Ali Türer
1982 Anayasasının devletin kimliğini “Türklük” etrafında belirleyen “değiştirilemez” maddelerinden kurtulmak bu topraklarda barışın sağlanması için olmazsa olmaz bir koşul haline geldi. Yeni anayasa çalışmaları içinde AKP vatandaşlık tanımının “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye vatandaşıdır” şeklinde değiştirilmesini savunan taraf oldu başından beri. Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde de kamuoyuna yansıdığı kadarı ile bir uzlaşma sağlanmış görünüyor.
Süreç içinde gelinen bu nokta CHP içinde bir süredir tanık olduğumuz ayrışmaya yeni bir boyut kazandırabilir. Cumhuriyet’i “Türklük” etrafında bir ulus yaratma projesi olarak gören “ulusalcılarla” hala kaldıysa demokratikleşmeyi savunan yenilikçiler arasında yol ayrımına gelindiğini gösteren emareler var. Deniz Baykal’ın CHP grubunda geçen hafta yaptığı konuşma bunun açık kanıtı.
Baykal yaptığı konuşmada CHP’nin mevcut anayasada ifadesini bulan siyasal kimliğe tek vücut olarak sahip çıkması gerektiğini açıkça vurguladı. Aksi halde getirilmek istenen anayasal vatandaşlık ile “Türlük dışı kimlik iddialarının”, alt kimliklerin eşit egemenlik hakkı talep etmelerinin önünün açılacağını iddia etti. Baykal grupta bu konuşmayı yaparken “yenilikçi kanatta” gösterilen Sezgin Tanrıkulu grup toplantısını terk etti.
CHP tarihi bir anlamda da CHP içindeki gruplaşmaların tarihidir. Şubat 1995’te SHP ile CHP, CHP çatısı altında birleştiler. 7 ay sonra yapılan Olağan Kurultay’da Deniz Baykal yeniden Genel Başkanlığa seçildi. Arkasından girilen süreçte Erdal İnönü’nün başlattığı Sosyal Demokrat Partileşme sürecini Deniz Baykal’ın iğdiş etmesini içine sindiremeyen Murat Karayalçın, Hasan Fehmi Güneş, Aydın Güven Gürkan ve Ercan Karakaş; Deniz Baykal ile iktidar mücadelesi içine girdiler. Süreç bilindiği gibi Baykal’ın kendisine karşı mücadele eden bütün bu grupları tasfiye ederek CHP’nin tek hâkimi olması ile sonuçlanmıştı.
1994-1995 yıllarında Balıkesir SHP ilçe yönetim kurulunda eğitim sekreteri olarak görev yaptım. SHP-CHP birleşmesi sonrası CHP Balıkesir ilçe başkanlığına aday olmuştum. O nedenle o dönemde CHP içinde yaşanan mücadeleye yakından tanık olma fırsatı buldum. 1996-1997 yıllarında Uğur Büke’nin “Sosyal Demokrat Değişim” adı altında çıkardığı iki aylık dergi o dönemde yaşananlara tanıklık etmesi bakımından önemlidir.
MGK’nın 28 Şubat Kararlarını aldığı günlerde bu dergide “Sosyal Demokrat Yenilenme ve Değişim sürecinde CHP içindeki Grupların Yeri” başlıklı bir makalem yayınlanmıştı. Baykal’ın CHP içindeki gruplara, “ulusal kimliğe sahip çıkın” mesajı verdiği grup toplantısının kaydını izlerken o makalem aklıma geldi.
Bir yandan bu partideki değişim çabalarının CHP geçmişinin ağır yükü altında ne kadar kısır kaldığının; 28 Şubat yaşanırken CHP’nin nelerle uğraştığının görülebilmesi bakımından bu makalemin tarihe düşülmüş önemli bir kayıt olduğunu düşünüyorum.
Bu hafta Şubat 1997’de “Sosyal Demokrat Değişim” dergisinde yayınlanmış bu makalemi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu yazıda ortaya konan olay ve olguların o günlerden başlayarak ağırlaşan siyasal ve ekonomik bunalımın ardından kitlelerin kurtarıcı olarak AKP’ye niye sahip çıkmak zorunda kaldıklarını da bir ölçüde açıklayacağını düşünüyorum.
