Aydın Selcen
Çıkarcı nitelemesi mi uygun bu dış politika yaklaşımı için fırsatçı mı? Yoksa yanar-döner veya dört kol çengi mi denmeli? Daimi istihza çıkmak sokak, onu geçelim. Ancak şu kadarını teslim edelim, akılcılık veya gerçekçilikten ötürü değil zorunluluktan dolayı alınan bir geniş viraj sözkonusu olan. Çıkışında belki sapantaşı gibi ivmeyi artırarak Türkiye’yi bir başka yörüngeye oturtacak.
Neden zorunluluk? Çünkü daha önce farklı mecralarda ve burada pek çok kez dile getirmeye çabaladığım üzere, zaten kırılgan ulusal ekonomi en kırılgan dönemini yaşıyor. Nedeni de pandemi ve müzmin kötü yönetim. Kuşkusuz “kötü yönetim” oldukça çekingen bir betimleme. Zira sürdürülebilir, doğal aşı kabilinden, yemek tariflerindeki “aldığı kadar” bir yolsuzluk, yozlaşma seçeneği yok. Bu durumu genişleterek “çoklu organ yetmezliği” tanısı koyan saygıdeğer uzmanlar da var.
Dolayısıyla talepkâr taraf Türkiye. “O eski Türkiye yok artık” diye durmaksızın kafamıza kakılıyor ya. İşte, gerçekten o eski, hatta henüz geçen seneki, dayatmacı, kolbükmeci, iddialı, alet çantasına hasbelkader eli uzandığında orada yalnızca kaba güç politikalarını bulan, elde çekiç her sorunu çivi gören, dediğim dedik, yalnız süvari Türkiye yok artık. Başka deyişle ve kısaca, deniz bitti. Kaldık eski ama bu defa AKP öncesi Türkiye’den galat iki çıbanbaşına: Kıbrıs ve Kürt meselesi.
Şimdi konuştuğumuz, yayıldığımız alanlardan ne kadar, nasıl, hangi ödünlere karşılık çekileceğimiz. Aldığımız yanıt ise, “önce derlen toparlan, sonra bakarız karşılıklı oturup müzakere etmeye değer misin?” Yani görüşme odasındayız. Erdoğan ve destekçisi islâmcı-milliyetçi koalisyonun bu sıkıntılı duruma bulabildiği sözde çözüm ise “içeriye karışma yani ben iktidarımı koruyayım da, gerisini hallederiz bir şekil.”
Bu girizgâhı neden yaptım? 14 Haziran’da Brüksel’de pek beklenen ve sonuçta yarısı baş başa, çeviri dahil 90 dakika süren Erdoğan-Biden görüşmesinin bağlamını oturtmak için. O görüşmenin önünde G-7 ve ABD-AB zirvesi, ardında Cenevre’deki Biden-Putin zirvesi vardı. Görüşmenin marjında gerçekleştiği NATO Liderler Zirvesi’nin, haliyle altında Türkiye’nin de imzası bulunan, sonuç bildirgesi de göz ardı edilemeyecek önemde bir belge. Bunların üzerine aralık sonundaki konseyden beri başlayan bir sürecin tepesi gibi de görülebilecek 24-25 Haziran AB Liderler Zirvesi eklendi.
Sondan başlarsak, Dışişleri’nin konuya ilişkin yazılı açıklamasında gözüm kapalı altına imza atacağım tek bir anımsatma var: “Metinde adaylık statümüze atıfta bulunulmasından kaçınılması.” Ölende de, öldürende de kabahat vardır kuşkusuz ama AB ile ilişkilerimizin kimyasının bozulduğu açık. AB Türkiye’nin adaylık statüsünü de, devletlerarası ilişkilerdeki “ahde vefa” ilkesini de yok sayıyor. Ancak Ankara’nın da ısrarla yapmaktan “kaçındığı” bir şey var: Aynaya bakmak.
Tüm bu gelişmeler toplamı, Batı’nın (ABD+AB) Türkiye’ye bakışında bir tür “teknik/politik” ayrımı getiriyor. Belki tehdit algısında, ortak gelecek tahayyülü ve değerler birliği yokluğunda, perakende, parça başı ortaklık denilen de bu zaten. Biraz da “-mış gibi” yapmak demek bu. Nedeni S-400 alımı olan ABD yaptırımları ve YPG’ye keza ABD’nin askeri desteği yokmuş gibi yapmak. Bunları masadan, masanın çekmecesine almak. Sonbahara ertelenen Halkbank davasında Rıza Sarraf’ı ve şimdi SBK’yı da çifte joker olarak elde tutmak. Karşılığında, eğer “karşılığında” demek doğruysa ya da yanı sıra, Türkiye’nin demokrasi, hak ve özgürlükler, hukuk devleti vb. eksiklerini görmezden gelmek.
