Demir Küçükaydın
Kadınların Katline Karşı Acil ve Pratik bir Teklif: Kadınlara Silah taşıma Hakkı; Erkeklerde Tırnak Çakısının Bile Suç Olması
Erkeklerin kadınlara karşı yürüttüğü savaşın en somut ve can yakıcı biçimleri “Kadın cinayetleri” biçiminde görülüyor.
Peki, bu savaşa karşı, yine erkeklerin egemen olduğu devletin, partilerin, örgütlerin somut olarak önerdiği neler?
Ya daha fazla eğitim gibi çıkmaz ayın son çarşambasına yönelik; ya “kadınları koruyan” yeni yasalar çıkarılması gibi hukuki ya da erkeklerin kendi erkeklikleriyle mücadele etmesi gibi, kapitalistlere işçilerin haklarını gözet demekten farksız ahlaki ve nasihatçi öneriler.
Bütün bunlar, bu sistemin devamını sağlayan; gerçek nedenlere girmeyen; acil ve pratik çözümler sunmayan önerilerdir.
Eğitim mi? Eğitecekleri kim eğitecek? Bugünkü eğitim sisteminin kendisi ve eğitecek olanların kendisi erkeklerdir. (Kadın bile olsalar bu erkek egemenliğini içselleştirmiş, onun ideolojisini savunduğunun farkında olmayan kadınlardır.)
Yasaları değiştirmek mi?
O yasaları değiştirecek olanların bizzat o erkek egemen sistemin savunucuları olduğu gerçeğini bir yana bıraksak bile, yasalar nedenlere yönelmezler; sonuçlarla mücadele ederler. Daha sert cezalar, kadın konuma evleri vs. bütün bunlar sonuçlarla mücadele araçlarıdır. Hiçbir gerçek ve elle tutulun sonuç sağlamazlar.
Erkeklerin kendi erkeklikleriyle hesaplaşması gibi çocukça, beyaz adama ırkçı olmamasını; kapitaliste işçileri çok sömürmemesini nasihat etmekten farksız rahip ideolojisi mi? Rahipler ve cellatlar tarihte ve bugün her zaman aynı madalyonun iki yüzüdürler. Hiç bir nasihat, hiçbir ahlaki vaaz en küçük bir iyileşmeye yol açmamıştır tarih boyunca.
Egemenler (Kapitalistler, Beyaz Adam, Türkler, Erkekler vs. fark etmez) ancak ezilenlerin güçlü direniş ve kavgalarıyla, eskisi gibi devam etmeleri durumunda, astarının yüzünden pahalı olacağını görünce tavizler verirler.
Bunun en son ve somut örneği Türkiye’de Kürtlerin mücadelesinde görüldü. Kürtler yıllarca bütün o yolları denemeye çalıştılar. Hiçbir sonuç alamadılar; Türklere ve Türk devletine bu gidişin astarının yüzünden pahalı olacağını gösterince, şimdi bir zamanlar konuşulması ve hayal edilmesi bile düşünülemeyecek şeyleri bu direnişin önünü ve hızını kesmek için bizzat bu devlet yapmaya başladı.
O halde, “kadın cinayetleri”ne son vermek için, bütün yukarıdakileri bir kenara atmak gerekiyor öncelikle.
*
Kadınların üzerindeki baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmak elbet, çok uzun vadeli ve çok temelden değişiklikleri gerektiren uzun bir mücadeledir ve mücadele olacaktır.
Ancak bunun yanı sıra, kısa vadede acil olarak yapılabilecek ve kesin sonuç alıcı son derece pratik işler de vardır. Üstelik bunlar, hiçbir bürokrasi gerektirmediği gibi, bizzat bürokrasiye karşı da bir mücadele aracıdırlar.
Bunu somutça söyle ifade edebiliriz:
Derhal bir tek kanun maddesiyle kadınların hiçbir makama haber vermeden ve izin almadan, çakı, bıçak, tabanca, göz yaşartıcı gaz gibi silahları taşıma hakkı; buna karşılık, erkeklerin meyve bıçağı bile taşımalarının kesinlikle yasaklanması.
Böylece her kadın daha güvenli ve rahat hareket edebilecek; her erkek de kadınlar karşısında daha saygılı, ölçülü ve saldırganlıktan uzak durma zorunluluğunu hissedecektir. Saldırı olduğunda kadınlar ellerindeki silahlarla erkekleri etkisiz hale getirebileceklerdir.
