Etyen MAHÇUPYAN
Yeni İttihatçılığın adım adım olağanlaşıp normalleşmesi onu ‘görmeyi’ zorlaştırıyor. Siyasete ve iktidara eleştirel bakanlar hala vatandaşlık bağlamındaki meseleleri öne çıkarmakla yetiniyorlar. Oysa benlik alanında bir benzeşme, aynılaşma dalgasının içinde sürükleniyoruz.
Büyük harflerle yazılan geçmiş ve gelecek, bugünü neredeyse anlamsız kılıyor. Toplumun büyük kısmı modern anlamıyla siyasetle ilgilenmeyip, modernliğe alternatif olması istenen bir ‘büyük’ siyasetin cazibesine kapılıyor.
Modernliğin yıpranması ve küreselleşme dinamiği söz konusu yeni eğilimin de önünü açtı. Onu mümkün hale getirmekle kalmayıp, somut strateji ve politikalarla tanımlanabilmesini sağladı. Nihayet bilgi ve iletişim alanındaki teknolojik sıçrama ve yaygınlaşma, bir yandan bu tabloyu bulanıklaştırırken, diğer yandan da toplumla siyasetin iç içe geçmesine vesile oldu.
Öyle ki dış gelişmeler bir bütün olarak Türkiye devletine (siyaseti ve ‘milletiyle’ birlikte) ülkeye yeni bir yön çizme ve bunu hayata geçirme fırsatı verdi.
Yine de bu imkanın Yeni İttihatçılığın bir ‘rejim’ olarak yerleşmesi için yeterli olduğunu öne süremeyiz. Hayat bize hemen her zaman yeni imkan sunabilir ama esas mesele bizim o imkanı nasıl algıladığımız ve anlamlandırdığımız, nasıl bir bağlama oturttuğumuzdur. Nihayette belirleyici olan koşullar değil zihindir…
Öte yandan iç koşulların dış koşullardan etkilendiği, kendine has bir gerçeklik ‘konjonktürü’ ürettiği de açıktır. Nitekim modernliğin yıpranması ile Kemalizm’in bir yönetim cihazı olarak giderek yetersiz hale gelmesi arasındaki paralelliği görmezden gelmez zordur. Farklı kültürleri ve dinleri hazmetmekte zorlanan bir Batı varken, dindarları kamusal alan dışında tutmayı hedefleyen bir Kemalizm’in prestij kaybetmesi doğal gözüküyor.
Her halükarda 1990’lar Kemalizm’in Ulusalcılığa evrilmesine ve hızla tükenmesine sahne oldu. Ulusalcılık Kemalizm’in kimlik tanımında ufak bir değişikliği ima etti. Kemalizm’in ‘yumuşak Türklük – sert laiklik’ anlayışı ‘sert Türklük – çok sert laiklik’ şeklinde uç noktaya taşındı.
Ancak bu zorlama ilginç bir açılımla birlikte geldi: Ulusalcılık benlik alanındaki doyumsuzluğa yanıt getiren bir tutum olarak ortaya çıktı. Batı karşıtlığı, emperyalizmle mücadele, bağımsızlık ideali, bölgede nüfuz artırımı, yayılmacı arzular birer siyasi içeriğe dönüştü.
Böyle bakıldığında Ulusalcılığın Kemalizm’le Yeni İttihatçılık arasında doğal bir köprü, bir geçiş oluşturduğu söylenebilir. Yeni İttihatçılığın benlik alanındaki yaklaşımı Ulusalcılığınki ile örtüşüyor. Tek ayrım kimlik (laiklik) konusunda, ama yaşananlar Ulusalcılığın ‘büyük Türk milleti anlatısı’ uğruna laikliği kolayca kenara koyabildiğini gösteriyor.
Diğer deyişle Kemalizm’i kurtarma, onu sahiplenme misyonuyla yola çıkan Ulusalcılık, sonuçta Yeni İttihatçılığın laik kesimde de benimsenmesinin zeminini oluşturdu. Ve böylece Kemalizm bizzat kendi ‘çocuğu’ tarafından tarih sahnesinin dışına itildi.