*********
SOSYAL DEMOKRAT YENİLENME SÜRECİNDE CHP İÇİNDEKİ GRUPLARIN YERİ
Bu çalışma, söylemlerinden, kaleme aldıkları düşüncelerinden yola çıkarak, CHP içinde bugün tanık olduğumuz belli başlı grupların sosyal demokrat yenilenme ve değişim sürecindeki yerlerini saptama amacı gütmektedir.
Önce böyle bir değerlendirme için hareket noktası olabilecek kuramsal bir çerçeveye ihtiyacımız var. Burada yanıtlanması gereken ilk soru bir siyasal hareketin ya da partinin varlık nedeninin neye bağlı olduğu sorusudur.
Siyasal hareketler belirli bir toplumsal değişime yön vermek üzere; sosyal-ekonomik, kültürel, tarihsel koşulların ürünü olarak ortaya çıkan ideolojik yapılardır. Bu yapılara benzerlerinden farklı olma özelliği veren temel öğe ideolojik yapılarıdır. Bu ideolojik yapılar, kültürel, sosyal, psikolojik, tarihsel geleneğin ürünü olarak yavaş yavaş şekillenir ve bu yapıya bağlanış biçimlerine bağlı olarak değişen oranlarda, o siyasal harekete destek veren kesimlerin davranışlarında ortaya çıkarlar. Ve içinden çıktıkları toplumsal kesimlerin gözünde ortak bir meşrutiyeti ifade ederler.
Sosyal Demokrat Hareket, toplumun üreten çoğunluğunu oluşturdukları halde, yaşamın zenginleşmesinden paylarına düşmesi gerekeni yeterince alamadıklarını düşünen hoşnutsuz kesimlerin kapitalizmle gelen kurumsallaşmaya dönük muhalefet hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Her ne kadar başlangıçta, üretim araçlarının ortak mülkiyeti temelinde ideal yeni bir üretim biçimi arayışını kalkış noktası yapmış olsa da, bu toplumsal muhalefet hareketi; pratikte kapitalizme bağlanmış, temsil ettiği kesimlerin siyasal temsil içindeki payını uzun soluklu siyasal-toplumsal mücadelelerle adım adım genişletme yolunu seçmiştir.
Kapitalizm, geniş toplum kesimleri gözünde meşruiyet kazanmayı sosyal demokrat harekete borçludur. Demokrasi, insan hakları, sivil toplum, sosyal devlet, endüstriyel demokrasi gibi kavramlar kapitalizme sosyal demokrat hareket ile gelmiştir. Kapitalizm, sosyal demokrat hareketin katkılarıyla ilk ortaya çıkış biçiminden farklılaşabilmiş, kendini yenileyebilmiş, bunalımlarını aşabilmiştir. Bu açıdan bakıldığında sosyal demokrasiyi, toplumsal değişimi günümüze taşıyan evrensel siyasal kültürün çok önemli bileşenlerinden biri olarak görmek gerekir.
Batı’dan farklı modernleşme süreci nedeniyle Osmanlı-Türk geleneği içinde sosyal demokrat bir hareket gelişememiştir. Bu gelenek kendini dönüştürecek siyasal hareketi, asker-sivil bürokrat kesim içinde bulabilmiştir. 1950’lerden sonra hızlanan kapitalistleşme süreci içinde yaşamın önünde biriken sorunlar, Cumhuriyeti kuranların değer yargıları ile, kurumsallaşma önerileri ile çözülemeyecek kadar karmaşıklaşmıştır. Dolayısı ile kapitalist sistemle hızla bütünleşmeye bağlı olarak karmaşıklaşan süreç içinde sosyal demokrat hareketin asker sivil bürokratların elinden bu dönüştürücü mirası devralmak üzere ortaya çıkması beklenirdi. Ancak Türkiye’de bu bir türlü gerçekleşememiştir.
Cumhuriyet temelinde uluslaşmanın en önemli siyasal gücü olarak ortaya çıkmış CHP içinde bugün yaşanan bunalımı açıklama amacı güden bir çalışma için, bu düşünceler hareket noktası oluşturabilir.
TEMİZ SAYFA YAKLAŞIMI
Birleşmiş CHP’nin organlarının seçildiği son genel kurulda Sayın Karayalçın Partinin içinde bulunduğu durumu “yapısal ve programatik” olarak nitelerken; Sayın Baykal sorunun partinin kendisini ayağa kaldıracak lideri henüz bulamamasından kaynaklandığını, kendisinin genel başkanlığında bu sorunun ortadan kalkacağını, CHP’yi iktidara götürecek yolun ancak kendi liderliği altında açılabileceğini savunmuştu.
