Ümit KIVANÇ
Barış Çakan adlı Kürt gencinin öldürülmesi konusunda pek çok insan gibi ben de infiale kapılıp acele ettim, olayın birçok elden ilk anda duyurulan versiyonunu -derhal değil, gözüme güvenilir gözüken birileri de paylaştıktan sonra, yine de erken- sorgulamaksızın paylaştım, yaydım. Okurlara ve özellikle sosyal medyada bizim gibi haberci, yorumcu gazetecilerden bilgi alan herkese açıklama ve özür borçluyum. Çünkü şu anda hâlâ cinayetin nasıl, ne sebeple, kimler tarafından, hangi saiklerle işlendiğini bilmiyoruz.
Borcum olan özürü diler ve çuvaldızı ilkin kendime batırırken, kendini çıkar çarklarına veya yalan rüzgârlarına kaptırmamış gazeteci-haberci-aktarıcı-yorumcu topluluğuna yönelik birkaç söz söylemek istiyorum. Zira herkesin karşısına aktarıcı-yorumcu kimliğiyle çıkan, bilgi kaynağı muamelesi gören kuruluş, topluluk veya bireylerin, varoluş zorunlulukları gereği hakikat peşinde koşmasının şart olduğuna inanıyorum.
Evet, önce, çok hassas ve kritik bir olayda doğruluğunu yeterince sınamaksızın haber paylaştığım için özürümü ortaya, görünür yere koyayım.
Sonra, genç yaşında hayata veda eden Barış’ın ailesine, arkadaşlarına başsağlığı dilerim. Acılarına ortak olmamız zor. Kaybettikleri evlatları/arkadaşları için büyük üzüntü duyduğumu, -teselli olmaz ama- başka birçok insanın da duyduğuna inandığımı iletebilmeyi isterim.
Üçüncü olarak, olaya dair ne bildiğimize değinmeliyim. Zor bu. Çünkü ilkin, Barış balkonda müzik dinlerken yoldan geçen üç kişinin onu aşağı çağırıp, Kürtçe müzik dinlediği, yani, doğru tarifle, Kürt olduğunu saklamadığı için öldürdüğü söylendi. Sonra, Barış’ın babası, kameralar-mikrofonlar önünde, başka bir versiyon anlattı: Barış namaz kılan bir çocuktu, namaz vaktinden az önce arkadaşıyla kısaca konuşup geleceğini söyleyerek sokağa inmiş, ezan okunurken arabada yüksek sesle müzik çalan birilerini uyarmış, onlar da aşağı inip “bize Müslümanlık mı öğretiyorsun!” diyerek Barış’la arkadaşının üzerine saldırmışlar, arkadaşı kaçmış, kalbinden bıçaklanan Barış oracıkta can vermişti. Aile, arkadaşının telefonu üzerine durumdan haberdar olmuş, baba, zaten eve pek yakın olan olay yerine gittiğinde oğlunun cansız bedeniyle karşılaşmıştı. Barış’ın babasının olayı anlatışını [ https://twitter.com/EtmedikPes_/status/1267456501632897024/video/1 ] şuradan izleyebilir/dinleyebilirsiniz.
Bir de [ https://twitter.com/Fehim_Isik/status/1267559796028383236 ] şu video var. Bunu da izlemenizi öneririm. Çünkü zaten elimizdeki sağlam veri pek az. Bu videoda izlediğimize pek anlam veremiyoruz. Barış’ın babasının ifadesi mi düzenleniyor, birileri onun anlatımındaki açıkları mı yakalıyor, evladını kaybetmiş bir babanın doğal olarak yapabileceği gibi, karışık, çelişik sözler etmiş olmasına mı takılıyor? Baba da bizim gibi, bazı ayrıntıları emin olmaksızın mı açıklamış? Evlat kaybı yanında ne önemi olabilir? Yapmışsa da mümkündür ve anlaşılabilir, elbette. Ancak soru soranların tavrında anlayamadığımız başka şüpheler gizli sanki… Velhâsıl, anlayabilmiş değiliz.
Fakat olayın hemen ardından, ilk versiyonu kesin bilgiymiş gibi paylaştık. İktidar sözcüleri ve tetikçileri de hemen üzerine atladı, gelsin provokatörler, gitsin hainler… Tabiî sağda da solda da kimsenin yanlış yapamadığı, ancak bile isteye kötülük yapabildiği, hainlik edebildiği topraklarımızda, en iyi becerdiği iş hilebazlık ve manipülasyon olan bir iktidar aygıtı mensuplarından başka türlüsü beklenemezdi.