Kemalizm’in sahneden düşmesi son yüzyılın yeniden değerlendirilmesini teşvik etti. Bir anda ideolojik arayış olarak Cumhuriyet’in öncesine gitmiş olduk. Ve üstelik şimdi Batı ya da modernlik bir referans değildi… Ülkenin yeni bir resmi ideolojiye, muhtemelen yeni bir cumhuriyet anlayışına ihtiyacı vardı, ama henüz bunun nasıl şekilleneceği belli değildi.
Söz konusu ideolojik boşluk bir anda Yeni İttihatçılık ile dolmadı. Bunun için 15 yıl daha geçecekti… Çünkü ideolojik boşluklar bir anda kendiliğinden kapanmıyor. Farklı ideolojik alternatiflerin denenmesini, elenmesini, bu arada toplumun zihinsel açıdan bir arayışa girmesini, en azından daha ‘esnek’ hale gelmesini gerektiriyor.
Ulusalcılığın 28 Şubat’la birlikte iflasının hemen ardından AK Parti dönemi başladı ve bu partinin İttihatçılığa yatkın olduğuna dair hiçbir emare yoktu. Aksine yeni iktidar modern tasavvurun vatandaşlık algısını pekiştiren hamlelerle işe girişti. İronik olarak, Kemalizm ideolojik olarak tükenmişken, onun tam zıddı sayılan ‘İslami’ parti Kemalist paradigmanın içinden kendisine yol arıyordu.
AK Parti İslami siyasette yeni küresel imkanlara uyum sağlayan ideolojik ve sosyokültürel kaymaların sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Bu yeni dalganın talepleri doğrultusunda kültürel muhafazakarlığı dünyaya entegrasyoncu, özgüvenli, değişimci, eşitlikçi (telafi edici) bir siyasetle birleştirmeyi hedefledi. İslamcılığın siyasi idealleri arka plana kaydı. Çeperden merkeze yönelen büyük bir toplumsal hareketlilik eşliğinde kamusal alanın genişletilme çabasına girişildi. Eklemek gerek ki özgürlük ve adalet anlayışının evrensel ilkelere ulaşması fikir olarak istense de pratikte becerilemedi. AK Parti bu yönüyle cemaatçi niteliğini sürdürdü.
Vesayetçi rejim karşısında hareket alanı açmaya çalışan AK Parti kendi bekası ve (demokratik) meşruiyetini garanti altına almak üzere adımlar attı. İlk 7 yıl iktidarda kalıcılığını sağlamak üzere (ordu ve yargı ‘saldırısı’ karşısında) Gülen cemaati ile iş birliği yaparken, meşruiyetini AB uyum sürecini ilerletmekte aradı. Sonraki 6 yılda ise dengeler değişmişti. (Gülencilerden kopuşla birlikte) beka için askere yanaşıldı, buna karşılık Kürt meselesinin barışçı çözümü yönünde verilen uğraş meşruiyeti sağladı.
Bu ilk 13 yılda AK Parti’nin kendi siyasi bekası ile (Batı dahil) kamuoyu nezdinde demokratik meşruiyetini garanti etmek üzere (ikisi arasında) denge kurduğunu görüyoruz. 2015 sonrası bu denge ortadan kalkacak ve yerini bütünleşmeye bırakacaktır… Diğer deyişle 2015-16 yılları içinde AK Parti beka/meşruiyet ikilemini aştı.
Bu hamlenin iki ayağı vardı. Biri Erdoğan’ın parti içinde tek adam haline gelirken, tabanın cemaatçi nepotizmin avantajlarından hareketle doğrudan liderle bağ kurması, Türklüğün öne çıkması, millet adına kalkınmacı, büyümeci, ihtiraslı bir yeni idealin ortaya konmasıydı. ‘Yerli ve milli’ ibaresi dindarların Türklükle yeniden buluşmasını, kaynaşmasını, ‘tekleşmesini’ ifade ediyordu. İkinci ayak ise Erdoğan’ın orduyu aşan bir devlet fikrini temel alması, böylece kurumsal yapının dışında bir ideolojik ve iradi ağ olarak devlete yanaşması, kendisini gerçekçi ve mantıklı bir partner haline getirmesiydi.