Sayın Baykal, SHP’nin hükümet ortaklığı yıllarındaki yerel yönetimdeki uygulamalarla, sosyal demokrat hareketin zayıfladığını, nasıl küçük düşürüldüğünü konuşmalarında uzun uzun dile getirmiş; geçmişe sahip çıkan doğal lider tavrı ile bu uygulamalardan dolayı kamuoyundan özür dilemişti. Kendisinin liderliğinde sosyal demokrat harekete “temiz bir sayfa”nın açılacağını savunmuş, ancak ideolojik-örgütsel yeniden yapılaşma gereksinmesini işaret edebilecek hiçbir mesaja yer vermemişti. Oysa bu genel kurulun üzerinden atı ay gibi zaman bir zaman geçmişken 24 Aralık 1995 seçimine 15-20 gün kala; elinde partinin içinde bulunduğu sorunları çözebilmesine yetecek sihirli bir değnek olmadığını teslim edercesine, “yeni sol”, “yeni CHP” sloganıyla birden bire ortaya çıktı. Başta CHP kamuoyu olmak üzere herkesi şaşırttı.
Partide parti meclisi dâhil hiçbir organda dile getirilmemiş; içeriği tartışılmamış bu “yeni sol” da neydi? Parti ideolojisinde dışarıda bırakılması gereken, kullanımdan düşmüş değerle mi vardı? Ya da parti ideolojisinin yeni bir takım değerlerle yenilenmesi mi söz konusuydu? “Yeni CHP” ile yeni değerler ışığında yeni bir parti yapısı mı öneriliyordu? Bütün bunlar ne zaman, kimler tarafından nasıl bir mekanizmayla belirlenmişti? 24 Aralık genel seçimleri öncesinde atılan bu iki sloganla partilerin kafasında beliren bütün bu sorulara henüz her hangi bir yanıt verilebilmiş değildir.
Batı Avrupa Sosyal Demokrat Partilerinde ideolojik örgütsel yenilenme, bütün bir parti örgütünü içine alan titiz, sistemli ve kolektif bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu konuda nihai kararı parti genel kurulları vermiştir. Türkiye’de ise Sosyal Demokrat olma iddiası içindeki bir siyasal harekette “değişim ve yenilenmenin”, daha altı ay önce bütün sorunu kendisinin genel başkan olup olmamasında gören bir lider tarafından olmuş bitmiş bir süreç gibi kamuoyuna açıklanması; kanımızca ancak CHP’nin sahip olduğu siyasal gelenekle açıklanabilecek bir olgudur.
1965 yılında CHP’nin ortanın solunda olduğu İsmet İnönü tarafından benzer bir biçimde açıklanmıştı. Kimliğin belirlenmesi ile ilgili bu geleneksel yöntemin hala parti içinde sorgulanamamış olması; siyasal gelenekle bağların oldukça sıkı bir biçimde sürdürüldüğünün açık kanıtıdır.
Sosyal Demokrat olma iddiası olan bir partide kimlik değişikliği ile ilgili bir kararı, bir genel başkanın tek başına veya arkadaş grubuyla almaya hakkı yoktur. Bu konuda samimi bir genel başkan ve yönetimden, seçim sonrası toplanan il ve ilçe danışma kurultaylarında ortaya konan “programa tik ve örgütsel yenilenme” taleplerine küçük kurultayı hemen toplantıya çağırarak yanıt vermesi beklenirdi. Oysa Sayın Baykal ve ekib,i il ve ilçe danışma kurultaylarında ortaya konan değerlendirme ve önerileri merkez yönetim kurulu üyeleri önünde dile getirmeleri için il başkanlarını Ankara’ya çağırma yolunu seçti. Bu yönteme itiraz edeni de hemen görevden aldı (Balıkesir CHP il başkanı Dursun Erkoç).
Diğer yanda “ulusalcı, geleneksel kimlikçi” ideolojik çizgi izleyen parti içi muhalefetin bir kanadı, Baykal’ın kişiliğinde Tony Blayer tarafından seslendirilen çizgiyi mahkûm edecek eşsiz bir malzeme buldu. Tabi her zaman olduğu gibi olan, yenilenme düşüncesinin kendisine oldu. İdeolojik yenilenme ve yeniden yapılaşma ihtiyacı parti içi kısır çekişmeye feda edildi.
