Ümit KIVANÇ
Açıkçası, ikinci bir saygı duruşu ıslıklama hadisesi karşısında diyecek söz bulamıyorum. Alanya'daki dükkân yağmasında, [http://goo.gl/bXDFj5 ] dışarı dizilmiş, rezilliği seyreden jandarmanın linççilerden birini “bir dakika kardeşim, lütfen” tarzında şefkatle tutuşu karşısında diyecek söz bulamıyorum. Keskin nişancının Nusaybin'de evinin kapısında duran kadını tak diye vurması, bu tür cinayetler özel bir mermiyle işlendiği için otopside genellikle cinayet silahına dair kesinlik elde edilemeyişi, yani devletin yakalanmadan cinayet işlemek üzere teknik tedbirler almış olması karşısında da, kezâ, söz bulamıyorum. İdil'deki Özel Tim mensuplarının havaya ateş açmalı, tekbirli savaş dansına dair de, ne diyeyim, bilemiyorum.
Acaba şöyle desem olur mu:
Bi heviya aşiti ki bi rumet ü mayinde (onurlu ve kalıcı bir barış umuduyla).
X dilinden alıntı yapabiliyorum, gördüğünüz gibi.
Başka dillerden de yapabilirim belki.
Paris'in St. Denis semtindekilerin argosuna ne dersiniz? Afrikalılarınkiyle Güneydoğu Asyalılarınki mutlaka farklıdır. Araplarınki farklı. “Arasıra ineriz Paris'e,” diyor oranın gençleri [ http://goo.gl/n4UgLh ]. Fransızların arasında başka birileri yaşıyor.
1996 1 Mayıs’ını hatırlıyorum haliyle. “Lalelere vuran kız” deyince siz de hatırlayacaksınız. Medyaya büyük dert olmuştu. O bankaların camları niye kırıldı, çiçeklere niye vurdu o genç kız, ay valla, Allah sizi inandırsın, şok olmuştuk, dumur olmuştuk felan! İnsanlar henüz miting için toplanırken polisin iki kişiyi (Dursun Odabaş ve Hasan Albayrak) öldürmüş oluşu, gençlerin bu yüzden galeyana gelmiş oluşu, haberlerin aslî unsuru bile değildi. O günün sonunda öldürülen üçüncü bir insan da (Yalçın Levent) pek gözde bir unsur olamamıştı haberlerde. Çünkü medya “varoş gençliği”ni keşfetmişti. Varoşlara akın ettiler.
Çoğu musibetin hayırlı sonuçları da oluyor. Böylelikle meselâ, “İstanbul”da doğup büyümüş, on altı (16) yaşına gelmiş, fakat henüz sinemaya gitmemiş genç kızların varlığından haberdar olunmuştu. “Topkapı'dan bu yana” bilemedin birkaç defa geçmiş delikanlılar vardı. Denizi hiç görmemiş ortaokul öğrencileri vardı.
Varoşlara bakıldı, görülen manzara hoşa gitmedi, sırtlar dönüldü, hayat devam etti. O varoşta her ne hissiyat pişiyor, yeniyor, sindiriliyorsa öyle kaldı, kaynayarak, taşarak...
St. Denis'de de böyle oluyor muhtemelen.
IŞİD-DAİŞ kimilerimiz için sadece muhalefet kozu, kimimiz için askerî-stratejik bir sorun, kimimize şu kimimize bu. Ortada çok daha derin ve vahim bir mesele var ve Türkiye, sadece kapışma ve hegemonya alanına dönmüş yerleşik kültürel ortamı, düşünceye ve tartışmaya bütünüyle elverişsiz, medeniyetsiz toplumsal ortamı yüzünden bu meseleyi ele alabilmekten dahi aciz. “Dünya” da, bir ayrıcalıklı azınlığın çıkarına göre döndüğünden, meseleyi çözebilmekten uzak.
IŞİD-DAİŞ, sahici ve derin bir hattâ birkaç meselenin, “vahşeti yöneterek” sağlayacakları egemenlik peşindeki karanlık ruhlu insanlar tarafından sömürülmesi. IŞİD-DAİŞ'e anlayış göstermek, alan açmak nasıl imkânsızsa, meseleyi görmezden gelmek de o kadar beyhûde.
Temeldeki meseleler görmezden gelindiğinde varılan sonuç, hasta toplumlardır. “Güvenlik” kuvvetlerinin, taradığı evlerin duvarına “Kızlar geldik, ininize girdik” yazabildikleri ve bunu mesele etmeyen bir toplum hastadır. Saygı duruşu ıslıklayan toplum hastadır. Yüzyıllık hastalık...
Günlerdir, özellikle Batı'dan IŞİD-DAİŞ'e katılanlar veya sempati duyanlarla ilgili ne bulursam okumaya anlamaya çalışıyorum. Elbette kendini bütün insanlardan sorumlu gören ve “insan” sıfatını sahiden hak eden birileri bu mevzularla uğraşıyor, eksik olmasınlar. Üstüne “From Paris with love” yazılı bombaları Rakka'ya havadan sallayınca çözülmeyecek bir sorunun çözümüne faydalı veri peşinde koşuyorlar nefesleri yettiğince. (Haydi onları da yuhalayalım! Çökmekte olan Batı medeniyetinin ajanları mı biz eşref-i mahlûkatın dinini anlayacak!)
IŞİD-DAİŞ'in kurucularını, liderlerini, halen örgütü yönetenleri bir yana bırakıp, onların açtığı kanlı yoldan yürüyenlere çevirelim bakışlarımızı. Dikkatimi çeken birkaç ayrıntıyı aktaracağım.
