Alper GÖRMÜŞ
Mücahit Bilici’nin çok önemli bulduğum bir makalesinin özeti mahiyetindeki Serbestiyet’teki son yazım, Kürtlerin kendi asli ihtiyaçlarını, sosyalizm ve İslamcılık gibi “evrenselci kurtuluş ideolojileri”nin yararına ikinci plana atma eğilimlerine dairdi: “Kürtlerin ‘bencillik’ hakkı, sol ve liberaller...”
Yazıda kendi tartışmamı, Mücahit Bilici’nin işaret ettiği iki evrenselci kurtuluş ideolojisinden biriyle (sosyalizm) sınırlı tutmuş ve Bilici’nin tamamen katıldığım tezini kendi kelimelerimle şöyle özetlemiştim:
“Kürtlerin kendi geleceklerini ‘sol’un evrensel kurtuluş ideolojisinden ya da liberallerin kapsamlı demokratik ideallerinden bağımsız olarak düşünme hakkı yok mu? Görünüşe ve tecrübelere bakılırsa yok: Kürtlerin kahir ekseriyeti böyle fikirlerden utanıyor ve gönüllü olarak uzak duruyor. Kazara böyle fikirlere kapıldıklarında ise öyle bir ayıplanıyorlar ki, bir daha ‘bencilce’ davranmayacaklarına yemin ediyorlar.”
Kürtlerin davranış tipolojisinin kaynakları
Bilici, bu davranış tipolojisinin başlıca kaynaklarından da söz ediyordu makalesinde... Bunlardan biri, çok daha kapsayıcı (“yüce”?) bir ideal karşısında kendi zaruri ihtiyaçlarına öncelik tanımanın rahatsız edici psikolojisiydi:
“Kabul etmek gerekir ki evrenselci kurtuluş ideolojilerine itiraz etmek çok zordur. Böyle bir itiraz hem çetindir hem çirkindir. Mesela, hem Kürtleri hem de Türkleri kurtarmak mümkün iken sadece Kürtleri kurtarmaya çalışmak bencillik ve hasislik değil midir? En azından bütün bir Ortadoğu’yu kurtarmak daha iyi olmaz mı?”
Bu davranış tipolojisinin ikinci kaynağı ise, sevilmek, onaylanmak, takdir edilmek ihtiyacındaki azınlık ruhuydu. Bu ihtiyaç, azınlıkları iyi, fedakâr insanlar olmaya sevk ediyor, bu da kendi zaruri ihtiyaçlarını başkalarının hayalleri uğruna geri plana atmalarına neden oluyordu.
Yine de kazara, insanlığın büyük çıkarları yerine kendi “küçük” çıkarlarına öncelik verdiklerinde ise ayıplanıyorlar, onlar da zaten hazır oldukları için büyük bir mahçubiyete gark oluyorlardı.
Bu davranış tipolojisinin dışına çıkıldığında?
Buraya kadar, önceki yazıyı okumamış olabilecekler için bir hatırlatma yapmış oldum... Sıra geldi, Kürtlerin kazara bu davranış tipolojisinin dışına çıkmaya eğilim gösterdikleri birkaç fiili duruma ve böyle yaptıklarında maruz kaldıkları tepkilere...
Hatırlatacağım üç örneği de Çözüm Süreci yılları içinden seçtim. Neden böyle yaptığımı tahmin edebilirsiniz: Çünkü bu süreç, Kürtlerin en temel, en öncelikli, en zaruri ihtiyaçlarıyla bağlantılıydı ve dolayısıyla onu koruyup esirgemeye çalışmalarından daha doğal bir şey olamazdı.
Üç örnekten ikisi (Gezi, 2013 ve 17-25 Aralık 2013) bütün Türkiye’nin ortak gündemiydi, dolayısıyla onlara kısaca değinip geçeceğim. Üçüncü örnek ise Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AK Parti) ilk kez koalisyona muhtaç bırakan 7 Haziran 2015 seçimleri...
O seçimin sonrasında Kürt siyaseti içinde çok ilginç fakat gün yüzüne çıkmamış bir tartışma yaşandı. Konumuzla doğrudan bağlantılı bu tartışmayı, ilk ikisinin tersine daha geniş olarak ele alacağım.