Düşünün şimdi, Özgecan’ın çantasında silah taşıyor olma ihtimalini bilseydi, o erkek minibüs şoförü yaptıklarına cesaret edebilir miydi? Özgecan saldırganın şüpheli davranışları karşısında, silahını çıkarıp kendisini savunamaz mıydı?
O halde, tüm partiler, örgütler, Özgecan için ağıt düzenler, Kadınların silahlanması ve erkeklerin silahlardan arındırılmasını istemiyorlarsa, havanda su dövüyorlar demektir. Bütün döktükleri gözyaşları timsah gözyaşlarıdır. Hele “ırz düşmanları”nı linç etmeye kalkanlar ve Hindistan’da olduğu gibi linç edenler, hepsi kendileri potansiyel birer “ırz düşmanı”dır.
*
Kadınlar silahlandığı takdirde, sadece kendilerini değil, demokrasiyi de savunur ve güçlendirirler.
Neden ve nasıl?
Bugünkü Türkiye’deki özellikle Türk erkeklerin neredeyse hepsi bir ruh hastasıdır. Çürümüş bir insan posasıdır. Kürdistan ve Kürtler ise nispeten farklıdır. Daha doğrusu, Kürdistan’da ve Kürtler arasında Türk devletinin işbirlikçisi olmayan kesimler farklıdır. Türk çürümüşlüğünün Kürdistan’da da korkunç etkileri vardır özellikle, Özgürlük Hareketinin etkisi dışında kalan alanlarda ve toplum kesimlerinde.
Kürdistan’da haklı bir savaş yürütüldüğü; toplumun en alt ve ezilen kesimleri bu savaşın başını çektiği için; insanlarda tıpkı büyük dinlerin ortaya çıkışlarında; devrimlerde olduğu gibi, bir kendini aşma; örnek insan olma eğilimi baskın olur. İslam’ın her zaman örnek olarak öne çıkardığı “sahabeler” böyle bir devrim döneminin dönüştürdüğü insanlardır. Fransız Devrimi’ndeki “baştan çıkarılamaz” Robespiyer’ler veya Sosyalist hareketin unutulmuş geleneğinde “ilk saatin işçileri” diye adlandırdığı “sosyalist sahabeler” İslam’ın sahabelerinin; Hıristiyanlığın havarilerinin, modern toplumsal mücadeleler ve dönüşümlerdeki karşılıklarıdır.
Öte yandan devrimler kadınları öne çıkarırlar ve kadınların öne çıkması da ayrıca erkekler üzerinde bir eğitici etki yapar.
Örneğin bugün bütün dünyanın hayran olduğu ve IŞİD’e karşı elinde Klaşnikov adlı AK-47’siyle duran kadın gerillalar bu Kürdistan’daki devrimci yükselişin ürünü oldukları gibi; o yükseliş de kendilerinin ürünüdür. O Kürt mücadelesinin esas motoru kadınlardır.
Bir Kürt mitingine ya da Kürdistan’da bir mitinge gidin bir de Türk mitingine gidin. Kürt mitinglerinin en az yarısını o Türklerin “feodal” diyerek hor gördüğü Kürtlerin kadınları oluşturur. Türklerin mitinglerinde ise, bozkurt işareti yapan faşist Türk ve erkeklerinden başka bir şey bulamazsınız.
Türk erkekleri, binlerce yıllık ezilenlerin yazılı olmayan bilgeliğini ve ahlaki değerlerini bile yitirmiş bulunuyorlar. Neden ve nasıl?
Sadece şu son doksanlı yılları; 2002 seçimlerine kadar geçen dönemi göz önüne alalım.
Kürdistan’daki savaşı finanse etmek için yüksek enflasyon uygulanarak, nüfus iliklerine kadar sömürüldü.
Yine bu savaşı finanse etmek için devletin bizzat kendisi, mafyayla iş birliği içinde uyuşturucu kaçakçılığı yaptı. Bu nedenle Türk diplomatik pasaportları bile Avrupa ülkelerinde kuşkulu oldu.
Sadece bu ikisi bile bir toplumu iliklerine kadar çürütmeye yeter.
Ama üstüne üstlük, en iğrenç yöntemlerle binlerce faili meçhule, insanların evlerinden ve köylerinden atılmasına yol açan bir savaş yürütüldü. En minimum sayıları alsak bile, sadece 1992 ile 2002 arasını alsak bile, Kürdistan’daki savaştan her yıl 200.000 askerin geçtiğini var saysak bile. On yılda en az iki milyon Türk erkeği, Kürdistan’daki savaşta, işkence etmeyi, kulak, bunu kesmeyi; insanları gözünü kırpmadan öldürmeyi; onlara en aşağılayıcı muamele yapmayı öğrendi. Yani aslında on yılda Kürdistan’daki savaşta insanlıktan çıkarılmış en az 2.000.000 insan bugün tüm Türkiye’de her an aramızda yaşıyor ve zehirini her an, her dakika her yerde tüm topluma akıtmaya devam ediyor.
