Münir AKTOLGA
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye Devrimleri..
bu örnekler üzerinden içdinamik-dIşdinamik ilişkisi...
İÇİNDEKİLER
-GİRİŞ
-ÖNCE İÇ VE DIŞ DİNAMİK NEDİR ONU BİR GÖRELİM SONRA DEVAM EDERİZ..
-DEVRİM NEDİR..
-TEKRAR İÇ VE DIŞ DİNAMİKLERİN ETKİLEŞİMİ ÜZERİNE VE LİBYA DENEYİ..
-SIRA GELDİ ŞİMDİ SURİYE’YE..
-İTTİHATÇI „DEMOKRASİ CEPHESİ“ VE HEDEFLERİ..
-ÖNÜMÜZDEKİ MUHTEMEL GELİŞMELER..
-BÜTÜN BUNLARDAN ÇIKAN SONUÇ NE?..
Bu çalışma, Mart 2011 de Libya, Mısır ve Tunus Devrimleri üzerine yapılan başka bir çalışmanın[1] devamı niteliğinde, ama kendi içinde onu da barındırıyor. O zaman Suriye konusu henüz daha bugün olduğu gibi gündemde değildi. Bu nedenle, daha önceki çalışmanın özüne dokunmadan buna Suriye deneyimini de eklemekle yetindim..O çalışma şöyle başlıyordu:
„Adamın biri pencereden balkondaki kuş yuvasında yumurtadan çıkmaya çalışan yavruyu seyrediyormuş. Önce yumurtanın kabukları çatlamış, sonra da kırılan kabukların arasından yavru kuşun gagasının ucu görünmüş. Derken, kabuk biraz daha parçalanınca da kafa çıkmış ortaya. Yavru kuş çırpındıkça kabuk biraz daha parçalanıyor, yavru, artık kendisi için bir hapishane haline gelen o kabuklardan biraz daha kurtuluyormuş. Ama bir noktaya gelince süreç duruvermiş sanki! Yavru kuşun kanatları yumurtanın kabuklarına takılmış kalmış! Zavallı kuş ne kadar çırpınsa da boşuna, bir türlü kanadını kurtaramıyormuş o kabuklardan!..Bir süre sonra, olayı penceresinden seyretmekte olan adam dayanamamış artık. “Sürecin yavru açısından tehlikeli bir boyut almaya başladığını” düşünmüş. Ve gitmiş balkona, eliyle takılan o kabukları temizleyerek yavru kuşu “kurtarmış”!..
Aradan epey zaman geçmiş..Yavru kuşu kurtaran adam her gün gene penceresinden yuvayı gözleyerek onun gelişmesini izliyormuş..Derken kuş büyümüş, tüylenmiş-kanatlanmış..
Artık yakında uçar gider diye düşünüyormuş adam..Ama kuş bir türlü uçup gitmiyormuş. Adam huylanmış, biraz daha beklemiş! Kuş gene uçmuyor! Sonra, birgün gene yuvayı gözlerken bakmış annesi onu yuvadan aşağıya doğru itiyor. Adam şaşırmış! Düştü düşecek derken kuş yuvadan aşağıya düşüvermiş!. Hemen koşmuş bizim kurtarıcı aşağıya ve yerden almış zavallı kuşu..Kuş ölmüş tabi o kadar yüksekten düşünce!
Neden diye düşünmüş adam! Neden uçamadı da yere çakıldı zavallı kuş diye düşünmüş!
Annesi onu-yavru kuşu neden yuvadan atmıştı acaba? O kadar gelişmiş bir görünüme sahip olduğu halde zavallı yavru neden uçamamıştı da yere çakılarak ölmüştü? Bütün olup bitenleri yeniden düşünmüş.. Zavallı kuşu yumurtadan çıkarken kabuklardan nasıl kurtardığını hatırlamış!
Sonra; birden irkilmiş ve bütün olup bitenler gözünün önünde canlanıvermiş! Yavru kuşun yumurtadan çıkarken yaptığı o çaba onun içinde bulunduğu gelişme sürecinin bir parçasıymış meğer!. O, “kurtarıcı” olarak kabukları kırıp kuşu kurtardığını sanırken, bilmeden onun içinde bulunduğu gelişme sürecinin önüne geçiyor, hızlandıracağım derken onu-süreci engelliyormuş. O an için kabukları kırarak kuşu kurtardığını sanırken, meğer o farkında olmadan daha sonra onun uçamamasının da nedeni oluyormuş”[2]!..
