Hasan CEMAL
Pazartesi sabahı geldim Çağlayan Adliyesi'ne, on aydır hapis yatmakta olan Nazlı Ilıcak'ın, Ahmet Altan'ın, Mehmet Altan'ın davasını izlemek için.
Hiç kolay olmadı.
Zaman aldı, yorucu oldu.
Önce zavallı bir iddianameyi saatler boyu dinlemek zorunda kaldım.
İşkence bununla sınırlı kalmadı.
Pazartesi sabahı saat 10'da başlayacağı ilan edilen duruşma önce saat 14'e ertelendi.
Mahkeme salonu iki kere değiştirildi. Her seferinde içeri girebilmek için itiş kakışlar, bağırış çağırışlar yaşandı. Davayı izlemek için gelenlerin bir bölümü içeri giremedi.
Birinci gün böyleydi.
İkinci gün de farklı değildi.
Üçüncü gün, çarşamba günü de farklı geçeceğine dair herhangi bir umut ışığı yoktu sabah vakti.
Çarşamba sabahı saat 10 civarında geliyorum Çağlayan'a. Koridorda herkes tıkış tıkış yine beklemede.
Duruşma küçük salona alınmış.
Ve yine ilan edilen saatte başlamıyor duruşma. Sadece avukatlar içeri alınmış. Basına henüz izin yok.
"Önce yerel basın girecek" diyor güvenlik görevlileri, "Adliyede çalışan basın yani... Yer kalırsa sıra size gelecek..."
Bir günde bitebilecek duruşma üç güne yayılıp gidiyor.
Şaka gibi...
Perşembe gününe de sarkabilir diyor avukatlar ve bu tahminlerinde yanılmıyorlar. Ahmet Altan'ın savunması bir gün daha bekleyecek.
Kocaman adliye sarayları yapmak ne düzen, ne hukuk, ne de adalet getiriyor, her bakımdan dökülüyor adalet...
Her şeye rağmen, bunca zaman sonra Sevgili Nazlı'yla, Mehmet'le ilk kez selamlaşmak, uzaktan da olsa hâl hatır sormak, sevgili Ahmet'i ekranda da olsa canlı görebilmek iyi geliyor.
Nazlı, Mehmet, Ahmet...
Hiçbiri darbeci de değil, terör işbirlikçisi de değil, "FETÖ terör örgütü" üyesi de değil.
Onları böyle ilan edebilen, on aydır demir parmaklık arkasında tutan zavallı bir iddianameyi saatler boyu dinliyorum.
İçim daralıyor.

Sevgili Nazlı'nın pazartesi günü başlayıp salı günü öğleden sonra da devam eden savunmasına kulak veriyorum.
Sanki karşımda konuşuyor, sanki elimizde birer fincan kahve sohbet ediyoruz. Fethullahçı olamayacağını, darbeci hiç olamayacağını heyecanlı heyecanlı, haklı bir dille anlatıyor.
Bir ara söz, 27 Mayıs darbesinin mağduru olan babasına gelince hıçkırıyor, gözyaşlarını tutamıyor Nazlı...
İçim acıyor.
Mehmet Altan'ı izliyorum.
Yüzünü bizim sıralara dönünce el sallıyorum.
Yüksek tansiyonu var.
Avukatları, bu nedenle sevgili Mehmet'in savunmasının öne alınmasını istiyor ama mahkeme heyetinden ret
geliyor.
Çarşamba sabahı saat ancak 11 civarı başlıyor duruşma. Saat 11:20'de içeri girebiliyor gazeteci milleti...
Bu arada bir savunma daha dinliyorum.
Kulaklarıma inanamıyorum.
Sanık, polis olan ve siyasi şubede çalışan babasının, bir zamanlar, 13-14 yaşındayken, kendisini nasıl işkencelere götürdüğünü, nasıl "Bu bizim devlet görevimiz" dediğini anlatıyor, soğukkanlı bir dille...
Dehşete kapılıyorum verdiği irkiltici ayrıntılardan...
Sıra, Ahmet'le Mehmet'e bir türlü gelmiyor.
Çarşamba öğlen yine ara, saat 14'e kadar... Sonra yine itiş kakış içeri giriyoruz. "İşkenceci baba"nın oğlu savunmasına devam ediyor.
Ve sıra nihayet Mehmet Altan'a geliyor, on aylık hapsin sonunda savunmasına başlıyor.
Bu arada mahkeme heyeti üyesi bir yargıcın gözleri kapanıyor, anlaşılan yemek sonrası hazma geçmiş olmalı ki ufak ufak kestiriyor.
Mehmet Altan’ı dinliyorum:
"Demokrasinin katledilişine alkış tutmadığım için burada olduğumun bilincindeyim."
Mehmet Altan, iddianameyi delik deşik ederken, mahkeme heyeti katından bir türkü sesi yükseliyor. Cep telefonunda kurulmuş bir alarmın azizliği galiba...
Gülüşüyoruz.
Mehmet Altan devam ediyor:
Görüyorum ki, “hoşlanılmayan demokratlar”, “eleştiri yapan özgürlükçüler”, “askeri vesayete herkesten çok karşı çıkanlar”, “28 Şubat gibi post-modern darbelere herkesten fazla karşı çıkanlar” zorla susturuluyor.
Savunmasında şu sözlerinin altını çiziyorum:
Devleti çeteden ayıran en önemli özellik evrensel hukuk kurallarına ve kendi çıkardığı yasalara uyma özen ve titizliğidir.