İşin kötüsü bu 2.000.000 erkek, bu devletin arpalıklarıyla, bir minibüs hattında bir şoförlük, muhtemelen yine bir özel savaşçı tarafından kurulmuş bir “koruma” şirketinde “güvenlekçi”lik, bir sitede güvenlik kapıcılığı veya polis olarak veya en kötü halde bir belediyede bir arpalık; bir park yeri değnekçisi olarak bir takım ilişkilerle toplumun en kritik noktalarında ve de silahlı olarak bulunmaya devam ediyor.
Ayrıca bunların Türkiye’deki Özel savaş dairesi veya Seferberlik Tetkik Kurulu veya namı diğer Kontr Gerilla veya Ergenekon gibi isimlerle anılan “Derin Devlet” tarafından birer vurucu güç olarak örgütlendiği ve sürekli el altında tutulduğu da Türkiye’de yaşayan herkesin bildiği ama bilmezden geldiği ve yokmuş gibi davrandığı açık sırlardandır.
Daha birkaç gün önceki gazetelerde bile şu haberler okunuyordu:
“Buna göre Seferberlik Bölge Başkanlığı’ndan alınan belgeler “Vali ve Belediye Başkanları, siyah personel, yeşil personel, turuncu personel, beyaz personel, yardımcı kuvvet olarak gösterilen çizelge, koruculardan faydalanma, halk, oy tabanındaki hareketlilik, partiler sistemi, tarikatlar, azınlıklar, yeni kurulması gereken gerilla birlikleri, grup ve bireysel gayri nizami harple ilgili yönergeler, rektörler” gibi başlıklarla tasniflendi.”
Sadece bu kısa alıntıdaki başlıklar bile, nasıl gizli ve her türlü denetim dışı, gereğinde harekete geçirilmek üzere bu yukarıda söz edilenlerden; siyasi olarak da büyük ölçüde ırkçı Türklerden derlenmiş bir ordunun alesta beklediğini gösterir.
Tam da bu nedenle, aksi kanıtlanmadığı sürece her türlü cinayetin faili Türk devletidir. En son Kobani olayları da bunu bir kere daha kanıtladı. HDP’nin Karadeniz veya Ege’ye her gidişinde yapılan saldırılar bu yukarıda değinilenler olmadan anlaşılamaz.
*
Yani Türk Devleti’nin tepeden tırnağa örgütlü ve silahlı, demokrasi düşmanı gizli bir ordusu vardır ve bu ordu esas olarak ırkçı Türk milliyetçisi, mafyayla ilişkili, Kürdistan’da insan kanının ve etinin tadını almış Türk Erkeklere dayanmaktadır.
Bu gerçek göz ardı edilerek, sanki yokmuş gibi tartışılarak kadın cinayetleri anlaşılamaz.
Örneğin Türkiye’de “Cinnet” diye ne idüğü belirsiz bir “şey” ya da bir “mikrop” var. Bu “Cinnet” nedense hep Polislere ve Askerlere bulaşır. Hep onlar “Cinnet geçirir” ve karılarını, çocuklarını bazen da nöbetteki Kürt veya Ermeni arkadaşlarını ve kendilerini öldürürler.
Neden?
Çünkü bu “Cinnet” sözünün ardında gizlenen gerçek yukarıdaki gerçektir.
*
O halde Kürtlere karşı yürütülen savaş ile Türkiye’nin tümünde Kadınlara karşı yürütülen savaş arasında derin bir bağ bulunmaktadır.
Son zamanlarda özellikle kadın cinayitlerinin artması da yine bununla ilgilidir.
Kürdistan’da mücadeleyle epey yol kat edildi; Türk erkekleri, şimdi orada eskisi gibi köpeksiz köyde değneksiz gezemiyorlar. O zaman biriken pisliklerini toplumun en zayıf kesimi olan kadınlara, Çingenelere, Batı’da yaşayan Kürtlere vs. yöneltiyorlar. (Yakında da Suriyeli biçare mültecilere yöneltecekler.)
