Hasan CEMAL
Irkçılığa karşı mücadeleyle geçen koca bir hayat...
Güney Afrika'daki ırk ayrımcısı Apartheid rejimine karşı Nelson Mandela'yla omuz omuza bir ömür boyu verilen özgürlük kavgası...
Yeraltında geçen silahlı mücadele yılları...
Mandela'yla birlikte ırkçı rejimin zindanlarında, tek kişilik hücrede geçen 22 yıl...
Ama sonunda gelen zafer...
1990'ların başında beyazların ırkçı rejimini tarihin çöp tenekesine atarak, Güney Afrika'da siyah beyaz herkes için özgürlük ve demokrasi yolunu açarak zindanlardan kurtuluş...
Reuters'ın haberini okuyorum.
Denis Goldberg.
87 yaşında Cape Town'daki evinde 29 Nisan günü öldü.
1933 doğumlu.
Litvanyalı Yahudi bir aileden geliyordu.
Kanser hastalığına yenildi.
Ölmeden kitabını da yazmış:
Özgürlüğe Adanmış
Bir Hayat.

Fotoğrafına bakıyorum.
Babacan, kendi kendisiyle barışık bir tip...
Ne güzel yaşamış...
Hayata boşuna gelmemiş...
Zindanlardan, zulümlerden geçmiş ama en sonunda demokrasiyi de, özgürlüğü de görmüş ülkesinde...
Doğrusu böylesine bir yaşamı kıskanıyorum.
Nelson Mandela'yla Denis Goldberg
Denis Goldberg'le Nelson Mandela'nın birlikte fotoğraflarına bakarken yıllar öncesine gidiyorum.
1994'ün Şubat ayı.
İlk defa Güney Afrika'da, Cape Town şehrindeyim.
Mandela'nın de Klerk'la(*) Nobel Barış Ödülü'nü ırkçı rejimi tarihin çöp tenekesine attıkları için birlikte aldıkları günlerin heyecanı yaşanıyor Güney Afrika'da.
Hayatının 27 yılını vatan hainliği suçlamasıyla beyaz ırkçı rejimin zindanlarında geçirmiş olan Mandela, beyaz adama "dostluk ve barış eli"ni uzatabilmişti.
Bu iki lideri, geçmişin tutsağı olmaktan kendilerini kurtarabilen Mandela'yla de Klerk'ı 1994'ün Şubat ayında IPI Yürütme Kurulu üyesi olarak tanımak, ellerini sıkıp ayaküstü sohbet etmek mutluluğunu tatmıştım.
Mandela-Vatan hainliğinden 27 yıl hapis...
O tarihlerde herkes onlar gibi değildi Güney Afrika'da. Siyah ve beyaz uçlarda saf tutanlar vardı.
Onlar, eski duvarları devam ettirmekten, siyahlarla beyazların ayrı ayrı yapılar içinde varlıklarını sürdürmesinden, yani "ayrılıkçılık"tan yanaydılar.
Ancak Mandela'yla de Klerk ayrılığı reddettiler Güney Afrika'da, aynı çatı altında, demokrasi ve barış içinde yaşama yolunu seçtiler.
1994'te söylediklerinin özeti şöyleydi:
Üniter devletten yanayız.
Ama bölgelerin varlığını kabul
ediyoruz.
Hepsinin seçimle gelecek yerel
meclisleri olacak.
Ayrıca, tüm farklı
gruplar kendi kültürel kimliklerini
koruyup geliştirebilecekler.
Anılar dipsiz bir kuyudan çıkıp geliyor.
1992 yılı Ocak ayı.
Davos'ta, Dünya Ekonomik Forumu'nda Başbakan Demirel'i izliyorum.
Nelson Mandela'yla görüşüyor bir büyük otelin süitinde. Ankara o sırada Mandela'ya Uluslararası Atatürk Ödülü'nü vermek istiyor.
Ama Mandela'dan ret yanıtı geliyor.
Bu 'hayır'ın altında Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürtlere dönük ayrımcılığı yatıyordu.
2010 yılı Temmuz ayı.
16 yıl sonra yine Güney Afrika'dayım, Dünya Futbol Kupası için bu kez...
Ancak Johannesburg'da Apartheid Müzesi'ne yolum elbette düşüyor.
Irkçılığın insan ruhuna bulaştırılmış ne korkunç bir illet olduğunu daha beter hissettiğim için boğulur gibi oluyorum.
İçim gerçekten daralıyor.
Tavandan sarkan ilmik ilmik yağlı urganlar, ırkçılığa karşı mücadele verenlerin boynuna çok sık geçirilmiş, özellikle 1962 ile 1986 yılları arasında.
Asılarak idam edilen özgürlük savaşçılarının isimleriyle, idam sehpalarının karanlık fotoğraflarının ıslak taş duvarlardaki iç içeliği bir an tüylerimi ürpertiyor.
1979'da idam sehpasına giderken şöyle seslenmiş Solomon Mahlangu:

