tamam mı devamı mı seçimi olacak. Yerine kimin geçeceği tali bir mesele olarak kalacak.
Bu seçimin bir referanduma dönmesi sadece muhalefet açısından değil, iktidar açısından da bir avantaj.
Onlar da ekonomik sorunlardan, haksızlık ve yolsuzluklardan şikayet edenlerin karşısına bu seçimin bir referandum olduğu büyük hakikatini koyacaklar.
Erdoğan kaybederse onunla birlikte bir sosyal sınıfın, fikrin de kaybedeceğini ve kimsenin bunun vebaline ortak olmaması gerektiğini anlatacaklar.
Özellikle seçim kampanyasında muhalefet cephesinden gelebilecek bu tezi güçlendirecek açıklamalar, eylemler, siyasetler bu vebale ortak olmayanlar üzerinde tahmin edilenden daha çok etkili olacak.
(2017 referandumunda son anda çıkan Evet bunun somut bir örneği)
Bu argümana karşı muhalefetin elindeki en değerli panzehir ise aday değil, masa olacak.
Masa ve ittifakın varlığı bu seçimi bir sosyal sınıfın, fikrin iktidardan tasfiyesine karar verilecek bir referandum olmaktan kurtarabilir.
Seçim masadaki çokluk sayesinde bir kültürel ve demografik nüfus sayımına dönmeyebilir.
Yoksa iktidarın seçim kampanyası sırasında sık sık üfleyeceği, “saldırı var, herkes kendi evine” sur sesiyle bu demografiden çıkacak sonuç malum.
Muhalefet bu seçimin bu özünü bu aralar kaçırmış gözüküyor.
Karısı için mezar olarak yaptırdığı Taç Mahal’den en son karısının mezarını estetiği bozduğu için çıkartan Şah Cihan gibi, çıkış noktasından uzaklaşma hali bu.
Halbuki aday tartışmalarında enerjisini ve birliktelik ruhunu kaybetmeye başlayan muhalefetin bu seçimlerdeki en güçlü adayı hala aynı kişi: Erdoğan’ın karşısındaki aday.
Hiçbir adayın vasfı onun Erdoğan’ın karşısındaki aday olmasından daha güçlü olmayacak.
Seçimi kazanan adayın da muhtemelen biyografisindeki en parlak cümle 22 yıl sonra Erdoğan’ı sandıkta yenmiş olmak olacak.
Falih Rıfkı’nın dediği gibi “Milli kahraman’ cumhurbaşkanına karşı alelâde fani vatandaşlar arasından seçilmiş alelade cumhurbaşkanı” adayı arasındaki bir seçim olacak.
Mesele aslında bu kadar basit.
Siyaset bilimciler bile bu kadarını anlayabilir…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları












































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026