Ümit KIVANÇ
Uçurum aşağı yuvarlanma, karanlığa sürüklenme sürecinin önlenemez gözükmesinin, insan gibi yaşamak isteyen herkesin soluğunu kesen çıkışsızlık duygusunun iki ana sebebi var:
1. İktidarın mevcut ve potansiyel hilebazlığı ve şiddeti.
2. Muhalefetin kararsızlığı ve etkisizliği.
Önce ilki hakkında, her türlü tahlile giriş kapısı yapmak gerektiğine inandığım olguları sıralayayım.
İKTİDARIN YAPISINA DAİR
1. İktidar “AKePe” değil, bir koalisyon. Ve AKP bu koalisyon içerisinde siyasî bakımdan belirleyici değil. Çünkü artık siyasî parti değil. Çıkar dağıtım mekanizması ve kısmî toplumsal ilişki-iletişim-denetim işlevleriyle AKP’nin varlığının yegâne sebebi, Tek-Adam’ın konumunu sürdürebilmesi için dayanak olmak. Yalnız onun çevresindeki -kaderi ona bağlı- dar ekibin kıymeti harbiyesi var.
3. İktidarın Lider+AKP olarak adlandırabileceğimiz ortağının tek hedefi iktidarda kalmak ve “gelir dağıtımı”. Bunlar, tek başına açıkça ilan edilip peşinde koşulacak, destek istenecek hedefler değil. Gayrısı mecburî ideolojik süs.
4. Bu iktidar yapısı henüz toplumsal desteğe ihtiyaç duyuyor. Bütün sahteliğine, eğretiliğine rağmen on yıllar içerisinde azımsanmayacak birikimler yaratmış seçim-parlamento-demokrasi tecrübesi, hele koalisyon tarzındaki bir iktidar yapısını meşruiyet arayışına zorluyor. İktidarın siyasî belirleyeninin toplum önüne çıkan uzantısı MHP’nin halk arasındaki desteği bunun için yeterli değil. Sahici siyasî parti niteliği berhava edilip “Reis’in teşkilatı” haline getirilmiş olsa da AKP yine esas toplum desteği kanalı konumunda.
5. İktidar ideolojisi “dincilik” değil, bir nevi Türk-İslâm faşizmi. İki unsurlu bileşim, fırsat bulundukça giderek daha fazla “Türk”ten yana bükülüyor. Ancak bu artık, eskisi gibi, kendini dindarlığın rakibi olarak konumlayan bir milliyetçilik değil. Onu sardı, kendisinin kıldı.
6. İktidarın AKP kanadının militan desteği temin edebildiği tek kaynak olan, toplumsal tahakküm peşindeki saldırgan İslâmcılık iki bakımdan teşvik görüyor: (a) Bir tür kadro tatminine yarıyor ve bu kanat olmaksızın mevcut koalisyonun toplumdan rıza almış iktidar olarak görünmesi sağlanamayacağından öbür ortaklarca da gerekli, en azından katlanılması gerekli bulunuyor. (b) Cumhuriyet’le birlikte kurulan devlet (iktidar) yapısının ve millet-i hakime egemenliğinin yalnız Türk milliyetçiliğiyle sürdürülemeyeceği anlaşılmış, paçayı tamamen kaptırmadan “dincileri” işin içine katmanın zaruretinde hemfikir olunmuştu zaten. Yetişecek nesillerin zapturapt altında tutulması bakımından bu yol artık “resmî” tercihtir.
7. Kürt meselesinde de ne olursa olsun devlet yararına sonuçlar getiren, “dindarın da devleti” formülünü, bugüne kadar dindarları temsil iddiasıyla siyaset yapanları iktidardan uzak tutmayı ilk hedef bellemiş kesimler içlerine sindirdi. “Ulusalcılık” adı altında faaliyet gösteren milliyetçilikle “dindarlık” adı altında faaliyet gösteren millet-i hakime tahakkümcülüğü bir araya gelince hem Türkiye’nin hemen bütün aslî sorunlarını bodruma kilitleyip çözülemez halde çürütmenin daha garantili yolu bulunmuş oluyor hem de bu sorunların sebebi, kaynağı durumundakiler bizzat iktidarda olduğundan başkalarına bunları çözebilme imkânı bırakılmıyor. Sorunlar da bir türlü çürüyüp kendiliklerinden yok olmuyorlar.
MUHALEFETİN ASLİ ZAAFLARI
Muhalefet bahsine gelince. Çıkışsızlık duygusunu yaratan esas sebebi burada aramanın yalnız “bilimsel” bakımdan daha doğru değil, daha anlamlı ve işlevli olduğundan eminim. Çünkü çıkışa izin vermemek için sonunda zor kullanacak da olsa her iktidar bir noktada pes etmek zorunda bırakılabilir. Yeter ki toplumun çoğunluğunu, mümkün en geniş ve çeşitli kesimlerin benimseyeceği bir selamet düşüncesi etrafında birleştirecek olumlu bir muhalefet projesi oluşturulabilsin.