Yenilenme ve değişim etrafında yaşanan bütün bu olaylar; kaynağını CHP’deki geleneksel siyasal yaşam biçiminden alan, giderek derinleşen krizin yapısal boyutlarının anlaşılabilmesi için bize çok önemli ipuçları veriyor. Tarihinde belki de karşı karşıya kalındığı en ciddi, en yaşamsal bunalım karşısında; CHP’deki parti içi yeniden üretim mekanizmalarının ne kadar yetersiz olduğunu göstermesi bakımından bu olaylar oldukça dikkat çekicidir.
HALA ALTI İLKEDEN Mİ YOLA ÇIKMALI
Konu ile ilgili sağlıklı bir gözlemde bulunabilmek için CHP’nin içindeki tarafların, seslendirdikleri düşünceler ile parti içindeki bunalımda kendilerine nasıl bir yer seçtiklerine yakından bir bakalım
CHP-SHP ikiliği ortaya çıkarken Baykal’ın yanında saf tutan Sayın H.Fehmi Güneş, birleşme süreci sonrası dışında kaldığı CHP yönetimine karşı ilk kararlı karşı çıkışı ortaya koyan liderlerden oldu. Sayın Güneş başlattığı parti içi çıkışı, birkaç arkadaşı ile birlikte il il dolaşıp parti tabanı ile yüz yüze gelerek parti içi muhalefete dönüştürmeye çalışıyor. Sayın Güneş’in söyledikleri kısaca şunlardır: Baykal’ın yönetiminde CHP, siyasal tarihinin en kötü günlerini yaşıyor. Parti sahipsiz kalmıştır. Parti içinde alt uzmanlık birimleri, teknik birimler oluşturulurken var olanlar işletilmiyor. Borç batağından kurtulmaya çalışan müflis bir işletmeci gibi partide taşınmaz mal varlıkları satışa çıkarılıyor. Laikliğe, insan haklarına işçilerin kamu çalışanlarının sorunlarına yeterince sahip çıkılmıyor vb… CHP’yi içine düşürüldüğü bu acizlikten kurtarabilmek için parti içindeki kırgınlıkları, düşünsel anlaşmazlıkları bir tarafa bırakmak; Baykal ve ekibine karşı bir araya gelmek gerekiyor. Partiyi bu ekibin elinden mutlaka kurtarmak gerekiyor. (Güneş, 1996)
Sayın Güneş Baykal ve ekibine karşı bir cephe oluşturmayı önermektedir. Ancak kendi çelişkilerini geçici olarak bir kenara bırakacak güçlerin yönetime geldikten, bir araya gelme nedenleri ortadan kalktıktan sonra, aralarındaki farklılaşmaları aşarak nasıl bir ortak siyaset üretebilecekleri konusunda Güneş anlaşılır her hangi bir şey söylemiyor. Diğer yandan Sayın Güneş, böyle bir cephe arayışının besleneceği ortak zemin olarak “Atatürk ve Arkadaşlarının geleneğine, CHP’nin geleneksel altı ilkesinde sahip çıkmayı gösteriyor. Böyle bir ortak zeminde buluşularak, sosyal yaşamın parti yaşamının önündeki karmaşık sorunların çözülebileceğine inanıyor. Güneş’e göre değer yargılarımızı ve ilkelerimizi değil; bunları yaşama biçimlerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor.
BİZ DE VARIZ MESAJI MI?