Gezi olayları ve 17-25 Aralık soruşturması
Abdullah Öcalan, 2013 Nevruzunda yayımladığı mesajda (ki o zaman Çözüm Süreci fiilen başlamıştı), "Türklerle Kürtlerin 1000 yıllık İslam kardeşliği"nden söz etti. Bu, sol ve laik çevrelerde ciddi bir rahatsızlığa yol açtı. Selahattin Demirtaş bu tepkilere ince bir istihza içeren şu cümlelerle cevap verdi:
"Şimdi 1000 yıl önce o topraklarda Kürtler ve Türkler karşılaştıklarında, o toprakları birlikte yurt edindiklerinde, o halkları bir arada tutan şey İslamiyet'ti. Buna atıfta bulunmak niye rahatsız ediyor bazılarını? (...) Şimdi bazı çevreler, bu gerçeği ilk kez duymuş gibi feveran ediyor. Soruyorum, bunlar Türklerle Kürtlerin ilk kez Cihangir'de mi karşılaştığını düşünüyorlar?"
Mücahit Bilici’nin işaret ettiği Kürt davranış tipolojisini düşündüğümüzde, Selahattin Demirtaş’ın sözleri aslında çok cesurcaydı. Çünkü evrenselci bir kurtuluş ideolojisinin mensuplarına, “kusura bakmayın, bu defa kendi ihtiyacımızı öncelemek istiyoruz ve bunda kararlıyız” demiş oluyordu.
Kürtler, bu sözlerden birkaç ay sonra patlayan Gezi olaylarında hükümet karşıtı protestolara katıldılar, fakat aynı anda Çözüm Süreci’ni esirgemeyi her şeyin önüne koyan bir hassasiyet sergilediler. Sonuçta bedelini, “ülkenin demokratik geleceğini önemsememek”, “tek başına kurtulmaya çalışmak” gibi suçlamalara maruz kalarak ödediler.
Benzer bir süreç 17-25 Aralık (2013) yolsuzluk soruşturmalarında yaşandı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) bir yandan yolsuzluk iddialarının soruşturulması ve parlamento gündemine taşınması için çaba gösteriyor, öbür yandan birinci yılını henüz doldurmuş Çözüm Süreci’nin zarar görmemesi için çaba sarf ediyordu. Fakat göze batan ve öne çıkarılan bu ikinci oldu; Kürtler bir kez daha “ülkenin demokratik geleceğini önemsememek”le suçlandı ve ayıplandı.
Bu suçlamalar ve ayıplamalar, Kürtlerin içinde zaten var olan rahatsızlığı harekete geçirdi; mahçup oldular ve hızla “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” şiarının gerektirdiği davranış kalıbı doğrultusunda hareket etmeye başladılar. Bu davranış kalıbının en önemli parçası, Çözüm Süreci’nde partneri olan iktidar partisinden uzaklaşmaktı (aynı isteğin, yeni ittifaklara yönelen iktidar partisi için de geçerli olduğunu unutmadan...).
7 Haziran 2015 seçimleri ve AK Parti-HDP koalisyonu ihtimali
7 Haziran 2015 seçimlerine işte bu ruh haliyle girildi ve seçim sonrasında belki mümkün olabilecek bir AK Parti-HDP koalisyonu ihtimali böylece ortadan kalkmış oldu.
Kurulabilseydi, Türkiye’de bambaşka bir yakın tarihe imkân verecek olan böyle bir koalisyon, esasen Kürt siyasetinin ‘bencillik’ etmeyip Türkleri de kurtaracak daha radikal bir çözüm peşinde koşmaları nedeniyle gerçekleşmedi. (Ben şahsen böyle bir koalisyon kurulabilseydi, bunun Kürtler için de Türkler için de en radikal ve en doğru adım olacağına inananlardanım.)
Yukarıda, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Kürt siyaseti içinde çok ilginç fakat gün yüzüne çıkmamış bir tartışma yaşandığını söylemiştim. Bu tartışma, HDP’nin AK Parti ile koalisyon kurmasına dairdi ve bu fikir bir aşamada bizzat PKK’nın fiili lideri Murat Karayılan tarafından açığa vurulup desteklenmişti.