Elbette cesaret ve azim şart; ama ne uğruna? Uğruna meşakkatin, zorlukların göze alınacağı hedef ve projenin tarif edilemeyişi büyük handikap. Hiçbir baskı yalnız fiziksel zorla, hiçbir işkence yalnız acı vererek sonuç alamaz. Kurbanı önceden çaresizlik, çıkışsızlık duygusuna sürüklemeyen baskı kimseyi yıldıramaz. Muhalefet saflarında siyasî önderlik etme iddiasındaki herkesin öncelikle cevaplaması gereken soru şu: Ne uğruna göze alacağız, bu iktidarın bize yapabileceklerini?
Muhalefetin mevcut haline bakınca, bu soru gerçek-dışı, hattâ azıcık fantastik görünüyor olabilir. Haklısınız. Ama buna aldırmayıp devam edelim. Başka çaremiz yok, çaresiz kalmayalım.
Muhalefet neden etkisiz? Akıl edebildiğimce sıralamaya çalışayım sebepleri:
8. Muhalefet birçok temel konuda gerçekte iktidarla aynı, en azından benzer yaklaşımı paylaşıyor. “Vatan söz konusuysa gerisi teferruat” yaklaşımı hemen her konuda muhalefetin ana damarını oluşturan kesimlerin paylaştığı şiar olduğundan, hukuk kurumunun, yargı mekanizmasının bir çırpıda bugünkü “icraat teşkilatı” haline sokuluvermesi ne kolay oldu! Üniversitelerde gerçek özgür araştırma-tartışma ortamı hiçbir zaman amaçlanmadığından, şu dogma yerine bu dogmanın geçirilmesi ne kolay oldu! Aslında “… söz konusuysa gerisi teferruat” kalıbı neredeyse bütün siyasî mihraklar için özellikle hukuk-adalet konusunda geçerli.
9. Dün devletin bekâsını tehlikeye sokmamak için gerekli sınır şuradan çekiliyordu, bugün buradan çekiliyor. Bekâ için sınır çekme hükmünde ve bunu yürütüş tarzında aynı dayatmacılık, aynı hoyratlık. Zaten sınırın ötesinde ve berisinde bırakılanlar arasında da fazlaca fark yok.
10. Dinî örtüsünden yoksun kalırsa milliyetçilik burada iş görmüyor. Askere toplu namaz kıldırırsan hem ona hem ahaliye daha sıkı gaz verebiliyorsun. Üstüne, komşu ülke toprağına girerken kurt işaretleri yaparlarsa yeme de yanında yat oluyor. Bir de üç hilal çizilmiş duvar önünde selfie paylaşırlarsa çağdaşlık kısmı da tamamlanıyor. Bir devlet daha ne ister!
11. Devlet içinde, -kimse bizi yemesin- bizzat kendini devlet sayanların fayda görmesi ve göz yummasıyla yayılan örgütlü milliyetçi dincilik hareketi Fethullahçılığın bugünkü koalisyonun oluşmasında büyük katkıları bulunduğu anlaşılıyor. “FETÖ”nün her türlü hatırasından bir an önce kurtulmak için el birliğiyle gösterilen canhıraş gayret, “komünist temizleme”, “terörist imha etme” seferberliklerine göre hayli özgün -canhıraş- tezahürler sunuyor.
12. Türkiye’nin başlıca meselesi olarak ortaya konan ve -en radikal sol dahil- herkesin buna göre konumlandığı “ilericilik-gericilik” veya “laiklik-dincilik” karşıtlığının, iş adil ve eşitlikçi hukuk sistemi, dürüst seçim, layıkıyla temsil, yaygın demokrasi gibi sahiden aslî mevzulara gelince pek de öneminin kalmadığı bugünkünden daha bâriz nasıl ortaya çıkabilirdi, bilemiyorum. Buna rağmen radikal muhalif söylem hâlâ bu göstermelik karşıtlık üzerine kuruluyor. Asla yan yana gelemeyeceği sanılanların mutlu beraberliği bile şu yanılsamadan şüpheye düşüremedi çok insanı.
13. Muhalefet, karşısındaki keyfî iktidarı yalnız “Saray rejimi” adı altında “AKePe”ye ait görmekte ısrarlı. Böylece MHP’nin ve sözcüsü olduğu, temsil ettiği radikal anti-demokrasi grubunun -teşkilatının?- iktidardaki payı, olan bitendeki rolü doğru dürüst konu edilemiyor. İktidarın hakiki yapısı gözden kaçırılıyor. Neye muhalefet edeceğini, nasıl bir gücü alt etmek gerektiğini bilemezsen nasıl mücadele yürüteceksin?