Devletin yaptırım gücü, hukuksal mevzuattan koptuğu an orman yasaları devreye girer.
Devleti ele geçirdiğini sanan güç, istediğine istediğini yapmaya başlar.
Hukuk buharlaşır.
15 Temmuz vahşi ve kanlı darbe girişimi ertesinde, bu kanlı vahşetin fiili sorumlularının cezalandırılması beklenirken, devletin yaptırım gücü ile hukuk arasındaki bağın koptuğunu gördük.
Siyasetin “Allah’ın lütfu” olarak nitelediği bu yeni dönem, “hoşa gitmeyen” tüm seslerin ve kişilerin susturulması ve cezalandırılmasına yöneldi.
Ben de bu cezalandırılmak istenenlerden birisiyim.
Maalesef hukukun öldüğü, algı operasyonu üzerinden yargılama yapıldığı, ‘medya yargıçlığının’ revaçta olduğu, askeri darbe dönemlerinde bile rastlamadığım bir utanç dönemi yaşıyoruz.
Dün ‘’askeri vesayet’’ andıçlamıştı, bu gün aynısını ‘’siyasi vesayet’’ yapıyor.
Sevgili Mehmet'in sözünü ettiği hukukun buharlaşmış hâllerine, askeri darbe dönemlerinde bile rastlanmayan bir utanç dönemine bugün Erdoğan-Bahçeli-Perinçek üçlüsü sahip çıkıyor.
Mehmet Altan savunmasına şöyle devam ediyor:
400 küsur davadan geçmiş bir ailenin ferdi olarak, hiç görmediğim, duymadığım, rastlamadığım bir siyasal söylemle oluşturulan hukuk gerekçesiyle ve “örgüt üyesi olduğum” iddiası ile tutuklandım.
9 aylık süreç sonunda, sosyal yaşantım nedeniyle, “İslamcı bir örgüt üyesi olamayacağım” noktasına geldi.
İddianameye göre, İslamcılıkla alakam yok ama gene aynı iddianameyle “teokratik bir devlet kurmak” için "kanlı ve vahşi bir darbe girişimine” zemin hazırlamak gayreti içinde olmakla suçlanıyorum.
İddianame sayfa 155’de FETÖ/PDY örgütünün amacı; ‘‘Şer’i yasaların hâkim olduğu teokratik bir devlet kurmak...’’ olarak gösteriliyor.
Sosyal yaşantım nedeniyle üye olamayacağım bir İslamcı terör örgütü, teokratik devlet kursun diye mi darbe zeminini yaygınlaştıracağım?
Yıllarca Siyasal İslam’a ağır eleştiri getiren pek çok yazım varken üstelik.
Mehmet Altan 28 Şubat'a getiriyor sözü:
28 Şubat döneminde garip bir tesadüfle ve gene bu mahkemenin sanığı ağabeyim Ahmet Altan ile post modern darbe failleri tarafından yani darbeciler tarafından andıçlandık, bu andıcı da gene mahkemede sanık Nazlı Ilıcak buldu, ortaya çıkardı.
28 Şubat andıcının bugün beni hedef alan zihniyetle neredeyse aynı olan maksadını hatırlatmak isterim;
'’Adı geçen gazetecilerin kamuoyunda saygınlığının azaltılması ve itibarının düşürülmesi ile terör örgütüne sağladığı dolaylı destek ile ilgili aleyhlerine kamuoyu oluşturulması...’’
Bugün görüyoruz ki;
28 Şubat failleri yargılanıyor ama andıçlama ve andıç anlayışı daha da canlanmış olarak yaşıyor.
Eğer benim gibi yıllarca hem askeri vesayet hem de sivil vesayete,
eğer benim gibi yıllarca hem askeri darbeye hem de din devletine karşı iseniz, gene benim gibi bir ömür evrensel bir demokrasi ile AB üyesi bir anlayışla Cumhuriyetin demokratikleşmesini isterseniz,
bunun için çaba sarf ederseniz sizi hem askeri darbeler hem sivil vesayet andıçlar.
Askeri vesayete karşı onca çabanız herkesin malumu iken, örgüt üyesi olmadığı halde darbeci, ‘demokratik laiklik’ için onca yazı, yıllardır değişmeyen duruşunuza ve sözünüze rağmen ‘İslamcı bir örgütle iltisaklı’,
Anayasal demokratik düzenin nitelik kazanması için onca çabanız karşılığında “hükümeti darbeyle ortadan kaldırmaya” yönelik bir terörist olarak andıçlanıverirsiniz.
Mehmet Altan, iddianameyi delik deşik ediyor; hukukun bizim memlekette nasıl buharlaştığını çırıl çıplak anlatıyor; demokrasinin nasıl katledildiğinin altını çiziyor.
Saat 17.30'da savunması bitiyor.
Ahmet Altan perşembe sabahına kalıyor.
Mehmet’le ayaküstü şöyle bir sohbet bir anda gözlerin dolmasına yol açıyor.
Mehmet Altan'ın enfes savunmasını dinlerken, mahkeme heyetinin sağ tarafında, yüksekteki ekrandan Ahmet Altan'ı da seyrediyorum.
Tuhaf bakışlı adam, üç gündür, kaç saattir orada sabırla oturuyor, izliyor.
Hepsi çıksalar da, yeniden buluşsak gürültülü masalarımızın etrafında bir an önce...
Yıllar çabuk geçti, geçiyor, önümüzdeki zaman kısalıyor çünkü...
Yazarlar
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024