Buna ek olarak, kapitalist ilişkilerin yayılması ister istemez kadının sokağa çıkmasını getirdi. Çalışan işçi kadınların başörtüsü ve türban takması ve bunun böylece çok yaygınlaşması aslında erkeklerin bu saldırganlığına karşı aynı zamanda kadınların pasif bir savunma silahıdır; erkekleri kendi oyununa getirme girişimidir. Türbanı takan emekçi kadın veya öğrenci genç kız başı açık olarak yapamayacağı her şeyi yapabilir olmaktadır.
Ama bu aynı zamanda eski, köle ruhlu kadının giderek daha kişilikli ve direngen olmasına yol açmaktadır. Bu da çürümüş Türk ve Kürt erkeklerini iyice çıldırtmaktadır.
Öte yandan Kürt hareketinin kadınlara ilişkin örneği de bu kadınları derinden etkilemektedir.
*
Aslında son yirmi yılda Türkiye’de üç büyük kadın hareketi ortaya çıkmıştır.
Biri Kürt kadınlarının hareketi. Bu kadın gerillalar imgesinde ifadesini bulmaktadır.
Bir de şehirlerde sokağa çıkan modern hayata giren işçi ve öğrenci kadınların hareketi vardır. Bu da şehirlerin sokaklarını dolduran türbanlı genç kız ve kadınlarda ifadesini bulmaktadır. Bu hareket AKP’yi desteklemiştir.
Aslında bir üçüncü Kadın hareketi daha vardır ama devletin Tıpkı Alevileri ve laikleri Kürt hareketine karşı kışkırtarak egemenliğini sürdürmesi gibi, başı açık kadınların AKP’ye direnişleri olan bir kadın hareketi daha vardır. Bu kadınlar Türbanlı kadınlarla ittifak yapacak yerde onları kendine düşman gibi görerek aslında saçma bir bölünmeyi ebedileştirmektedirler. Ama batının tipik, saçını sarıya boyamış kadınları da aslında kadınların var olan özgürlüklerinin kaybedilmesi korkusuna dayanmaktadır ama devlet ve ırkçılar, yani yukarıda sözü edilen güçler, bunların bu korkusunu, tıpkı Alevilerin korkularını Kürtlere yöneltmeleri gibi (Uğur Mumcu cinayetleri, Sivas katliamları Alevi ve Laiklerin Devlet tarafından yedeğe alınmasının araçlarıydı) bu kadınların korkularını, AKP’ye ve Kürtlere yöneltmektedir.
Tıpkı Alevileri kazanmak için olduğu gibi bu kadınları da kazanmak için Kürt Özgürlük hareketinin bıkmaksızın çaba göstermesi gerekmektedir.
*
İşte bu bağlamda HDP acil olarak böyle bir yasa teklifi yapmalıdır: kadınların silah taşıma hakkı ve erkeklerin silah taşımasının yasaklanması.
Bunu sadece toplumun gündemine getirip tartıştırmak bile önemlidir. Elbet bu hükümet bunu engellemeye çalışacaktır. Ama “deliye taşı andırmak” gerekmektedir. Kadınların aklına silahlanmayı ve erkekleri silahsızlandırmayı düşürmek gerekmektedir. Bugün uygulama olanağı bulunmasa bile uygun zamanda bu fikirler yeşerme olanağı bulabilir.
Kaldı ki kadınlar böylece fiilen kendileri silahlanmaya başlayabilirler. Milyonlarca kadın siyahlı dolaşmaya başladığında var olan erkek yasaları tüm geçerliliğini yitirir.
*
Öte yandan işçi hareketinin ve sosyalist hareketin bugün unutulmuş bulunan“Geçişsel Talepler” diye ifade ettiği bir deneyi vardır. Toplumun önündeki acil sorunlar için öylesine somut talepler önerilir ki, onlar hem o soruna acil bir cevap olurlar; hem de halkın kendini örgütlemesi ve ilerde gereğinde bir ikili iktidar organlı oluşturabilmesi için mekanizmaları yaratırlar.
Örneğin İşverenler iflas ediyorum kar edemiyorum diyerek işçileri isten mi atıyor. Firmaların tüm hesaplarının açıklanması ve firmanın denetiminin işçilere verilmesi. Mülkiyeti kapitalistte dursun.
Türk devletinin en büyük korkusu budur. Örneğin İzmit Depremi’nde halkın kendi örgütlülüğü ve dayanışması başlayınca devletin bütün dikkati bu organizmaları parçalayarak tüm yardım ve dayanışma çalışmalarını kendi denetimine almaya yöneldi ve bunu başardı.
Kadınların silahlanması ve erkeklerin silahsızlandırılması böyle bir geçişsel talep özelliği taşımaktadır.