ÖNCE, İÇ VE DIŞ DİNAMİK NEDİR ONU BİR GÖRELİM, SONRA DEVAM EDERİZ..
Kendi iç dinamikleriyle bir A-B sistemi olarak ifade edebileceğimiz herhangi bir nesneyi ele alıyoruz. Bu nesne, herşey olabilir, bir toplum, bir insan, içinden o yavru kuşun çıktığı bir yumurta vb..buradaki A ve B’nin de sözkonusu nesnenin-sistemin iç dinamiklerini gösteren semboller olmaktan öteye bir anlamı yoktur..Çevreden gelen etki-informasyon sistemin içine alındığı zaman, bu “girdi” bir hammadde olarak sistemin içindeki bilgiyle (sistemin “bilgi temeli” olarak ifade edebileceğimiz bu bilgi, A ve B arasındaki ilişkilerle kayıt altında tutulmaktadır)[3] değerlendirilerek işlenir. Sonunda da sistemin “çıktısı” olarak bir ürün elde edilir..
Ama bizim şu anki konumuz toplum. Bu nedenle, toplumu bir sistem-bir informasyon işleme sistemi olarak düşünerek, iç ve dış dinamiklerin etkisi altında onun kendi kendini nasıl ürettiğini-geliştiğini anlamaya çalışıyoruz:
Dikkat edin! Burada (aslında her durumda) dışdinamiğin sistem üzerine etkisi (“dışardan gelen etki, informasyon” dedik biz buna) sadece, sistemin içinde değerlendirilerek işlenilmesi gereken bir hammaddedir. Bu nedenle, dışdinamik hiçbir zaman içdinamiğin yerini alamaz! Yani öyle, hazırlop yaşam-dışunsur aracılığıyla kendi kendini üretme-varolma- diye birşey yoktur! Eğer dışdinamik içdinamiğe galebe çalarsa, yani dışardan gelen etki sistemi yönlendirmeye başlarsa, o zaman bu başka birşey olur! Bu durumda sistem, dışdinamiğin etkisiyle sürüklenmeye başlar. Bu etkinin cinsine göre bir “sürüklenmedir” bu tabi!. Eğer sistem buna karşıbir reaksiyon yaratarak bir denge kuramazsa, “dış faktör” sistemi parçalanmaya-fiziki olarak yok olmaya kadar da götürebilir.
DEVRİM’E GELİNCE
Devrim olayını Mısır Devrimi’yle ilgili daha önceki çalışmada şöyle açıklamışız:
Şu satırlar “Komünist Manifesto”dan: “Burjuvazinin kendisini onlara dayanarak güçlendirdiği üretim ve değişim araçları, feodal toplum içerisinde yaratılmışlardır. Bu üretim ve değişim araçlarının gelişiminin belirli bir aşamasında, feodal toplumun üretimde ve değişimde bulunduğu koşullar, tarımın ve imalat sanayiinin feodal örgütlenmesi, tek sözcükle, feodal mülkiyet ilişkileri, gelişmiş bulunan üretici güçlere artık ayak uyduramaz hale geldiler; bir o kadar ayakbağı oldular. Bunlar kırılmalıydılar; kırıldılar“(bunu, o yumurtanın kabuklarının kırılarak yavru kuşun doğması olayı gibi düşünün)..
Feodal toplumdan kapitalist topluma geçiş süreci böyle ele alınır-açıklanır Manifesto’da. Şimdi önce, burada biraz durarak bütün bu söylenilenleri daha iyi anlamaya çalışalım:
Ortada „feodal toplum“ adını verdiğimiz, kapitalizm öncesi bir toplum var. Bir sistem (bir A-B sistemi) olarak ele aldığımız zaman, feodal üretim ilişkileriyle biribirlerine bağlı olan iki sınıftan (feodaller ve serfler) oluşan bir toplumdur bu. Öyle ki, bu iki sınıf biribirlerinin varlık şartıdır, biri olmadan diğeri de varolamaz; yani, feodal üretim ilişkileri içinde biribirlerini yaratarak varolurlar bunlar.
Sonra, bu sistemin içinde, bir başka üretim ilişkisine denk düşen başka bir sistem gelişmeye başlıyor: İşçi sınıfı ve burjuvaziden oluşan kapitalist sistem. Kapitalist üretim ilişkileriyle biribirlerine bağlı olan, biribirlerini yaratarak, biribirlerinin varlık şartı-yaratıcısı-olarak gerçekleşen bu iki sınıfın oluşturduğu yeni bir sistemdir bu.