SHP’den gelmelerine rağmen Baykal’ın listesinde yer almayı başarmış milletvekillerinden Sayın Aydın Güven Gürkan ve Sayın Ercan Karakaş, CHP’nin Ekim ayında gerçekleştirdiği küçük kurultayında Sayın Baykal’a sunulmak üzere muhalif dört milletvekiliyle birlikte bir metin kaleme aldılar ve böylece birleşme kurultayından bu yana sürdürdükleri suskunluklarını bozdular. İlk bakışta bu metin, muhalefette “biz de varız” mesajını vermek; küçük kurultay zemininde altı milletvekili etrafında bir çekim alanı oluşturmak, giderek 1997 yılında CHP’nin içine girmesi beklenen parti örgütlerine yönetici dağılımı sürecinde kendi lehlerine mümkün olduğu kadar geniş etki alanı yaratmak izlenimi vermektedir. (Gürkan, 1966)
Metnin bir yerinde RP ve DYP ortaklığının “ekonomik, sosyal ve siyasal başarısızlığı” koşullarında siyasal dinciliğin ve şeriatçılığın yaygın örgütlülük düzeyine ulaştığı savunuluyor. Daha sonra dile getirilen bu koşullarda kitlelerde uyanan, CHP etrafında toparlanma arzusunun bu olumsuz koşullarda nasıl ortaya çıkabildiği, bunun nasıl saptanabildiği henüz yeterince anlaşılamamışken; okuyucu hemen arkasından bu değerlendirmelerle çelişen bir araştırmanın bazı bulgularıyla ve bu bulgularla çelişen bazı değerlendirmelerle karşılaşıyor. Söz konusu araştırmada, “hangi parti sizce ülke sorunlarını çözer” sorusuna “CHP” yanıtını verenlerin diğer partileri işaret edenlere göre en sonda yer aldığı belirtiliyor. Hatta CHP’li seçmenlerin kendi partilerine duydukları güvenin, diğer seçmenlerin kendi partilerinde duydukları güvene göre çok daha az olduğunun altı çiziliyor. Okuyucu daha bunu içine sindirememişken, partisine karşı böylesine güven sorunu yaşayan topluluğun, partide ifadesini bulan “büyük devrimci Atatürk’ten miras alınan dönüştürücü ve yenileyici kimliği” hala yitirmediği değerlendirmesi ile yazıda karşılaşıyor ve doğal olarak da büsbütün kafası karışıyor. Kafasındaki bu karışıklığı yazıda aradığı nesnel bulgularla gideremeyince okuyucu ister istemez; acaba bütün bu ifadeler yalnızca, partinin ideolojik ve kurumsal yapısını yeterince sorgulamayan metin yazarı milletvekillerinin kaynağını yönetimsel yenilenme sürecindeki beklentilerden alan iyimserlikleri ile bu iyimserliğin parti içinde korunmasını amaçlayan propagandif yaklaşımları ile mi ilgili diye kendi kendine soruyor. (Gürkan, 1966)
Metinde 12 eylül sonrası DYP’nin CHP’nin fikriyatını daha inandırıcı bir biçimde seslendirebilmesi sayesinde iktidar olduğu savunuluyor. Son seçimler veri alındığında toplumsal seçimde CHP’ye göre çok daha yüksek olan toplumsal meşruiyetini, eğer Doğru Yol Partisi bu konudaki samimiyetsizliğine borçluysa, o zaman ortada ciddi bir sorun var demektir. Türkiye toplumunun beklentileri, CHP’nin temsil ettikleri değerlerin çok gerisindeyse; Doğru Yol Partisi CHP’nin söylemlerini neden kullanma gereksini mi duymuştur? Yok, bu beklentiler CHP’nin temsil ettiği değerler ile çakışıyorsa, DYP verdiği sözleri yerine getirmediğine göre son seçimler veri alındığında CHP’ye göre daha yüksek oranda toplumsal meşruiyete sahip olmasını neye borçludur? Öncü, ilerici düşüncelerle Türkiye arasında köprü olma misyonu CHP’nin tarihsel mirası ise bu noktaya ideolojik ve örgütsel bir kimlik değişikliği sonucunda da gelmediğine göre, o zaman sorunun kaynağı nerdedir? Bu yalnızca Ecevit’in vefasızlığı ile İnönü ve Baykal savaşlarıyla, Karayalçın’ın ithal edilmiş olmasıyla ya da acemiliği ile, Baykal’ın hizipçili ile İSKİ ile vs.. açıklanabilecek bir olgumudur?
Bütünlüğü göz önünde tutulduğunda yazının satır aralarından bizim çıkartabildiğimiz mesaj şudur: Demek isteniyor ki “siz partinin içine düştüğü bu kötü duruma bakmayın, CHP’de temel sorun partinin iyi yönetilmemesinden kaynaklanmaktadır. Partiyi bu duruma getiren mevcut yöneticilerden CHP’yi ayağa kaldıracak bir kararlılık, irade ve yaratıcılık beklenemez. Eğer önümüzdeki günlerde partinin değiştirici ve dönüştürücü geleneksel mirasına sahip çıkacak yetenekli yöneticiler iş başına getirilebilirse CHP fikriyatının Türkiye’nin fikriyatı haline geldiği geçmişteki mutlu günlere geri dönebiliriz. Bizi bu sonuca götürecek kaynak, bir zamanlar Türkiye’nin fikriyatı olan CHP fikriyatında zaten mevcuttur. İlkelerimize sahip çıkarak, örgütlüğümüzü geliştirerek bunu başarabiliriz.”