Yine de, halimizde ciddî mesele yok mu? Halimiz hiç iç açıcı değil ve asla her geçen gün her bakımdan iyiye gitmiyor. Düştüğümüz yanılgıda, hakkımız olmayan kolaycılıklara kapılmamızda, içinde yaşatıldığımız korku, panik, yalan, alçaklık, küstahlık, düşmanlık ortamının rolünü küçümseyecek değilim. Buna değineceğim. Ancak ısrarla vurgulamak isterim ki, bunlar mazeret yerine ortaya sürülemez. Bilgi kaynağı kabul edilmiş kimsenin mazereti hafifletici sebep yerine geçmez.
Olabilir miydi? Evet.
Irkçılığın, faşistliğin kutsandığı şu ortamda, Kürt gencinin Kürtçe müzik dinlediği için öldürüldüğüne inanıvermemiz garip mi? Değil. Buna inanmak ve infiale kapılmak için illâ kötü niyetli, provokatör, hattâ muktedir sözcü ve tetikçilerinin hemen ortaya fırlattığı üzre, örgütlü provokatör olmak gerekli mi? Kesinlikle hayır. Benzer bir sürü olay yaşandı. Azıcık vicdan ve izan sahibi herkes, bugün Kürt gencinin Kürtçe müzik dinlediği için bıçaklanabileceğine tereddütsüz ihtimal verir. Bu, mevcut ortamı yaratanların günahıdır, sağduyuyu kolaylıkla iptal edebilecek, duyanı infiale sürükleyebilecek haber karşısında duygularına hakim olamayanların değil. Bugün, bırakın müziği şunu bunu, Kürdüm diyen Kürdü, Kürt’müş Türk’müş bakmadan, Kürt de eşit yurttaşlık haklarına sahip olsun diyen herkesi ortadan kaldırmayı siyasî hedef olarak savunan birileri, gayet yetkili konumlarda. Suikast serileriyle, Alevi katliamlarıyla siyaset yapan birileri, ömürleri boyunca görmedikleri iktidar imkânlarına kavuşmuş durumda. İnsan canına kast etmek, vahim bir niyet ve girişim olmaktan çoktan çıktı. Şöyle şöyleysen zaten yaşama hakkının olmadığını söyleyenler sosyal medyada yirmi dört saat mesaide ve bir kısmı, anlayabildiğimiz kadarıyla doğrudan muktedirlerce besleniyor.
Kaldı ki: Barış’ın babasının anlattığı versiyon bütünüyle doğru olsa bile, Barış’ın Kürt olduğu için öldürülmüş olması, en azından, Kürt olduğu için bu kadar kolayca öldürülmüş olması muhtemel değil mi? Tabiî ki muhtemel. Arabadaki bitirim tayfa indi, “Sen mi bize Müslümanlık öğreteceksin, … Kürdü!” dedi, salladı bıçağı - olmaz mı? Rastgele ihtimaller sıralasak en güçlülerinden biri çıkar bu. Tabiî, Barış’ı kimlerin öldürdüğünü henüz bilmiyoruz. Bu bilgiyi edindiğimizde böyle bir ihtimal tamamen devre dışı kalabilir.
İlaveten: Barış bize aktarıldığı, bizim de başta inandığımız şekilde öldürülmüş olsa, katiller yakalanmayabilir veya çabucak salınabilirler miydi? Tabiî. İktidar propaganda aygıtı öldürülen genci suçlu göstermek için iftira aracı aramaya girişir miydi? Ne şüphe! Birörnek manşetlerle üstüne yüklenmeleri için, yeşil-sarı-kırmızı trafik lambasının yanından geçerken görüldüğü ortaokul fotoğrafı falan yeterdi. Ne var ki, Barış’ın namaz kılan bir genç olduğu, “terörist” ilan edilemeyeceği anlaşıldı. Ya da böylesi tercih edildi - bunu da bilemiyoruz henüz.
Şu durumda anahtar soru, katillerin kimliğidir. Bunlar civarın Ülkücü delikanlılarıysa başka, mafya bozuntusu varoş çetesindense başka, kazara AKP ile ilişkili birilerinin oğlu, yeğeni vs. ise başka, Kürt’le Türk’le derdi olmayan -ya da herkesle derdi olan- alâkasız serserilerse başka olacak her şey. Şimdilik, hemen yakalanıp tutuklanan katillerin korunmaya kollanmaya değecek kimseler olmayabileceğini, açıkça kollanamayacaklarsa bunu ufak da olsa teselli sayabileceğimizi düşünebiliriz. Elbette hızla tutuklama, esas olarak gözönünden kaybetme, kurcalatmama gibi bir amaca yönelik değilse! Adalet mekanizmasının bütünüyle ortadan kaldırıldığı yerde yaşamanın zorluğu, işte böyle tekinsiz karanlıklardan çıkamamak…
İnfialin meşru sınırı
Mesleğimize dönelim. Bunlar, “kamuoyu” denen toplumsal varlığı meydana getiren rastgele bireyin, ortalama vatandaşın ilk andaki yanılgısı ve infiali için meşru hafifletici sebepler oluşturur. Evet, Twitter’da Barış’ın öldürülüşüne ilişkin ortaya sürülen ilk versiyonu gören bir kişinin “vay alçaklar!” diye klavyeye/telefona sarılması kolaylıkla anlaşılır.