14. İşin daha fenası, bugün muhalefeti oluşturan nüfusun pek da ufak olmayan bölümü, iktidar koalisyonunun AKP dışındaki ortaklarına kafaca fazla uzak değil. Muhalefetin ne kadarı dürüst seçim, sahici yargı-mahkeme sistemi, adalet istiyor? “Sosyal adalet”e, Kürt meselesine filan gelemiyoruz daha.
15. Böylece, muhalefetin iki ana sebeple etkisiz ve şahsiyetsiz kaldığını görüyoruz. İlki, yanlış teşhisler, yanlış tespitler, iktidarınkilerden pek farklı olmayan, hattâ yer yer onunla ortak hedefler ve yöntemler. MHP’ye ısrarla, bugünkü koyu karanlığın mimarı ve daha da koyusunun tezgâhlayıcısı değil de, gerçekte “çağdaş aydınlık cephesi”nin unsuruyken kelek yapmış eski dost muamelesi yapılmasının mâkûl sebebi nedir? Bu partinin geçmişindeki büyük suçların asla kurcalanmayışının, dert edilmeyişinin mânâsı nedir? Şu anda fiilen el konmuş Suriye topraklarından çekilmeyi siyasî mesele olarak dert edinen kaç muhalif siyasetçi biliyoruz? Askerî harcamalardan söz eden kaç muhalif ekonomiciye denk geldik? Demokrasi ve hukukla yakından ilişkili büyük hedef AB üyeliği terk edildiği için memnun muhalif sayısı az mıdır? Bizzat birçok muhalif bunu “ülkeyi emperyalizme peşkeş çekme” filan gibi bir şey saymıyor muydu?
16. Muhalif siyasetin etkisizliğine, muhalefeti destekleyen geniş kitlenin tuhaf hareketsizliği eşlik ediyor. Bu bazen umursamazlık, koyvermişlik, bazen gönülsüzlük, çoğunlukla da anlam verilmesi zor bir rahatlık olarak görünüyor. Hayır, muhalif kitle, özellikle sosyal medyada her gün kırk ayrı hukuksuzluğa, adaletsizliğe, zorbalığa, keyfîliğe karşı ses çıkarmak için didinenlerden ibaret değil. Gözaltına alınmaları, tutuklanmaları, bin türlü haksızlığa mâruz kalmaları haber olanlardan da ibaret değil. Çok daha geniş. Oy sayıları ortada. Milyonlardan bahsediyoruz. Kürtleri hariç tutarak konuşacak olursak, çekinerek dile getirebileceğim tahminim o ki, muhalif kitlenin üstelik görece etkili de olabilecek bir kısmı, giderek koyulaşacak diktatörlük altında da pekâlâ yaşayabileceğini seziyor. Ve bu sezgileri geçersiz değil. Askeriyeli, MHP’li bir “dinci iktidar”ın dinciliğinin sınırının bu iktidara destek sağlama işlevinin tükendiği yerden çizileceğini hesaplıyorlar. O zamana kadar, “Yunan’dan” birkaç ada alınsa, Kürt demokratik siyaseti ezilse, Akdeniz’den mi çıkar, Karadeniz’de mi bulunur, Suriye’den mi gelir, petrol, doğal gaz bir şeyler edinsek fena mı olur? Hem Fransa’ya meydan okumalar falan da insanın gururunu okşamıyor değil.
* * *
Bütün bunların sonuna, marazdan erdem doğması umuduyla şu hükmü eklemek isterim: Bu içerikte ve bu tarzda muhalefetle, tutulan beter yoldan dönüp feraha çıkmamız mümkün değil. Asgarî demokratik kurallar anlaşması, asgarî hukuk zeminine dair sözleşme bile yapamayan muhalefet nasıl bir gelecek kurabilir? Oy üstünlüğü konusundaki bütün umudunu Kürtlerin “bağrına taş basmasına” bağlamış olmasına rağmen bütün tavrına “HDP’yle yan yana gözükmeme” kaygısının yön verdiği koca koca partilerden nasıl demokrasi ve hukuk hamlesi bekleyeceğiz?
İktidar, avukatlığı fiilen imkânsız kılarak yargı mekanizması adına varkalan son yapıyı da havaya uçurmaya niyetli. Bu adımlarla kat edilen yol Suudi Arabistan’a değil Nazi Almanyası’na çıkıyor. Dönem icabı her şeyin üzerine boca edilen din sosunu bir süre sonra kimse tatmayacak bile. Öbürünü yok etmekse hiç kolay olmayacak. Hitler anca savaşta yenilmişti.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024