Benim kanım, özgürlük
meyveleri verecek ağacın köklerini
sulayacaktır.
Halkıma söyleyin, ben onları çok
sevdim.
Mücadeleye devam etmek zorundalar.
Beni merak etmesinler.
Kaygılarını, ırkçılığın acısını yaşamakta
olanlara ayırsınlar, bu bana yeter.
Müzenin bir köşesinden, dapdaracık hücrede yıllarını geçiren Nelson Mandela'nın karanlığı delen kadife gibi yumuşak sesi yükseliyor:
Hiçbir yerde özgürlüğe açılan kolay bir
yol yoktur. Özgürlüğün hüküm
sürdüğü tepelere ulaşmak istiyorsak,
şu iyi bilinsin, ölümün kol gezdiği
vadilerin karanlık gölgelerinden
defalarca geçmek zorundayız.

Keder yüklü sesin geldiği yere yürüyorum.
Tahtadan banka ilişiyorum.
Miriam Makeba konuşuyor.
Yaşlı, siyah bir kadın. Bir mahzende söylüyor. Etrafına kadın erkek siyahlar toplanmış, bazılarının yanaklarından yaşlar süzülüyor.
Güney Afrika'da siyahların yaşadığı tüm acıları hüzün dolu sesiyle öylesine dile getiriyor ki, ben de bir an içimde hissediyorum o acıları.
Mandela, Miriam Makeba için "Irkçılığa karşı mücadelemizin anası" diyor.
31 yıl sürgünde yaşadıktan sonra 1990'da, Mandela hapisten çıkınca, Güney Afrika'ya dönmüş...
Bir gece öncesi gözümün önünde.
Sandton Meydanı'ndaki o güler yüzlü dev Nelson Mandela heykelinin çevresinde futbol kaçıkları vur patlasın, çal oynasın!
Vuvuzelalar ciyaklıyor.
Biralar içiliyor.
Güney Afrika trikosunu sırtına geçirmiş, ufacık tefecik bir siyah kız dikkatimi çekiyor.
Elinde kartondan bir pankart var.
Tahta bir sopanın üstüne asmış. Bütün yüzünü kaplayan ve inci gibi bembeyaz dişlerini ortaya çıkaran sempatik gülümsemesiyle o pankartı Mandela heykelinin çevresinde eğlenenlere sallayıp duruyor:
Birleşik Güney Afrika!
Uğruna ölünecek ideal…
Mandela bunu savunduğu için, ırkçılığa isyan ettiği için vatan haini damgası yemişti.
1990'da hapisten çıkana kadar, dile kolay, tam 27 yıl Apartheid rejiminin insanlık onurunu ayaklar altına alan bu dapdaracık hücrelerde yattı.
Ama acılarının esiri olmadı.
Yaşananları unutmadı elbette.
Fakat barış ve demokrasi elini uzattı "beyaz adam"a.
1990'da hapisten çıkarken söyledikleri, müzenin bir kenarında yazıyor:
Beyaz hâkimiyetine karşı mücadele
ettim. Siyah hâkimiyetine karşı
mücadele ettim. Siyah beyaz bütün
insanların uyum içinde, fırsat eşitliği
içinde yaşayacakları özgür ve
demokratik bir toplum düzeni idealini
yaşattım kafamda. İşte bu benim
yaşamak ve gerçekleştirmek istediğim ve
de gerekirse uğruna ölebileceğim bir
idealdir.
Mandela'nın sesi ne kadar yumuşak geliyor, kadife gibi. Sesini yükseltmeden her şeyi söylüyor. Sesini yükseltmeden kendisini can kulağıyla dinletebiliyor.
Müzenin yapayalnız bir köşesine, yeşil çimlerin üstüne, tek bir bank koymuşlar.
İsteyen oturabilir de...
Yeşil zemin üstüne beyaz harflerle yazmışlar:
Sadece Avrupalılar içindir!
Müzenin ön bahçesinde, ziyaretçilere hoş geldin diyen yedi direk dikili, hepsinin üstünde birer sözcük var:
Demokrasi, uzlaşma, çoğulculuk,
sorumluluk, saygı, özgürlük, eşitlik...
Nefret ve düşmanlık üzerinden hayat ya da barış kurmak olanaksız.
Nelson Mandela, bu büyük insan, bu gerçeği çok iyi bildiği için ülkesindeki kısır döngüyü kırabilmişti.
Güney Afrika, 1990'ların ilk yarısına kadar nüfusunun ezici çoğunluğunun, yani siyahların insandan sayılmadığı koskoca bir ülkeydi.
1982'de tüm sağlık hizmetleri beyazlar içindi bu ülkede.
Siyahların televizyon almasına bile kötü gözle bakılır, engellenirdi.
1994'e kadar bu ülkede siyahlar köle, beyazlar efendiydi.
Dört beş milyon beyaz, 1994'e kadar kırk beş milyon siyaha her açıdan hükmederdi. İnsan haklarının kırıntısına bile sahip değildi siyahlar.