Bu tabloda bir noktanın altını çizmek gerekiyor:
„Ortaçağın serflerinden, ortaya, ilk kentlerin ayrıcalıklı kentlileri çıktı. Bu kentlilerden de burjuvazinin ilk ögeleri gelişti“ deniyor ya Manifesto’da, bundan-bu ifadeden- sadece burjuvalar anlaşılır hep, ama bu, burjuvazinin kentin egemen sınıfı olmasındandır, yoksa işçi sınıfı da gene aynı sürecin içinde ortaya çıkıyor o „kentlerde“. Kente doluşan feodal toplumun serflerinden oluşuyor onlar da..
Burada altının çizilmesi gereken diğer bir önemli nokta da şudur: Feodal toplum ve kapitalist toplum, bunlar iki ayrı sistemdir-toplum biçimidir- İki ayrıüretim ilişkisidir bunlarıkarakterize eden. Ve dikkat ediniz, feodal toplumdan kapitalist topluma, feodal toplumun içinde feodallerin karşıtıbir sınıf olarak varolan serflerin feodalleri altetmesiyle geçilmiyor!Feodallerle serfler-köylüler-arasındaki sınıf mücadeleleri, en fazla, sistemin kendi içindeki „köylü savaşlarına“ neden oluyor. Evet bunlar da önemlidir; feodal kabuğun çatlamasında bunlar da önemlidir, ama tarihte köylü ayaklanmalarıyla kapitalizme geçildiği de hiçgörülmemiştir! Çünkü kapitalizm, feodallerin karşıtıbir sınıf olan köylülerin feodal sömürüden kurtulmak için feodalleri zorla altederek iktidara egemen olduklarıbir toplum değildir!!. Ayrıbir üretim biçimi-ilişkisidir onu karakterize eden, ki o da eski-feodal-toplumun içinde onun diyalektik inkârıolarak gelişir[4]. Yeni toplumu inşa edecek olan sınıflar da bu sürecin ürünü olacaklardır.
Gene bu çalışmada, Mısır ve Tunus’ta olanlarıiseşöyle açıklamışız:
Peki, madem ki devrim ana karnında olgunlaşan çocuğun doğmasıolayıdır, bu durumda Tunus’ta başlayarak Mısır’da doruk noktasına ulaşan başkaldırıyı-isyanı bir devrim olarak nitelendirebilir miyiz? Çünkü görünen o ki, henüz daha ortada bizim anladığımız şekilde doğan bir çocuk yoktur! Evet açık, bu bir halk hareketidir, varolan statükoyu sarsan, hatta onu parçalayan bir isyandır, ama, ortada henüz daha doğan bir bebek, bir çocuk görünmediği için bu haliyle buna-bunlara bir devrim diyebilir miyiz? Tarihte böyle, daha sonra kaybolup giden birçok isyan, kabaran dalgalar, halk hareketleri yok mudur?.. Bugün olup bitenleri bunlardan ayıran nedir, neden bir devrim hareketidir bu-bunlar; doğmamış bebeğin ismini koymakta acele etmiş olmuyor muyuz bu durumda!..
Bugün, „gelişmekte olan ülkelerin” dediğimiz ülkelerin çoğu, yakın geçmişin “sömürge”-“yarı sömürge” ülkeleridir. Bunlar, şu ya da bu şekilde „bağımsızlıklarını“ elde ettikten sonra, bu sefer de, emperyalist ülkeler arasındaki dengelerden yararlanarak iktidarı ele geçiren “ulus devlet yaratıcısı” (bu anlamda „ulusalcı“) bürokratik, elit (eski elitin bir parçası) bir tabakanın-Devlet sınıfının- yönetimi altına giren, üretici güçlerin gelişmesinin adeta dondurulduğu, kısır bir döngünün içinde debelenip duran ülkelerdir. Öyle ki, „ulusal bağımsızlığı temsil ettiğini“ iddia eden iktidardaki bu Devlet sınıfı, buralarda, artık ülkedeki üretici güçlerin gelişmesini engelleyen başlıca unsur haline gelmiştir. „Ulus-devlet“, kapitalist-burjuva devlet demek olduğu halde, „ulusal bağımsızlıkçı“ bu Devlet sınıfı, ülkede kendisinden bağımsız bir burjuva sınıfının gelişmesini bile engellemektedir. Devletçilik, Devlet mülkiyeti, mülkiyete tasarruf yetkisine sahip antika Devlet kalıntısı bu bürokratlarla-Devlet sınıfıyla- özdeşleştiği için, bunlar kendilerini sıkı „Devletçiler“ olarak ilân etmişler, ülkede oluşturdukları Devlet tekelciliğiyle özel sektörün, bireysel kapitalistlerin yolunu tıkar hale gelmişlerdir.