Buna karşılık, gazeteciler, haber aktarıcıları, yorumcuları olarak böyle davrandığımızda meşruiyet sınırlarını aşmış oluyoruz. Çünkü sadece kendi yanılgımızdan sorumlu olmuyoruz bu durumda. Hakikatin önüne engel dikmiş olmakla kalmıyoruz. Birçok insanı yanılgıya, infiale, yanlış tepkilere sürüklüyoruz. Ortamdaki gerilim ve şiddet potansiyelini artırıyoruz. Buna hakkımız yok. Yalnız hak meselesi de değil. Yolsuzluk yapan yetkili konumuna düşüyoruz. Menfaat denen şey sadece parayla ölçülmüyor. Ne kadar ulvî sayarsanız sayın, şu ya da bu çıkar için yalan üretmek-yaymak da yolsuzluk. Buna yolaçmayı göze almaksa “taammüden sorumsuzluk”.
Uzun zamandır, güvenilir haber alma konusunda pek az güvencemiz kalmıştı. Hemen hemen, sadece niyetler. Bardak taşıyor, değerli meslektaşlarım.
Hakikatin temsilinden vazgeçemezsiniz. Çünkü herkes ondan vazgeçerse bize hava kalmaz. Boğuluruz oracıkta. Hele haber aktarıcılığı-yorumculuğu gibi bir mesleği ses çıkaramayanların sesi kılmaya niyetlenmişseniz, adaletli, insanca, özgür gelecek için çalıştığınızı varsayıyorsanız, hiç böyle davranamazsınız. Hakikatin ezilenlerin elinde bir kuvvet olması gerekir.
Kendini “mücadele”nin parçası sayan gazetecinin şunu idrak etmesi gerekir: bir ordunun basın koluysanız, insanlar size ancak savaşa dair veriler için başvurur - verdiğiniz sayıları, o ana kadar uyandırdığınız izlenime göre, ikiye bölerek veya üçle çarparak gerçeğe yaklaşmak için. Hakikate bağlı kalmamak tam da sizin aleyhinizedir. Hem temizlemeye çalıştığınız dünyayı kendi elinizle kirletir, daha zor temizlenir hale getirirsiniz hem de herkesin hakkınızdaki haberi bizzat sizden almasını önleyerek hayat içindeki yerinizi ve etkinizi gözden çıkarmış olursunuz.
Öte yandan, bu alandaki faaliyetinizin dürüstlük-kandırmacılık oranı, sizin siyasî hedefleriniz, hedeflediğiniz gelecek, başka insanlara tavrınız hakkında fikir vericidir. Yalanla ve fırsatçılıkla ilişkiniz, karakterinizdir ve yarın öbür gün elinize güç geçerse ne yapacağınızın göstergesidir. Bugünkü iktidarın haber denen şeyle, hakikatle ilişkisine bakın; buradan hareketle karakteri hakkında kesin yargıya varamaz mısınız? O duruma düşmeyi kim arzu eder? Bunu arzu edene kim güvenir?
Memleketin gazetecileri olarak, dünyanın dört bir tarafından bize yöneltilebilecek soruya cevap verebilmek zorundayız: Sence hangi yayın organına güveneyim? Hangisi, bir haberi duyurmadan önce elindeki imkânlara göre mümkün en geniş, en derin, en sağlam araştırmayı, sınamayı yapıyordur? Hangisi, “keşke şöyle çıksa, öylesi işime gelir” zehrini yalamadan habere eğiliyordur?
Bu derdin yalnız gazetecilikle değil, Türkiye’deki muhaliflik anlayışıyla ilgili bir yanı da var. Onu burada yalnız anmakla yetineceğim, çünkü yazılar yazılar yazılar gerekiyor, muhalifliğin alternatif olma ve gelecek inşasıyla bağının kopmasından doğan o meseleyi hakkınca ele almak için. Kabaca, “kötü ihtimali arzulama illeti” diyelim şimdilik buna.
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları


























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024