Gülenci (yolu açılmış ve yarıda kalmış) darbe girişimi devletle Erdoğan arasındaki mesafeyi bir anda o denli kısalttı ki, neredeyse yeni bir organik irade ortaya çıktı. Böylece beka ve meşruiyet ihtiyacı tek bir ilişkide, o ilişkinin derinleşmesinde karşılanmış oldu. Erdoğan ve AK Parti Kemalist ordu ve yargıyı aşan bir ‘devletin’ yürütücü öznesi haline geldi.
Aynı süreç İslamcılığın veya dini hassasiyeti temel olan ‘kültürcü’ siyasetlerin de ideolojik açıdan sonunu ilan etti. Erdoğan zaten o yönde adım atmıştı. Gülen cemaatinin tasfiyesi ve ‘kamu vicdanında’ mahkum edilmesi Türkiye’de İslamcılığın siyasete talip olma ihtimalini ortadan kaldırdı. Rejim laiklik üzerine oturacak ama bu laiklik dindarların ihtiyaç, istek, farklılık ve bazı hayallerini kamusal alanda yaşatmasını sağlayacaktı. Bu bir ‘izin verme’ değil, ‘garanti’ etme olarak okunmalı. Laiklikten taviz verilmiyor, milliliği ideolojik temel haline getirecek bir yeni laiklik üretiliyordu.
Altını çizmekte yarar var, Gülencilerin esas rakibi hiçbir zaman AK Parti olmadı. Erdoğan’ın gitmesi haline işlerinin kolaylaşacağına 2012 yılında karar verdiler. Ancak asıl rakip MHP idi… Bütün uğraşları AK Parti’nin çeşitli kamu kurumlarında MHP ile olan alt kademe ilişkilerini kesmek, devlet bürokrasisini MHP kadrolarından bütünüyle temizlemek ve o boşluğu bizzat doldurmaktı.
Bunu da büyük çapta başardılar… Dolayısıyla 2016 darbe girişiminden sonra MHP’nin bir anda ‘devlet adına’ aktörleşmesi şaşırtıcı olmadı. Bu kez de bürokrasiden Gülenciler temizlendi ve yerine MHP’liler geçti.
Ancak devlet aklı (ya da kimin aklıysa) bundan fazlasını öngördü… Cumhurbaşkanlığı sistemi sayesinde Erdoğan ile kalıcı bağlar kuruldu. ‘Devlet’ nosyonu Kemalist ‘mümeyyiz’ konumundaki ordu ve yargının ötesinde (hukuk dışına çıkabilen ‘milli’ çetevari örgütlenmeleri de içerecek şekilde) genişledi ve ‘yerli milli’ kadrolara tahsis edildi. Nitekim ordu ve yargı da artık geçmişteki Kemalist hassasiyetin uzağında, bizzat ‘yerli milli’ olma gayreti ve ispatı içinde.
Kemalizm ve İslamcılığın yönetim anlayışı ve cihazı olarak siyasetin dışına itilmesi, Türkiye’deki devletçi siyasi elitin ideolojik zincirlerden kurtularak ‘öze’ dönmesini teşvik etti. Küresel ortam zaten buna müsaitti. AK Parti’nin ‘Erdoğanlaşması’ ve Gülencilerin tasfiyesi bulunmaz bir nimet gibi algılanmış olmalı. Hatta gelecekte devletin bazı aktörlerinin Erdoğan ve Gülen cemaatini bu farklı ‘kaderlere’ doğru teşvik ettiği ortaya çıkarsa pek şaşırmamalı…
Böylece yeni bir psikolojik ve ideolojik hegemonya inşa edildi…
Yeni siyasi sistem şimdi yeni anayasa ile birleşecek ve ‘ilanihaye’ kalıcı olması beklenen, bu ‘milletin özünü’ yansıtan yeni bir rejimin yerleşmesini sağlayacak.
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024