İşte, globalleşme süreciyle birlikte bu kabuklar parçalanıyor şimdi. Gelişmekte olan ülkelerin iç dinamiğini donduran o “ulusalcı” kalıplar kırılıyor. “Burjuva yaratma” politikasıyla kendisine bağlı “Devletçi bir burjuvazi” yaratarak iç pazarı bunlara peşkeş çeken Devlet sınıfı, globalleşme süreciyle birlikte dışa açılarak, dışarıya mal satarak gelişen yeni tipte bir burjuvazi tarafından kuşatılıyor. Demokrasi, insan hakları, şeffaflık diyerek, yıllardır baskı altında tutulan halkı da arkasına alan bu yeni burjuvalar varolan dış dinamiği de-globalleşme sürecini de-arkalarına alarak statükoya karşı direniyorlar. Bugün Arap ülkelerinde olup bitenlerin özü budur. Türkiye’de AK Parti’yi doğuran sürecin özü de budur aslında. AK Parti’nin de kurulduktan çok kısa bir süre sonra iktidara geldiği unutulmasın. Ve o zaman bu da herkes için bir “sürpriz” olmuştu!. Yani kimse beklemiyordu böyle bir şeyi! Bugün Arap ülkelerinde olan da bundan farksızdır. Çünkü, bütün bu ülkelerde de statüko şimdiye kadar gözle görülür bir muhalefet odağının oluşmasına imkân tanımamıştır.
1945’ler Türkiye’sini düşününüz! “Dörtlü Takrir’i” vererek daha sonra DP’yi kuran o kadroyu düşününüz. O zamana kadar bütün bu insanların hepsi de varolan devlet partisinin-CHP’nin-içindeydiler. Başka yolu yoktu çünkü. Bir TCF ve Serbest Fırka deneylerinin sonunun ne olduğunu herkes görmüştü. Bu nedenle, muhalefet ancak (tıpkı elmanın içindeki o kurt gibi!) varolanın içinde gelişebilirdi. Bu durumda ise, dışardan bakınca elbette ki birşey görmek mümkün değildi. Bugün Arap ülkelerinde olan da bundan farklı değildir. Düşününüz, bugün bile halâ 1950’nin bir devrim olup olmadığını tartışıyoruz Türkiye’de! Samimi olun ve kendi kendinize cevap vermeye çalışın, gerçekten, 1950’nin neden bir burjuva devrimi olduğunu kavrayabiliyor musu-nuz? Halâ içinizde tereddütler var değil mi! Neden peki? Ben size söyleyeyim, burjuva devrimi deyince aklınıza hep o Fransız İhtilali falan gibi Batı’daki modeller geliyor da ondan! DP hareketini de o kalıba uydurmaya çalışıyorsunuz da ondan!.
İşte Türkiye bunun için bir “örnektir”. Özal’la birlikte globalleşme sürecine dahil olarak içerdeki Devlet Sınıfı tekelini kıran halkımız bugün artık harikalar yaratarak başkalarına da örnek olabilecek bir model ülke yarattı.
TEKRAR İÇ VE DIŞ DİNAMİKLERİN KARŞILIKLI ETKİLEŞİMİ ÜZERİNE VE LİBYA DENEYİMİ..
Ancak, Mısır ve Tunus’ta olanları iyi anlamak lazım! Evet, bu ülkelerde yaşanılan devrimci süreçler dış dinamik olarak globalleşme sürecinin yarattığı alana-“ağa” bağlı bir şekilde gerçekleşen, 21.yy’a özgü yeni tipten devrimlerdir. Daha önce, bir Facebook’un, bir Twitter’in, bir Google’nin bu derecede önemli rol oynadığı başka devrim örnekleri yoktur önümüzde! Ama, dikkat ederseniz burada da gene işin özünün-diyalektiğinin- değişmediğini, aynı kaldığını görürsünüz. Globalleşme sürecine bağlı olarak etkide bulunan bütün o süreçler (dış dinamikler) gene iç dinamiklerce değerlendirilerek işlenilen birer etken-faktör-hammadde olarak rol oynamışlardır buralarda da. Devrim sürecini yoğurarak üreten bizzat buralardaki halk kitlelerinin kendisidir. Bunun altını çiziyorum. Unutmayın ki, devrimi yapan, Tahrir Meydanında toplanarak cuma namazı kılan o milyonlardır sonunda..