Sistem içinde uygulanabilir; ezilenleri örgütler ama aynı zamanda o sistemin sınırlarını gösterip varlığını tehlikeye atar.
Kürt hareketi ve Öcalan, İşçi ve Sosyalist hareketin bu deneyini bilmez ama kendisi bunu yeniden keşfetmiştir.
Öcalan’ın “her şeyi devletten beklemeyin, kendiniz yapın, örgütleyin” demesi genellikle bu anlamdadır.
Kürt hareketi bu sayede geniş kitlelerin bir “alternatif devlet” gibi örgütlenebildiği organlar oluşturabilmektedir.
Kadınlar da her şeyi devletten beklememeli.
O yasa çıkarmıyorsa kendileri fiilen uygulayabilirler.
*
Kadınların silahlanması ve Erkeklerin silahsızlandırılmasının hem demokrasiyi genişletmek hem de acil olarak Erdoğan’ın diktatörlük heveslerini engellemek ve var olanı savunmak için de çok büyük bir önemi bulunmaktadır.
Türkiye’deki dişinden tırnağına örgütlü, (“Kontr Gerilla” veya “Seferberlik Tetkik Kurulu” veya “Özel Savaş Dairesi” veya “Ergenekon” veya “Derin Devlet” denen) güç esas olarak erkeklere dayanan; erkekler arasında örgütlü bir güçtür. Toplumun yarısı olan kadınlar şükür ki bu güç tarafından örgütlenmemiştir ve kullanılamamaktadır.
Eğer kadınların silah taşıma hakkı olur ve erkeklerinki yasak olursa, bu güç birden bire felç olur.
HDP diyelim ki Trabzon’da toplantı yapmaya gittiğinde kadınlar bu örgütlenmenin dışında olduğundan ve silah taşıma hakları olduğundan anti demokratik saldırılar durur, devlet en güçlü ve tehlikeli aracını kullanamaz olur.
*
Öte yandan acil olarak da şu seçim döneminde gereklidir.
Erdoğan’ın kaderi gücünü korumasına ve arttırmasına bağlıdır. En küçük bir zaafı kaçınılmaz olarak hızlı bir düşüş getirecektir.
Bu nedenle HDP’nin oyunun yüzde onu aştığı veya aşacağı ortaya çıktıkça, bu gidişi durdurmak için muhtemelen en kanlı ve korkunç provokasyonla başvurarak Batı’da, kadınlarda ve Alevilerde oluşan ilgiyi ve yönelişi durdurup HDP’yi yine Kürt ve Kürdistan gettosuna tıkmayı ve böylece yüzde onun altında tutmayı deneyecektir.
Bunun için her şey de hazırdır. Dün tutukladığı Ergenekon, bugün artık serbesttir. Hatta Vatan Partisi gibi partilerde örgütlenmiş ve Erdoğan’a desteğini ilan etmiş bulunuyor.
Yani ikisinin de çıkarı ortaktır artık. İlişkiler de eskisi gibi değildir.
Bir provokasyon için tüm örgütsel ve çıkarsal koşullar bulunmaktadır.
Muhtemelen Nisan ayı bu provokasyonların zirve yaptığı günler olacaktır.
Çünkü 24 Nisan, Ermeni katliamının yüzüncü yıl dönümüdür. Devletin bütün baskıcı ve inkarcı güçlerini toparlayıp, seferber edip bir saldırı başlatacağı zamandır.
Bu aynı zamanda seçimlerin arifesine de denk gelmektedir.
Bütün bu olasılıklar nedeniyle kadınların silahlanması ve erkeklerin bir tırnak çakısı taşımalarının bile yasaklanması, az çok barışçıl bir seçim atmosferi için de zorunlu bir ön koşul olarak ortaya çıkmaktadır.
Kadınların, Demokrasinin, Kürtlerin, Alevilerin, Laik yaşam tarzındakilerin kaderi ortak.
Kaderi ortak olanların ortak bir davranışı gerekiyor. Kadınlar silahlanırsa, bundan Kürtler de, yaşam tarzı farklı olanlar da, Aleviler de ve son duruşmada Demokrasi de kazançlı çıkacaktır.
Demir Küçükaydın
13 Mart 2015 Cuma
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları














































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.04.2020
30.03.2020
19.03.2020
18.03.2020
17.03.2020
10.03.2020
2.03.2020
1.03.2020
2.02.2020
3.01.2020