Ayrıca ortak metinde vurgulanan Türkiye’nin fikriyatı haline gelme hedefi de sorunludur. Bu tanımlamanın tek parti yönetimindeki doğal temsiliyet özlemini ne ölçüde ifade edip etmediği bir yana, sosyal demokrat bir anlayış içinde seslendirilebilecek doğru ve gerçekçi bir beklenti olup olmayacağı da ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.
Son olarak bu grubun yanlış örgütlenme anlayışına da dikkat etmek gerekiyor. Yazıda “modern partilerin, kendi örgütleri dışında, sendikalar, odalar, meslek kuruluşları, dernekler, vakıflar, girişimler, platformlar, yurtlar, okullar ve üniversiteler eliyle daha derin ve yaygın bir örgütlenmeye” gittikleri savunuluyor. Bu ifadeyle çağdaş sosyal demokrat partilerin sistemdeki çevre güçlerinin siyasal temsilcisi olduğu; bu nedenle Türkiye sosyal demokrat hareketinin de meşrutiyetini böyle bir siyasal temsil zemininde araması gerektiği mi söyleniyor? Yoksa geleneksel seçkinci ve elitçi bir yaklaşımla bizzat oluşumuna katılmak ve yönetmek istenen kurumlar eliyle Türkiye’nin fikriyatı olma yolunda toplumsal meşruiyet güçlendirilmeye mi çalışılıyor? Eğer kastedilen bu ikinci ise, bunun sosyal demokrat örgütlenme anlayışını ifade eden bir yaklaşım olmadığı çok açık. Sosyal demokrat partiler sendikalarda, odalarda, derneklerde, öğrenci örgütlerinde değil; fabrikalarda, okullarda, iş yerlerinde örgütlerinde örgütlenirler. Yönetimlerinde hangi siyasal eğilimin ağırlıkta olduğuna bakmaksızın sivil toplum örgütlerinin siyasal çıkarlarının temsil edilmesi ile ilgilenirler. Başka türlü – kooperatif, nasyonal sosyalist- bir anlayış “sivil toplum” anlayışı ile bağdaşmayacağı gibi, sosyal demokrat partilerin hiç de işine gelmeyecek ilave karışıkların nedeni olur.
EN CİDDİ GİRİŞİM AMA ?
Sayın Murat Karayalçın ve ekibinin başlattığı “Sosyal Demokrat Düşünce Atölyeleri” üzerinden yeni bir sosyal demokrat gelenek inşa etme amacı güden, “Sosyal Demokratlar Konferansı” girişimi, sosyal demokratlaşma sürecinde CHP içinde bu güne kadar ortaya konmuş en ciddi girişimlerden biri olarak değerlendirilebilir. Fakat bu girişimin başarıya ulaşmasının önünde sayın Karayalçın’ın yakındığı, “bugüne kadar izlenen siyaset yapma biçiminden” kaynağını alan ciddi engeller bulunmaktadır.
Bu girişimin örgütleyicilerinden olarak bildiğimiz, Sayın Süleyman Genç, Baykal’a hitaben kaleme aldığı mektubunda, Türkiye Solu’nun sorununun “yönetsel” değil “örgütsel ve ideolojik” olduğunu belirtiyor. Çözüm yolunu da “solun yapısal, ideolojik ve örgütsel eksiklerini gidermek, söylemini değiştirmek” olarak gösteriyor. Bu anlatımdan sorunun, ideolojik ve örgütsel yenilenememeden değil de; bu alanda ortaya çıkan eksikliklerin giderilememiş olmasından kaynaklandığı sonucu çıkıyor. Zaten Sayın Genç de yazısında ideolojik ve örgütsel yenilenmenin ne anlama geldiği ile ilgili düşüncelerini değil de, sözünü ettiği eksikliklerin ortaya çıkış sebeplerini – İnönü-Baykal savaşları, Baykal’ın ihtirasının neden olduğu bir sizi olay, CHP-SHP birleşmesi sırasında kullanılan İttihatçı metodlar vb..- sıralıyor.(Genç,1996:48-49)
Geleneksel ideolojik yapı olarak, geleneksel siyaset yapma biçiminin gösterilmesi aynı şeyleri ifade etmemekle birlikte anlaşılabilir bir şeydir. Fakat buradan yola çıkılarak yeni ideolojik yapı yerine “yeni siyaset yapma biçimi” öneremezsiniz. Önerseniz de bu geleneksel siyaset yapma biçiminin henüz aşılamadığını gösterir. Çünkü bir insanın değer yargıları neyi açıklıyorsa, modern siyasal gelenek içindeki bir parti için de ideoloji onu açıklar. Davranış biçimi olarak gözlediğimiz insani özelik de bir parti için siyaset yapma biçimidir. O nedenle çağdaş bir Sosyal Demokrat geleneği yalnızca yeni siyaset yapma biçimi ile oluşturamazsınız. Bunun için önce üzerinde yol alacağınız ideolojik otobanı belirlemek durumundasınız.