Şimdinin siyasi atmosferinin duygusuyla yaklaşınca, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra bir AK Parti-HDP koalisyonu deli saçması gibi görünebilir. Hatta o zaman bile öyle görünüyordu; düşünün ki HDP “koalisyon” denince “CHP-MHP-HDP olabilir, fakat AK Parti-HDP asla” diyordu.
Fakat Kürt siyaseti içinde AK Parti’yle koalisyon kurup bu sayede Çözüm Süreci’ni akamete uğratmama ve yönünde bir eğilim de vardı.
Karayılan, HDP’nin koalisyon yaklaşımına karşı çıkıyor
Murat Karayılan, Fırat Haber Ajansı’nda yayımlanan söyleşisinde bu eğilimi açığa vururken HDP’yi de eleştirmekten geri durmamıştı:
“HDP’nin de bu konuda dar yaklaşımları vardır. (...) Bu konuda ‘ben filan kesimle koalisyona girmem’ türünden açıklama ve tutumlarda da bana göre duygusallık vardır. Bu siyaseten pek doğru da değildir. Öyle kendini bazı şeylere hapsetme yerine ilkeler üzerine konuşmak önemlidir.”
Biliyorsunuz, HDP’nin “koalisyona girmeyeceğini” kesin bir biçimde zikrettiği sadece bir “filan kesim” vardı, dolayısıyla bu eleştirinin nereye gittiği çok açıktı.
Karayılan’ın Fırat Haber Ajansı’na verdiği uzun söyleşinin hemen her tarafına serpiştirilmiş, döne döne tekrar edilen bir nokta vardı: Kürt meselesinin hızla çözüme kavuşturulması ve bu amaçla çözüm sürecinin duraklatılmasının önüne geçilmesi...
Karayılan, söyleşi boyunca bu meselenin her şeyin önünde olduğunu ve onu erteleyecek hiçbir siyasi gelişmenin kabul edilemeyeceğini defalarca tekrarlıyordu.
HDP’ye ve Kürt sorununun çözümünün “Türkiye’nin demokratikleşmesi”nden sonraya ertelenmesini isteyen çevrelere karşı da keza sert eleştiriler getiriyordu:
“Kimse bize, ‘HDP seçimlerde başarılı sonuç elde etti; daha ne istiyorsunuz?’ demesin. Doğru; bu başarı küçümsenecek bir başarı değildir. (...) Ama Kürt sorunu çok ağır ve derinlikli bir sorundur. Bu başarı Kürt sorununun çözümünü dayatmış, çözüm koşullarını olgunlaştırmıştır.”
Karayılan, “Çözüm Süreci”ni unutup “onurlu mücadeleci bir muhalifliğe” soyunmuş görünen HDP’ye de şöyle sesleniyordu:
“Bu devlet bu sorunu çözüp Türkiye’yi demokratikleştirmek istiyor mu, istemiyor mu? Çünkü koalisyonların kurulmasında ana eksen budur. HDP’nin yaklaşımlarının dar olduğunu da zaten bu açıdan belirttim. HDP sanki böyle bir sorun yokmuş gibi, ‘biz onurlu mücadeleci bir muhalefet olacağız’ diyor. Hele önce sorunun çözümünü netleştirelim. Çözüm nasıl olacak? Kürt sorunu çözülmeden Türk devleti ileriye dönük tek bir adım atamaz. Kürt sorunu çözülmeden demokratikleşme namına ne söylenirse palavra olur.”
Yani Karayılan, bir yandan Kürtlerin acil ihtiyaçlarını önceliyor, bir yandan da
Türk solcularını ve liberallerini ‘Bakın bu hepimiz için daha iyi’ diyerek ikna etmeye çalışıyordu.
Ne var ki onun bu sesi (ve muhtemelen temsil ettiği başkalarının sesi) hiç duyulmadı bile. Çünkü gerek Kürt siyasetinin başka temsilcileri ve gerekse de Türk solunun ve liberallerinin kahir ekseriyeti daha radikal bir ‘kurtuluş’un peşindeydi ve böyle ‘bencil’ yaklaşımlara prim vermeleri beklenemezdi.
Kürt siyasetinin, kazara kendi duvarını örme fikrine meylettiğinde başına neler geldiğini gösteren başka örnekler de var, fakat bu kadarının yeterli olduğu kanaatindeyim.
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları











































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025