PEKİ LİBYA’DA NE OLDU..
“Peki, Suriye’de neden böyle olmadı, neden böyle yürümedi işler” sorusunu soracağız, ama önce “Libya’da ne oldu” sorusuna cevap arayalım?
Libya örneği, aynen, en başta anlattığımız o anekdottaki yumurtadan çıkmaya çalışan kuş örneğine benziyor!. Libya’nın “kurtarıcıları” da, olsa olsa, o kuşu kurtarmaya çalışan adam gibi! Libya halkı Mısır ve Tunus örneklerine bakarak onlara özendi, ama kendi gücünü-kapasitesini hiç düşünmedi. Yani, dışardan gelen informasyonları-etkileri kendi bilgi temeliyle-iç dinamikleriyle değerlendirerek kendine göre bir çözüm oluşturma yoluna gitmedi. Öyle, gaza gelerek, Mısır’da ve Tunus’ta olduğu gibi ayağa kalkıverince bu işin olacağını sandı. Sonra olmayınca, işin özünün farklı olduğunu görünce de zora-silaha başvurdu, sonuç ortada! Demek ki, Libya örneğinde kuş daha iyice olgunlaşmamıştı o yumurtanın içinde! Bu nedenle, ne derece sağlıklı doğduğu da daha belli değil!. Ama, her halukârda, eskiye nazaran bir adım ileri gidildiği de açık!..
Libya halkının “kurtarıcılarına” gelince. Evet, bunları yumurtanın kabuklarını temizleyerek kuşu kurtarmaya çalışan o adama benzettik az önce, ama bu işin sadece bir yanı. Bir de, onların durumdan vazife çıkarmak çabaları var işin içinde!. Örneğin bir Sarkozi’nin hiçte öyle kuşu kurtarmak için iyi niyetle hareket ettiğini söyleyemeyiz[5]! Evet, Ahmet’in dediği gibi dünya değişti, ulusal sınırların kalkması yönünde evriliyor süreç, ama buradan hemen, artık oldu da bitti, dünya tekleşti sonucu çıkmaz! Yeni, eskinin içinde, onunla etle tırnak gibi gelişiyor. Yani, ulusal sınırların kalkması-globalleşme bugün nasıl objektif bir gerçeklik haline geliyorsa, eskiyi temsil eden o ulusal sınırlar-ulus devlet gerçeği-de bugün halâ ortadadır. Zaten eğer, eski halâ varlığını sürdürmeseydi, yeniyle eskinin mücadelesinden de bahsedemezdik o zaman! Hata, sürecin bir yanını abartarak buradan pratiğe ilişkin son derece vahim sonuçlar çıkarmaktır. Olayın özünü kavramadan onu mekanikleştirmeye kalkarsak ortaya böyle garip-ama vahim-sonuçlar çıkıyor işte!..
PEKİ TÜRKİYE NE DİYORDU..
Ama bitmedi, “peki o zaman işin doğrusu ne idi, o anın koşulları altında Libya örneğini nasıl değerlendirmek-ele almak gerekiyordu” sorusu halâ ortada duruyor:
O zaman da gene Libya konusunda en doğru çözümü-ve politikayı-Türkiye üretmişti. Türkiye diyordu ki, “Libya Libyalılarındır. Libya’yı kurtarma çabası Libya’yı işgale dönüşmemelidir. Eğer iş bu yönde gelişirse, o zaman ilerde bir de o kurtarıcılardan kurtarmak gerekir Libya halkını”. Bu nedenle, “kimse gözünü ülkenin tabii kaynaklarına-petrolüne-dikmesin, herkes haddini bilsin. Yardım etmekle kurtarmak ayrı şeylerdir. Bırakın Libya halkı, kendi sorununu kendisi çözsün. Bir halkın kurtarıcıya değil yardımcıya ihtiyacı olabilir. Dış unsurlar olarak biz de kendimizi bununla sınırlayalım”. Bitti! Burada duracaksın!..Ve Türkiye’de zaten onu yapmıştı o zaman!..