Araştırmacıları şaşırtan bulguların başında, IŞİD-DAİŞ'e katılanların din bilgisinin yüzeyselliği, yetersizliği, yer yer yokluğu geliyor. İngiltere'den bir “cihatçı”nın üzerinde Amazon'un yayımladığı “Yeni Başlayanlar İçin İslâm” kitabı bulunmuş meselâ! Oysa on-yirmi sene önce, dünyanın çeşitli yerlerinden Afganistan'a, Çeçenistan'a, Bosna'ya akan cihatçıların ortak özelliği, sıkı dinî eğitimden geçmiş olmalarıydı. Her neredelerse orada “yetişmiş”, kendilerini adamış, bilinçli bir şekilde din için savaşa koşmuşlardı. Şimdikilerde “dinî etken”in ille de en ön sırada yeralmadığını söyleyen pek çok araştırmacı var. IŞİD-DAİŞ'e yönelen gençlerin azımsanmayacak kısmının İslâm'a dair yorumlarının Selefîliğe yakın olmadığı da ilginç tesbitler arasında.
Stratejik Diyalog Enstitüsü adlı bir kuruluşun “aşırılık”la uğraşan araştırmacılarından biri, IŞİD-DAİŞ'in Batı'dan eleman devşirmesinde rol oynayan etkenleri şöyle sıralıyor: Macera tutkusu, eylemlilik isteği, romantiklik, güç-iktidar tutkusu, gruba aidiyet duygusu, duygusal tatmin. Bunların hepsinin, bu gençlerin kendilerini bir tür “ana akım” veya “merkez”in dışında bırakılmış saymalarına eşlik ettiğini baştan hesaba katmalıyız.
Araştırmacılar, örgüte katılanların büyük çoğunluğunun bir “arkadaş grubu” veya “çevre” olarak hareket ettiklerine işaret ediyor, gençlerin çoğunun anababalarına rağmen bu işi yaptığına dikkat çekiyor.
Irak'ta, esir alınan “cihatçı”larla tek tek görüşen, veriler derleyen Amerikan ordusu görevlisi, (savaşçıların yüzde sekseni için geçerli olduğunu ileri sürdüğü) şöyle bir ortalama tipoloji çiziyor: Yaş ortalaması 27, evli, genellikle iki çocuklu, altıncı-sekizinci sınıfa kadar okumuş.
Özellikle Irak için, IŞİD-DAİŞ hakkında çoğu zaman boş konuştuğumuzu izninizle belirtmek istiyorum. Çünkü tipik Türkiyeli muhalif, IŞİD'çiler her şeyi din adına, din uğruna yapan gözü dönmüş canilerden başka bir şey olmasın, böylece bu mevzu buradaki siyasî mücadelede işe yarasın istiyor. Fakat bu arada birtakım insanlar bu örgütün askerî-operasyonel başarılarının neye dayandığını araştırıyor ve bir vakitler dünyanın dördüncü (4.) büyük ordusu olan Saddam ordusunun subaylarının bu işleri yönettiğini tesbit ediyor (kibarlık olsun diye böyle diyorum, aslında başından beri biliniyor), ama bu, IŞİD tartışmalarına hiçbir yerinden katılan bir unsur olamıyor. (Bu subayların bazılarının belki doğru dürüst dindar bile olmayabileceği dahi söyleniyor.) Irak'ın birçok yerinde (diyelim Musul gibi gelişmiş, koskocaman bir şehirde), Sünnî ahalinin, kendilerine kalsa asla IŞİD'inki gibi bir düzen kurup öyle yaşamayı tercih etmeyecekleri halde niye bu zorbaların hakimiyetine razı olduklarını anlamak, IŞİD'le mücadele etmek isteyen herkesin aslî meselesi değil midir? Tıpkı Batı'da yaşayan Müslüman gençlerin niye ölmeye öldürmeye koştuğunu anlamak gibi?
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin Zerevani (altın) birliklerinin komutanı General Aziz Veysi, Lydia Wilson'a, cephedeki bir IŞİD savaşçısı ile komuta merkezleri arasında geçen bir telsiz konuşmasını aktarmış. Ölü bir IŞİD'çinin üzerindeki telsizden dinlemişler. Cephedeki adam, “Etrafımız sarıldı, kardeşim yanımda, öldü, bize yardım edin ki, en azından kardeşimin cenazesini buradan çıkaralım,” diyormuş; karşıdaki, komutanı da, “Daha ne istiyorsun? Kardeşin cennette, sen de gitmek üzeresin!” diye cevap veriyormuş. General Veysi, “Cephedekinin duymak istediği cevap bu değildi,” diye eklemiş. Generalin aktardığına göre, şöyle demiş çaresiz savaşçı: “Lütfen gelip beni kurtarın, o cenneti istemiyorum ben!”
IŞİD-DAİŞ olgusunun bireylerin kişisel âlemlerine uzantıları hakkında daha fazla araştırma ve tartışma şart. Bunlar hepimizi yakından ilgilendiriyor.
Bi heviya aşiti ki bi rumet ü mayinde (onurlu ve kalıcı bir barış umuduyla).
* * *
DÜZELTME VE ÖZÜR
17 Kasım Salı günkü yazımda bir yanlış yaptım. Fransız internet gazetesi Mediapart adına Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi'nden (CNRS) Pierre-Jean Luizard ile görüşen gazetecinin adıyla Luizard'ı karıştırdım. Böylece IŞİD Tuzağı. İslam Devleti ya da Tarihin Dönüşü kitabının yazarı da, söyleşiyi yapan Joseph Confavreux'ymüş gibi oldu! Gece fark edince blog'ta bir düzeltme ve özür notu yayımladım, ama burada da bu düzeltmeyi tekrarlayayım. (O önemli söyleşiyi de Medyascope'tan okumanızı tavsiye ederim; şurada: http://goo.gl/PMA15Y.)
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024