Bu lanetli rejimin, ırk ayrımcılığının adı Apartheid idi. Irkçı rejim, büyük lider Nelson Mandela'yı 27 yıl vatana ihanet suçlamasıyla hapiste, tek kişilik hücrede tuttu. Ancak özgürlük mücadelesini bastıramadı.
Mandela 1990'da hapisten çıktı.
1994'de Cumhurbaşkanı seçildi.
Mandela, geçmişi elbette unutmadı ama onun tutsağı da olmadı. Ülkesinde başka türlü gerçek bir barışın kurulamayacağını biliyordu çünkü.
Onun için de, daha başından itibaren tüm çabası, yalnız siyahların değil, beyazların da devlet başkanı olduğunu göstermeye, kanıtlamaya dönüktü.
Bunu hiç unutmadı.
Bu açıdan ilk büyük fırsatı cumhurbaşkanlığının birinci yılı dolmadan, Johannesburg'ta yapılan 1995 Dünya Rugby Şampiyonası'nda yakaladı.

Güney Afrika'da kriket gibi rugby de yalnız beyazların sporuydu.1995'te Dünya Rugby finali Ellis Park Stadı'ndaydı. Güney Afrika'nın Springbok takımı, ezeli rakibi Yeni Zelanda'yla oynayacaktı.
Springbok'un 15 oyuncusundan sadece 1'i siyahtı, o da yedekler arasında oturuyordu. Final günü 55 bin kişilik Ellis Park hıncahınç doludur.
Takımlar saha çıktığında akla hayale gelmeyen müthiş bir sürpriz yaşanır.
Cumhurbaşkanı Mandela, sırtında Springbok kaptanının altı numaralı yeşil formasıyla sahada gözükür, gider kaptanı ve tüm oyuncuların ellerini teker teker sıkar, onlara başarı diler.
Ne olacağını Nelson Mandela da bilmez.
Önce müthiş bir sessizlik kaplar bütün stadı.
Sonra tribünlerden birinin, "Nel-son!" diye haykırışı sessizliği delip geçer. Ve birdenbire bütün Ellis Park inlemeye başlar, "Nel-son, Nel-son!" diye...
Maçın sonunda 'beyazlar'ın takımı Sprinkbok, Dünya Kupası'nı Cumhurbaşkanı Mandela'nın elinden alırken artık 'siyahlar'ın da takımı olmuştur. (**)
Televizyonda geçen gün tesadüfen seyrettiğim bir son dakika haberinden nerelere geldim.
(*) Willem de Klerk 1989 Eylül'ünden 1994 Mayıs'ına Güney Afrika'daki ırkçı rejimin son devlet başkanı.
(* *)John Carlin'in Playing the Enemy isimli kitabından Clint Eastwood'ın çevirdiği Invictus filmde bu olay çok güzel anlatılır.
Yazarlar
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024