Gene o yumurtadan kuşun çıkmasıörneğine dönersek: Burada yumurta ve onun kabuklarıhem o kuşun gelişerek olgunlaşmasıiçin olmazsa olmaz bir zemindir-bir ortamdır, ama hem de, onu engelleyen bir hapishanedir!.O yumurta olmasaydıeğer, onun diyalektik inkârıkonumunda olan o kuş dagelişemezdi. Yumurtanın kabuklarıise, yumurtanın kendini inkâr ederek kuş haline dönüşmesi süreciboyunca onu koruyan bir kalkandır. Öyle ki, eğer o kabuklar olmasaydı,o kuşgene o yumurtanın içinde gelişemezdi. Ama işbir yere gelince, nasıl ki o yumurta kuşiçin bir hapishane haline dönüşüyorsa, o kabuklar da hapishanenin duvarlarıhaline gelirler. Kuşun kabuklarıçatlatarak dışarıya çıkması olayının diyalektiği budur. Kabukların kırılmasıyla kuşun yumurtanın içindeki gelişmesi süreci arasındaki ilişkiye dikkat edin.! Kabukları kıran gelişmenin kendisidir burada. Hani o, “üretici güçlerin gelişme süreci mevcut ilişkilerin içine sığamaz hale gelince” devrim olur diyoruz ya, işte buradaki kabuk o ilişkilerdir! Yani sen-dış faktör olarak onları iradi bir çabayla istediğin zaman kırarak kuşu kurtaramazsın (devrim yapamazsın)! Esas olan kuşun gelişerek kabukları kendisinin kırması-kendini kurtarmasıdır (yeniden üretmesidir). Türkiye’de bunu söylüyor zaten. Diyor ki Türkiye, haydi kırdın o kabukları ve kuşu kurtardın, ya sonra, sonra ne olacak? Al sana işte, bir Irak, bir Afganistan deneyleri var ortada. Libya’yı da bir Irak mı yapacaksınız?
Peki ne yapmak lazımdı o zaman: Türkiye diyordu ki, “Kaddafi haksızdır ve gitmelidir. Ama Libya halkını kurtaracağız derken onun başına başka Kaddafiler de yaratılmasın”. Bunun neresi kötü şimdi. Gene yardım et halka. Halkı bombalayan Kaddafi güçlerine karşı gene sürdür mücadeleyi. Ama bütün bunları yaparken de taşı gedikten eksik etmeyelim diyordu Türkiye. “Libya Libyalılarındır, Libya halkının sorunlarını çözecek olan Libyalılardır” diyordu...
DEVAM EDECEK...
" SIRA GELDİ ŞİMDİ SURİYE’YE..
Suriye konusunda daha önce şöyle demiştik: “Suriye Devrimi sadece Baasçıları-Suriyeli İttihatçıları iktidardan düşürmekle kalmıyor, bu arada Türkiye’deki İttihatçı kalıntılarının maskesini de düşürüyor”![1]....
[2] Bu anekdot N.Ilıcak’ın Sabah’taki köşesinde yayınlanmıştı. Bunu, Libya örneğini açıklamak için buraya almıştım; ama tabi, Libya’nın kurtarıcıları o adamdan farklı olarak ne yaptıklarının pekala bilincindeydiler!..Örneğin, bir Sarkozi’nin sadece Libya halkını “kurtarmak” için çaba sarfettiğini düşünmek için biraz fazla saf olmak gerekiyor!..
[3]Bu konuda bak, “Sistem Teorisi’nin Esasları-Varoluşun Genel İzafiyet Teorisi-Herşeyin Teorisi”, www.aktolga.de 4. Çalışma
[4]İşte “diyalektik inkârın” anlamı budur!. Bunu, yani “diyalektik anlamda inkâr” olayını, sistemin içindeki bir kutbun diğerini “yok ederek ortadan kaldırması” olarak anlamamak gerekir; eskinin içinden yeninin çıkıp gelmesi olayıdır bu. Aynen o yumurtanın içinden civcivin çıkıp gelmesinde olduğu gibi!..
[5] Buradan hemen Sarkozy kötü de diğerleri iyi sonucu çıkmaz!..
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları









































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023