Sözkonusu resmin içe yansıyan ayağı, düzayak “zart-zurtçu” denilebilecek söylemin devam etmesi yani bizlere yapılan ucuz propagandanın aynen sürmesi. Ancak, alandaki eylemin tamamen başka yöne evrilmesi ve (yerine göre veya) yok olması. Örneklendirelim: Baltık’ta ve Karadeniz’de Rusya’nın NATO tarafından çevrelenmesi ödevine şevkle koşmak. İçinde 49 kez Rusya geçen sonuç bildirgesine imza atmak. Libya’dan eller boş çekilmek ve Vatiye Üssü için bastırmak. S-400 gibi havaya savrulan bir başka devasa kaynakla anlamsızca alınan araştırma gemilerini Antalya Körfezi’ne demirlemek. Yunanistan’la karşılıklı turizm mevsimlerini kurtarmak adına sarmaş dolaş olmak. Laikliği beğenilmeyen Fransa’yla yeniden diplomasi. Mısır, İsrail, SA ve BAE’ye uzlaşı zemini arayışı.
Yeni etmen, Türkiye’nin Kabil Uluslararası Havalimanı’nın güvenliğini üstlenmeye talip olması. Öneriyi desteklediğim, ülkemizin ulusal çıkarlarının korunması için gerekli bulduğum için değil ancak bu diplomatik hamlenin zamanlı ve sonuç almaya yönelik olduğunu teslim ediyorum. Etkisi de görüldü. Anlamı da diplomasi denilen esasen tükenmeye yüz tutmuş sanatın günümüzde çarşı bezirgânlığına indirgenmiş oluşunun kim bilir kaçıncı kez görülmesi oldu. Değerli uzman Yörük Işık’ın benim ArtıTV’deki Dünya Ve Biz programımda Vaşington’un önüne Irak’ın işgali döneminde olduğu gibi dudak uçuklatan bir hesap koyulduğunu ve hafif deyimle ABD tarafını duraksattığını aktardığını da bilvesile not düşelim.
Son olarak, bu kabataslak krokisini çizdiğim arkaplan önünde içe bakan tarafa geri dönelim. Dış politikanın, olduğu gibi iç politikanın uzantısına dönüştüğü hep söylenegeldi. Ben de öyle söyledim. Gelinen yeni aşamadaysa, Batılı muhataplara açılan tezgâh tekniği politikten, iç politikayı dış politikadan ayırmaya yönelik. Fakat özgürlükçü muhalif bakışla bunun oluş biçimi onaylanacak gibi değil. Öyleyse ilk seçimde en azından başkan değiştiğinde herhalde kökten değişecek dış politikanın yeniden içerideki olası (umduğum) dönüşümle uyumlu hale sokulması da bir önemli gündem maddesi olacak.
“Liyakat” deyip geçmek yeterli değil, şimdiden yarını tasarlamakta yarar var. AB, Türkiye dosyasını Biden’in başa geçişiyle ABD’ye devretti. ABD de geleneksel Türkiye’nin AB üyeliğine destek lobiciliğinden vazgeçti. Erdoğan’dan rejim değişikliği beklentisi yok. Tutum değişikliğiyle yetinilip, gündelik işlerin tedviri teknik düzeye havale ediliyor. Kendine “demokratik” yakıştırmasında bulunan muhalefet rejimi dönüştürecekse, dış politikayı da tepeden tırnağa buna göre değiştirmeli. İktidara geldiğinde eli vites kolunun topuzunda olacaksa, güvenlikçi politikaların vites kutusunda “geri” dişlisinin olup olmadığını da birlikte yaşayıp, göreceğiz.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları







































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.04.2025
23.02.2025
27.01.2025
9.12.2024
19.11.2024
11.11.2024
2.11.2024
1.08.2024
14.06.2024
14.04.2024