Sayın Karayalçın’a göre “solda ilkesel bir zafiyetten” söz edilemez. Sorun bireyin özgürlüğü, toplumun demokratikleşmesi, üretimin arttırılması, yaratılan gelirin hakça paylaşılması gibi ilkelerin gerektiği Türkiye yapılaşmasının ortaya çıkarılamamış olmasıdır. Karayalçın “nasıl bir ideololoji ve nasıl bir Türkiye” sorusuna yurt içi ve yurt dışında belirli merkezlerde “workshop” tekniği ile yapılacak “Sosyal Demokrat Düşünce Atölyeleri” içinde yanıt bulmayı amaçlamaktadır. Sonra da bu atölyelerde üretilecek malzeme ile “Sosyal Demokratlar Konferansına” gitmeyi ve böylece Sosyal Demokrat Hareket’in içinde büyüyeceği ideolojik ve örgütsel yapıya son şeklini vermeyi amaçlamaktadır.(Karayalçın,1966)
İlk bakışta çok çarpıcı, ilgi çekici gibi görünen bu girişime yakından bakınca, ciddi açmazlarla karşı karşıya olunduğu görülüyor. Solun evrensel ilkelerinin sosyal demokrat hareketin sahip olması gereken ideolojik çerçeveyi belirlemeye yetmeyeceğinin kabul edilmesi ne kadar doğru ise, bu ideolojik çerçeve için gerekli olan değer yargılarının düşünce atölyelerinde üretilebileceğinin düşünülmesi de bir o kadar yanlıştır. Çünkü bu, gerçekleştirilebilir “proje” değildir.
Öte yandan yazıda düşünce atölyelerinden asıl beklenin de Türkiye’yi geleceğe taşıyacak kurumsallaşma önerilerinin, buna uygun Sosyal Demokrat yapılanma önerilerinin olduğu da belirtiliyor. Bu çelişki bir yana workshop tekniği ancak bir alanda biriken teknik sorunların çözümü için kullanılabilecek bir teknik olabilir. Politik değer yargıları, ideoloji Türkiye’nin 70-80 merkezinde workshop tekniği ile yapılacak toplantılarla belirlenemez. Politik değer yargılarınızı önceden belirlersiniz, bu değer yargıları ile mevcut sorunlara ne gibi çözümler bulabileceğinizi ancak bu tür toplantılarla üretebilirsiniz. Yeni ortaya çıkardığınız çözüm önerilerinizin ideolojinizde bir değişiklik yaratması zaman içinde gerçekleşebilecek sosyal bir olgudur; son tahlilde önerilerinize kitlelerin sahip çıkmasında ifadesini bulur. Bu serüvenin karmaşık doğası bir yana burada söylenebilecek bir şey, atın önüne araba koşarak sonuç alma olasılığının arabanın önüne atı koşarak sonuç alma olasılığından daha düşük olabileceği ile ilgili sınırlı bir değerlendirme olabilir.
Sonuç olarak “sosyal demokrat düşünce atölyeleri girişimi Karayalçın’a “yeniden dönüş” için siyasal zemin yaratmaya dönük bir kadro hareketi haline geliyor. Başka türlü olsaydı bu girişim parti içinde hemen bölücülükle suçlanır, girişimciler Atatürk’ün partisine fitne sokan hainler olarak ilan edilirler ve partiden atılırlardı.
Bugün gelinen noktada CHP içindeki grupların dile getirdiklerine baktığımızda; şu veya bu biçimde bütün gruplar CHP geleneğinin derin bir bunalım yaşadığını kabul ediyorlar. Fakat bu gruplar bunalımın çözümü ile ilgili farklı hareket noktasına sahip olsalar da sonuçta hemen hepsi sorunun “yönetsel” olduğu konusunda birleşiyorlar. Geleneksel kadrocu yaklaşımı terk ederek değer yargılarını bütünsel sistematik bir biçimde gözden geçirmeye bir türlü yanaşmıyorlar.
Burada kafa yorulması gereken asıl konu, CHP içindeki bütün gruplarda tanık olduğumuz ideolojik-örgütsel yeniden yapılaşmaya yönelik kısırlığın CHP’yi de ortaya çıkaran geleneksel siyasal gelenek ile bağları olmalıdır. Bunu açığa çıkarmadan CHP’nin kendisini sosyal demokrat bir partiye dönüştürmesi mümkün görünmüyor. CHP’nin siyaset üretme rahminde meydana gelen bütün düşüklerin nedeni CHP’de ortaya çıkan bütün grupların devlet kavramına geleneksel bağlanış biçimlerinde; son tahlilde kaynağını etnik kültürden alan bütünsel bir siyasal irade altında uluslaşmayı tamamlama arzularında aranmalıdır.
Ne yazık ki (ya da iyi ki) tarihi iyi niyetli, yetenekli, kararlı liderler yapmıyor. Gramci’nin belirttiği gibi bir siyasal partinin tarihi; atılganlıkları, cesaretleriyle, pasiflikleri düş kırıklıklarıyla o siyasal partiye az ya da çok bir biçimde bağlanmış bütün bir insan kütlesinin tarihidir. (Gramci, 1986)
Hiçbir iyi şey geleneği yadsıyarak ortaya çıkmıyor; elbette geçmişimizle barışık olmalıyız. Fakat gelenekten kopuş noktaları, gelenekle bağlantı noktaları açık bir biçimde ortaya konmadan, tabularla yüzleşme göze alınmadan toplumsal değişim ortaya çıkmıyor.
Bu koşullarda değişimi toplumun geniş kesimleri için olabildiğince sancısız bir biçimde sürdürebilecek bir oluşum kanımızca ancak çağdaş sosyal demokrat bir parti olabilir. Bu inancımızın gölgelenmesi için bir neden yok. Elbette er ya da geç çağdaş sosyal demokrat bir parti, Türkiye siyasal tarihindeki yerini alacaktır. Burada yanıtı belirsiz olan soru şu: “Bu siyasal oluşumda bugünkü CHP kadrolarının payı ne olacak?
Bu sorunun yanıtını hep birlikte yaşayıp göreceğiz. (Türer,1997:70-79)
**********
Bu yazı on altı yıl önce yazıldı. Bugün CHP içindeki grupları tahlil etmek için bir yazı kaleme alsaydım. Sanıyorum son iki paragrafı yeniden kullanırdım. Sosyal demokrat olma beklentisi içinde olduğumuz kanatta tanık olduğumuz dağınıklık ve düşünsel fakirlik, bugün AKP’nin neden alternatifsiz tek parti olduğunu yeterince açıklamıyor mu?
KAYNAKLAR
Ali Türer, Sosyal Demokrat Yenilenme ve Değişim Süreci: CHP İçindeki Grupların Yeri. Sosyal Demokrat Değişim Dergisi, 6, 70-79, Ocak-Şubat 1997.
Antonio Gramci. Hapishane defterleri, Çev. Adnan cemgil, 2. baskı, İstanbul: Belge Yay.1986.
Aydın güven Gürkan, Mahmut Işık, Ercan Karakaş, Seyfi Oktay, Celal Topkan ve Şahin Ulusoy. Daha Fazla Gecikmemeliyiz (Daha iyi bir Türkiye, daha iyi bir siyaset ve daha iyi bir CHP için ortak Kaygılar, görüşler ve öneriler. İzmir Manisa Ofset, 1966.
Murat Karayalçın. Yeni Siyaset yapma Biçimi Üzerine. “Sosyal Demokratlar Konferansı (Sosyal Demokrat Düşünce Atölyeleri), Sosyal Demokrat Değişim Dergisi, 1, 1-3, Ocak-Ekim 1996.
Süleyman Genç. “Sayın Baykal’a Açık Mektup”, Sosyal Demokrat Değişim Dergisi, 5, 48-49, Kasım aralık 1996.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları



































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024